Yaz?c? Sürümü
Nuru´l-İzah / Orucu Bozan Keffaret Gerektirmeyen Şeyler

Gündüzün Oruçları Bozulduktan Sonra Oruç Tutmaya Devam Etmesi Gerekenler
Oruçluya Mekruh Olan ve Olmayan Şeyler île Oruçluya Müstehap Olan Şeyler
Oruçluya Mekruh Olan Şeyler
Oruçluya Mekruh Olmayan Şeyler
Oruçluya Müstehap Olan Şeyler
Arızî Şeyler
Hastalar, Hamile ve Emzikli Kadınlar
Yolcu.
Oruç Tutmayan Özür Sahibinin Yapması ve Yapmaması Gereken Şeyler
Pir-i Fânî (Yaşlı)
Ömür Boyu Oruca Nezretmek.
Fidyenin Verilemeyeceği Haller
Nâfîle Bir Orucu Bozmak.


ORUCU BOZAN FAKAT KEFFÂRETİ GEREKTİRMEYEN ŞEYLER1


Bunların sayısı elli yedi olup şunlardır:

(1) Oruçlu bir kimse pişmemiş pirinç,

(2) yahut hamur,

(3) ya­hut un,

(4) yahut bir defada çokça tuz,

(5) yahut yemesini alışkan­lık haline getirmediği kilermeni dışındaki kil,

(6) yahut çekirdek,

[7) yahut pamuk,

(8) yahut kâğıt,

(9) yahut olgunlaşmamış ve pişi-rilmemiş ayva,

(10) yahut yaş (olgunlaşmamış) ceviz yese;

(11) ya­hut çakıl taşı

(12) veya demir

(13) veya toprak

(14) veya taş yutsa,

(15) yahut makatına

(16) veya burnuna ilâç damlatsa,

(17) yahut

Bu hususta genel bir kaide olarak şunları söylemek mümkündür: Gıda ol­mayan ve gıda özelliği taşımayan herhangi birşey (yenilse), yahut (yenilen şey) gıda olmak veya gıda özelliği taşımakla beraber (yiyen kimsenin) şer´î bir özrü bulunsa veya bu gıdaların herhangi bir kusuru bulunsa, bu gibi şeyleri oruçlu bir kimsenin yemesi veya bunların, oruçlunun dimağına ulaşması halinde tutulan orucun kaza edilmesi gerekir, keffâret lâzım gel­mez.

Öte yandan tam olarak (cinsel ilişki sayılamayacak ve) şehevî tatmin sağlamayan davranışlar keffâret değil, yalnızca kazayı gerektirdiği gibi, kâğıt ve ceviz kabuğu gibi hiçbir gıdaî özelliği bulunmayan maddeler yutulduğunda da aynı şekilde yalnızca kaza lâzım gelir, keffâret değil.

Şer´î özür ise şudur: Bir kadın oruçlu olduğunu bilerek yese veya içse ve aynı günde de hayız görmeye başlasa, bu kadına sadece kaza lâzım gelir, keffâret değil...

Pişmemiş pirinç yahut içerisine yağ veya şeker kanştmlmamış hamur gibi gıda yönünden bir eksiği bulunan şeylerden yenilse keffâret değil, kaza lâzım gelir, çünkü normal olarak bunları insanların canı çekmez. Dolayısıyla bunları yemek tam bir gıdalanma değildir.

Tam olarak şehevî tatmin sayılamayacak şeyler ise; bir ölüyle veya bir hayvanla cinsel ilişkiye girmek veya bacaklardan istifâde etmek yahut da öpmek suretiyle meniyi getirmek gibi davranışlardır.

boğazına birşey dökse (oruç bozulur keffaret lâzım gelmez, ki) en doğrusu da budur.[1]

(18) Yahut kulağına yağ veya su damlatsa, (aynı şekilde oruç bozulur, kefîaret lâzım gelmez) doğrusu da bu­dur. (19) Yahut karnında

(20) veya başında bulunan bir yarayı te­davi için sürdüğü ilaç (karın) boşluğuna veya beynine giderse,

(21) yahut boğazına yağmur

(22) veya kar gider, fakat bunu isteğiyle yutmazsa,

(23) yahut ağzına (veya burnuna) aldığı su yanlışlıkla içine kaçarsa,

(24) yahut cinsel ilişkiyle de olsa bir kimse orucu bozmaya zorlanırsa,

(25) yahut kadın cinsel ilişkiye zorlanırsa,

(26) yahut câriye olsun, nikahlı (hür) kadın olsun sundukları hiz­metler yüzünden hastalanacakları endişesiyle oruçlarını bozarlar­sa,

(27) yahut oruçlu uyurken birisi ağzına su dökerse,

(28) yahut unutarak yedikten sonra, (unutarak yendiğinde orucun bozulma­yacağına dair hadis-i şeriften) haberdar olsa dahi[2] bilerek ye(meye devam ede)rse (keffaret lâzım gelmez ve) en doğrusu da budur;

(29) yahut unutarak cinsel ilişki kurmasının ardından kasden cin­sel ilişki kur(maya devam ed)erse,

(30) yahut geceden değil de oru­ca gündüz niyet edip sonra da bozarsa,

(31) yahut (geceden oruca niyet etmişken) sabah yolculuğa çıkıp (sonra) ikâmete niyet ettik­ten sonra orucu yerse,

(32) yahut (geceden niyet edip) sabahleyin mukîm iken yola çıktıktan sonra orucu yerse,

(33) yahut-oruçlu olup olmamak gibi bir niyet beslemeksizin (yeme, içme ve benzeri şeylerden gün boyu) sakınırsa,

(34) yahut tan yeri ağardığı halde, ağarıp ağarmadığı hakkında şüphe içerisinde iken sahur yer

(35) veya cinsel ilişki kurarsa,

(36) yahut güneş batmadığı halde battı­ğım sanarak orucunu açarsa;

(37) yahut ölüyle veya

(38) hayvanla cinsî ilişki kurmak

(39) yahut bacak veya

(40) karın (bölgesine) temas etmek

(41) yahut öpmek veya

(42) dokunmak suretiyle meni gelirse;

(43) yahut ramazan orucunu edanın dışında tuttuğu bir orucu bozarsa (kaza değil keffâret lâzım gelir.

(44) Öte yandan) uyumakta olan oruçlu bir hanımla cinsî temas kurulursa

(45) veya oruçlu bir hanım, tenasül uzvuna birşey damlatırsa (bu hanımın orucu bozulduğu halde keffâret lâzım gelmez), ki en doğrusu,da budur.

(46) Yahut (oruçlu bir kimse) suyla ıslanmış

(47) veya yağlı parmağını makatına sokarsa

(48) veya bir hanım bu durumdaki parmağını fercine (tenasül uzvuna) sokarsa (bu kimselerin oruçla­rı bozulduğu halde kefîaret lâzım gelmez), tercih edilen de budur.

(49) Oruçlu bir kimsenin makatına soktuğu bir parça pamuk ma­katında kaybolursa

(50) yahut (bir hanım böyle birşeyi) tenasül uzvuna sokarsa,

(51) yahut (oruçlu bir kimse) boğazına kendi iste­ğiyle duman çekerse,

(53) yahut ağız dolusu olmasa dahi (kasden) kusarsa[3] (keffâret değil, kaza lâzım gelir) ki nakledilen haberin zahirine göre de bu böyledir; Ebû Yûsuf ise kusmuğun ağız dolusu olmasını şart koşmuştur ki bu da doğrudur.[4] (53) Yahut (oruçlu bir kimse elinde olmayarak) ağız dolusu kustuğunda oruçlu olduğunu bile bile bu kusmuğu yeniden içine çekerse,

(54) yahut dişlerinin arasında bulunan nohut büyüklüğündeki birşeyi yerse,

(55) yahut gündüzün, henüz niyet etmeden tuttuğu orucu unutarak bozduk­tan sonra oruca niyet ederse,

(56) yahut bayıhrsa; -isterse bir ay boyunca baygın kalmış olsun. Ancak bayılmanın meydana geldiği gün veya gecenin orucu kaza edilmez.-

(57) yahut (oruçlu) delirir ise -fakat bu hal bir ay boyunca devam etmezse- keffâret değil, ka­za lâzım gelir. (Deliren bir kimse) gece veya gündüz niyet zamanı geçtikten sonra ayıhrsa (o günün orucunu) kaza etmesi icab eder, ki doğrusu da budur.



Gündüzün Oruçları Bozulduktan Sonra Oruç Tutmaya Devam Etmesi Gerekenler


Orucu bozulanlar, tan yeri ağardıktan sonra temizlenen hayızlı ve lohusalar,[5] erginlik çağma gelmiş çocuklar, tan yeri ağar­dıktan sonra Müslüman olan kimseler günün geri kalan kısmım oruçlu geçirmelidirler. (Ayrıca) son ikisi hariç [6] bu durumda olan­ların o günkü oruçlarım kaza etmeleri de gerekir.



Oruçluya Mekruh Olan ve Olmayan Şeyler île Oruçluya Müstehap Olan Şeyler


Oruçluya Mekruh Olan Şeyler


Oruçluya yedi şey mekruh olup şunlardır:

(1) Bir şeyi tatmak

(2) veya Özürsüz olarak herhangi birşey

çiğnemek,[7]

(3) sakız çiğnemek,[8]

(4) meninin gelmesinden veya cin­sel ilişkiyle sonuçlandırmaktan emin olunmadığı takdirde Öpmek veya

(5) oynaşmak, ki rivayetin zahirine göre de bu böyledir;

(6) tükrüğü ağızda (kasden) biriktirip yutmak,

(7) (tedavi maksadıyla vücuttan) kan çıkartmak,[9] ve kan aldırmak gibi bünyeyi halsiz bı­rakacağı zannolunan şeyler yaptırmak.



Oruçluya Mekruh Olmayan Şeyler


Oruçluya mekruh olmayan dokuz şey şunlardır:.

(1) Kendine güvenildiği. takdirde öpmek

(2) ve oynaşmak,

(3) bıyığı yağlamak,

(4) (göze) sürme çekmek,

(5) kan aldırmak, (teda­vi maksadıyla vücuttan) kan çıkartmak;[10]

(6) günün sonunda, yaş veya suyla ıslatılmış dahi olsa, misvak kullanmak; aksine, misvak kullanmak günün evvelinde olduğu gibi, (günün sonunda dahi)

sünnettir.[11]

(7) Abdestin haricinde ağıza ve

(8) buruna su vermek, ;

(9) yıkanmak, serinlemek için ıslak elbiseye sarınmak, ki fetva da auna göre verilmiştir.



Oruçluya Müstehap Olan Şeyler


Oruçluya üç şey müstehaptır:

(1) Sahur yemek,

(2) sahuru ge­ciktirmek,

(3) bulutlu olmayan günlerde utan (tehir etmeyip) acele etmek.



Arızî Şeyler[12]

Hastalar, Hamile ve Emzikli Kadınlar

Hastalığının artacağından veya iyileşeceğinin gecikmesinden endişe edenlerin; aklında bir eksikliğe sebep olacağından yahut öleceğinden, yahut kendisinin veya öz çocuğunun yahut da emzir­mekte olduğu çocuğun hastalanmasından korkan hamile ve emzik­li kadınların -ki bu korku, tecrübeyle kesinlik derecesine yakın bir tahmine, yahut Müslüman, sahasında uzman ve salih bir dokto­run verdiği bilgiye dayandığı takdirde muteber olur-, öleceğinden endişe edilecek derecede susamış veya acıkmış olanların orucu ye­meleri caizdir.



Yolcu


(Tan yeri ağarmadan önce) yola çıkan kimse orucu tutmaya­bilir. (Ama) eğer oruç kendisine zarar vermezse, yol arkadaşlarım çoğu oruçlu iseler ve (yolda yapılan yeme içme) harcamalarına atılmıyorlarsa, (bu durumdaki bir kimsenin) oruç tutması daha âdir. Şayet arkadaşları harcamalara iştirak ediyorlar veya oruç utmuyorlarsa topluluğa uymak için yemesi daha iyidir.



Oruç Tutmayan Özür Sahibinin Yapması ve Yapmaması Gereken Şeyler


Daha önce de temas edildiği gibi, oruç tutmamayı mazur gös-erecek hastalık, yolculuk ve benzeri bir özre sahip olanların bu ızürleri ortadan kalkmadan evvel Ölenlerin (yedikleri günlerin :effâreti için) vasiyet etmeleri gerekmez. Mukîm ve sağlıklı olduk-arı ölçüde ve güçleri yettiği kadarını kaza ederler. Kaza oruçları­mı peşpeşe tutulması şart değildir. (Kaza orucu tutulurken) diğer rir ramazan ayı gelse, buna öncelik verilerek kaza orucu daha son-*aya bırakılır. Bu tehir yüzünden fidye verilmesi gerekmez.



Pir-i Fânî (Yaşlı)[13]


Çok yaşlı erkek ve kadınlar oruç tutmayabilirler, (ammadıkları) her gün için yarım sâ´ buğday vermeleri gerekir.



Ömür Boyu Oruca Nezretmek


Bir kimse Öbür boyu oruç tutmayı nezreder ve (ailesinin) geçi­mi için çalıştığından dolayı tuttuğu oruç (kendisini) zayıf düşürür-se, yer ve fidye verir. Fidye vermek de zor gelirse, Allah sübhâne-hu ve teâlâya (tevbe ve) istiğfar eder.



Fidyenin Verilemeyeceği Haller


Bir kimse pîrfânî iken kendisine yemin veya katil (öldürs) keffâreti lâzım gelse de[14] âzâd edecek bir (köleye) sahip bulun asa yahut pîr-i fânî oluncaya kadar oruç tutmasa, böyle bir kim-nin keffâret orucu yerine fidye vermesi caiz olmaz. Çünkü bu uç, başka birşeyin yerine tutulan bir oruçtur.



Nâfîle Bir Orucu Bozmak


Nafile bir oruç, rivayete göre herhangi bir mazerete dayan-Lasa da bozulabilir. Ziyafet (misafir ağırlama) ise» kuvvetli görüşe azaran hem misafiri ağırlayan, hem de misafir için bir mazeret lup (böyle bir durumda"oruç bozanlara) büyük bir müjde vardır.[15] [angi durumda olursa olsun nafile oruç bozulduğunda, kaza edil-lesi gerekir;[16] ancak şu beş günde (yani) İM (dinî) bayram günle-iyle teşrik günlerinde başlanılan (nafile) oruç bozulduğunda ivâyetin zahirine göre kazası lâzım gelmez.[17](Yine de) her şeyin n doğrusunu Allah Teâlâ bilir.

|





--------------------------------------------------------------------------------

[1] Yani makatına, burnuna ve ağzına ilaç vb. şeyler dökmekle keffaret lâzım gelmez denilmek isteniyor. Ama Ebû Yûsuf bu üçünün de keffareti gerektireceği görüşündedir.

[2] Nitekim Efendimiz (AleyhissalâtÜ vesselam), unutarak yiyen ve içenin oru­cunun bozulmayacağını şu hadis-i şerifinde haber veriyor:

"Kim oruçluyken unutarak yer veya içerse (orucunu bozmayıp) tamamlasın." .

[3] Rivayet olunan haberin zahirine göre kasden kusup oruç bozulduktan sonra£|

ağzın kusmukla dolu olup olmaması arasında fark yoktur. Nitekim Efendimiz (Meyhissalâtü vesselam): "Kim kasden kusarsa (orucunu) kaza etsin´% buyuruyorlar.

[4] Ebû Yûsuf, bir kimse kasden kusar da kusmuğu ağzım doldurursa oruç bozulur, kaza etmesi gerekir, keffâret değil... Ama eğer ağız dolusundan az| kusarsa, ne kaza lâzım gelir, ne de keffâret... Çünkü ağzı doldurmayan kus­muk yok kabul edilir; nitekim bu, abdesti de bozmaz. Ancak ister az, isterse| çok kusulsun çıkan kusmuğun geri yutulma ması halinde bu böyledir.



[5] Hayız ve nİfasin gerçekleşmesi halindeyse yeme(yip oruç tut)maya devam etmek haramdır. Çünkü hayızlı ve nifaslılarm oruç tutmaları haram olup, harama benzeyen davranışta bulunmak da haramdır.

Hasta ve yolcunun ise aynı şekilde yememeye devam etmeleri gerek­mez. Çünkü bunların yemelerine müsâade edilmesi karşılaştıkları güçlükten dolayıdır. Bunları oruçlulara benzemeye zorlamış olsak, bu duru­mu (değiştirmiş ve) bozmuş oluruz. Ne var ki hasta olsun, yolcu, hayızlı ve lohusa olsun bunlar oruçlarını açıktan açığa yememelidirler.

[6] Son ikisi, tan yeri ağardıktan sonra erginlik çağına gelen çocuk ile yine tan yeri ağardıktan sonra müslüman olan kimsedir.

Bunlar, imsak vaktinin başlangıcı olan tan yerinin ağardığı vakitte oruç tutmakla emrolunmuş bulunmadıklarından, tutamadıkları bu oruçları kaza etmeleri gerekmez. Bunlar o vakit oruç tutmaya ehil bulunmadıkları için oruç tutmaları farz değildir. Ama vaktin bir kısmı geçtikten sonra çocuk bulûğa erse ve kâfir Müslüman olsa bunlara namaz farz olur. Çünkü bunlar vaktin namaz kılınabilecek bir kısmına, namaz kılmaya ehil bir halde iken yetişmiş bulunuyorlar.

[7] Mekruh olmasının sebebi, orucun bozulmaya maruz bırakılmış olma­sındandır. Tutulan oruç, farz olsun nafile olsun bu konuda herhangi bir fark yoktur.

[8] Sakız ağacı (günlük, kenger vs.)den elde edilen sakızı çiğnemek, tükrükle içeriye herhangi birşey gitmese bile mekruhtur. Çünkü sakız çiğneyeni görenler onun birşey yediğini zannederler.

Bu şekilde insanların yanlış anlamalarına yol açacak davranışlarda bu­lunmak doğru değildir. Nitekim Peygamberimiz (Aleyhisselâm): "Allah´a ve âhiret gününe inananlar, (kendilerini) töhmet altına sokacak davranış­lardan kesinkes kaçınsınlar" buyurmuşlardır. Ali b. Ebu Tâlib (Kerremaüa-hu vecheh) de şöyle buyurmuşlardır: "Red ve inkâr etme durumunda kalacağın bir sözü sarfetmekten sakın, isterse öne sürecek bir mazeretin bu­lunsun."

Eğer tükrükle birlikte içeriye birşey gidecek olursa oruç bozulur. Tükrükle içeriye giden şeyler üç türlüdür: İster oruçlu değilken çiğnenmiş olsun ister olmasın, sakız siyahken içeri giden; oruçlu değilken çiğnenmemiş bulunan beyaz sakızla (içeriye giden); oruçlu değilken çiğnenmiş ve fakat dağınıklıktan kurtulmamış beyaz sakızdan içeriye giden şey... İçeriye birşeyin gitmesine yol açmayan beyaz sakız, oruçlu değilken çiğnenmiş ve (dağınıklıktan kurtularak) tamamen toplu bir hale gelmiş olan beyaz sakızdır. İşte oruçluyken çiğnenmesi mekruh olan sakız bu sakızdır.



[9] Yorucu bir iş de tıpkı tedavi maksadıyla vücuttan kan çıkartmak ve kan aldırmak gibidir. Çünkü bu gibi

davranışlar orucun bozulmasına yol açabilirler.

[10] Bu iki şeyden birinin halsiz düşüreceğini zannetmemek şartıyla,

[11] Nitekim Hz. Peygamber: "Misvak kullanmak, oruçlunun en hayırlı I işlerinden biridir" buyurmuştur. (Öte yandan) Rasûlullah (Aîeyhis&elam), % "Oruçluyken günün evvelinde de, sonunda da misvak kullanırdı." Bu husus bilinen birşeydi. Yine Peygamber (Aleyhissalâtü vesselam) Efendimiz -."Mis­vak (kullanmak) sünnettir, binâenaleyh, istediğiniz zaman misvak kullanı­nız" buyurmuştur. Bu hadis-i şeriflerin hepsi göz önünde bulundu­rulduğunda, günün başlangıcıyla sonu arasında bir fark bulunmadığı görülür. Ancak bir kısmında, fark bulunmadığına dair biraz açıklamaya ihtiyaç vardır. İmam Şafiî ise, zeval vaktinden (güneşin tepe noktasındaki | pozisyonundan batıya doğru yönelişinden) itibaren, yani öğle vaktinin | girişinden itibaren misvak kullanmanın mekruh olduğu görüşündedir.

[12] Aız kelimesi Arap dilinde, insanın yüz yüze geldiği şeye denir. Ramazanda 1

onıç yemeyi günah olmaktan çıkaran ve şer´an muteber olan sekiz arızî şey vardır ki şunlardır: (1) Hastalık, (2)

yolculuk, (3) baskıya maruz kalmak, (4)| hamilelik, (5) emzikli bulunmak, (6) açlık, (7) susuzluk ve (8) yaşlılık.

[13] Pîr-i fânî demek oruç tutamayacak derecede yaşlanmış kimse demektir. Bu gibilere "fânî" denilmesi iki sebepten dolayıdır: Birincisi güç ve kuvvetinin fânî olmuş bulunmasından, yani gücünün gitmiş olmasından dolayı; ikincisi ise fenaya, yani ölüme yüz tutmuş olduğundandır.



[14] Bu hususta ölçü şudur: Herhangi bir şeye karşılık tutulanlar değil de rama­zan ve nezir orucu gibi esastan oruç olanların yerine yaşlılık sebebiyle fidye verilebilir. Ancak kefîarete karşılık tutulan oruçların yerine fidye verilemez. Çünkü tutulan keffâret orucu, ancak keffaretin malla karşılanamaması ha­linde caiz olup malla kefîarete bedel olarak tutulur.

[15] Rivayet olunduğuna göre Peygamber Efendimiz (Suttallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuşlardır: "Bir (müslüman) kardeşinin hatırına (nafile) orucu­nu bozan kimseye, bin günlük (nafile) oruç sevabı verilir. (Bozduğu) bir günlük (nafile) orucu kaza eden kimseye de iki bin günlük (nafile) oruç sevabı verilir," Müellif merhumun büyük müjde diye işaret ettiği şey, işte. bu hadis-i şerifte gecen büyük sevaptır.

[16] Yani orucun bozulması ister bir mazerete dayansın ister dayanmasın, oruç ister kasden bozulmuş olsun ister olmasın bütün bunlar, oruca bilerek başlandığı takdirde meydana gelir. Ama oruç tutmakta olduğunu zanneder, sonra da böyle birşey olmadığının farkına varırsa ve farkına varır varmaz j da yerse herhangi birşeyi kaza etmesi lâzım gelmez. Farkına vardıktan î (meselâ) bir saat sonra yerse kaza etmesi gerekir. Bunun sebebi, hatır-g ladıktan sonra biraz vakit geçtiği halde yemeyince sanki oruca niyet etmiş | gibi olacağı içindir.

[17] Bunun sebebi, bu beş günde tutulan orucun bozulması emrolunduğu ve| tamamlanmasının caiz olmadığı içindir. Çünkü özellikle bu günlerini herhangi birinde oruç tutmaya başlamak, yasaklanmış birşeyi irtikâb etmekl ve Allah´ın ziyafetine yüz çevirmek olacağından (bu günlerde başlanılan bir)| orucun bozulması emrolunmuştur. Ebû Yûsuf ile Muhammed ise, bozulan| bu orucun kazası lâzım geldiği görüşündedirler. Çünkü bir ibâdete başlan dığında tıpkı nezir gibi ve mekruh vakitlerde başlanılan namazlar gibi

namaza başlamak arasındaki farkın Ebû Hanîfe´ye göre sebebi, başlanılan bir ibâdetin tamamlanması vacip

bağlayıcı olur, (yani tamamlanması gerekir). Bu günlerin herhangi birinde oruca başlamak ile mekruh vakitlerde

olduğu ve bozulduğunda kaza edilmesi de bu vücûba bağlı olduğu içindir; ama bu günlerin herhangi birinde

oruca başlayanların oruçlarını tamamlamaları vacip değildir.


İnsanların En Güzel Ahlaklısıydı
Enes b. Malik (r.a.) şöyle dedi:Allah Resulü (a.s.), insanların en güzel ahlâklısı idi. Bazen kendisi evimizde iken namaz vakti gelirdi de hemen altında bulunan serginin (düzeltilmesini) emreder, yaygı süpürülür, sonra üzerine su serpilir, daha sonra da Allah Resulü (a.s.), imam olur biz arkasında saf tutardık. O da bize namaz kıldırırdı. Enes´lerin bu yaygısı hurma yapraklarından idi.
Sahih-i Müslim´deki hadis numarası: 1054

Keşke Sana Gelselerdi
Biz elçilerden hiç kimseyi ancak Allah´ın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir şeyle göndermedik. Onlar kendi nefislerine zulmettiklerinde şayet sana gelip Allah´tan bağışlama dileselerdi ve elçi de onlar için bağışlama dileseydi, elbette Allah´ı tevbeleri kabul eden, esirgeyen olarak bulurlardı. (4/64)

Bu site Şeyh hazretlerinin sevenlerince hazırlanmış olup, Haznevi cemaatının ve yüce üstadının resmi sitesi değildir.