Yaz?c? Sürümü
Kendine Güvenen Çocuk Yetiştirme

İçindekiler
Alıştırma Listesi
Giriş..............................................................................................
Anababalar İçin Kişilik Geliştirme Çalışmaları
1. Bölüm. Özgüven (Kendine Güven) Nedir ..................................
2. Bölüm. Yeterince iyi Anababa Olmanın Yollan.........................
3. Bölüm. Sağlıklı Bir Ev Ortamını Nasıl Sağlayabilirsiniz ............
4. Bölüm. Yeterince iyi Bir Aile Olmanın Yolları...
İç Özgüvenin Temelinin Atılması
5. Bölüm. Çocuğunuza Kendisini Sevmeyi
Nasıl Öğreteceksiniz ..........................................................
6. Bölüm. Çocuğunuzun Kendisini Tanımasına
Nasıl Yardımcı Olabilirsiniz ................................................
7. Bölüm. Çocuğunuzun Hedeflerini Belirlemesine
Nasıl Yardım Edebilirsiniz .................................................
8. Bölüm. Çocuğunuzun Olumlu Düşünmesine
Nasıl Yardım Edebilirsiniz ................................................
Çocuğunuzun Dış Özgüvenini Geliştirmesine Nasıl Yardım Edebilirsiniz
9. Bölüm, iletişim Becerisi ve Kendini Tanıtabilme......................
10. Bölüm. Kendini iyi ifade Edebilme.........................................
11. Bölüm* Çocuklarınızın Duygularını Kontrol Etmelerine
Nasıl Yardımcı Olabilirsiniz ..............................................
12. Bölüm. Problem Çözmede Pozitif (Olumlu) Yaklaşımlar...........
13. Bölüm. Anlaşmazlıklarla Başedebilme....................................
14. Yuvadan Uçuş.....................................................................
Alıştırma Listesi
İçgüdüsel anababayı tanıma
İçimdeki çocuğun sabote edici davranışları
Tekrar düş kurmaya başlama
Bilginizi arttırmak için eylem planı
Stres uyarı sinyalleri
Stresi önleyebilmek için eylem planı
Evin kontrolü
Ailenin kontrolü
Benlik saygısı kazanma
Çocukların kendilerini tanımalarına yardım etmek
Çocuğumun hedefleri
Pozitif düşünmeyi teşvik etme
İletişim ve kendini iyi tanıtabilme konularının geliştirilmesi
Kendilerini iyi ifade etmelerini teşvik etme
Duygularla başedebilme
Problem çözme
Anlaşmazlıklarla başedebilme

Giriş
Hiç bir sülünü kıskandığınız oldu mu Evet, ben bundan birkaç ay önce böyle bir duyguya kapıldım. Soyları tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan hayvan türlerinin koruma altına alındığı ve çoğalmalarına yardımcı olmaya çalışılan Manvell Hayvanat Bahçesi´nde çok az rastlanan bir sülün türü gördüm. Kafesinin üzerindeki bilgiyi okuduğumda, içimde bir kıskançlık duygusu kabardı. Bu şanslı kuşa, yanına geçici olarak başka yavrular konarak, "annelik becerilerini geliştirmesi için fırsat tanınıyordu. Yazıyı okur okumaz kocama döndüm ve "Bu, hiç de adil değil! Ben annelik hakkında her şeyi kızlarım Susie ve Laura üzerinde, deneyerek öğrenmek zorunda kaldım!" dedim.
Bu kitapta "yeterince iyi" anne baba olamama ile ilgili endişelerinizi ortadan kaldırabilmeyi amaçlıyorum. Yıllardır hızla değişen, karmaşık ve sürekli bir yarışın hüküm sürdüğü dünyamızda bir başka türün soyunun tükenmesi söz konusu: Kendine güvenen anababalar! Çok doğal bir biçimde ve fazla bir çaba harcamaksızın, kendine güvenen, mutlu ve kendine yeten çocuklar yetiştirebilen, rahat ve suçluluk duygusu duymayan anababalar. Belki, siz de benim gibi, hep ya bir şeyleri doğru yapıp yapmadığı konusunda endişe duyan ya da genellikle hata yaptığı için suçluluk duygusuna kapılan ana-babalardansınız.
Acaba bu konuyu biraz abartıyor muyuz Çocuk psikolojisi ile ilgili ve "yeterince" iyi anababa olma konusundaki umutlarımızı yok eden özel ana baba dergilerinin tümünü yakmalı mıyız
Hayır, elbette hayır. Çünkü, hiçbir şeyi umursamayan mağara devrindeki anababa imajı bazen çok akla yatsa da, her şeyin eskiye dönmesinden ne çocukların, ne de anababaların bir yarar sağlayacağına
inanmıyorum. Bu kitabı okumak üzere elinize aldığınıza göre, sizlerin de Allah´ın geliştirmemiz için bize verdiği aklı kullanarak, onların mutluluğu için elimizden gelen her şeyi yapmamız gerektiği gibi bir sorumluluğu kabul ettiğinizi düşünüyorum.
Zaman zaman çocuklarımızın kendilerine güven duymadıklarını farkettiğimizde, biz anababalar kendimizi suçlu ve biraz da eli kolu bağlı hissederiz, işte, bu kitapta bu tür durumlarda kullanabileceğiniz birtakım öneriler ve stratejiler bulacaksınız. Örneğin, çocuklarınız aşağıda söz edeceğim belirtileri gösterebilirler:
- Parmak emmek ya da yatak ıslatmak gibi "bebeksi alışkınlıklar" çok uzun sürebilir.
- Yardım istemekten utandığı ya da kendini çok yalnız hissetttiği için okulda başarısı düşebilir.
- Yaptığı her işi çok önemseyip, her şeyin eksiksiz olmasını isteyebilir.
- Evinin veya yaşadığı mahallenin güvenli ortamından ayrılmak istemeyebilir.
- Herhangi bir konuda karar vermekte ya da fikrini belirtmekte zorlanıyor olabilir.
-. Birtakım endişeler, korkular, fobiler ya da saplantılar nedeniyle hareketsiz hale gelebilir.
- Geceleri kâbus görerek uyanabilir.
- Sosyal ortamlarda çok utangaç davranıyor olabilir.
- Eleştirilere ve alaylara karşı aşırı duyarlı davranabilir.
- Baş ağrısı, bulantı ya da ciltte döküntü gibi stresten kaynaklanan fiziksel semptomlar gösterebilir.
- Gösteriş yapmaktan ya da yaşça kendinden küçükleri rahatsız etmekten hoşlanabilir.
- Sürekli başkalarını kıskanabilir.
- Övgüleri reddedip, kendini küçümseyebilir.
- iştah kaybı ya da aşırı yeme isteği olabilir.
Bu tür sorunlarla başa çıkabilmek (ya da bu tür sorunların çıkmasını önleyebilmek) için yardıma ve rehberliğe gereksinim duyan ana-babaların sayısının tahminlerin çok üstünde olduğunu bilmeme karşın, bu kitabı yazıp yazmamak konusunda bazı kuşkularım oldu. Bu kuşkularımdan ilki, hem yazar, hem de bir anne olarak kendi hatalarımın farkında olmamın, okuyucularımı fazlasıyla rahatlatması olasılığıydı, ikincisi ise, anababalık konusunda birtakım yanlış inanışlarla ilgili bir çalışma yapıyordum ve bu inanışların anababaların çocuklarını yetiştirirken insiyatif kullanmalarını engellediğine inanıyordum. Fakat sonunda, ideal bir dünyada sülünlerin analık eğitimine, insanların da bu tür kitaplara gereksinimleri olmadığına, ama yine de kişisel ve mesleki görüşlerimi sizlerle paylaşmamam için hiçbir neden olmadığına karar verdim.
Bu kitaptan kimler yararlanabilir
Kaynak olarak kullanabileceğiniz bu kitabı, çocuklarının, kendine güvenen insanlar olmasında daha etkin olmaya, kişiliklerinin gelişmesinde yapıcı ve uygulamalı çalışmalara istekli olan anababalar için yazdım.
Kitapta pek çok ipucu ve prensip olmasına karşın, bunların hiçbirinin mekanik bir aletin kullanım kılavuzundaki bilgiler gibi kullanılmaması gerekiyor.
Bu kitabı ayrıca, anababanın yerini alan (in loco parents - anne ya da babanın yeni eşi, büyükanne ve büyükbabalar, çocuk bakıcıları, öğretmenler vb.) pek çok kişinin de okumaktan zevk alacağına inanıyorum. Aynı zamanda, anababalık becerileri konusunda eğitim veren kişilerin de yararlanması söz konusudur.
Kitabın ikinci yarısındaki konuların (örneğin, başarılı iletişim kurma ve kendini iyi ifade edebilme ile ilgili bilgiler) büyük çocukların da ilgisini çekeceğinden eminim.
Bu kitapta ne tür bilgiler bulacaksınız
• Özgüvenin (kendine güven) anlamının net olarak açıklaması ve çocuklara hem mutlu bir insan olmalarında, hem de kişisel potansiyellerinden tam olarak yararlanabilmelerinde özgüvenin nasıl bir olanak sağlayacağı,
• Çocuğun özgüveninin gelişimini etkileyen anababası, ailesi ve evi ile ilgili niteliklerin neler olduğu,
• Anababalar çocuklarının özgüvenli bireyler olmasını ya da özgüvenlerinin daha da sağlamlaşmasını istiyorlarsa, kullanacakları dil ve almaları gereken önlemlerle ilgili öneriler,
• Çocuklara iletişim kurma, kendilerini iyi ifade edebilme ve duygularıyla başa çıkabilme gibi yararlı birtakım sosyal becerileri kazandırma konularında öneriler,
• Olumsuz bir tavır takınmadan, sorunlar ve anlaşmazlıklarla başa çıkabilmek için kullanılacak bazı stratejiler,
• Çocukların evden dış dünyaya geçiş sürecini başarılı bir şekilde tamamlayabilmeleri için yardımcı olacak bazı ipuçları,
• Anababaların bu kitaptan öğrendiklerini pekiştirmek ve önerileri eyleme dökebilmelerini sağlamak amacıyla kullanabilecekleri bir alıştırma programı.
Bu kitabı nasıl kullanacaksınız
Az önce de belirttiğim gibi, bu kitap dışarıdan yardım almadan tek başınıza uygulayabileceğiniz bir program olarak tasarlanmıştır. Azami biçimde yararlanabilmeniz için, bu kitabı önce baştan sona çabucak okumanız, sonra tekrar başa dönüp, yavaş yavaş, verdiğim alıştırmaları yaparak ve önerileri uygulayarak ikinci bir kez okumanız gerektiğini düşünüyorum.
Eğer yalnız yaşayan bir insan değilseniz, ideal olan, kitabı eşinizle birlikte okumanızdır. Eşlerin anababalık konusunda kesin bir fikir birliğine varması çok ender rastlanan bir durumdur ve bunun, hem ana-babalar, hem de çocukları tarafından kabul edilmesi ve herkesin birbirinin fikrine saygı göstermesi gerekir. Bu kitaptaki programın birlikte uygulanması, anne babaya tartışma fırsatı verecek ve ortaklaşa uygulayacağınız stratejiler ve yaklaşımlar konusunda fikir birliğine varmanızı sağlayacaktır.
Bu kitap, yetenekleri ve yaşları birbirinden farklı olan çocuklar amaçlanarak yazıldığı için, zaman zaman konuları yorumlamak ve alıştırmaları sizin, çocuklarınızın ve yaşadığınız kültürün gereksinimlerine göre uyarlamak zorunda kalabilirsiniz.
Bu kitaptan çocuklarınızın büyüme sürecinde, zaman zaman başvuracağınız bir kaynak kitap olarak yararlanacağınızı umuyorum. Ancak, unutmayın ki, gereksinimlerinize göre uyarlamanız gereken pek çok konu olacaktır.
Özgüven (Kendine Güven) Nedir
Son yıllarda "özgüven" sözcüğünü kullanmak çok moda oldu. Artık, araba, sigorta poliçesi, futbolcu, hatta hatta ruj satışlarında bile özgüven sözcüğü sık sık kullanılıyor. Bu sözcük herkese farklı şeyler ifade ediyor. Öyleyse, önce bu sözcüğü insanlar için kullandığımızda ne anlama geldiğini netleştirmemiz gerekir.
Pek çoğumuzun da bildiği gibi en çok karşılaşılan tanım şudur: "Özgüvenli insanlar, kendilerinden memnun ve kendileriyle barışık insanlardır."
Genel anlamda bu kavram çok net değildir ve kendimiz ya da çocuklarımız hakkında "kendinden memnun" ya da "kendisiyle barışık" terimlerini kullanmak isteyince, hemen birtakım sınırlamalar koymamız gerektiğini farkederiz. Ve işte bu noktada, "Özgüvenli insan nedir " sorusunun yanıtını tam olarak verebilmenin önemini kavrarız.
"Süper Confidence" (Süper Özgüven) adlı kitabımı yazmam konusunda talepler gelmeye başladığında, özgüven sözcüğünün tanımı üzerinde çok düşünmüş ve özgüveni oluşturan değişik özelliklerin bir analizini yapmak zorunda kalmıştım. Bunu da, özgüvenli olduklarından çok emin olduğum insanlarda gözlemlediğim nitelik ve becerilerin bir listesini yaparak başarmıştım. O günden beri de, bu listenin pek çok değişik alanda yararını gördüm. Öncelikle, bu liste benim özgüven geliştirme programlarını daha etkin bir şekilde planlayıp, uygulayabilmemi sağladı. Ayrıca bu liste, kurslarıma katılan bireylerin ve okuyucularımın "özgüven eksiklikleri" konusunda paniğe kapılmamaları gerektiğini, çünkü sorunlarının başedebilecekleri kadar küçük parçalara ayrılmış olabildiğini öğretti. Bundan başka, bu listeyi kendinizi kontrol edebileceğiniz bir mekanizma olarak kullanabilmeniz de mümkün. Örneğin, ben özgüvenimin azaldığı dönemlerde, bu listeyi tarayıp "zayıf" olduğum noktaları saptıyorum ve kendi ruh sağlığımı korumak için bir "kurtarma planı" düşünüp uygulamaya koyuyorum.
Kendi "özgüven analizlerime başladığımda, birbirinden farklı, ama birbirini tamamlayan iki değişik özgüvenin varlığını farkettim: iç ve dış özgüven, iç özgüven kendimizden memnun ve kendimizle barışık olduğumuza dair inancımız ve bu konuda hissettiklerimiz; dış özgüven ise, dışarıya kendimizden emin olduğumuz şeklinde verdiğimiz görüntü ve davranışlardır, iç ve dış özgüven birbirlerini tamamladıkları için, kendi içlerinde birtakım eksiklikler olsa bile, birlikte çok güçlü ve etkin bir bütün oluşturmaktadır.
Şimdi, bu iki değişik özgüven türünü daha derinlemesine inceleyelim ve her birinin çocuklarımızın duygularında, davranışlarında ve performanslarında ne tür sonuçlar ortaya çıkardığını görelim. Bu iki bölümü okurken, sizi ilgilendiren kısımları not edin. Belki de bunlar, çocuklarınızda desteklenmesine ve geliştirilmesine gerek olan konulardır.
İç özgüven
iç özgüvenleri sağlam olan insanlarda şu çok önemli dört özellik bulunur. Bunlar:
• Kendini sevme
• Kendini tanıma
• Kendine açık hedefler koyma
• Pozitif düşünmedir
Kendini sevme
Özgüvenli insanlar kendilerini severler. Üstelik bunu saklamaya da gerek duymazlar. Dışarıdan bakanların, bu insanların kendilerine özen gösterdiklerini anlamaları çok kolaydır, çünkü yaşam tarzları bunu yansıtır, iç özgüvenin bu özelliği çocuklarınızda kendini şöyle gösterir:
- Hem fiziksel, hem duygusal gereksinimlerine değer verme konusunda çok doğal eğilimleri vardır ve kendi gereksinimlerini başkalarınınkilerle eşit olarak değerlendirirler.
- Bu gereksinimlerinin karşılanmasını hakları olarak görürler, istedikleri şeyi elde etme konusunda suçluluk duymaz ve kendilerine de içten içe eziyet etmezler.
- Övgü almayı ve ödüllendirilmeyi açık açık talep eder ve kimsenin bunu dolaylı yollardan ifade etmesini istemezler.
- Başkalarının kendileriyle ilgilenmesinden ve kendileri için birşeyler yapmasından çok hoşlanırlar.
- iyi nitelikleriyle gururlanır ve bu niteliklerinden daima yararlanırlar. Kusurlarını düzeltmek için ne zaman, ne para, ne de enerji harcamak isterler.
- Sağlıklı olmak isterler ve bu konuda akıllarını kullanıp, dişlerini fırçalar, düzenli beslenir ve sağlıklı yaşarlar.
- Başarılarını ve mutluluklarını ya da yaşamlarını sabote edecek şeylerden kaçınırlar.
Kendini tanıma
Kendine güveni olan insanlar, aynı zamanda kendilerini iyi tanırlar. Sadece kendilerini sürekli gözlemlemekle kalmaz, başkalarının kendileri hakkındaki düşünceleriyle de yakından ilgilenirler. Çocuklarınız kendilerini iyi tanıyorsa, şu tür davranışlar göstereceklerdir:
- Güçlü oldukları yönlerinin farkındadırlar ve böylelikle potansiyellerini tam olarak kullanabilirler.
- Zayıf noktalarını bilirler ve böylelikle kendilerini herhangi bir başarısızlığa karşı korurlar.
- Kimliklerinin farkındadırlar ve hiçbir zaman kalabalığın içinde kaybolmuş biri değil, farkedilen bir "birey" olurlar.
- Kendi değerlerinin farkındadırlar ve ne kendilerinin, ne de başkalarının yaptıklarının, kendi değer yargılarına uyup uymadığı konusunda endişe duymazlar.
- Kendilerinin "uygun" bulduğu arkadaşları vardır ve arkadaşlıkta aradıkları nitelikler bellidir.
- Başkalarının görüşlerine açıktırlar ve eleştirildiklerinde hemen savunmaya geçmezler.
- Yapıcı olacağına inanırlarsa, yardım alma konusunda açıktırlar, çünkü her şeyi bilmediklerini kabul ederler.
Kendine açık hedefler koyma
Özgüvenli insanların hemen her zaman belli hedefleri vardır. Bunun nedeni de nasıl davranmaları gerektiğini bilmeleri ve nasıl bir sonuç alacaklarını tahmin etmeleridir, iç özgüvenin bu özelliği çocuklarda kendini şöyle gösterir:
- Kendilerine başarabilecekleri hedefler belirlerler; bunları başarmak için de başkalarına bağımlı olmaya gerek duymazlar.
- Yeterince motive oldukları için, başkalarına kıyasla daha enerjik ve daha isteklidirler.
- Daha istikrarlı davranırlar; çünkü hedeflerini belirlerken en ufak ve bazen en ayrıntılı noktaları önceden kestirebilirler.
- Çok önemli bir beceri olan özeleştiri sanatını öğrenirler. Kendi belirledikleri hedeflerin ışığı altında kendi ilerlemelerini kontrol edebilirler.
- isteklerini ve gereksinimlerini tam olarak bildikleri için, kolay karar verebilirler.
Pozitif düşünme
Özgüvenli insanlarla arkadaşlık etmek çok hoştur. Bunun nedenlerinden biri, bu insanların bardağın hep dolu tarafını görmeleri ve iyi deneyimler yaşama ve bunlardan iyi sonuçlar elde etme konusundaki umutlarıdır. Bu çok önemli iç güce sahip çocuklar şu davranışları gösterirler:
- Yaşamlarının hep iyi olacağına inanarak büyürler.
- Özel bir durum söz konusu değilse, insanlar hakkındaki düşünceleri hep olumludur.
- Her sorunun bir çözümü olacağına inanırlar.
- Olası olumsuzluklara kafa yorup, enerjilerini boşa harcamazlar.
- Geleceğin geçmişten daima daha iyi olacağına inanırlar.
- Yaşamlarında birtakım değişiklikler söz konusu olduğunda, çalışmaya karşı çok istekli olurlar; çünkü ilerlemekten büyük zevk alırlar.
- Bir şey öğrenmeye başladıklarında, bu işten zamanlarını ve enerjilerini hiç esirgemezler; çünkü sonunda hedeflerine ulaşacaklarından emindirler.
Dış özgüven
Dışarıya karşı özgüvenli bir insan izlenimi verebilmesi için, çocuğunuzun aşağıda adı geçen alanlarda beceriler geliştirmesi gerekir:
- iletişim
- Kendini iyi ifade edebilme
- Kendini ortaya koyabilme
- Duygularını kontrol edebilme
En pahalı özel okulların ve en iyi devlet okullarının, bu becerilere okul başarıları kadar önem vermelerinin nedeni, bu özelliklere sahip çocukların ileride sadece iş yaşamında değil, aynı zamanda kişisel ve sosyal yaşamlarında da başarılı olmaları gerektiğine inanmalarıdır.
Şimdi, sırasıyla bu özelliklerin her birinin çocuklarımıza ne gibi yararları olacağını görelim.
İletişim
iletişim konusunda iyi beceriler kazanmış olan bir çocuk şu konularda başanlı olacaktır:
ÇOCUK GELİŞİMİNDEKİ AŞAMALAR
1-2 yaş arası
Dili kullanmaya ve kendini tanımaya başlar.
2-5 yaş arası
Kendisi ve çevresi üstünde kontrol kazanmaya çalışır; anlama ve belleği ile ilgili becerilerini denemeye, duygularını öğrenmeye başlar.
5-11 yaş arası
Öğrenmek, başarmak, yaratmak ve aktif olmak ister; arkadaş edinmeye ve dış dünyayı tanımaya başlar; kendisinin ve başkalarının saldırganlıklarını sınamaya, cinselliğini keşfetmeye ve farklı cinsiyetlerin rollerini öğrenmeye çalışır.
Ergenlik
Arkadaşları tarafından kabul edilmeyi ister; kendi kimliğini tanımaya çalışır; kuralları zorlamaya ve kafasında ahlaki değer yargıları oluşturmaya başlar; yaşamın amacını düşünmeye başlar; bedeninden hoşnut olmadığı durumlarda kontrolü elinde tutabilmeyi ister; yakın ilişkiler sayesinde, sevme ve sevilmenin ne olduğunu öğrenmeye çalışır; anababasından bağımsız olmanın anlamını öğrenmek ister; beden gücünü, aklının erdiği konuları ve becerilerini merak etmeye başlar.
- Başkalarını anlayışla, sakin bir şekilde ve dikkatle dinlemeyi bilmek,
- Her yaştan, her kesimden insanla konuşacak birşeyler bulmak,
- Yüzeysel konulardan, daha derin sohbetlere ne zaman ve nasıl geçeceğini bilmek,
- Sözlü olmayan iletişimde başarılı olmak ve bunu sözlü dile yansıtmak,
- Başkalarının vücut dilini anlamak ve bundan yararlanmak,
- Utanıp sıkılmadan toplum önünde konuşmak.
Kendini iyi ifade edebilme
Çocuklarımıza kendilerini iyi ifade edebilmelerini öğretebilirsek, yaşamdan ve ilişkilerinden beklentilerini elde edebilmek için, saldırgan veya pasif taktikler uygulamayacaklardır. Özgüvenleri artacaktır, çünkü şu alanlarda başarılı olacaklardır:
- Dolaysız yoldan ve açıklıkla gereksinimlerini ifade edebilmek,
- Kendilerinin ve başkalarının haklarını korumak,
- Ödün vermeyi bilmek ve karşısındakinin de kedisine ödün vermesini beklemek,
- Övgüyü kabullenmek ve başkalarını övebilmek,
- Yapıcı eleştirileri kabul etmek ve eleştirebilmek,
- Gerektiğinde etkin bir biçimde şikayet ve mücadele edebilmek.
Kendini ortaya koyabilme
Bu beceri, çocuğa özgüvenli bir insanın dışarıya verdiği izlenimin ne kadar önemli olduğunu öğretecektir. Bunu başaran çocuklar şu konularda başarılı olurlar:
- Farklı bir birey olduklarının bir göstergesi olarak giyim tarzlarını ve renk seçimlerini belirlemek,
- Kendi tarzları dışına çıkmamakla beraber, farklı durumlar ve farklı amaçlar için uygun giysiler seçip giyinebilmek,ilk izlenimin önemini bildikleri için, bundan iyi bir şekilde yararlanmak,
Sürekli başkalarını memnun etmek gibi bir endişe taşımaksızın, toplumda yaşam düzeyinin sembolü olan (örneğin, ev, araba) değerlerin önemini bilmek.
Duygularını kontrol edebilme
Duygularınızla iyi başa çıkamazsanız, bir süre sonra duygularınızın esiri olabilirsiniz. Bazen duygularımızın bizi yönetmesi iyidir; ancak, duygularımızı genellikle günlük yaşamda, kontrol altında tutmamız gerekir. Çocuklarımıza duygularını kontrol etmelerini öğretmeyi başarabilirsek, onlar da şunları başarabilirler:
- Beklenmedik davranışlar sergilemeyeceklerinden emin oldukları için kendilerine güvenirler,
- Korkulan ve endişeleri ile kolayca başa çıkabildikleri için, riskleri göze alabilirler,
Sıkıntılı dönemlerini zorlanmadan ve kısa sürede atlatabilirler; çünkü mutsuzluklarının kendilerini sürekli engellemesine izin vermezler.Anlaşmazlık söz konusu olduğunda, kendilerini gayet iyi savunurlar; çünkü enerjilerini yapıcı şekilde kullanmayı bilirler,
Aşırıya kaçmayacaklarını bildikleri için, dinlenmek istediklerinde, bunu hemen gerçekleştirirler,
Kıskançlık, öfke gibi doğal olan olumsuz duygular yaşadıklarında, suçluluğa kapılmazlar (kendilerine zarar vermeyecek şekilde, duygularını kontrol etmenin yollarını ararlar),
Kendilerini ve duygularını çok iyi kontrol edebildikleri için, ilişkilerinde neşe, sevgi ve mutluluk ararlar, ama kimseye körü körüne kapılmazlar.
Süper özgüven
Bu terimi, daha önce de söz ettiğim özelliklerin tümünün biraraya gelmesinden oluşan özgüven tipi için kullanıyorum. Süper özgüvenin diğerlerinden daha güçlü olmasının nedeni, iç ve dış özgüven arasındaki ilişkinin sürekli birbirini desteklemesidir.
İşte, çocuklar yuvadan uçmadan önce, hepsinin geliştirmesini yürekten istediğim ve "ideal" olan özgüven tipi budur. Ancak, gerçekçi olmak gerekirse, anababaların asıl amacının çocuklarına iç ve dış özgüveni "yeterince" vermek olmalı. Ayrıca, bir diğer önemli konu ise, özgüven çocuklukta kazanılırsa, "süper" özgüveni yetişkin oluncaya kadar geçen sürede kendiliklerinden kazanabilirler.
Anababalar olarak, çocuklarımızda özgüvenin temelini atmaya çalışırken, unutmamamız gereken konu, iç ve dış özgüven arasındaki dengeyi iyi kurabilmektir. Fakat, belli özellikler geliştirilirken, diğer kişilik özelliklerine zarar verilmemesi gerekir. Örneğin, maalesef, bazı aşırı hırslı ailelerde ve okullarda dış özgüvenin geliştirilmesine gerektiğinden fazla önem verilmektedir. Geçenlerde, eski ABD Başkanı John Kennedy´nin babası Joe Kennedy hakkında bir yazı okudum ve çok etkilendim. Joe Kennedy çocuklarına "Ne olduğunuz değil, başkalarının sizi nasıl gördüğü önemlidir." dermiş. John Kennedy´nin kendisiyle hiç barışık olamamasına karşın, dış özgüven konusunda çok başarılı olması, belki de babasının bu felsefesinden kaynaklanıyordu. Dışarıya karşı sakin ve kontrollü oldukları izlenimini başarıyla veren pek çok insan tanıdım; ama bu insanların başkaları tarafından sevilip sevilmedikleri konusunda ne denli endişe duyduklarını, bir şeyi "söylemek" ya da "yapmak" ve verdikleri kararın doğru olup olmadığı konusunda enerjilerini ne kadar boşa harcadıklarını üzülerek farkettiğimde, durumlarına inanmakta zorlanmışımdır.
Bu durumun tersine, iç özgüvenleri tam olan, ancak bu güçlerini dışarıya yansıtamayan insanlar da vardır. Başkaları bu insanların inançlarının ve fikirlerinin ne denli net ve güçlü olduğunun hiçbir zaman farkına varamazlar; çünkü onlara ne fikir sorulur ne de söz hakları olur. Üstelik, çok silik olduklarını kendileri de bildikleri için, durumlarını hakettiklerini düşünürler, iç özgüvenlerini nasıl kullanacaklarını bilememeleri de, başarı çizgilerinin düşmesine ve heveslerinin kırılmasına neden olur.
Özgüven nasıl kazanılır nasıl yok olur
Özgüven doğuştan mı vardır, yoksa sonradan mı kazanılır
Acaba bazılarımız doğuştan mı şanslıdır Bazı çocuklar genetik olarak özgüvenli olmaya eğilimli mi dünyaya gelir Çoğu insan hâlâ böyle düşünüyor ve çocukların doğuştan "utangaç" ya da "lider ruhlu" olduğuna inanıyor. Galiba bir ölçüde haklılar. Hepimiz belli kişilik özellikleri geliştirmeye eğilimli olarak dünyaya geliriz. Bu kişilik özellikleri de "içe dönük" ve "dışa dönük" gibi birtakım kategorilere ayrılabilir. Rekabete dayanan çağdaş kültürümüzde de, dışa dönük çocukların daha sosyal ve entellektüel insanlar olmaları daha olasıdır. Ancak, çok istisna olsa da, bu kuralın dışına çıkan "sakin" ama yine de "özgüvenli" insanlar tanıdım. Bu nedenle, "dışa dönüklük" genlerinin bazı çocuklarda doğuştan var olması, ileride tam anlamıyla özgüvenli olacaklarının garantisi değildir. Aslında, hepimizin aşağı yukarı benzer temel özgüven özellikleri ile dünyaya geldiğimize ve potansiyel kişiliklerimizi de bunun üzerine inşa ettiğimize inanıyorum. Tanıdığım her bebeğin doğduktan sonraki ilk birkaç haftada, sağlam bir benlik saygısı, olumlu bir görüntü ve isteklerini talep etme konusunda rahat olmak gibi özellikler taşıdıklarını gözlemledim. Keşke her çocuk 5 yaşına geldiğinde de aynı şeyleri söyleyebilsem.
Bu gözlemlerim özgüven konusunda bana şunları öğretti: Doğduğumuzda kim olduğumuzun önemi yoktur, önemli olan nasıl bir insan olmaya yönlendirildiğimizdir.
Bu nedenle, bu kitapta özellikle altını çizmek istediğim konu, özgüven kazanılmasında önemli olan noktanın doğuştan getirdiğimiz özelliklerden ziyade, özgüveni sonradan nasıl kazandığımızdır. Doğuştan getirdiğimiz benlik saygısını kaybetmeyip, üzerine süper özgüveni inşa edebilmemiz de, özgüveni nasıl edindiğimize bağlıdır.
Günümüzde çocuklara "özgüven" kazandırma süreci çok uzun ve karmaşık bir süreçtir ve bundan da sadece anababalar sorumlu değildir. Çocukların yetiştirilmesi ve etkilenmelerinden sadece anababalar değil, çocuk bakıcıları, öğretmenler, danışmanlar, antrenörler, üvey anababalar ve daha sayamayacağımız kadar uzun bir liste de yer almaktadır. Bu listeden söz ederken, daha TV sunucularını, rock yıldızlarını, hatta reklam yıldızlarını katmadım. Ancak, çocukların çoğunun yaşamlarında anne ve babanın (öz ya da üvey) hâlâ çok güçlü olduğuna inanıyorum. Bugüne kadar özgüven sorunları, "yetersiz" anababalardan kaynaklanmayan tek bir kişiye rastlamadım. Bu konuda da çok katı davranıyorum ve benim görüşüme karşıt olan hiç kimsenin bu kitabı alıp okuyacağını zannetmiyorum.
Şimdi, özgüvenin doğuştan mı geldiği, yoksa sonradan mı kazanıldığı konusunu bir tarafa bırakalım ve çocukların gelişim sürecinde özgüven kazandırılması için önemli olan konulardan söz edelim. Bu özellikleri 8 ana başlık altında topluyorum.
1. Sevgi - Önemli olan sevginin niceliği değil, niteliğidir. Çocukların sürekli ve "koşulsuz" sevgiye gereksinimi vardır. Benlik saygılarının etkin ve sürekli olabilmesi için, başkalarının gözünde kim oldukları değil, kendileri oldukları için kendilerine değer verildiğini hissetmeleri gerekir.
2. Güven - Özgüvenin en büyük düşmanı belki de, korku ve endişedir. Temel gereksinimlerinin karşılanmayacağından endişe duyan veya duygusal ya da fiziksel dünyalarının her an yıkılabileceğinden korkan çocukların, kendileri, başkaları ve tüm dünya hakkında olumlu bir görüş geliştirmesi zordur. Çocuklar, ancak kendilerini güvende hissettikleri zaman riskleri göze alabilecek ve sorunlar karşısında güçlü olmak gibi bir potansiyel (dolayısıyla da özgüven) geliştirecektir.
3. Model - Özgüvenlerinin gelişebilmesi için gereken davranış ve sosyal becerileri kazanmalarında en etkin yol, onlara örnek olmaktır. Anababalar bana sık sık, kendi korkularını ve endişelerini çocuklarına bulaştırma olasılıklarının olup olmadığını sorarlar. Bu soruya yanıtım, maalesef, evet. Anababa dışındaki diğer figürler güçlü olmadıkça, evet.
4. İlişkiler - iç ya da dış özgüvenin gelişebilmesi için, çocukların kendi evlerindeki çok yakın ilişkilerinden, bakkalla, kasapla, bisiklet ta-mircisiyle olan ilişkilerine kadar çok geniş bir yelpazede farklı deneyimler yaşamaları gerekir. Bunlar sayesinde, iç özgüvenleri için şart olan farkındalık ve kendilerini tanıma özelliklerini geliştireceklerdir.
5. Sağlık - Gücümüzden ve yeteneklerimizden azami şekilde yararlanabilmemiz için, enerjiye gereksinimiz vardır. Örneğin, sağlıklı beslenmeyen çocukların öğrenmelerinde düşüş olduğunu, bunun da potansiyellerini tam olarak kullanmalarını engellediğini, ayrıca sağlıklı oldukları zaman büyüme hızlarının arttığını biliyoruz. Üstelik toplumumuzda, dış görünüşü iyi olan çocukların övgü aldığı ve dikkat çektiği de bilinen bir gerçek.
6. Kaynaklar - Mağara devrinde yaşayan atalarımızın çocuklarının özgüvenlerini geliştirebilmeleri için, para, malzeme ya da eğitim olanaklarına gereksinimi yoktu. Oysa bizler bugün, her şeyin hızla daha karmaşık bir hale geldiği bir dünyada yaşıyoruz. Belki size ters gelebilir ama, kitap, oyuncak, müzik aleti, spor tesisleri, özel ders ve seyahat gibi olanakları olan çocuklar, bu olanakları daha kısıtlı olan çocuklara kıyasla, daha avantajlı bir konumdadır. Elbette bu tür kaynaklar ne iç, ne de dış özgüvenin gelişmesinde zorunlu değildir, ancak (yerinde kullanılırsa) bu tür olanaklar, çocukların güçlü yönlerini kullanmasını ve zayıf yönlerini de geliştirmesini sağlamakta ve potansiyel gelişimlerini olumlu yönde etkilemektedir.
7. Destek - Yukarıda adı geçen kaynaklar elbette tek başına yeterli değildir ve çocukların bunlardan en iyi şekilde yararlanabilmesi için yönlendirilmeye ve cesaretlendirilmeye gereksinimi vardır. Özgüvenlerinin ve becerilerinin gelişmesi için, başarılı ya da başarısız olduklarına dair, onlara dürüst ve yapıcı biçimde bilgi verilmelidir. Böylelikle hedeflerini belirlerken gerçekçi olacaklardır. Çocuklara destek olmak aynı zamanda travma, üzüntü ve düş kırıklıklarının neden olacağı özgüveni sarsıcı durumlarda, çocuklara yardımcı olacak en önemli unsurdur. Örneğin, bir arkadaş tarafından reddedilmek ya da bir sınavda başarısız olmak, özgüveni zedeleyebilir. Bunun aşılabilmesi de, çocuğa verilecek desteğin niceliğine ve süresine bağlıdır. Burada, olaylardan ziyade, travma ya da kayıpla nasıl başa çıkılacağının önemli olduğu kanısındayım.
8. Ödüller - Özgüveni geliştirme sürecinin heyecan verici ve ödüllendirici olacağı düşünülse de, durum bazen çok farklı olabilir. Çok hırslı insanlar için bile, ödüllendirilme sadece istenen bir durum değil, aynı zamanda gerekliliktir. Elbette, çocukları da bu kuralın dışında tutamayız. Çabalarının karşılığını (sadece maddi değil) alabilen çocukların morallerinin, alamayanlara göre çok daha yüksek olması normaldir.
Bu unsurları liste halinde görebilmenin, çocuğumuza özgüven kazandırma sürecini kolaylaştıracağına inanıyorum. Süper özgüvene sahip olup da, bunun sırlarını kendiliğinden keşfedebilen anababaların sayısı çok azdır. Benim içinse, çocuklarıma yukarıda adı geçen özellikleri kazandırmanın, yaşamımın en zor, ama sonuçları en tatminkâr işi olduğunu söylemek isterim. Aldığım eğitime, bu konuda gereken her şeyi bilmeme karşın, çocuklarıma gereken özellikleri kazandırmak yıllarımı aldı. Özgüvenli çocuklar yetiştirebilmek çok zor olsa da, çoğumuz için artık bu olanaksız değil. Freud sonrası kuşaklar olarak, bizlerin daha önceki yüzyıllarda yaşayanlara göre çok avantajlı olduğumuz bir gerçek. Bizler anne baba olduktan sonra, değişik kuşaklardan psikologların, psikoterapistlerin ve eğitimcilerin birbirinden farklı yöntemlerini denedik ve sınadık. Şimdi sıra, bu yeni bilgileri çocuklarımıza uygulamada, ama bunları onlardan önce, kendi üzerimizde denememiz gerektiğine inanıyorum.
"Çocuklarımızın gereksinimlerini karşılayabilmek için, kendimizi değiştirmemiz gerekir. Ancak bu değişimin bedelini ödemeye hazır olduğumuzda, çocuklarımızın istediği anababalar olabiliriz."
M. Scott Peck

Yeterince İyi Anababa Olmanın Yolları

Bu bölümü yazarken çok zorlandım; eminim siz de okurken zorlanacaksınız. Üstelik anababalık gibi kutsal bir görevle ilgili kusurlarının yüzüne vurulmasından kim hoşlanır ki Okurken inkâr ederek, (Allah’a şükür ben hiçbir zaman böyle bir anne olmadım!) ya da bilgece davranarak, (Bu nokta çok önemli, ama acaba doğruluk payı nedir ), savunmaya geçebilir ya da suçluluk duygusuna kapılabilirsiniz. Hatta kusursuz bir anababa olamadığınız için dövünebilirsiniz. Oysa, tüm enerjinizi güçlü olduğunuz yönlerinizi geliştirmek ve zayıf yönlerinizin üstesinden gelmeye harcamaksınız, işe bu bölümde sizlere önereceğim alıştırmalarla başlayabilirsiniz.
Önce, melek ve günahkâr anababaların özelliklerine bir göz atalım. Gerçi kusursuz anababaların bu kitabı alıp okuyacaklarını pek zannetmiyorum, çünkü çocuklarının zaten sosyal becerileri ve özgüvenleri mükemmeldir. Fakat büyük çoğunluğunuzun, aşağıdaki listeyi okurken, çok güçlü özellikleriniz olduğunu farkedeceğinizden eminim.
Kusursuz anababaların 7 melek özelliği
1. Güç - Ortalama 15-20 yıl boyunca, birkaç insanın kendilerine bağımlı olmalarına dayanabilecek kadar güçlü olmak; çocukları büyüyünceye kadar, onlara çok güçlü ve güvenilir oldukları izlenimini verebilmek için, kendi ruhsal ve bedensel sağlıklarına daima öncelik verebilmek. Bu nedenle de bu tür anababalar, enerjilerinin tümünü ve aşırıya kaçmayan ve bağımlılıktan uzak sevgilerini çocuklarına sonsuza dek verecek güce sahiptir.
2. Duyarlılık - Duygularını ve gereksinimlerini henüz gerektiği gibi ifade edemeyen ailenin küçük bireylerinin bu durumuna karşı hazırlıklı olmak. Bu anababalar tek tek her bir çocuğun özelliğine göre insiyatif kullanabilir, çocuk yetiştirme konusundaki kuramlara ya da katı kurallara körü körüne bağlanmazlar. Kendi gereksinimleri konusunda da duyarlı davranırlar, kendilerine bağımlı olan aile bireylerine gereken sevgiyi ve şefkati gösterebilmek için, duygularını birtakım paravanların arkasına gizlemezler.
3. Sosyallik - Her tür sosyal olaya ve tüm insanlara karşı çok ilgilidirler. (Bu tür sosyal olayların resmiyetten uzak ve küçük çaplı olmasını tercih ederler.) Dostluklara değer verirler, ilişkilerine daima zaman ayırırlar. Çevrelerinde rahatlıkla dostluk kurulabilen, hoş ve içten insanlar olarak tanınırlar. Eğlenmeye her zaman vakit ayırırlar. Herkese güven duyarlar, ekip çalışmasından büyük zevk alırlar. Çocuklarının da başkaları ile iyi ilişkiler kurması için ellerinden geleni yaparlar. Kapıları, çocuklarının arkadaşları da dahil olmak üzere, herkese açıktır.
4. Beceri - Potansiyellerini geliştirmek isterler. Bilgiye ve/veya uygulamaya dayanan beceriler edinmişlerdir. Öğrenmeye isteklidirler ve daima daha bilgili, daha başarılı ve yeterli olmaya çalışırlar. Ufak tefek işleri bile kusursuz yapmaya çalışırlar. Bu nedenle de hem ev, hem de iş yaşamlarında çok başarılıdırlar. Etkin bir biçimde iletişim kurmak, kendini iyi ifade edebilmek ve duygularını kontrol edebilmek gibi sosyal becerileri vardır. Bilgi ve becerilerini çocuklarıyla paylaşmaktan zevk alırlar, bunun yanında, çocuklarından yeni yaklaşımlar, teknikler ve fikirler konusunda bir şeyler öğrenmeye çalışırlar.
5. Teşvik etme - Başkalarının da potansiyellerini kullanabilmeleri için, onlara cesaret verirler. Çocuklarını ilginç, belki de zor etkinliklere katılmaları için yüreklendirirler, hem kendileri, hem çocukları için, eğitici ve eğlenceli oyuncaklar, kitaplar, müzik ve video kasetleri alırlar. Enerjilerinin tümü, kendilerine, başkalarına ve tüm dünyaya duydukları pozitif inançlarından kaynaklanır.
6. Duyu - Bir yandan hiçbir şeye körü körüne bağlanmayıp sürekli ilerleme kaydederken, diğer yandan da ayakları yere sıkı basar. Yaratıcı güçlerini çok iyi kullanırlar, çünkü, kişiliklerinin pratik yanı daima düşüncelerini ve projelerini denetler. Riskli ve zorlu durumlarda başarı şansları en azından % 50 oranında olduğundan emin olmak ister, sonucun başarılı olmama olasılığına karşı da önlem alırlar. Maddi durumlarının iyi olması için ellerinden geldiğince çalışır, "kötü günler" için daima bir kenara para ayırırlar. Ayaklarını yorganlarına göre uzatır, asla maddi olanaklarını aşan harcamalar yapmazlar. Yaşam dengelerinin bozulmasına, kendilerinin ve sorumlu oldukları kişilerin hiçbir konuda gereğinden fazla sıkılmasına izin vermezler. Çocuklarının, temel gereksinimleri konusunda bunalmamaları için, güvenli ve istikrarlı bir ortam hazırlarlar.
Basan - Bu tip insanlar yaşlandığında, geçmişlerine bakarsanız, yaşamlarını ve potansiyellerini çok iyi değerlendirdiklerini anlarsınız. Her zaman başarılı olmuşlardır; çünkü hedefleri zor olmakla beraber, başarabilecekleri hedefler olmuştur, işlerinde ilerleme olasılıkları yoksa, yeni bir iş ararlar. Yeteneklerini ve karşılarına çıkan her fırsatı iyi değerlendirirler. Başarılarından zevk alır, aldıkları maddi, manevi her ödülü takdir ederler. Dolayısıyla, çocuklarının da başarılı olma konusunda motivasyonları yüksektir.
Şimdi de anababaların dünyasının "günahkârlarına bir göz atalım. Bu insanların hep bizlere benzemediğini düşünürüz, çünkü bu insanlar ne yaparlarsa yapsınlar, çocuklarının özgüven edinmesindeki etkileri hep olumsuzdur. Sizin aşırıya kaçan bir günahkar olduğunuzu sanmıyorum (çünkü gerçek bir günahkar bu kitabı okumaya yeltenmeyecektir). Fakat aşağıdaki liste halindeki özellikleri okurken, lütfen kendinize karşı dürüst olun ve kendinizi rahat hissetmediğiniz konuları not edin.
Yeterince iyi anababa olamayanların 7 günahkâr özelliği
1. Bencillik - Önce kendi çocuklarının gereksinimlerini (örneğin sevgi, eğlence, arkadaşlık, güç ve kontrol) karşılamalarını isterler. Çocuklarını belli etkinliklere ya da eğitimlerinde belli konulara yönlendirirler, böylelikle kendilerinin zamanında yapamadıklarını onların yapmasını sağlayarak tatmin olurlar. Üstelik, çocuklarının gelişimi sürecinde, kendi zevklerinden ödün vermeyi ve rahatlarının kaçmasını istemezler.
2. Kin - Çocuklarının potansiyelini, başarısını, hatta gençliğini kıskandıkları için, çocuklarını sürekli olarak duygusal ya da fiziksel olarak hırpalamaya çalışırlar. Hem kendilerine, hem de tüm dünyaya karşı duydukları nefret ve kızgınlığı rahatlatabilmek için, çocuklarını kolay hedefler olarak görürler. Çocukları hakkındaki olumlu görüşlerini onlara belli etmez, onları ödüllendirmez ve rahatlamalarını sağlamazlar; çünkü kendileri bütün bunlardan yoksun bir yaşam sürdürmüşlerdir (belki hâlâ da sürdürmektedirler). Tartışmalarda son sözü kendileri söyler ya da çocuğu en sevdiği oyunda, bile bile yenmekten büyük zevk alırlar. Çocuk bir başarı gösterdiğinde ise, hemen kendi başarılarından söz açarlar, çocuğun başarısını küçümserler.
3. Bilgelik taslama - Her şeyi kendileri bilir, başkalarının düşüncelerine değer vermezler.Yaşamın anlamını ve amacını bildiklerinden çok emindirler ve çocuklarının kendi dünya görüşlerini ve ahlâki değerlerini kendilerinin oluşturmasına izin vermezler.Kendi ikiyüzlülüklerinin ve hatalarının farkında olsalar bile, çocuklarının hata yapmasına izin vermezler. Herkese öğüt verir ama kendileri erdemli davranmazlar.
4. Şüphecilik - insanların hatalarını sürekli yüzlerine vurarak, her şeyin daha iyi nasıl yapılabileceğini anlatarak moral bozarlar, insanlardan şüphe ederler, kimseye, hatta kendilerine bile güven duymazlar. Böylelikle çocuklarının da tüm dünyaya olumsuz bakmalarına neden olurlar.
5. Sıkıntı - Kendi sorunlarını çözümleyemenin verdiği sıkıntıyla çocuklarının da neşesini kaçırırlar. Sık sık eski güzel günlerin özlemini çekerler, yaşamlarıyla ilgili ah keşkeleri yineler dururlar.
Çocuklarının kendi gereksinimlerini karşılamadan, kendileri için üzülmelerini ya da kendi gereksinimlerini yerine getirmelerini isterler. Kendi mutsuzluklarına ve çektikleri acılara o denli odaklanmışlardır ki, çocuklarının başarısını ve mutluluğunu takdir edemezler. Çocuklarından, kendi mutsuzluklarına çare olmaları için, kendilerini çok iyi ifade etmelerini, başarılı ve ünlü olmalarını isterler.
6. Kölelik - Başkaları için hep fedakârlık yaptıkları ve vaktinden önce olgunlaştıkları için, artık çocuklarına ayıracak enerjileri kalmamıştır. Çocuklarına bunca fedakârlığı da yaptıktan sonra, nasıl olup da böyle bir kenara itiliverildiklerine şaşarlar.
7. Durgunluk - Değişikliklere ve yeni fikirlere karşı koyarlar. Çocuklarına hiçbir zaman riske atılmamaları ve daima güvenli, kolay ve bildikleri işleri yapmak konusunda öğüt verirler. Onlara önerdikleri yaşam tarzı, heyecandan uzak, tekdüze ama güvenlidir. Yeni arkadaşlıklar kurmak, yeni yerler görmek, hatta yeni W dizileri bile izlemekten kaçarlar; bu da çocuklarının ufkunu genişletmesini engeller.
Çoğumuzun "melek" ve "günahkâr" özelliklerini birarada taşıdığımız, bazen de bir yanımızın diğerine göre daha ağır bastığı bir gerçektir. Bu karışım yeterince iyi ise ortada bir sorun yok demektir. Ancak, çocuğunuzun verdiği mesajlardan bu karışımın olumsuz örneklerini gözlemliyorsanız, çocuğunuzun özgüvenini bir ölçüye kadar sarstığınız açıktır. Eliniz telefona gidip, bir psikiyatristin numarasını çevirmeden önce, neden kendi kendinize uygulayacağınız basit birkaç stratejiyi denemiyorsunuz Aşağıda söz edeceğim beş alandan birinde önlem alırsanız, bunun çok olumlu etkilerini göreceksiniz. Dikkatinizi bir süre için çocuklarınızdan ayırıp, eleştirici bir gözle kendinize dönün ve aşağıdaki çalışmaları adım adım deneyin.
Aşama: içgüdüsel-anababa" hakkında bilgi
Her şeyi olduğu gibi değil, istediğimiz gibi görürüz.
Çocuklarımın özgüven geliştirmesine karşı işlediğim "günah"ları, iyi niyetli olmama karşın işlediğimi biliyorum. Eskiden kendi kendime şunları söylerdim:
"Bunu başka nasıl yapabilirdim "
"Bunu kasdetmemiştim."
"Bunu böyle yaptığımın farkında değilim."
Başkalarıyla olan ilişkilerimde hiçbir zaman yapmayacağım şeyleri yapıyor, söylemeyeceğim şeyleri söylüyordum. Üstelik, çocuklarıma karşı, kendi çocukluğumda maruz kaldığım ve kendi çocuklarıma aynı şekilde davranmamaya kendi kendime söz verdiğim şekilde davranıyordum. Öyleyse, bu nasıl oluyordu
Nedeni basitti: Çocuklarım çok küçükken, sadece içgüdüsel olarak annelik yapıyordum. Diğer anneler gibi ben de, o denli yorgun oluyordum ki, hangi sözcükleri kullanacağıma karar vermeden, davranışlarıma dikkat etmeden, içgüdüsel olarak konuşuyor ve davranıyordum. Sorun, benim içgüdüsel olarak davranma nedenimin, annelik içgüdülerimden çok, çocukken edindiğim deneyimlerden kaynaklanmasıydı. Daha sonra, davranışımın nedenini anlamaya çalıştığımda, beni yetiştirenlerin yolunu aynen izlediğimi farkettim. Bunu farketmem benim için büyük bir şok oldu; çünkü, şimdiye kadar kendimi diğer annelerden hep farklı bir yere oturtmuştum. Acı gerçek ortaya çıkmıştı: Tüm iyi niyetime ve çocuk eğitimi üzerine yaptığım çalışmalara karşın, kendime annemi model alıyordum.
Ben anne konusunda mahrumiyet içinde bir çocukluk geçirdim; umarım sizin anne modeliniz içgüdüsel anneliğinizi çok olumsuz yönde etkilememiştir. Neyse, içinizdeki içgüdüsel anne iş başındayken, onun davranışlarınızı olumsuz yönde etkilemediğinden emin olmalısınız. Şunu da aklınızdan çıkarmayın: Anababalık konusunda "yeterince" iyi olabilirsiniz, ama bu, bazen çocuğunuzun özgüven geliştirmesinde yeterli olmayabilir. Üstelik, anababalarınızdan edindiğiniz birtakım değerlerin modası geçmiş olabilir ya da günümüzün gereksinimlerini karşılamada yetersiz kalabilir (örneğin, Dayak cennetten çıkmadır.).
Aşağıdaki egzersiz içgüdüsel anababalığınıza işlemiş olan inançların farkına varmanıza ve bunları değiştirmenize yardımcı olacaktır.
ALIŞTIRMA: İçgüdüsel anababayı tanıma
• Aşağıdaki anababalık mesajlarını dikkatle okuyun ve her birine gösterdiğiniz tepkiye dikkat edin. Sırasıyla kendinize şu soruları sorun:
1. Kendi annem ve babam bu mesajın gerisindeki düşünceyi kabul eder miydi Yoksa kabul etmiş gibi mi davranırdı
2. Diğer önemli figürler bu düşünceye yürekten inanırlar mıydı (Örneğin, öğretmeniniz ya da büyükanne ve büyükbabalarınız.)
3. Özgüvenim, bir çocuk olarak, bu düşünceden olumlu mu, yoksa olumsuz mu etkilendi
Evlâdın var mı derdin var.
Evlâdını dövmeyen dizini döver.
Bir baba dokuz oğlan besler, dokuz oğlan bir babaya bakamaz.
Çocuk büyütmek, taş kemirmek.
Çocukla çıkma yola, düşersen güler, düşerse ağlar.
Yılana yavrusu düşman olur.
• Özgüven kazanmanızı engelleyen halk deyişlerinin, atasözlerinin ve inançların bir listesini yapın. Bunların çok bilinen sözler olması gerekmez. Anababalık hakkında "yanlış" edindiğiniz davranışlara mesaj oluşturacak bir felsefeyi yansıtması yeter. Örneğin:
- Anababalar herşeyi bilir.
-Sen çocuksun, anlamazsın.
-Erkekler kızlardan daha akıllıdır.
-Kızlar erkekler kadar yaramaz olmaz.
• Bu listeyi eşinize (ya da bu konuda konuşabileceğiniz herhangi birine) gösterin ve ondan çocuklarınızı yetiştirirken sizin bu inanışlardan etkilenip etkilenmediğinizi açıklıkla söylemesini isteyin. Bu etkileri farkettiklerinde, sizi uyarmasını isteyin. Bunu yaparken de, sizi olumsuz yönde etkileyecek davranışlardan kaçınmasını ve sadece her konuda açıklıkla fikrini belirtmesini isteyin. Örneğin:
Çok sinirlendiğini biliyorum ama, yemekte çocuğun söylediği lâfı ağzına tıktın. Çocuk ne yapacağını bilemedi.
Doğum günü için yaptığı liste hakkında konuşurken, ses tonunda biraz hükmeder bir hava sezdim."
Kendinize olumlu mesajların bir listesini yapın, iyi anababa olma konusunda kendi düşüncelerinizin bir listesini yapın ve bunu her an görebileceğiniz bir yere asın. Listenizi sık sık ve zaman zaman yüksek sesle okuyun.
2. Aşama: İçinizdeki yaralı çocuğu tanıyın.
Son alıştırmada, terapi dünyasında adına kişiliğinizin "anababa" denilen kısmı üzerinde çalıştınız. Bu, sadece başkalarının gereksinim ve istekleriyle ilgilenen değil, aynı zamanda onları yöneten ve hükmeden kısmıdır. Şimdi de içinizdeki "çocuk"la ilgili kısmı inceleyelim. Bu terimi, diğer bütün çocuklar gibi, sizin de doğuştan getirdiğiniz ya birtakım "doğal" özellikler:
hazırcevaplık, meraklılık, sezgi, yaratıcılık, şakacılık, maceraperestlik, duyarlılık, güvenilirlik, bencillik,ya da çocukluğunuzun ilk yıllarında içinde büyüdüğünüz çevreye veya gereksinimlerinizin karşılanma (ya da karşılanmama) şekline karşı geliştirdiğiniz uyum özellikleri:
Uyum, boyun eğme, beceriksizlik, ilgi çekme ihtiyacı, daleverecilik, asilik ve korkaklıktır.
Kendi çocuklarımız dünyaya geldikten sonra, içimizdeki "çocuk" tekrar harekete geçer ve anababalık konusunda bizi çok olumlu yönde etkileyebilir. Çocuklarımla kendimi onlara en yakın hissettiğim anlar, onların oyunlarına katıldığım ya da onlarla birlikte kontrolsüz biçimde güldüğüm ya da ağladığım anlar olmuştur. Bunların hem kızlarımla olan ilişkimde, hem de içimdeki çocuğun tatmin olmasında yararları olmuştur. Bu tür deneyimlerden sonra, tekrar annelik rolüme döndüğümde kendimi hep tazelenmiş hissetmişimdir.
Ancak, içimdeki çocuğun rolü her zaman olumlu olmamıştır. Bu da, çocukluğumda karşılanmayan gereksinimlerimin bilinçdışımda beni etkilediği zamanlarda ortaya çıkmıştır. Örneğin, ben çok güvensiz bir ortamda büyüdüğüm için, içimdeki çocuğun her koşulda barışa duyduğu gereksinim, kızlarımın uzlaşma ve tartışmayı öğrenme gereksinimlerini gölgelemiştir. Ayrıca, ben çocukken çok istismara uğradığım için, içimde hep çocukça bir intikam duygusu vardı. Bu nedenle, içimdeki bu olumsuz duyguyu kontrol edemediğim zaman, çocuklarıma karşı çok acımasız davranabiliyordum.
Bu alanda konusunda uzman olan John Bradshaw ünlü kitabı "Homecoming"de (Yuvaya Dönüş) şunları söyler:
Çocuğun gelişmesi engellendiğinde, duyguları, özellikle de acı duygusu baskılandığında, o kişi içinde kızgın ve incinmiş bir çocukla beraber büyür, içindeki bu çocuk da bireyin yetişkin olarak davranışlarını sürekli olarak olumsuz yönde etkiler.
Çocukluğunda karşılanmamış gereksinimleri ve yönlendirilmemiş duygulan baskın olan insanların içgüdüsel anababalık davranışlarının, içlerindeki yaralı çocuğun olumsuz biçimde etkilemesi kaçınılmazdır. Sonuç olarak da, uyumsuz, tutarsız ve açgözlü davranarak, kendi gereksinimlerimizi daima ön planda tutarak, sanki çocuklarımızın özgüven geliştirmesini engellemek için elimizden geleni yaparız.
Bazen, çocuklarımıza karşı yıkıcı ve "çocukça" davrandığımızı far-keder, onlardan hemen özür diler ve aslında onlara farklı bir biçimde davranmamız gerektiğini itiraf ederiz. Fakat maalesef, çoğu zaman, içimizdeki yaralı çocuğun bizi yanlış yönlendirdiğinin farkına varmayız bile. Üstelik, hep çocuğumuzun çıkarları adına davrandığımıza kendimizi inandırmışızdır. Örneğin:
içindeki çocuk çok kıskanç olan bir anne, ergenlik çağındaki çocuğuna zalimce kurallarından söz ederken şunları söyler:
Senin kuşağın "katı" sözcüğünün ne anlama geldiğini bile bilmiyor. Eve erken gelmen konusunda neden bu kadar ısrarlı olduğumu şimdi anlamayabilirsin, ama büyüdüğünde bunu senin iyiliğin için yaptığıma inanacaksın.
Ya da, iki çocuğun arasındaki kavgaya müdahale ederken, içindeki gereğinden fazla endişeli çocuk gün yüzüne çıkar ve şunları söyler:
Birbirinizin gözünü çıkarmadan, doğru yatağa! Haydi bakayım!
Bu tür bahaneler işi daha da zorlaştırır, çünkü bu tür "çifte mesaflar çocukların kafasını karıştırır ve kendilerini savunmalarını engeller. Üstelik, çocuklar sorunun kendi hatalarından kaynaklandığına inanırlar ve benlik saygıları bir yara daha alır. (Çünkü o yaştaki çocuklar, anababaları ne kadar hatalı olursa olsun, onların her şeyin en iyisini yaptığına inanırlar.)
Çocukluk döneminizde incinmemiş, düş kırıklığı ve yenilgi duyguları tatmamışsanız olsanız da, sizin içinizdeki çocuk bile yaralı olabilir ve bu da çocuğunuzun özgüven geliştirmesindeki çabalarınızı olumsuz yönde etkileyebilir. Aşağıda size vereceğim listede çok fazla karşılaşılan bazı "sabote edici kalıplar"ın yanı sıra o zaman düşündüğümüz ya da dile getirdiğimiz konulardan söz edeceğim. Ayrıca, zararlı davranışların temel nedeni olan içinizdeki yaralı çocuğa da örnekler bulacaksınız.
SABOTAJ SÖZCÜKLER YA DA iÇiNiZDEKi ÇOCUĞUN DÜŞÜNCELER YARASI
Aşın telafi etme çabası
Benim yaşadıklarımı çocuklarımın yaşamasına izin vermeyeceğim.
Alınan yara ya da düş kırıklığından kaynaklanır.
Aşın bağımlılık
Bu işte yanlış yapıyorum. Ne yapmam gerektiğini ya JiH´e sorayım ya da bu konuda bir kitap alayım.
Yeterince tasvip edilmemekten kaynaklanır.
Taklitçilik
Çocukken biz bunu hep böyle yapardık.
Sevginin koşullu olarak gösterilmesinden kaynaklanır.
Aşın koruma ihtiyacı "Kimse yeterince dikkatli değildir.
Ya güvensizlik ve kötü deneyimlerin ya da gereğinden fazla korunmuş olmanın sonucudur.
Aşın hırs
Benim çocuğum 10´dan düşük not alamaz.
Çocukken yeterince başarılı olamamanın sonucudur.
Kusursuzluk eğilimi
Eğer bu işi kusursuz yapamayacaksam, denememin bile hiçbir anlamı yok.
Bireye, çocukken hata yapmasına ya da riske riske atılmasına izin verilmemesinden kaynaklaır.
Her şeyi aşın biçimde ciddiye almak
Yaşam zor. Çocuklanm bunu ne kadar erken yaşta öğrenirlerse, bu onlar için o kadar iyi olur.
Çok erken yaşta olgunlaşmanın sonucudur.
Sorumsuzluk
Çocukken ya aşın biçimde, ya da gereğinden az kontrol edilmenin sonucudur.
İntikam
Biraz burunlarının genellikle duygusal ya da sürtülmesinin hiçbir sakıncası fiziksel bir istismarın sonucu yok. Biz neler çektik.’ olarak ortaya çıkar.
Korkutma
Ya benim dediğimi yaparsın ya da...
Kendisine çocukken hiçbir hak verilmemesinin ya da dayak yemenin sonucudur.
Esnek olamama
Yatağını düzelttiğine göre, artık yatabilirsin.
Hiçbir koşulda değiştirilmeyen olumsuz durumların sonucu olarak ortaya çıkar.
Duyguların kontrol edilememesi
Beni öyle kızdırdın ki, kendimi kontrol edemedim.
Duyguların baskılanmasından ve bireye duygularını nasıl kontrol edebileceğinin öğretilmemesinden kaynaklanır.
Bu listeyi okuduktan sonra, tehlike çanlarının çalmaya başladığını hissederseniz, sakın yılmayın. Herşeye rağmen bu davranışlarınızı değiştirebilirsiniz.
ALIŞTIRMA: İçimdeki çocuğun sabote edici davranışları
Bu alıştırma sabote edici alışkanlıklarınızı tanımanıza ve daha dikkatli olup, bu konuda bilinçlenmenize ve alışkanlıklarınızı kontrol edebilmenize olanak sağlayacaktır.
Bu alıştırma en çok bir buçuk saat sürecek bir alıştırmadır; fakat, daha fazla zaman ayırabilirseniz, daha çok yarar sağlarsınız. Hiç-kimsenin sizi rahatsız edemeyeceği bir yer bulun ve oturun. Çocukluk fotoğraflarınızı ya da varsa, sizin için anıları olan oyuncak ve kitaplarınızı da yanınıza alın ve mümkünse rahatlatıcı bir müzik açın.
5-10 dakika fotoğraflarınıza ya da sizin için anısı olan objelere bakın.
Seçtiğiniz müziği başlatın ve iki üç dakika hiçbir şey düşünmeden sadece dinlenin. Tamamen dinlendiğinize karar verince, çocukluğunuza ait anılarınızı düşünmeye başlayın. Daha sonra, 20 dakika kadar anımsadığınız düş kırıklıklarınızı, çektiğiniz acıları düşünün. Yalnız çok büyük travmaları değil, daha önemsiz olayları düşünmeniz gerekmektedir; çünkü bu küçük küçük olaylar birikip, büyük yaralara neden olmuştur. Belli şeyleri anımsamakta zorlanıyorsanız, ilişkilerinizi ve yaşam tarzınızı ya da ailenizin veya okulunuzun özelliklerini düşünün. Bunları anımsadıkça, not edin.
Şimdi de bunlarla, çocuğunuzu yetiştirme biçiminizde karşınıza çıkması olası sorunlar arasında bir bağlantı kurmaya çalışın. Size yol göstermesi için, 33 ve 34. sayfalardaki listeyi kullanın. Ancak, unutmayın ki bu liste çok ayrıntılı bir liste değildir, dolayısıyla birtakım eklemeler yapmanız gerekecektir. Kendi listenizi yapın. Listenizde şu tür noktalara değinebilirsiniz:
Çocuklarımı gereğinden fazla korkutuyor olabilirim, çünkü babamın katı davranışlarına çok içerlerdim.
Aşırı bir telafi etme çabası ile çok cömert davranıyor olabilirim, çünkü annem ve babam çok cimri insanlardı."
Aşırı koruma isteği duyuyor olabilirim, çünkü beni kimse gerektiği kadar korumadı."
Çocuklarımın macera isteklerine karşı koyuyorum, çünkü ben çok sakin ve korumalı bir ortamda büyüdüm ve yaşamın zorluklarına hazırlıksızdım."
Çocuklarımın eğitimleri konusunda gereğinden fazla endişeleniyorum, çünkü okuduğum okul benim kendi potansiyelimi anlamamda yardımcı olmadı."
Çocuklarımın kavga etmesine izin vermemekle annemi babamı aşırı biçimde taklit ediyor olabilirim, çünkü bizim evimizde tartışmaya bile izin verilmezdi."
Çocuklarım beni eleştirdiğinde, aşırı tepki gösteriyor olabilirim, çünkü aklımdan geçenleri söylememe hiçbir zaman izin verilmezdi."
• Bu konuları eşinizle, güvendiğiniz bir arkadaşınızla, ya da yeterince büyümüşlerse çocuklarınızla tartışın. Bu davranışlardan herhangi birinin çocuklarınızın özgüvenini sarstığını düşündüklerinde, bunu size söylemelerini isteyin.
3. Aşama - Kendi düşlerinize ve isteklerinize de yer verin
"Düş kurmayı unutanlar umutlarını yitirirler."
Atasözü
Çocukların özgüvenlerine zarar veren ve pek de önemsenmeyen bir diğer konu, anababalarının artık düş kurmamalarıdır. Durum böyle olunca anababalar çocuklarına dolaylı ya da dolaysız yollardan şu mesajı verir: "Artık yaşamımda, sizden ve sizin geleceğinizden öte hiçbir umudum yok."
Anababalarının mutluluğunun tüm sorumluluğunu omuzlarında hisseden çocukların başarısızlık korkusu duymaları kaçınılmazdır. Çünkü, sınav notları ne kadar iyi olursa olsun, ne kadar güzel ve güçlü, itaatkâr ve yardımsever çocuklar olurlarsa olsunlar, arkadaşları ne kadar "iyi" çocuklar olursa olsun ya da ne kadar sorunsuz çocuklar olurlarsa olsunlar, anne ve babaları hiçbir zaman düş kırıklığı duygularından kurtulamayacaktır. (Zaten bir başkasının başarısından alınacak tat insanın kendi başarısından alacağı tat kadar doyurucu olamaz.)
Elbette hiçbir anababa isteyerek çocuklarının böyle başarısız olmasını istemez, fakat farkeden bir şey yoktur; ister ihmalkâr, ister kendilerini çocuklarına adamış olsunlar, çocuklarına aynı mesajı verirler, insanlar çocukları olduktan sonra, ne kadar mutlu, hırslı, yetenekli ya da yaratıcı insanlar olsalar bile, yaşamlarını çocuklarının üzerine kurarlar. Bir düşünün, eminim çevrenizden en az iki-üç örnek aklınıza geliverecektir. Kendi deneyimlerimden de biliyorum, bir kez yaşamınızı çocuğunuzun üzerine kurdunuz mu, kendi arzularınızı düşünmeye ne enerjiniz, ne de zamanınız kalır.
Bilinçsiz olarak sürüklendiğiniz bu durum, kendi çocuğunuzun mutluluğunuzu elinizden almasına neden olur. Şimdi bir sonraki alıştırmaya başlayabiliriz.
ALIŞTIRMA: Tekrar düş kurmaya başlama
• Sessiz bir ortamda rahatlayın.
• Gözlerinizi kapatın ve en az beş dakika kadar son 10 yılı gözünüzde canlandırmaya çalışın. Bu on yılda sizin için "ideal" bir yaşam nasıl olurdu Aşağıdaki soruları yanıtlarsanız işiniz kolaylaşacaktır. Bu yaşamda:
- Nerede ve nasıl bir evde yaşıyorsunuz
- Kimlerle birlikte yaşıyorsunuz
- Ne iş yapıyorsunuz ve bu işte hoşunuza giden nedir
- Ne tür bir sosyal yaşamınız var Yeni arkadaşlarınız var mı
- Son 10 yılda hangi konularda başarılı oldunuz
- Gelecek 10 yıl için planlarınız nedir
• Bu düşünüzü, varsa eşinizle (yoksa yakın bir arkadaşınızla) paylaşın ve sonra onun düşünü dinleyin.
• Düşünüzü gerçekleştirilmesi daha mümkün hedefler haline getirin ve "yazın".
• Düşünüzü gerçekleştirmede çocuklarınızdan kaynaklandığını düşündüğünüz engelleri not edin. Örneğin:
- Çocuklarınızın bakıcısının güvenilir bir insan olmaması
- Çocukların yüzme ya da müzik dersi ücretinin yanı sıra bir de sizin katılmak istediğiniz bir kursun ücretini ödeyecek gücünüzün olmaması
- "Çocuklar bütün gücümü adeta sömürüyorlar."
- "Bir türlü terfimi isteyemedim, çünkü bunun için bir başka şehre taşınmamız gerekebilir, bu da çocukların yeni bir çevreye, yeni bir okula adapte olmaları demek."
- Bence çocukların gereksinimlerine öncelik vermek daima ana-babanın görevidir ve bunu böyle yapmazsam, kendimi affetmem."
- Annemin babamın fedakârlıklarını düşününce, benim mastenmı birkaç yıl ertelememin hiç önemi yok."
• Not aldığınız her şeyi eşiniz ya da arkadaşınızla birlikte eleştirin. Kendinize bunların gerçekten değiştirilemez engeller olup olmadığını sorun. Belki de, bilinçsiz olarak, çocuklarınızı "onurlu" bir bahane olarak kullanıyor ve potansiyelinizi tümüyle kullanmaktan korkuyor ve kaçıyorsunuzdur.
• Birkaç hafta içinde harekete geçebileceğiniz noktaların da olduğu bir "eylem planı" yapın ve bu planı her an görebileceğiniz bir yere asın. Örneğin:
- Açık öğretime girmenin yollarını arayın
- Çalışan anne babaların çocuk bakımı sorununu nasıl hallettiklerini araştırın
- Özgüven, zamanı iyi kullanabilme ve motivasyon konularında kitaplar satın alın
- Bir spor okuluna kaydolun
• Çocuklarınız yeterince büyükse, bu düşünüzü, hedeflerinizi ve planlarınızı onlarla paylaşın. Onlarla yapacağınız işbirliğinin yararını görebilirsiniz. (Örneğin, eylem planınızı yazıp, onların sizi kontrol etmesini isteyebilirsiniz. Yemek pişirme işini nöbete bindirebilir ya da size bilgisayar öğretmelerini isteyebilirsiniz.) Düşünsenize, kendilerini ne kadar önemli hissedeceklerdir!
Unutmayın:
Özgüven, heyecanlı, mutlu ve başarılı bir ortamda kendiliğinden yeşerir.
4. Aşama - Çocuk bakımı ve gelişimi konusunda bilginizi arttırırı
"Bilgi, gücün kaynağıdır."
Bu söz her alanda olduğu gibi, özgüven kazanmada da geçerlidir. Son 50 yılda tüm dünyada, bilimsel araştırmalar ve hızlı bilgi ve beceri alışverişi sayesinde, çocuk bakımı konusunda çok yol katedildi. Bu bilgiler sayesinde artık bizler, fiziksel açıdan sağlıklı, duygusal bakımdan güçlü ve sosyal anlamda becerili çocuklar yetiştirebiliyoruz. Anababaları bu yenilikleri kabullenmiş ya da kabullenmeye istekli olan çocukların özgüvenli insanlar olarak yetiştirileceklerine inanıyorum.
Babalarımızın yetindiklerinin bizler için yeterli olmadığına her gün daha çok inanıyorum.
Oscar Wilde
Her şeyden haberdar, öğrenmeye istekli ve ilgili olan (ben her şeyi biliyorum diyenlerin aksine) anababaların şu konularda daha iyi olacaklarına inanıyorum:
- Çocuklarının potansiyellerinden en iyi biçimde yararlanabilmeleri için gereken kaynakları sağlamak,
- Kolaylıkla karar verebildikleri ve bir kriz döneminde neyin yapılması, neyin yapılmaması gerektiğini çok iyi bildikleri için, çocuklarına güvende olduklarını hissettirmek (örneğin, ufak tefek sorunlarda doktora koşmamak),
Beceriklilik ve kendilerine güven gibi niteliklere ve güçlere sahip olmak
Çocuk sağlığı, eğitimi ve psikolojisi konularındaki her türlü bilgiyi bu kitapta özetlemek olası bile değil. Bu nedenle, bir sonraki alıştırmayla her konuda bilgili olmanın önemini kavrayacak ve kendinizi eğitmek istediğiniz konuları saptayabileceksiniz.
Fakat, öncelikle bu konularda aşırıya kaçmamanız gerektiği konusunda, bu hataya düşmüş bir insan olarak, sizleri uyarmak isterim. Bu konularda bilgi edinebileceğiniz kaynaklar o kadar çok ki, aranızda kusursuz anababalar olmak isteyenlerin işi dozunda bırakmayıp, aşırıya kaçmalarından ve saplantılara kapılmalarından korkarım. Eğer beslenme üzerine makaleler okumaktan, manava gidip taze meyve, sebze almaya vaktiniz kalmıyor; çocuk bakımı ya da psikolojisi üzerine kitap satın almaktan, çocuk tiyatrosuna bilet paranız kalmıyorsa, tehlike çanları çalıyor demektir. Önemli olan, "kusursuz" anababa olmayı amaçlamaktan ziyade, sadece gereken bilgiyi edinmeye çalışmaktır. Şu anda bu kitabın elinizde olması, anababalık hakkındaki en önemli konular hakkında gerekli bilgiyi edindiğinizin göstergesidir.
"Tarihte hiçbir dönem, şu içinde yaşadığımız dönem kadar çocuklar üzerine kurulmamış ve hiçbir dönemde de anababalar kendilerini bu kadar yetersiz hissetmemişlerdir.Hiçbir şekilde hata yaptığına inanmayan kuşaklardan sonra, günümüzde anababalar hiçbir şeyi doğru yaptıklarına inanmıyor."
David Lewis, Hou; to be a Gifted Parent (Akıllı Anababa Olmanın Yolları)
Aşağıdaki listeyi dikkatle okuyun. Yanıtlamakta zorlandığınız soruları not edin ve (suçluluk duygusuna kapılmadan) 44. Sayfadaki Eylem Planına başvurun.
1. Çocuk sağlığı konusunda yeterli bilginiz var mı
• Çocuklarınızın yeterince sağlıklı olduklarından ve fiziksel ve zihinsel potansiyellerini tam olarak kullanabildiklerinden emin misiniz
• Çocuklarınızın, sağlık sorunları, hastalıklar ve kazalarla sakin, olumlu ve güvenli bir biçimde başa çıkabilmeleri için, onlara iyi bir model oluşturuyor musunuz
• Yakınınızdaki sağlık hizmetlerini (hastaneler, özel klinikler vs.) süratle ve kendinizden emin bir şekilde kullanabileceğinizden emin misiniz
• Yeterli olmanız gereken aşağıdaki konularda yeterince bilginiz var mı :
- Beslenme (Örneğin, balık yemenin zihni açtığı, paketlenmiş besinlerde kullanılan bazı katkı maddelerinin hiperaktiviteye neden olduğu, vitaminlerin performansı arttırdığı ve çocukların yeşil sebze ve meyveleri yemesinin zorunlu olduğu doğru mu )
- Fiziksel sağlık (Örneğin, çocukların koşup oynamaları sağlıklı olmaları için yeterli mi, yoksa ayrıca spor ya da egzersiz yapmaları gerekir mi )
- Bilinen çocuk hastalıklarının belirtileri (Örneğin, kırmızı döküntüler gördüğünüzde panikler, menenjitle basit bir soğuk algınlığını karıştırır mısınız )
- İlk yardım (Örneğin, çocuğunuz bacağını kırdığında ya da kaynar suyla haşlandığında, ne yapacağınızı bilmediğiniz için, ömür boyu bir yara izi taşımak durumunda kalıp, benlik saygısını kaybetmesi olasılığı var mı )
- Dişler (Örneğin, diş ağrısını, huysuzluk nöbetinden ayırt edebilir misiniz Çocuğunuzun eğri dişlerine tel takılmasının gerekliliği sizce sadece benlik imgesi mi )
2. Çocuk eğitimi konusunda daha fazla bilgiye gereksiniminiz var mı
• Çocuklarınıza eğitimleri konusunda gereken desteği verebilecek misiniz Pek çok anababa çocuklarını çok erken yaşta öğrenmeye ya da henüz yapamayacakları işlere yönlendirerek, özgüvenlerine zarar verir. (Örneğin, çocukların kaç yaşında okuma yazma öğrenmeye, ya da soyut kavramları anlamaya başladıklarını biliyor musunuz Eğitsel oyuncakların verdiğiniz paraya değdiğinden emin misiniz )
• Öğrenme güçlüklerinden bazılarını teşhis edebilir misiniz Bu tür güçlüklerin çok geç farkına varılmasının, çocukların özgüvenine önemli zararlar verdiğini biliyor musunuz Bu güçlüklerin farkedilmesini her zaman doktorlardan ya da öğretmenlerden beklememeliyiz. (Örneğin, disleksinin ne olduğunu ve bu konuda nereden yardım alacağınızı biliyor musunuz )
• Müfredat programı ve sınav sistemleri hakkında bilginiz var mı Hiçbir şekilde başarılı olamayacakları eğitim sistemlerine zorla yönlendirilen pek çok çocuğun özgüvenlerinin zarar gördüğüne tanık oldum. Bunun nedeni, anababaların, çocuklarının eğitimi konusunda çok hırslı olması ve çocuklarının kendilerinin ya da başkalarının düştüğü hatalara düşmelerini istememeleridir. (Örneğin, belli dersleri bırakmak, okulu çok erken yaşta bırakmak. Sürekli değişime uğrayan bu alanda sadece kendi deneyimlerinize göre davranmanız hatalı olabilir. Çünkü, son 20 yılda eğitim sisteminde çok büyük değişiklikler oldu.)
Çocuklarınızın ev ödevlerine yardım ediyorsanız, kullandığınız yöntemler ve bilgi kaynakları güncel mi Aksi takdirde, çocuğunuzun kafasını karıştırır, yardımcı olayım derken onları bunalıma itebilirsiniz. (Bu durumda çocuklar anababalarının kızdırmak ya da aptal durumuna düşmek istemedikleri için, seslerini çıkarmazlar.)
3. Davranış bozuklukları konusunda yeterince bilginiz var mı
• Aşağıda göreceğiniz örneklerdeki davranışlar sizce "normal" davranışlar olarak kabul edilir mi Yanıtınız evetse, bu davranışları hangi yaşlarda görmek normal kabul edilir
- başı yere ya da duvara vurma
- yatağı ıslatma
- huysuzluk nöbetleri
- kâbuslar
- hayalet "görmek"
- hayali bir arkadaşla konuşmak
- oyuncak ayı ya da çok sevilen bir battaniye olmadan uyuyamamak
- duvarlara yazı yazmak
- cinsellikle ilgili konuşmalar ya da davranışlar
- (kendi ölümleri de dahil olmak üzere) sürekli ölüm hakkında konuşmak
- saplantılı ve abartılı davranışlar
- mastürbasyon
- ateşten korkmak
- okuldan kaçmak (açıklanamayan karın ağrıları)
- kıskançlık
- yalan söylemek
- çalmak
- sigara/alkol/uyuşturucu denemeleri
• Bu tür davranış bozukluklarıyla nasıl baş edeceğinizi biliyor musunuz (Yanıtınız "hayır" ise, kendinizi çaresiz hissetmeyin. 5. ve 11. Bölümlerden yararlanabilirsiniz.)
4. Sizin ya da çocuğunuzun yardıma gereksinimi varsa, profesyonel anlamda nereden yardım alabileceğinizi biliyor musunuz
• Aşağıdaki mesleklerin aralarındaki farkı biliyor musunuz Bilmiyorsanız, nereden öğreneceğinizi biliyor musunuz
- pediatrist
- çocuk psikoloğu
- çocuk psikiyatristi
- çocuk psikoanalisti
- çocuk sosyal hizmet uzmanı
• Sizin ya da çocuğunuzun bu tür meslek sahiplerinden ücretsiz ya da devlet yardımıyla yararlanabileceğinizi biliyor musunuz
• Çocuğunuzun gereksinimi olduğu takdirde, kimden ve ne zaman yardım alabileceğinizi biliyor musunuz
5. Çocuğunuzun karşılaşabileceği sosyal tehlikeler konusunda yeterli bilginiz var mı
• Çocukların "uhu koklama"da en çok hangi ürünleri kullandığını biliyor musunuz
Ağır ve hafif uyuşturucular arasındaki farkı biliyor musunuz Değişik uyuşturucular kullanan bir çocuğun gösterdiği belirtileri ayırt edebilir misiniz
HIV, AİDS ve cinsel yolla bulaşan diğer hastalıklar hakkında yeterli bilginiz var mı
ALIŞTIRMA: Bilginizi arttırmak için eylem planı
Belki kontrol listesindeki soruların çoğunu yanıtlayamadınız ve moraliniz bozuldu, ama unutmayın, isterseniz her konuda yardım alabilirsiniz, işe bir ucundan başlayabilmeniz için, bilginizi arttırmak istediğiniz konuları bir yere not edin. Örneğin:
- Eğitim: Yakınınızdaki bir okula^kütüphaneye veya bir kitapçıya gidin.
- Sağlık: Sorularınızı doktorunuzla tartışın; ilk yardım kursu alın; daha fazla bilgi için doktorunuzdan yardım isteyin.
- Yasalar: Bir avukata başvurun.
- Davranış bozuklukları: Doktorunuzdan sizi yönlendirmesini isteyin.
Sonuç olarak, daha önce de söylediğim gibi, "her şey"i bilmeniz olanak dışıdır ve her şeyi bilmek istemeniz, hiçbir şey bilmemenizden daha çok zararlıdır. Önemli olan, ne kadar bildiğinizin farkında olmanız ve yeterli olmadığınız zaman öğrenmeye istekli olduğunuzu çocuklarınıza his-settirmenizdir.
Bilgiye giden yol cahil olduğunuzu bilmektir.
Lord David Cecil
5. Aşama- Stresle başa çıkabilmenin yolları
Stresle başa çıkma ile ilgili kurslar, artık başarılı şirketlerin eğitim programlarının en önemli bölümünü oluşturuyor. Eminim bu gelişme, yöneticilerin birdenbire fedakâr insanlar olmalarından kaynaklanmıyor. Bu insanlar, sadece stresle başa çıkmayı öğrenmenin randımanı arttırdığını
farkettiler. Anababalann da aynı dersi almasında yarar görüyorum. Üstelik onların yaşadığı stres, iş yaşamındaki stresten çok daha yoğundur. Anababalık görevi fiziksel, duygusal ve zihinsel olarak çok fedakârlık gerektirir. Üstelik kendinizi kötü hissettiğiniz durumlarla başa çıkabilmek için, yaptığınız fedakârlıkların ödülünü de çok geç alırsınız.
Stresle başedememenizin çocuklarınızın özgüven kazanmasında ne tür olumsuz etkileri olur iki önemli etkisi olduğu kanısındayım: ilki çok stresli iken, yeterince sabırlı olamayıp davranmanız gerektiği gibi davranamamak. Örneğin, çok stresliysek:
- çocuğumuz ayakkabısını bağlamaya çalışırken, sabredemeyip biz bağlarız.
- çocuğumuzun oyuncaklarıyla yaptığı "şahane" kaleyi farketmeyip, sadece yerdeki dağınıklığı görürüz.
- çocuğumuzun mazeretini dinlemeden, geç geldiği için bağırıp çağırmaya başlarız.
ikincisi, daha önce de söz ettiğim gibi, çok stresliyken hemen içimizdeki yaralı çocuğa ya da içgüdüsel anababaya dönüveririz.
Herkesin strese karşı tepkisi ve tepki göstermeden önceki, kendini baskılama süresi farklıdır. Kimi anababalar çocuğun huysuzluk nö-betleriyle rahatlıkla başa çıkarken, kimileri buna hiç dayanamaz. Aynı şekilde, kimileri bir bardak çay ya da kahve içerek veya bahçede bir tur atarak iç huzuruna kavuşurken, kimilerinin yıpranmış sinirlerini düzeltebilmesi için en az bir saatlik aromaterapiye gereksinimi vardır. Stresle başedebilme stratejilerinin ya da programlarının kişilerin gereksinimine göre hazırlanması gerekir. Bu nedenle, kişinin düzenli olarak kendini değerlendirmesinin, stresle başa çıkabilmenin anahtarı olduğuna inanıyorum.
Olumsuz stres tepkilerinin kendimizdeki belirtilerini saptamaya çalışırken, şu alanlara objektif olarak bakabilmemiz gerekir:
" fiziksel sağlığımız
- duygusal durumumuz
- zihinsel işlevimiz
- davranışlarımız
Bu işi kolaylaştırmanın en iyi yolu, kendimizde gözlemlediğimiz belirtileri yine bir listeye (kafamızda ya da kağıt üzerinde) dökmektir. Bunlar, tahammül eşiğimizi geçtiğimizde gösterdiğimiz belirtilerdir. Böyle bir listeye gereksinim duymamızın nedeni, üzerimizdeki baskının farkına varıncaya kadar, stresin sürekli artmasıdır.
Stresin neden olduğu sürekli artan baskı ile başa çıkabilmek için, vücudumuz fazladan adrenalin ve enerji artışına neden olan diğer hormonları salgılamaya başlar. Vücudumuzda gerçekleşen bu aşırı yükleme, kendimizi "biraz" iyi hissetmemiz ve daha az fiziksel acı çekmemiz gibi bir etki yapar, işte bu nedenle, aşırı stresli insanlar üzerlerindeki baskılar arttıkça "hayır" demeyi bilemezler ve bu olumsuz etkilerin farkına varamazlar. Ve günün birinde aniden "patlama noktası"na gelirler. Bunun ortaya çıkış biçimi "şiddetli baş ağrısı"ndan "aşırı öfke"ye kadar değişik şekillerde olur.
Bir sonraki alıştırma, kendi uyarı sinyallerinizi tanımanızda size yardımcı olacak. Bunlar sizin kişisel belirtilerinizdir ve ne kadar sınırda olduğunuzu saptamanızda size yardımcı olacaktır. Bunların ortaya çıkmaya başladığını hissettiğiniz zaman, rahatlamanızı sağlayacak birtakım etkinliklere başlamanız gerekir. Bu etkinliklerle zihninizi ve bedeninizi eski rahat ve etkin işlev görebilme düzeyine getirebilirsiniz. (Ancak, unutmayın ki, yaşamları çok yoğun olan anababalann sürekli bir iç huzuru ve sakin bir yaşam sürme istekleri düşperestlik olur.) Yeniden canlanmanız ve rahatlamanız, elbette, sizin kişiliğinize ve yaşam tarzınıza bağlıdır. Şunu da unutmamanız gerekir: Stresi tedavi edecek mucizevi bir tedavi yöntemi yoktur. Her birimizin rahatlayabilmek için kendi bireysel formüllerimizi deneyerek bulmamız gerekir.
"Dinlenmeye hiç vakit bulamadığınız zaman, dinlenmenin zamanı gelmiştir."
Sydney Harris
ALIŞTIRMA: Stres uyan sinyalleri
Aşağıdaki her bölüm için, kendinizi baskı altında hissettiğiniz zaman ortaya çıkan belirtilerin bir listesini yapın.
Stresin fiziksel belirtileri
Örneğin: Avuçlarda terleme; nefessiz kalma; baş dönmesi; çarpıntı; hazımsızlık; mide krampları; bulantı; gözlerde yorgunluk; omuzlarda, sırtta ya da boyunda ağrı; adalelerde yorguluk; karıncalanma; kulaklarda uğultu; diş sıkmaktan ya da gıcırdatmaktan kaynaklanan diş ağrısı; sık idrara çıkma; ciltte döküntü; idrar yolu enfeksiyonları; sinüs problemleri; sık sık viral enfeksiyonlara yakalanma; kilo alma ya da verme; kabızlık ya da ishal; cilt sorunları; nevralji; regl kanamalarında düzensizlik. Şimdi aşağıdaki boş yere strese karşı kendi fiziksel tepkilerinizi liste halinde yazın.
Stresin duygusal belirtileri
Örneğin: Huzursuzluk, alınganlık ve çabuk sinirlenme; en ufak bir nedenle ağlamaya başlama; aşırı duyarlılık; depresyon; şaşkınlık; kayıtsızlık; zihinde karışıklık; can sıkıntısı ve keyifsizlik; karamsarlık; "aptalca" suçluluk duyguları; benlik saygısında düşüş; çaresizlik; paranoya; güvensizlik; yalnızlık; tutarsız ve gereksiz sinirlilik. Şimdi aşağıdaki boş yere strese karşı kendi fiziksel tepkilerinizi liste halinde yazın.
Stresin davranışsal belirtileri
Örneğin: Huzursuzluk; olayları büyütmek; boş yere bir işten ötekine koşuşturmak; karar vermede zorluk çekmek; plansız davranmak; her işi ertelemek; maddi konularda plansız davranmak; sürekli birşeylerini kaybetmek; sürekli bir yerlere çarpmak; çok fazla konuşmak; sürekli yakınmak; kaşınmak ya da tırnak yemek gibi sinirli alışkanlıklar; sigara, içki ya da yemek yemede artış; uykusuzluk; kabus görme; sürekli geç kalma; dağınıklık; üstüne başına özen göstermeme; sürekli tartışma; öfke ve huysuzluk; başkalarına iş vermede isteksizlik; aşırı koruma duygusu; iktidarsızlık; libidoda düşüş; kendini iyi ifade edememe; iletişim kurma ve başkalarını dinlemede azalma; yeniliklere adapte olmada güçlük çekme. Şimdi aşağıdaki boş yere strese karşı belirtilerinizi liste halinde yazın.
Kendinizde saptadığınız stres belirtilerinin giderek daha sık ortaya çıktığını farkeder ve rahatlama amacıyla katıldığınız etkinliklerin artık bir yararını görmemeye başlarsanız, artık alışkanlıklarınız ve yaşam tarzınız için kökten bazı değişiklikler yapmanız gerekecek demektir.
Kişilik geliştirmeyle ilgili uygun bir çalışmaya başlamalısınız. Stresi önleyebilmeniz için yapmanız gereken eylem planını aşağıdaki alıştırmayla yapabilirsiniz.
ALIŞTIRMA: Stresi önleyebilmek için eylem planı
• Aşağıdakilerin size yararı olup olmayacağını kendinize sorun:
- daha besleyici bir diyet (daha fazla enerji alabilmeniz için)
- yeni bir egzersiz planı (gerilimi azaltabilmeniz için)
- kendini iyi ifade edebilme dersi (haklarınızı savunabilmeniz için)
- zamanı iyi kullanabilme (daha iyi organize ve planlı olmabilmeniz için)
- iletişim becerisi (ilişkilerinizi düzeltebilmeniz için)
- meditasyon dersi (düşüncelerinizi ve yaratıcı gücünüzü kullanabilmeniz için)
- huzursuzluk ve sinirle başa çıkabilme (duygularınızı daha iyi kontrol edebilmeniz için)
- bütçe yapmak (maddi durumunuzu daha iyi kontrol altında tutabilmeniz için)
- felsefe (yaşamınızdaki önceliklerinizi saptayabilmeniz için)
- Kendin Yap dersleri (başkalarının yardımına daha az gereksinim duymanız için)
- yeni arkadaşlıklar (daha çok destek alabilmeniz ve iyi vakit geçirebilmeniz için)
Şimdi aşağıdaki boş yere bu konudaki kendi fikirlerinizi yazın:
Düşünün bir kere, stresle başa çıkmayı öğrendiğiniz zaman, stresle başa çıkma konusunda çocuklarınıza ne kadar iyi bir model olacaksınız.
Sakinlik özgüven için gereken en önemli unsurdur.

Sağlıklı Bir Ev Ortamını Nasıl Sağlayabilirsiniz
‘Yaşam evde başlar.’ T.S. Eliot
Ailenizi nasıl hazırlayacaksınız
Pek çoğumuzun çocuklarımızı yetiştirdiğimiz ev ortamı ile ilgili olarak pek fazla bir seçim hakkı yoktur. Ancak, eğer böyle bir seçim hakkınız varsa, aklımızdan hiç çıkarmamanız gereken önemli birkaç nokta vardır. Bu kitabı okuyanların çoğunun, bu konuda da zaten ellerinden geleni yaptıklarına inanmama karşın, bu bölümü yazmak konusunda ısrarlıydım. Çünkü, ben de "Parent Effectiveness Training" (Etkin Ana-babalık Eğitimi) adlı kitabın yazarı Dr Thomas Gordon´ınkine benzer bir deneyim yaşadım:
‘Pek çok anababanın, konuklarına, çocuklarına gösterdiklerinden daha çok saygı ve ilgi göstermelerine çok şaşarım. Anababaların büyük kısmı, sanki çocukların çevrelerine uyum göstermesi gerektiğini düşünüyor.’
Çocukluğumun büyük bir bölümünü belediye yetkililerinin gözetimi altında geçirdim. Yaşadığım mekânlar resmi kuruluşlardı ve buralarda, içinde yaşayanların fizyolojik gereksinimlerinden çok, kafalarının etkin ve temiz olmasına önem veriliyordu.
14 yaşıma bastığımda, beni babamın velayetine verdiler ve ancak o zaman kendime ait bir odam oldu. Odamın perdelerini seçmeye gittiğimiz günkü heyecanımı ve şaşkınlığımı bugün bile çok net olarak anımsıyorum. Kendimi ve tüm dünyayı tanımaya çabaladığım fırtınalı ergenlik yıllarım boyunca, odam benim için hep en güvenli yer oldu. Orada çılgın müzikler dinledim, daha önce varlığından haberim bile olmadığı dünyaları, kitaplarım ve dergilerim sayesinde fethettim ve daha önce sorgulayamadığım düşüncelere meydan okudum. Odam, aynı zamanda ders çalıştığım, zihinsel ve yaratıcı potansiyelimi kullanmayı öğrendiğim bir mekan oldu. Bu "kurtarma operasyonu" okuldaki başarım için belki biraz geç kalmıştı, ama ürününü ancak 30 yıl sonra alabileceğim umutların ilk tohumu da o zaman atılmıştı. Bugün bile oturup düşündüğümde, o kritik dönemde "sıcacık" bir yuva bulamasaydım, yaşamım için kim bilir daha ne kadar önemli değerleri kaybetmiş olurdum diye düşünür ve titrerim.
Bir "yuva" kurabilmek için, paranın çok önemli bir unsur olduğunu biliyorum (benim için o "özel" mekânı da elbette para satın alabildi), ama şunu da unutmamak gerekir: Maddi olanaklar "sınırsız" bile olsa, bu, bazen insanı sıkabilir. Özgüven kazandırma derslerim sırasında tanıdığım pek çok insan bana, tüm yaşamlarının lüks içinde geçmesine karşın, çocukluklarındaki çevrelerinin en az benimki kadar kısıtlı olduğunu anlattılar. Ancak, onların sıkıntısı öğrenmeye meraklı çocukların duyduğu gereksinimden çok, komşuları etkilemek amacıyla tasarlanmış şık ve lüks evlerde yaşamaktan kaynaklanıyordu.
Şimdi, çocukların özgüven kazanmasında yararlı olacak bir evin önemli özelliklerine bir göz atalım.
Güven
Çocukların, ideal olarak, içlerindeki maceraperest ruhu tatmin edebilecekleri, hiçbir kısıtlama olmadan araştırabilecekleri bir çevreye gereksinimleri vardır. Bugünkü koşullarda ortalama bir evde çocukların cesaretinin koşulsuz olarak kısıtlanacağı bir gerçek, ama o yaşlardaki merak duygularının gereksiz birtakım tehlikeler ve sınırlamalar nedeniyle engellenmesini önlemeniz gerekir. Benlik saygısını, dolayısıyla da özgüvenini, geçirdikleri kaza sonucunda sakat kalmaları nedeniyle kaybetmiş pek çok hastam oldu. Psikolojik özgeçmişlerine sakar, dikkatsiz ya da aptal etiketleri yapıştırılması yüzünden, benlik saygıları önemli ölçüde zarar gören insanlar tanıdım. Çünkü bu insanlar:
- çok değerli bir vazoyu uzanabileceği yükseklikteki bir raftan düşürüp kırmış,
- çok önemli bir kağıdı şömineye atmış,
- yasak olan ama ortada bırakılan şişeyi içip boşaltmış,
- annesinin ağzı açık çantasından cüzdanını alıp kaybetmiş,
- babası jiletini ortada bırakınca, kapıp köpeği traş etmiş veya
- bahçe kapısı olmadığı için sokağa fırlamıştır!
Çocuğu hapsetmek ya da "hayır, ona dokunma!" ya da "hayır, oraya gitme!" diye sürekli bağırmak hem sizi bitkin düşürür, hem de çocuğun gereksiz biçimde korkak olmasına neden olur.
Cesaret ve bağımsızlık
Çocukların, artık hazır olduklarında, yapabilecekleri şeyleri kendi başlarına yapmalarının mümkün olduğu bir çevreye gereksinimleri vardır. Pek çoğumuzun maddi olanakları, çocukların boyunda mobilyalar satın almaya yetmez, ama çocuklarımızın evde daha bağımsız hareket edebilmelerine olanak sağlamak için, ufak tefek birtakım değişiklikler yapabiliriz. (Örneğin, paltolarını rahat aşabilmeleri için, askılarını boylarının uzanacağı yerlere koymak, dolaplarını boylarının yetişeceği ebatlarda satın almak ve kırılmaz tabak çanak kullanmak.)
Bu konuda önemli olan bir diğer unsur ise, evinizin coğrafi konumudur. Pek çok insan bugün, çocukluklarında evlerinin çok izole bir yerde olmasından ya da okullarından veya arkadaşlarından çok uzakta yaşamalarından ötürü sosyal gelişmelerinin engellendiğini düşünmektedir. Çocuklar büyüdükçe, dar aile çevrelerinin dışındaki olanaklara ve arkadaşlıklara gereksinim duyar, izole olan çocuklar kendilerini farklı ya da "dışlanmış" hissederler ve sosyal becerilerini geliştirecek yeterli fırsatları olmaz.
Teşvik
Anababa olarak görevimiz çocuklarımıza bir okul değil, bir yuva sağlamaktır; ancak, evin ya da bahçenin bir bölümünde, onlara ilgi ve yeteneklerini geliştirebilecekleri özel bir yer ayırabilirsek, özgüven kazanmalarında bunun büyük yararı olacaktır. Bu alanda da istedikleri kadar gürültü yapmalarına ve ortalığı dağıtmalarına izin vermelisiniz. Bu özel alanı çocuklarınızın hoşlandığı oyuncaklarla, bilgisayar ve kitaplarla, dergiler, müzik aletleri ve kendi başlarına oyalanmaktan zevk aldıkları her türlü malzeme ile doldurun.
Çocukların sadece özel ilgi alanlarında değil, aynı zamanda evde istedikleri yerde vakit geçirmelerinin teşvik edilmesi de önemlidir. Örneğin, oturma odalarının tüm aile bireylerinin hoşlanacağı şekilde döşenmesi herkesi rahatlatacak ve orayı sadece TV seyredilen bir yer olarak değil aile bireylerinin birbirleriyle sohbet edecekleri, kitap, dergi okuyacakları, hatta oyun oynayacakları bir alan olarak görmelerini sağlayacaktır. Bu tür alanlar, çocuğun sosyal becerilerini geliştirecekleri yerlerdir ve orada yaşayanlar, mobilya ya da aksesuarlardan daha önemlidir. Çocuklar cilalı masalara ya da pahalı Iran halılarına zarar verecek, dağınık ve gürültücü davetsiz misafirler olarak görülmemelidir. Çocuğun istendiğinden emin olması ve kendisini rahat hissetmesi çok önemlidir. Eminim, siz de benim gibi evin bazı odalarında kendinizi rahatsız hissediyorsunuzdur. Hastalarımın çoğu da, çocukluklarındaki evlerinden söz etmeye başladıklarında, hep aynı duyguya kapıldıklarını söylüyor.
Kişisel katılım
Evimiz kocaman bir bahçe içinde güzel bir evdi, ama annemin ve babamın eviydi. Eve hiçbir arkadaşımı getirmek istemediğim için, ben de arkadaşlarımın evine gitmek istemezdim. Sonunda çok utangaç ve içe kapanık bir insan oldum.
Özgüven kazandırma derslerine katılan öğrencilerimden biri-
Bu sözlere karşıt olarak, bir arkadaşımın oğlunun sözlerine de yer vermek isterim.
"Anne ben 18 yaşıma gelince ne olacak Bu evden ben mi gideceğim, yoksa sen mi "
- Tom, 10 yaş
Elbette, çocukların anababalarının evlerini bu kadar benimsemeleri de hoş değil. Ancak, kendilerini istenmeyen bir misafir olarak görmeleri de özgüven kazanmalarını olanaksız kılar. Çocukların özellikle de küçükken, Tom´un hissettiklerinin aynısını hissetmeleri çok önemlidir.
Çocukların kendilerini evlerinde hissetmelerini sağlamanın bir yolu, çevreleriyle ilgili birtakım kararlara katılmalarına olanak vermektir. Örneğin, evin dekorasyonunda ya da yeni bir ev kiralanır veya satın alınırken onların da fikirlerinin sorulması, benlik saygılarının güçlenmesine, zevkleri konusunda özgüven kazanmalarına ve ödün vermeyi öğrenmelerine yardımcı olur.
Böyle bir felsefenin uygulanmasında, elbette bazı kısıtlamaların olması kaçınılmazdır (özellikle, maddi konular!), ancak unutulmamalıdır ki, bir çocuğun evi, onun bir parçasıdır. Doğru ya da yanlış, çocuklar kendilerini evleriyle, elbette başka çocuklar da onları evleriyle değerlendirir. Eğer evleri, kendileri de katkıda bulundukları için özel bir yerse, kendilerini özel hissedeceklerdir.
iç özgüvenlerine olan olumlu katkılarının yanı sıra bu durum, arkadaşlarını evine davet etmesine ve böylelikle, konukseverlik ve dostluk gibi birtakım dışadönüklük becerileri geliştirmesine olanak verecektir.
Kişisel dokunulmazlık
Çocuğun kendine ait özel bir odasının olması, özsaygısının gelişmesine yardımcı olur. Elbette her çocuğun kendine ait bir odası olmayabilir, ama hiç değilse bir odanın bir bölümünün kendine ait olduğunu bilmesinin çok yararı vardır. Bu da olanak dışı ise, özel bir dolap, hatta bir çekmece çocuğun ayrı bir birey olduğununun somut bir sembolüdür.
Son olarak, yaşadıkları ev nasıl bir ev olursa olsun, çocukların evleriyle ilgili sorumluluklar üstlenmesi gerekir. Sadece yaşadıkları alanın hijyen koşullarına uygun, ekonomik ve düzenli olması gerektiğini değil, aynı zamanda, tüm çevrelerinin düzeninden ve temizliğinden de sorumlu olduklarını bilmelidirler. Gerçekte bunların sağlanmasının ve koyulan kuralların uygulanmasının çok kolay olmadığını biliyorum, ama lütfen kararlarınızı azimle sürdürmeye çalışın ve 4. Bölüm´de sizlere önereceğim bazı ipuçlarını ve stratejileri deneyin.
ALIŞTIRMA: Evin kontrolü
• Son bölümdeki konu başlıklarını kontrol listesi olarak kullanın ve çocukken evinizle ilgili deneyimlerinizi yansıtmaya çalışın. Yaşadığınız çevrenin özgüveninizin gelişmesinde etkileri oldu mu
• Şimdiki evinizle ilgili olarak yapmanız ya da eklemeniz gerekenleri not alın. Bunların oluşturulmasında evinizle ilgili olarak aşağıdaki noktaları dikkate alın:
a) güvenli bir atmosfer sağlamak
b) çocuklarınızın da her şeyi rahatlıkla kullanabilmesini sağlamak
c) yaratıcı oyunlar ve etkinliklere olanak verecek alanlar sağlamak
d) evinizi bilgi edinmeyi ve sosyalleşmeyi teşvik edecek bir çevre haline getirmek
e) evinizi çocuklarınızın çok özel bir yer olarak düşünecekleri bir yer haline getirmek
f) çocukların kişisel dokunulmazlıklarına olanak vermek
"Yeterince iyi bir çevre, çocukların bireysel gereksinimlerine olanak sağlamakla mümkün olur."
D.W. Winnicot
Yeterince İyi Bir Aile Olmanın Yolları
"Bütün suç ailemde - annem hep ailenin dışında bir insan gibi davranırdı."
"Onun kabuğunun dışına çıkamamasına hiç şaşmıyorum - zaten onun aile ortamına dışarıdan birinin girmesi kesinlikle mümkün değildir."
"Herkesin birbiriyle yarıştığı bir aile ortamında, zavallı kızın başarı duygusu tatmasını nasıl bekleyebilirsiniz ki "
"O ailede herkes kendisini başkalarından üstün görüyor - çocuklarına çok acıyorum. Zavallılar sanki kafeste büyüyor. Ne dışarıda oynamalarına, ne de alışverişe gitmelerine izin veriliyor. Yüzmeye bile ailece gidiyorlar."
Bunlar profesyonel psikologların değil, sokakta yürürken ya da trende seyahat ederken kulak misafiri olduğum bazı insanların konuşmaları. Aslında, yetenekli bir kulak misafiri bu tür gözlemlerle bir haftada bir kitap yazacak kadar malzeme toplayabilir!
Çocukların iç ve dış özgüven kazanmalarında aile yaşamının çok olumsuz etkileri olabileceğinin kabul edilmesine karşın, acaba "olumlu" etkisi olan niteliklerden herkesin haberi var mı
Hepimizin kafasında bir "mutlu aile" kavramı vardır. Bu da, kendi deneyimlerimiz ve medyada gördüklerimizin bir karışımıdır ve oldukça belirsiz bir kavramdır. Ancak, ben her şeyin giderek güçleştiği bir dünyada yaşam savaşı verirken, kafamızdaki "ideal" aile kavramının ne olduğunu kesin olarak belirlememiz gerektiğine inanıyorum. Bunun net olarak belirlenmesi, amaçlarımıza ulaşmamız konusunda bir standart oluşturacaktır. Bu da çok önemli bir konudur; çünkü insan kendi ailesinin zayıf olduğu konuları saptarken pek çok şeyi gözardı edebilir. Bir zamanlar bir arkadaşım "aile"yi şöyle tanımlamıştı: "insanın görmesini engelleyen bağlar." Belki biraz alaycı bir tanım, ama konu kendi ailemiz olunca, ona hiçbir şekilde toz kondurmak istemediğimizi vurguluyor. Kusursuz anababalar olma konusunda istekli olmamız ve ideallerimizi ger-çekleştiremeyince kapıldığımız suçluluk duygusu ve hemen savunmaya geçmemiz, bazı konuları objektif olarak görmemizi engeller.
Dışarıdan birinin de sorunları saptaması çok kolay olmayabilir. Ünlü aile terapisti Virginia Satir şöyle der:
"Aile yaşamı bir buzdağına benzer. Dışarıdan bakanlar olan bitenin sadece onda birinin farkındadır. Bu onda birlik bölüm de sadece görüp duyduklarıdır."
Ve elbette, çocukların özgüven kazanmasında asıl önemli olan buz dağının görünmeyen kısmıdır. Çocuklarına en fazla zarar veren aileler, yüzeyde hem mutlu, hem de hatasız görünmeyi başaran ailelerdir. Çocuklarının benlik saygısının ve sosyal becerilerinin gelişmesine engel olan da, bu dışarıdan görülmeyen özelliktir. Sizlerin de zaman zaman gözlediğinizi zannettiğim bazı örnekler vermek isterim:
"Bütün çocuklarımızı sever ve onlara eşit muamele yaparız." deyip, çocuklardan birine ailenin "günah keçisi" (başı hep derde giren, hep hasta olan, başına her türlü kaza gelen odur) gibi davranmak.
Çok liberal ve cinsiyet ayırımı gözetmeyen bir aile olduğunu iddia edip, erkek çocuk, arkadaşını dövüp geldiğinde, "Benim aslan oğlum dayak yemez hiç" demek ya da kız çocuğu "uslu" olduğu için ödüllendirmek.
"Çocuklarımız mutlu olduğu sürece, ne kimle evlendiklerinin ne de seçtikleri mesleğin hiçbir önemi yok" deyip, ailenin diğer bireyleri hakkında konuşurken, ailenin her kuşakta bir doktor çıkarması veya bir başkasının babasının işini sürdürmesiyle övünmek. Ayrıca, buzdağının görünmeyen kısmının çocuk eve "kötü arkadaş" getirdiğinde ortaya çıkması da çok rastlanan bir durumdur.
Demek ki, ailenizi mutlu, çocuklarını teşvik eden, iyi niyetli bir aile olarak "hissetmeniz" yeterli değil. Eğer bir aile olarak çocuklarımıza özgüven kazandırmak istiyorsak, kendimizi daha objektif bir şekilde değerlendirmemiz gerekir. Bir an için ailenizden duygusal anlamda kopup, dışarıdan bir gözle bakmaya çalışın ve aşağıdaki soruları kendinize sorun. Düşüncelerinizi aile bireylerinizden biri, ya da ailenizi çok yakından tanıyan biriyle paylaşabilseniz daha yararlı olur. Bu bölümü, eğer varsa, eşinizle beraber okuyup, bölümün sonundaki alıştırmayı da birlikte uygulayabilirsiniz.
1. Amaçlarınız açık mı ve bu amaçlan birlikte mi saptadınız
Batılı toplumlarda ailenin rolünün bu yüzyıl içinde radikal bir değişim geçirdiğinin hepimiz farkındayız. Üstelik, "aile" sözcüğü artık sadece aralarında kan bağı bulunan, evli, çocuklu ya da içinde evlâtlık edinilmiş çocukların da bulunduğu insan topluluklarını tanımlamak için kullanılmıyor. Bu terim artık, aynı zamanda, yaşam boyu birbirine genler, ya da yasal sözleşmelerle bağlı olmayan her tür insan topluluğu için de kullanılabiliyor. Bu hızlı değişim döneminde yaşamanın "aile" kavramına etkisi, pek çok anababanın "aile" yaşamlarının amaçları konusunda emin olamamaları ve bunun sonucunda da bu tür bir anlam karmaşasının söz konusu olduğu bir ortamda çocukların sıkıntı çekmesidir.
Ailelerin amaçlan birbirinden çok farklı olabilir. Örneğin, bazı ailelerin amacı belli bir yaşa kadar, çocuklarının korunacağı ve karınlarını doyuracağı bir ortam hazırlamak iken, diğerlerinde ahlâki değerlerde kontrol ve rehberliğe öncelik verilmektedir. Çocukların özgüveni söz konusu olunca, önemli olan bu amaçların çok dürüst ve açıklıkla ortaya konması ve anababalar (ya da anababanın yerini alan çocuk bakıcıları ya da büyükanne ve büyük babalar) arasında da kesin bir fikir birliğinin olmasıdır.
Ayrıca, birlikte belirlediğiniz bu amaçların gerçekçi olması çok önemlidir. Ancak, bu amaçların aşırıya kaçması, çocuğun benlik saygısında azalma, suçluluk ve kendini değersiz görme gibi duyguların oluşmasına neden olabilir. Size hiç de yabancı gelmeyecek bazı örnekler vermek istiyorum.
Amaç A: Aile bireyleri arasında derin bir sevgi, dostluk ve sadakat duygusu yaratmak ve böylelikle yaşamları boyunca her konuda birbirlerine destek olmalarını sağlamak.
(Her bireyin aynı mizaçta, aynı ahlâki değerlere sahip ya da aynı entellektüel düzeyde olması mümkün olamayacağı için, bu hiç de gerçekçi bir amaç değil.)
Amaç B: Çocukların "iyi" birer mesleğinin ve toplumda saygın yerlerinin olması.
(İyi meslek kavramı kişiden kişiye değişebilir, ya da zaman içinde ülkede bir ekonomik kriz ve sonunda işsizlik gibi bir sorun ortaya çıkabilir.)
Amaç C: Bütün çocukların bir müzik aleti çalması.
(Gerçekçi değil, çünkü çocuğun müzik kulağı olmayabilir ya da keman öğretmeni çok yeteneksiz olabilir.)
Ayrıca, saptadığınız amaçların altında, gizli ve kendi kendinize itiraf bile edemeyeceğiniz bazı amaçlar olabileceği konusunda dikkatli olmak gerekir. Bu tür amaçların en bilinenleri şunlardır:
- farklı cinsiyetlerde çocuk sahibi olmak istemek
(Bunu tahmin etmek çok zordur ve istenmeyen cinsiyette dünyaya gelen çocuğa istenmeyen biçimde davranılabilir.)
- kendi anababalarınızdan daha iyi anababalar olmak için ideal mutlu aileyi yaratmayı istemek
(Olmadıkları insanlar olmalarını beklemek çocuklara karşı acımasızlık olur.)
2. Değerler paylaşılıyor mu, yoksa bu konuda anlaşmazlık mı var
Pek çok çocuğun özgüveni, sadece aile değerleri konusunda kafaları karıştığı için zarar görür. Örneğin, anababalarının memnun olacaklarını düşündüğü bir şey yaparlar, olumsuz bir tepki alınca da sarsılırlar.
Aynı amaçların açıklanmasının gerektiği gibi, her bir aile bireyinin değerleri de açıklanmalı, böylelikle çocuklar neyin "doğru", neyin "yanlış" olduğunu anlamalı ve ailenin koyduğu kurallar kolayca tanımlanabilmeli ve gerektiğinde tartışılabilmelidir. Çocuk diğer ailelerin değerleri hakkında bilgi edinmeye başladıkça, bu konu giderek önem kazanır ve çocuk ergenlik dönemine girip, kendi değerlerini sınamaya başlayınca konunun önemi artık hayati olur.
Ailenin değerleri çocuklara örneklerle anlatılmalı ve bu değerler zaman zaman tartışılmalı ve anladıkları bir dille açıklanmalıdır. Örneğin, "dürüstlük" kavramı bir yetişkin için çok açıktır, ama aynı kavram bir oyun dünyasında yaşayan ve zaman zaman aile bireylerinin "beyaz yalanlarıyla istemeden işbirliği yapan çocuklar (Arayan Ayşe teyzense, ´annem evde yok´ de) için çok net değildir.
3. Kurallar açık mı ve herkes tarafından kabul ediliyor mu
Aynı çatı altında güvenli ve uyum içinde bir yaşam sürebilmek için, her ailenin bazı kurallarının olması gerekir. Çocukların özgüvenini etkileyen aile kuralları ile ilgili belli başlı sorunlar şunlardır:
Çocuk bir kuralın varlığından, ilk kez bu kuralı çiğnediği zaman haberdar olur. (Örneğin, "5 yaşın üstündeki her çocuk, içeceğini yere döktüğü zaman, kendisi temizler." kuralını "Döktüğünü hâlâ neden temizlemedin " sorusu ile karşılaştığında öğrenir.)
Çocuklar anlaşmazlık konusu olan bazı kuralların "çapraz ateş"i arasında kalır. Bazen, eğer "kurallar"la ilgili anlaşmazlıklar anababanın ilişkisini olumsuz yönde etkilerse, o zaman çocuk duygusal olarak daha fazla zarar görür, çünkü çocuk anne ve babanın birbiri üzerinde üstünlük kurmaya çalışmasının, kendi gereksinimlerinden daha önemli olduğu duygusuna kapılabilir.
4. Roller ve sorumluluklar açık ve adil mi
"Ne kadar büyük ya da küçük olursa olsun, her sosyal grup yetkilerini belirlemeli ve üyelerine gücünü, konumunu ve sorumluluklarını açıklamalıdır."
Stanley Coppersmith
Toplumda ailenin rolü değiştiği gibi, günlük yaşamda da aile bireylerinin rolü değişmektedir. Bu roller her ailede farklı olabileceği gibi, aynı ailenin değişen gereksinimlerine göre de farklılık gösterebilir.
Bu roller açıklıkla ve düzenli olarak belirlenir ve tartışılırsa, duygusal anlamda kimse zarar görmez. Örneğin, evli çiftlere psikolojik danışmanlık hizmeti verenlerin söylediğine göre, çiftlerin kafasında, erkeğin ve bugünkü "özgür" kadının rolleri ve sorumlulukları farklı olarak algılanıyormuş ve bu roller ve sorumluluklarla ilgili olarak farklı beklentiler varmış. Düş kırıklığı ve öfke gibi duygular su üstüne çıktığında ise, en çok zarar gören çocuklardır. Öncelikle, çocuklar bilinçsiz olarak bir "intikam" alma şekli ("kusursuz bir eş/sevgili olamayabilirim, ama iyi bir anne/babayım") olarak kullanılır. Ayrıca, çocuklar öyle savunmasız bir durumdadır ki, anababaların öfkesi bir çıkış yolu aradığında, çocuklar kaçınılmaz bir biçimde hedef oluşturur.
Yine ailelere danışmanlık hizmeti verenlerin söylediğine göre, çocukların aile içindeki rolleri ve sorumlulukları ile ilgili olarak hem anababaların, hem de çocukların kafasında farklı beklentiler varmış. (Abla ve ağabeyler küçüklerini korumak zorundadır.’ düşüncesi ile "Hiçbir çocuk anababalarının yaptığı işleri yapamaz." düşüncesi.)
Aile bireyleri arasında yetki ve sorumlulukların yaşa ve cinsiyete göre nasıl saptanacağını belirlemede tek seçenek, anababanın hiçbir şeye müdahale etmemesi değildir. Diğer alanlardaki pek çok başarılı ekip çalışması ve beraberlikte de olduğu gibi, ailedeki her bir bireyin güçlü ya da zayıf olduğu noktalara, yaşına ve becerilerine göre adil bir görev dağılımını demokratik bir biçimde yapabiliriz. Ancak, çocukların çok çabuk büyümesi nedeniyle, bu görev dağılımının sık sık gözden geçirilmesi gerekir. (Bence kusursuz anababalar "Bana artık böyle davranmayın. Ben artık bebek değilim!" sözlerini asla işitmemelidir.)
5. Etkin ve yeterli bir iletişim var mı
Aileler farklı kuşaklardan oluştuğu için, iletişim konusunun sık sık sorunlara neden olması kaçınılmazdır. Aynı zamanda farklı cinsiyetlerin de birarada bulunması iletişimde sorunlar çıkması riskini daha da arttırır.
Daha önce de değindiğimiz bir başka önemli sorun ise, içimizdeki "otomatik pilotun (içgüdüsel anababa) devreye girip, kontrolümüz dışında sinyaller vermesidir.
Bu nedenle, aile bireylerinin birbirlerine gönderdikleri mesajların doğru anlaşılıp anlaşılmadığını düzenli olarak kontrol edilmesi gerekir. (Bu konunun anababanın en zor sorumluluklarından biri olduğunu düşünüyorum.) Bir kez daha ifade etmek isterim ki, her ailenin ve bu ailelerdeki her bir bireyin iletişim şekli bir diğerininkine benzemez. Kimileri birbirine göndermek istedikleri mesajı çok fazla sözcük kullanarak gönderirken, kimileri daha çok vücut dilini kullanır. Diğerleri eylemleri göz önünde bulundururken, bazıları yazılı dil kullanır. Bu nedenle de, mesajı hem gönderenin, hem de alanın tümü ile anlaması koşulu ile, hiçbir yöntem bir diğerinden daha iyidir demek olası değildir.
Çocuklarınızın özgüven kazanmasında, ailenizin iletişim şekli ile ilgili bazı soruları kendinize sormanın yararı olacaktır.
a) Mesajların alındığını ve anlaşıldığını düzenli olarak kontrol ediyor muyuz (Bunu, söyleneni kendi sözcükleriyle tekrarlamalarını isteyerek yapabilirsiniz.)
b) Aile içinde tartışmalara ya da sohbetlere "zaman" ayırıyor muyuz Yoksa sadece birbirimizin yanından geçerken bir iki kelime mi ediyoruz Daha da kötüsü, televizyon izlerken, reklâm aralarında mı konuşuyoruz
c) Aile içi haberleşmede çocukları aracı, hatta arabulucu olarak kullanıyor muyuz
d) Sözlü mesajlara gösterdiğimiz dikkati sözsüz mesajlara da gösteriyor muyuz
Bu sözsüz mesajların aile içindeki önemi daha büyüktür, çünkü birbirimizi daha yakından tanıdıkça, daha çok sözsüz iletişim kurmaya başlarız ve sadece ailedeki yetişkinlerin ya da yetişkin adaylarının anlayabileceği özel sözsüz ipuçları ve kodlar oluştururuz. Örneğin, günlük eylemlerden bazılarının gizli özel anlamları vardır. (Çay bardağını alıp yatak odasına çıkmak "Çok sinirliyim ve yalnız kalmak istiyorum." bir nikaha gitmeyi reddetmek "Bu evliliği tasvip etmiyorum." birine çiçek vermek "suçluyum" anlamına gelir.)
Diğer yandan, önemli mesajları birbirlerine sadece sözcükleri kullanarak iletmeye alışık olan yetişkinler, çocuklarının yüz ifadeleri, davranışları hatta oyun yoluyla vermek istedikleri mesajları farketmeyebilirler.
e) Zamanı ve yeri belli olan, ailenin her bir bireyinin katılabileceği ve aileyi ilgilendiren her bir sorunun ya da konunun tartışılabileceği toplantılar düzenliyor muyuz (Bunu bir yemekte yapabilirsiniz, fakat çok resmi olmaması konusunda dikkatli davranın; çünkü bu tür ortamlar çocukları fazlasıyla sıkabilir.)
f) Herkesin birbirinin "günlük programlarından haberi var mı (Yemeğe kim geliyor Kim bugün geç gelecek Bugün biri arabayla okula bırakılacak mı gibi konular için herkesin kullanımına açık bir takvim ya da bir defter kullanılabilir.)
g) Birbirinizin aklından geçeni okuduğunuza fazlaca mı inanıyorsunuz ("Senin benimle gelmek istemeyeceğini düşünmüştüm.", "Ne bileyim. O filmi görmeye pek istekli görünmüyordun. Ben de yalnız başıma gittim.")
Mutlu ailelerde, birini gerçekten seviyorsak, onun duygularını da kesinlikle tahmin ederiz gibi bir inanış söz konusudur. Pek çok kişi bana çocukluklarında bu yüzden çok sıkıntı çektiklerini, çünkü kendilerinin bunu başaramadıklarını ve bu yüzden çok üzüldüklerini anlatmıştır.
h) Birbirimize birbirimiz hakkında yeterince olumlu bilgi verebiliyor muyuz (Bak. 6. Bölüm)
ı) Birbirimiz hakkında olumsuz görüş bildirmemiz için birbirimizi teşvik ediyor muyuz (Bak. 6. Bölüm)
j) Birbirimizin iletişim tarzına veya yöntemine yeterince saygı gösteriyor muyuz
Her ne kadar her ailenin iletişim konusunda ortak bir tarzı olsa da, yine de kişilik, cinsiyet ve yaşla ilgili farklılıklar olabileceğini göz önünde bulundurmalıyız. Örneğin, ailenin iletişim tarzını kullanmak yerine, okulda ya da sokakta edindiği iletişim tarzını kullanan çocuklarla alay edilmesinin, bu çocukların özgüven kazanmalarında ciddi sorunlar yarattığına tanık oldum.
k) Farklı yönlerimizi açıklıkla tartışıp, ifade edebiliyor muyuz, yoksa bunları göz ardı mı ediyoruz
"Mutlu aile" kavramına ters düştüğüne inanılan bir diğer konu ise, tartışmanın, özellikle çocuklar için kötü bir şey olduğudur.Bence, tartışmak aile yaşamının hem kaçınılmaz,hem de önemli bir bölümüdür. Üstelik, tartışmak çocuklara haklarını, inançlarını ve gereksinimlerini savunabilmeleri için fırsat verir. 13. Bölümde çocuklar arasında çıkacak çatışmalarla başa çıkabilmenin yolları üzerinde duracağız, ama şimdilik şunu hatırlatmakta yarar var: Çocuklar sevdikleri insanların anlaşmazlıkları nasıl çözümlediklerini görerek, anlaşmazlık durumunda belli başlı tepki ya da davranışlar hakkında çok şey öğrenirler. Ayrıca, özgüven kazanmak için "yenmek" gerekmediğini, karşılıklı ödün vererek de insanların başarılı olabileceğini görürler.
6. Dış dünyayla yeterince temasınız var mı
Günümüzde pek çok ailede hem annenin, hem de babanın çalışması ve yaşamlarının çok stresli olması, evlerini sığınak gibi görmelerine neden olmaktadır. Diğer taraftan, çocukların bireyi oldukları ailenin, ileride çocukların da bir üyesi olacağı bir dünyadan kopuk olmaması gerekir.
Kendinize şu soruları sorun:
- Aileniz toplumla dostluk ve işbirliği içinde yaşama konusunda çocuklarınıza yeterli ve iyi bir model oluşturuyor mu
- Aileniz çocuklarınızın geniş çevrelerini şekillendirmesinde etkin bir rol oynuyor mu
- Değişik çevrelerden ve yeterli sayıda konuklarınız oluyor mu
- Ailece evin dışında da yeterince vakit geçiriyor musunuz
ALIŞTIRMA: Ailenin kontrolü
Bu alıştırmayı varsa, eşinizle yapın. Eşiniz bu konuda istekli değilse, ya da yalnız yaşıyorsanız, alıştırmayı tek başınıza yapabilirsiniz, ancak sonucu mutlaka yakın bir arkadaşınızla tartışın.
Her bir alıştırmayı yaparken, yukarıda ilgili bölümü okumanız gerekebilir.
Her biriniz ailenizin en önemli üç amacını yazın.
Yazdıklarınızı karşılaştırın, tartışın ve ortak bir amaç listesi yazın.
Kendinize bu amaçların:
1. gerçekçi ve adil olup olmadığını
2. açıklıkla ifade edilip edilmediğini
3. diğer anababa figürleri ve büyük çocuklara iletilip iletilmediğini sorun.
Aile değerlerini göz önünde bulundurarak, bu alıştırmayı tekrarlayın.
Aile kurallarınızın bir listesini yapın ve yaşlan uygun olduğu takdirde bunları çocuklarınızla tartışın ve onların bu listeyi tartışmalarına, listedeki kuralların gerekli olanlarını değiştirmelerine izin verin.
Her bir bireyin aile içindeki rollerinin ve sorumluluklarının kısa tanımlarını yazın. Çocuklarınızın yaşı uygunsa, bu tanımları onlarla tartışın.
Ailenizdeki iletişimin daha iyi bir duruma getirilebilmesi için yapabileceğiniz üç değişikliğin neler olabileceğini onlarla tartışın.
Kendinize, ailenizin dış dünya (yakın çevreniz ya da genel anlamda tüm dünya) ile bağlarını artırabilmek için neler yapılabileceğini sorun.
Ancak, bu konuda gereğinden fazla ciddi bir tutum izlemeyin ve unutmayın ki tüm ailenin bu etkinlikten zevk alması, istekli olması ve biraz da eğlenmesi gerekir.
Korunursun yabancıların tuzaklarından,
Zevk alırsan, dost ve akrabalarınla beraber olmaktan.
Ogden Nash

Çocuğunuza Kendisini Sevmeyi Nasıl Öğreteceksiniz

İç özgüven için gereken dört önemli noktayı bir kez daha anımsayalım:
• Kendini sevmek
• Kendini tanımak
• Kendine açık hedefler koymak
• Pozitif düşünce
Bu niteliklerin her biri ana baba olarak bizlerin tutumu ve davranışlarıyla orantılı olarak önemli ölçüde artar ya da azalır. Bu bölümde, sadece çocuklarımızın kendilerini iyi hissetmelerinde değil, aynı zamanda tüm dünyaya karşı iyimser bir tavır takınmalarında da biz anababaların nasıl yardımı olacağı konusunda birtakım pratik çözümlerden söz edeceğim.
Yukarıda adı geçen niteliklere önümüzdeki dört bölümde tek tek değineceğim, ama göreceksiniz ki, bu nitelikler çoğu kez çakışacak. Böylelikle, belli bir alanda önlem almaya çalışırken, diğer alanların da güçleneceğini göreceksiniz. Bu konunun önceden farkına varırsanız, bu bölümde çok temkinli olur ve her şeyi bir seferde yapmaya çalışmazsınız. Örneğin, bu dört önemli alanın her birine bir hafta ayırmanızı, bu süre zarfında da adı geçen alan hakkında düşünmenizi, tartışmanızı ve çalışmanızı ve gerektiğinde her birine tekrar dönmenizi öneririm. Atılan bu temelin yaşam boyu sürmesi gerekir ve bu nedenle Psikolojik yapı çok güçlü olmalıdır.
Bu bölümde, çocuklarınızı kendilerine değer vermeleri konusunda nasıl teşvik edeceğiniz konusuna değineceğiz. Böylelikle, çocuklarınız hem kendilerini iyi hissedecek, hem de sevdikleri bir insana davrandıkları gibi, kendilerine de saygı göstermeyi öğreneceklerdir.
Daha önce de söylediğim gibi, çocuklarımıza kendilerini sevmelerini öğretmede en etkin yol onlara örnek olmaktır, ikinci önemli yol ise, benlik saygısını aktif bir biçimde kazanabilmeleri için aktif önlemler almanız ve benlik saygısının doğal gidişini engellememenizdir. Bu çok değerli psikolojik nitelik belki de iç özgüven için gereken en önemli niteliktir. Bu nitelik çocuğun sadece kendisini iyi hissetmesini değil, aynı zamanda potansiyelinden en verimli şekilde yararlanmasını ve stresle başa çıkabilmesini de sağlar.
Basında her gün giderek artan sayıda çocuğun sınav stresi altında ezildiğine tanık oluyoruz. Bu konuyla ilgili olarak, Oxford Üniversitesi´nin psikolojik danışmanlarından biri şöyle bir açıklama yaptı: "Sınav stresiyle en iyi başa çıkabilen çocuklar, kendi değerlerinin bilincinde olanlardır." Bu nedenle, anababaların sonu gelmeyen ev ödevleri ve sınav hazırlıklarında çocuklarına yardım etmek yerine, yapabilecekleri en iyi şey onların kendi değerlerinin farkına varmalarını sağlamaktır!
Çocuklarınızın benlik saygısı kazanmaları için neler yapabilirsiniz
"Çocuğun gelişimini etkileyen en önemli şey sevilip sevilmediği duygusudur."
Dorothy Briggs, Your Child´s Self-Esteem: The Key to His Life (Çocuğunuzun Benlik Saygısı: Yaşamının Anahtarı)
Çocuklarınıza onları ne kadar sevdiğinizi söyleyin
Anababası tarafından sevilen bir çocuk, kendini sevmeyi öğrenir. Bu artık bilinen bir gerçek, ama her terapist, sürekli olarak, değişik nedenlerle, bu çok değerli psikolojik armağandan nasibini almayan insanlarla karşı karşıya gelmektedir. Bu tür insanlardan başka, daha sıklıkla karşılaştığımız pek çok insanın yorumları ise şu doğrultuda olmaktadır:
"35 yaşıma gelinceye kadar babamın beni sevdiğini bilmiyordum. Bunu da üstelik kız kardeşimden öğrendim, babamdan değil."
"Annem herhalde bizleri çok seviyordu, çünkü bizler için hep fedakârlık yapardı. Ama yine de emin değilim, çünkü bunu bize hiçbir zaman ifade etmedi."
Bu tür şeyleri çok duymama karşın, her seferinde üzülüyorum. Sevginin gerektiği gibi ifade edilmemesini kaçırılmış bir fırsat olarak görüyorum ve bu durumu başkalarının da sıklıkla yaşaması da o kişinin çektiği acıyı azaltmıyor. Bence, bu insanların duygusal anlamda bu kadar incinmeleri çok gereksiz. Üstelik, ben bu anababaların çocuklarını sevdiğinden eminim, fakat duygularını iletmek konusunda yetersiz oldukları için, çocuklarının özgüven kazanmalarında ellerinde var olan bir gücü boşa harcadıklarını düşünüyorum.
İşte bu nedenle, çocuklarımıza duyduğumuz sevginin çok derin olmasının bir anlamı yok. Bu sevgiyi, "açıkça" ve "sık sık" dile getirmemiz gerekir. Çünkü, çocukların aklımızdan geçenleri bilmesi mümkün değildir.
Sevgimizi dile getirirken, mesajımızın doğru anlaşıldığımızdan emin olmalıyız. Sevgimizi:
1. açıklıkla (örneğin "Annesi ne kadar da çok severmiş" yerine "Seni seviyorum.")
2. uygun bir dille (örneğin sizin kendinizi rahat hissedeceğiniz ve çocuğunuzun yaşına ve kişiliğine uygun bir dil) ifade etmemiz gerekir. Eğer mesajımızı uygun bir dille iletemezsek, çocuğun benlik saygısını zedeleyebiliriz. Yetişkinlerin ve çocukların bazıları (özellikle de büyüdükçe) sevginin yalnızken, hatta bazen yazılı olarak ifade edilmesini tercih ederler.
Onu neden sevdiğinizi açıklayın
Hepimiz ne kadar "harika", "iyi" ya da "özel" olduğumuzu duymaktan hoşlanmamıza karşın, bu tür övgüler belli nedenlere dayandırıldığı zaman daha çok tatmin olmaz mıyız
Bu yüzden, çocuklarınıza sevginizi ifade ederken, hayran olduğunuz ve beğendiğiniz niteliklerinden örnekler verin. (Örneğin, "Senin mizah anlayışına bayılıyorum.", "Başkaları üzgün veya sinirli iken, onlara gösterdiğin anlayış çok hoşuma gidiyor." ya da "Yaratıcı gücüne hayranım.")
Onu koşulsuz sevdiğinizi vurgulayın
Çocuğun bazı davranışlarından hoşlanmadığınız için ona karşı kırgın olduğunuz ya da çok yorgun olduğunuz için, sevginizi dile getiremeyecek durumda olsanız bile, onu her zaman çok sevdiğinizi bilmesi gerekir. Ayrıca, ona olan sevginizin birtakım koşullara bağlı olduğunu düşünmemelidir. Gerçekle uzak yakın hiçbir ilgisi olmasa da, çocukların pek çoğu, sınavlarından iyi notlar almazsa ya da yüzme yarışlarında birinci gelmezse, anababasının sevgisinin azalacağına inanır. Birkaç yıl önce, bu tür bir yanlış anlaşılmanın nasıl olabileceğine tanık oldum. Yeni bir semte taşınınca, 17 yaşındaki kızım okul değiştirmek zorunda kalmasın diye, ona eski semtimizde bir daire kiraladık, ilk aylarda aramızda bir gerginlik olduğunu farkettim. Üstelik, ona destek olmak için verdiğim çabaların da hiçbir yararı yoktu. Önce, kendisini itilmiş hissettiğini ya da korktuğunu düşündüm. Sonra çıkan bir tartışmada durumun hiç de öyle olmadığı ortaya çıktı. Gerekli olgunluğu göstermez ve evine iyi bakamazsa, para yardımını keseceğimden korkuyormuş. Öylesine etkilenmiştim ki, eğitimini tamamlayıncaya kadar evinin tüm masraflarını karşılayacağıma dair kendisine yazılı bir belge verip imzaladım.
Elbette yanlış anlaşılmak istemezdim, ama sonuçta bu anlaşmazlık ortadan kalktığı ve kızımın korkusunu yenebildiğim için çok mutlu oldum. Fakat, elbette, ideal anababalar çocuklarının yanlış algılamalarını engeller ve bu tür olayların hiç olmamasını sağlarlar.
Çocuklarınızın, yaşamınızdaki olumlu etkilerini onlarla paylaşın
Onlara, varlıklarının yaşamınızın niteliği üzerinde ne kadar olumlu bir etki yaptığını anlatın. Eğer sorunlarınızı da onlarla paylaşıyorsanız, onların her türlü sıkıntıya değdiğini belirtin ve yaşammızdaki olumlu katkılarından söz ederek, paylaştıklarınızı dengeleyin. Tanıdığım insanların çoğu çocukluklarını, ya doğum esnasında annelerine çektirdiklerinin, ya aile bütçesine getirdikleri yükün ya da zaten stresli bir insan olan babalarının sıkıntısını daha da arttırdıklarının ezikliği ile geçirmişlerdir.
Bu nedenle, çocuklarınız dünyayı yepyeni bir gözle görmenizi sağladı ise ya da her şeyin üzerinde tuttuğunuz bir sevgiyi ve güveni size ya-şattılarsa, lütfen bunları onlarla paylaşın ve kendinize saklamayın. Çünkü, her türlü sıkıntıya değdiklerini bilmek isterler.
Onların düzeyine inmeyi bilin
Bunun hem fiziksel, hem de zihinsel anlamda yapılması çok önemlidir. Pek çoğumuzun çocuklarla konuşurken eğilmek yerine, diz çökmek gerektiğini bilmemize karşın, bunu her zaman yapmadığını biliyorum. Bunu çocuğunuz söylediklerinizden sıkılıyorken de, birlikte hoş vakit geçirirken de yapmanız önemlidir. Fiziksel duruşunuzu değiştirmekle ona, duygularını anladığınız mesajını verirsiniz.
Ayrıca, çocukların zihinsel düzeyine inebilmeniz de çok önemlidir. Bu çocuğunuzun bulunduğu yaşın gerektirdiği özel dili öğrenmeniz anlamına gelmez. Sadece sizin konuştuğunuz sözcükleri ve kavramları anlayacak yaşa gelmeden, onları kullanmayın. Kullandığınız dilin uygun olmadığını düşünüyorsanız, televizyondaki çocuk programlarını izleyebilir ya da onların en sevdiği kitapları okuyabilir ve "uzman"ların kullandığı dil hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz. Zaman zaman söylediklerinizi anlayıp anlamadıklarını kontrol etmek için, söylediklerinizi tekrar etmelerini de isteyebilirsiniz.
Kendilerine dikkat etme ya da kendilerini besleme konusunda onları teşvik edin
Yetişkinlerin azalan benlik saygılarını yeniden kazanmalarını sağlamak için, onlara kendilerini iyi beslemelerini öneririm. Bu önerim önce karşımdakilerin kafasını karıştırır: "Kendini beslemekle ne kas-dediyorsunuz " sorusunu sorarlar hemen. Kendilerini iyi hissetmeleri için özel olarak tasarlanmış bir programa katılmak fikri onlar için çok yabancıdır, çünkü çocukken onlara dolaysız bir şekilde ya da örneklerle kendilerini nasıl besleyecekleri öğretilmemiştir. Sonuç olarak da, kendi kendilerini olumsuz yönde etkileyecek pek çok alışkanlık edinmişlerdir (örneğin, geç yatmak, yanlış beslenmek, yeterince egzersiz yapmamak, dinlenmeye zaman ayırmamak, stresli ya da yorucu bir işten sonra dinlenmemek vb.). Çocuklarımıza mümkün olduğunca erken yaşta, hem bedensel, hem zihinsel sağlığımıza gereken özeni göstererek kendimizi sevdiğimizi kanıtlamamız ve kendimize olan saygımızı zedeleyecek alışkanlıklar edinmememiz gerektiğini öğretmeliyiz.
Kendilerini aşağılamalarını engelleyin
Çocuklarınız benlik saygılarını kaybetmeye başlar başlamaz (içinde yaşadıkları kültür nedeniyle, belli bir yaşta bu kaçınılmazdır), kendilerini nasıl aşağıladıklarına dikkatlerini çekebilir ve duygularını farklı bir şekilde nasıl ifade etmeleri gerektiğini öğretebilirsiniz. Örneğin:
Kızınız - "Ne kadar aptal bir kızım! Bak ne yaptım "
Siz - "Kendine aptal dememelisin. Çünkü sen aptal değilsin. Şöyle diyebilirsin "Artık bıktım, çünkü..."
Bırakın güçlü oldukları konularda çocuklarınız size yardım etsinler
Belli bir süre için işsiz güçsüz kalan herkes, başkalarına yardım etme duygusunun ne olduğunu ve benlik duygusu için bunun ne kadar önemli olduğunu bilir. Bir işi kendiniz çok daha çabuk yaptığınız ya da çocukların oyunlarını bozmak istemediğiniz ve bu nedenle onlardan yardım istemediğiniz zaman, bu gerçeği anımsamanızda yarar vardır.
Çocukların yaşamlarında çok sıkıcı ve tatmin olmayacakları pek çok işi yapmaları gerekecektir, ama yine de çocukların size yardım ederek tatmin olmaları mümkündür. Eğer, birine yardım ederken çok özel yeteneklerimizi kullanıyorsak, kendimizi değerli hissetmemiz doğaldır. Örneğin, yaratıcı gücü fazla olan bir çocuğun masayı hazırlamasına ya da odayı dekore etmesine veya bir başka çocuğun bozuk paralarınızı saymasına ya da dolabınızı yeniden düzenlemesine izin verebilirsiniz.
Yaptığı işe karışmayarak duyduğunuz güveni belli edebilirsiniz
İster kumdan bir kale yapmak, ister zor bir matematik projesi hazırlamak olsun, çocuğun herhangi bir etkinliği tek başına yapmasına izin vermek, ona duyduğunuz saygının sözsüz ifadesidir. Ana babalar, genellikle farkında olmadan, çocuklarının sıkıntı çekmelerine dayanamayarak, gereksiz yerlerde yardıma koşarlar. Bu yüzden, çocuğunuza yardım etmeden ya da önerilerde bulunmadan önce, çocuğunuzun böyle bir yardıma gerçekten gereksinimi olup olmadığını ve benlik saygısı kazanabilmesi için onu sorunuyla başbaşa bırakmanızın daha iyi olup olmayacağını kendinize bir sorun. Şunu da unutmayın ki, çocuklar da aynı yetişkinler gibi, bir işi (genellikle hata yapsalar da) kendi kendilerine yapmaktan daha çok mutluluk duyarlar.
Aynı şekilde, çocuk bir sorununu ya da endişesini dile getirirken, onun duygularını, şüphelerini ve ikilemlerini sadece dinleyerek de anlayış gösterebilirsiniz. Onu gereğinden önce teselli etmeniz ("Üzülme, kendini yarın daha iyi hissedeceksin.") ya da gereksiz önerilerde bulunmanız ("Yerinde olsam...") çocuğa hatalı olduğu mesajını verecektir. Oysa, onu sadece dinlemek ve sonra da sarılmak onu çok daha fazla rahatlatacaktır. Ayrıca, 9. Bölüm´de değineceğimiz bir başka önemli sosyal beceri olan Aktif Dinleme tekniklerinden birini uygulayabilirsiniz.
Çok değerli zamanınızdan biraz cömertlik yaparak onu önemsediğinizi kanıtlayın
Artık "çok değerli zaman" terimini tüm dikkatimizi çocuklarımızın duygusal, psikolojik ve zihinsel gereksinimlerine (fiziksel gereksinimlerinin aksine) ayırdığımız zaman için kullanıyoruz. Eğer çocuklarınız çok küçük ve zamanınızın en büyük kısmını onların iyi beslenmesine, bezlerinin yıkanmasına ve evinizin hijyen koşullarına uygun temizliğine ayırmak zorunda iseniz, üstelik çalışan bir kadınsanız, çocuklarınızın psikolojik ve zihinsel gereksinimlerine ayıracağınız zaman elbette çok kısıtlı olacaktır. Ancak, zamanınız ne kadar kısıtlı olursa olsun, çocuklarınıza bu anlamda zaman ayırmanız gerekir, çünkü çocuklarınızın kendilerini değerli hissetmeleri için bundan daha etkin bir yol yoktur.
Çocuklarınıza bu sürenin çok uzun olmasa da, çok değerli olduğunu anlatın. Bu sürede onlarla birlikte bir etkinlikte bulunmak istiyorsanız, bunun hoşlandıkları ve ilgi duydukları bir etkinlik olmasına özen gösterin. Bu süreyi nasıl geçirmek istediklerine kendilerinin karar vermesine izin verin. Deneyimlerim, çocuklara seçme hakkı verilince, onların anababalarıyla vakit geçirmede çok basit (ve ucuz) yolları tercih ettiklerini göstermiştir.
Her bir çocuğun gereksinimine göre zaman ayırın
Çocuğunuz birden fazlaysa, her bir çocuğunuza ayrı zaman ayırabilmeniz çok önemlidir, ancak unutmayın bu zamanı eşit olarak bölmeniz gerekmez. Zamanınızı ve enerjinizi çocuğun gereksinimine göre ayırmanız daha akıllıca olacaktır. Kardeşlerine daha çok ilgi gösterirsek, bir çocuğun benlik saygısına zarar vereceğimiz gibi bir yanlış inanış da söz konusudur. Aslında, bütün insanların eşit olmasına karşın, herkesin aynı ölçüde desteğe ve dikkate gereksinimi olmadığı dersini, çocuklar normal bir aile yaşamında öğrenirler. Ve elbette, eğer çocuk yeterince iç özgüven kazanmışsa, benlik saygısı da, gereksinimi kendininkinden fazla olanlara karşı daha cömert ve düşünceli olma fırsatı verilerek güçlendirilebilir.
Haksızlıkla karşılaştığında onun tarafını tutun ve onu koruyun
Toplumumuzda çocuk haklan her geçen gün daha da önem kazansa da, çocuklarımızın bir biçimde haksızlık ya da istismarla yüz yüze gelmesi ve bu yüzden kendilerini çok güçsüz ve zayıf hissetmeleri olasıdır. Günlük yaşamda başlarına çok değişik şeyler gelebilir. Örneğin:
- daha büyük çocuklar tarafından taciz edilebilir
- düşüncesiz biri çocuğunuzla alay edebilir ya da onu aşağılayabilir
- öğretmeni tarafından gereksiz yere cezalandırılabilir
- süpermarket sırasında sıralarını başkalarına kaptırabilir
- spor etkinliklerinde haksızlığa uğrayabilir
- alışveriş yaparken kendisine eksik para üstü ya da kırık bir oyuncak verilebilir
Bu tür durumlarda siz ne yapabilirsiniz Tepkiniz elbette çocuğunuzun yaşına ve her bir olayın yapısına göre değişecektir. Aynı zamanda aşağıda söz edeceğim etkenlerin de rolü olacaktır:
a) Anababalık felsefeniz ve genel tutumunuz (Örneğin, "işte hayatın gerçekleri, bence çocuklar her tür deneyimden bir şeyler kazanmalı ve ayaklarının üstünde durmayı öğrenmelidir." ya da "Herkese karşı kendi silahıyla savaşmak gerekir. Git şimdi de sen onu döv." ya da "Çocuğumu her durumda korumaya hazırım.")
b) Sinirlendiğinizde kendinizi kontrol etme yeteneğiniz (Örneğin, "Ben müdahale edersem, kendimi kaybeder, her şeyi iyice mahvederim." ya da "Ben ne söyleyeceğimi bilemem ki" ya da "Buna boş-veremem. Hemen çok sert bir mektup yazmalıyım.")
Unutmamanız gereken en önemli konu "anababa olarak sizin bir şey yapmanız"dır.
Çocukların maruz kaldığı istismarlar konusunda ünlü bir terapist ve yazar olan Alice Miller, bu tür durumlarda çocuğun korunmadığı takdirde, çocuğun benlik imgesinde neden olacağı psikolojik zararlar konusunda hepimizi aydınlatmıştır. Miller´a göre, çocuklara psikolojik olarak yardım edilirse, duygusal olarak aldıkları her türlü yara tedavi edilebilir. Diğer bir deyişle, kendilerinden güçlü birisinin şunları yapması gerekir:
1. karşıdaki kişiye kızdığını söylemek
2. kendilerine yapılanın haksız bir davranış olduğunu kabul etmek
3. durumun kendi hatalarından kaynaklanmadığını söylemek (unutmayın ki kendilerini üzen eğer sevdikleri bir kişi ise, çocuklar bunun kendi hataları olduğunu düşünecektir)
4. duygularını kabullenmek ve duygularını ifade etmesine yardımcı olmak
5. onlar adına onları savunacak ya da koruyacak önlemler almak ya da kendilerini koruyabilmelerini sağlamak
Ve elbette, bu rolü üstlenecek ilk kişiler anababalarıdır. Bu nedenle, herhangi bir biçimde bir önlem almayı düşünmüyorsanız, en azından onun adına karşıdaki kişiye çok kızdığınızı ve onu her zaman korumak istediğinizi söyleyerek benlik saygısını kaybetmesini engelleyebilirsiniz. Kendisini koruyacak yaşa gelene kadar, her zaman desteğinizi istemeye hakkı olduğunu söylemeyi de unutmayın. (Böyle bir hakları olduğu söylenmezse, uğrayacakları her türlü istismarı bir sır olarak saklayacaklardır.)
Çocuklarınız büyüdükçe, kendilerini nasıl koruyacaklarını öğretin ki, gerektiğinde kendilerini savunabilsinler. (Bak. 10 Bölüm)
Sözcüklerinizi çok dikkatli seçin
Bütün anababalar bazen utanç duyacakları şeyler söylerler. Hepimizin dağarcığında içimizdeki içgüdüsel anababaya programlanmış, karşımızdakini ezecek bazı sözcükler vardır. Ancak, elbette söylediklerimize azami dikkati göstererek, bu sözcükleri daha az kullanmayı başarabiliriz. "Bu garip sözcüklerin ne zararı olur ki" diyebilirsiniz, ama bunları her gün işiten bir çocuğun benlik imgesi zarar görebilir.
Aşağıda vereceğim örneklere bir göz atın - hatta sizin sürekli kullandıklarınızı da (sürekli kullandığınız, ama "keşke böyle demeseydim" dedikleriniz) bu listeye ekleyin. Sonra bu listeyi ailenize verin ve bu sözlerden birini kullandığınızda sizi uyarmalarını isteyin. Böylelikle benlik saygılarına zarar verecek bir dil kullanmak yerine, sözcükleri daha dikkatli seçebilir ve gerektiğinde özür dileyebilirsiniz, (ilerideki bölümlerde kendinizi daha iyi ifade edebileceğiniz ve daha yapıcı bir dil kullanabilmeniz için değişik bilgiler bulacaksınız.)
Saygısını Azaltacak Dil Kullanmamak
Aşağıdaki sözcükleri belki de çok masumane kullanıyorsunuzdur. Fakat unutmayın ki, bu sözcüklere eşlik eden sözsüz bir dil de varsa, işte o zaman kullanılan sözcükler artık aşağılayıcı ve zarar verici olur. (Örneğin, müstehzi bir gülüş, saldırgan bir ses tonu, bıkkınlık ifade eden bir iç çekiş, havaya kalkmış kaşlar, başın ters ters sallanması, vs.)
Etiket
Siz çocuklar...
Senin gibi insanlar...
Şimdiki çocuklar...
Ne kadar tipik bir çocuksun
Ne kadar inatçısın
Şimdi bu giydiklerin mi moda Ah, şimdiki nesil...
Amatör psikologlar
Ne kadar tembelsin...
Ne kadar düşüncesizsin...
Bebek gibi davranıyorsun
Bence senin sorunun...
Kendini... hissetmiyorsun, sadece ...
Gerçekten bunları söylemek istediğini zannetmiyorum
Sadece sorun çıkarmak için böyle davranıyorsun
Bir dakika şurada oturup, beni dinleyemiyorsun, değil mi
Bu sana göre bir iş değil
Biliyorum sen böyle ...
Dikkat çekmek istiyorsun
Aman sen deneme
Sen yapamazsın
Söylemek istediği şey
Mesafe koymak
Çocukların her dediğine kulak asma Tamam! Pes ettim. Seni dinlemiyorum
Karşılaştırmak
Ablan hiç böyle davranmazdı. Ali annesine hiç karşılık vermiyor. Şu çocuk o kadar yoksulluk içinde bile Benim zamanımda ...
Ben çocukken ...
Ayşe hem çok iyi bir yüzücü, hem de ...
Sen kim olduğunu zannediyorsun
Geçen gün Onur´u gördüm. Ne kadar da büyümüş. Sen neden ...
Bana ne kadar benziyorsun. Biz her zaman böyle ...
Hık demiş babanın burnundan düşmüşsün.
Abartma
Sen zaten her zaman ...
Sen zaten hiçbir zaman ...
Sen hiçbir işi doğru dürüst yapamaz mısın
Yazıklar olsun! Sana hiçbir şey öğretememişim.
Bıraksam sadece uyursun/oyun oynarsın/yemek yersin
Senin hiçbir şeye saygın yok
Yaptığın tek şey şikayet etmek
Bütün söylediklerim bir kulağından girip, ötekinden çıkıyor
Yaşla alay etmek
Büyüdüğün zaman ...
Aynı bir bebek gibisin
Herkes seni bebek zannedecek
Kaç yaşındasın, Allahaşkına
Sadece 5 yaşındasın ve ...
Artık büyüdüğünü zannediyorsun, ama
Büyüklük taslamak
Ne kadar sevimli!
Senin yaşında birisi için oldukça iyi
Hiç değilse elinden geleni yapmışsın
Bu ilk denemen olduğu için hiç de fena değil
Kendine Güvenen Çocuk Yetiştirme
Alaycı konuşmak
Çadırda mı doğdun
Sen kendini zeki mi sanıyorsun
Şimdi bunlar ayakkabı mı
Suçluluk duygusu aşılama
Ölümüme sen neden olacaksın
Senin yüzünden başım ağrımaya başladı
Sana aldığım elbise ne kadar pahalı biliyor musun
Tek çocuğum sen misin
Baban elinden geleni yaptı, sense ...
Sen olmadan da ben bu işi...
Bana ne yaptırdığını görüyor musun
Bana ne yapmak istiyorsun
Saçlarım bembeyaz oldu, görüyor musun
Kehanette bulunmak
Büyüdüğün zaman ... Bunu hiçbir zaman başaramayacaksın Bir gün elbet pişman olursun ama ... Bir gün senin ne olduğunu anlarlar Böyle gidersen ...
Kendine Saygısını Kazandıracak Bir Dil
İşte size çocuklarımıza yüksek sesle söylememiz gereken sözlerden birkaçı. Eğer aynı zamanda, ses tonunuz sevgi doluysa, gülümsüyorsanız, ona sarılıyorsanız, gözleriniz pırıl pırılsa ve heyecandan çığlıklar atıyorsanız, söylediklerinizin etkisi çok daha büyük olacaktır.
Olumlu duygulan paylaşmak
Seni seviyorum
Seninle beraberken çok mutluyum
Seninle oyun oynamaya bayılıyorum
Sana kitap okumak çok hoşuma gidiyor
Yaşamıma ne kadar neşe kattığını biliyor musun
Bugünü seninle geçirmekten ne kadar mutluyum, biliyor musun
Sen ...ken ne kadar mutlu oldum biliyor musun
Sen ...ca ne kadar mutlu oldum anlatamam
... görünce seninle ne kadar gurur duydum anlatamam
Takdir ettiğinizi belirtme
Senin bu ... böyle yapman çok hoşuma gidiyor
Seni seviyorum, çünkü ...
Benim için çok önemlisin, çünkü ...
Senin ...e özel bir yeteneğin var
Bu dünyada senin gibisi yok, çünkü ...
Çok güzel gülümsüyorsun
Ne kadar duygulu şarkı söylüyorsun
Seninle beraberken çok iyi vakit geçiriyorum
Ne kadar yaratıcı gücün var. Şu yaptığına bak
Başkalarını incitmemek için ne kadar çaba harcıyorsun
... için seni kutlarım.
Ne kadar iyi bir dostsun
Arkadaşın bana geçen günkü ...de çok başarılı olduğunu anlattı
Ahmet seni takımında istediğini, çünkü senin ...nü söyledi
Seni ... görünce, herkesin hayranlıktan ağzı açık kaldı
Çok hoş görünüyorsun. Senin renk seçimine bayılıyorum
... için sana teşekkür ederim
Bunu hakediyorsun, çünkü ... ...sına hayran kaldım.
Çaba ve başanların takdir edilmesi
Elinden geleni yapmaya çabaladığını gördüm
Elinden gelenin en iyisini yaptığını biliyorum
Bu inanılmaz bir başarı. Aferin.
Geçen haftadan bu yana çok ilerleme kaydettin
Bütün .... rağmen, kaydettiğin ilerlemeye bakar mısın
Kendinle övünebilirsin, çünkü ...
....ca, bütün yeteneğin ortaya çıktı
Onu koşulsuz kabul ettiğinizi gösterme
Bana kırgın olduğunu biliyorum, ama ... Bazen canın sıkkın oluyor biliyorum, ama ... Kıskanmanı anlayışla karşılıyorum, çünkü ... Hata yapman normal Her zaman kusursuz olamazsın ki
Bazen saldırgan davranıyor olabilirsin, ama sen aynı zamanda ...da iyi yapıyorsun
Son zamanlarda çok bencilce davranıyorsun, ama ... biliyorum
Beni bazen çıldırtıyorsun ama seni yine de seviyorum, çünkü ...
Güven duyduğunuzu belirtme
Sana güveniyorum
Sana güvenim sonsuz
Eminim başarırsın
Yine sen kazandın
Başkaları yaparsa, sen parmağının ucuyla yaparsın
Sana her zaman güveneceğimi biliyorum
Senin ...la başedebileceğini biliyordum
Senin fikrini almak istiyorum
Senin bu konudaki görüşün benim için çok önemli
Bana bir konuda yardım edebilir misin
Bu konuda sen ne düşünüyorsun
Harika bir yaşam süreceğinden eminim
Tüm dünyaya katkın olacağından eminim
ALIŞTIRMA: Benlik saygısı kazanma
• Yukarıdaki bölümü kontrol listesi olarak kullanın ve geçen hafta boyunca çocuğunuzun özgüven kazanması için kullandığınız 3 yöntemi liste halinde yazın.
• Şimdi kendinize karşı dürüst olun ve geçen ay çocuklarınızın özgüvenlerini zedeleyecek 3 davranışınızı liste halinde yazın, isterseniz bunun yerine, çocuğunuzun kendini sevmesi için kaçırdığınız 3 fırsatı not edin.
• Çocuklarınızın kendisini sevmeleri için kendinize 3 amaç belirleyip not alın. Örneğin:
- bana daha çok yardım etmelerini isteyebilirim
- eşimden çocuklara karşı kullandığım küçük görücü terimleri kontrol etmesini isteyebilirim
- çocuklarıma her hafta 2 saat "değerli zamanımdan ayırabilirim.
Benlik saygısı insanların önemli ölçüde gereksinim duyduğu bir özellik ve yaşam sürecine çok önemli katkısı olan bir gereksinimdir. Normal ve sağlıklı bir gelişmede hiçbir zaman göz ardı edilemez. Hayati önemi vardır."
Dr. Nathaniel Branden


***




Çocuğunuzun Kendisini Tanımasına Nasıl Yardımcı Olabilirsiniz
Özgüven eksikliğinin nedeni bir başkası olmaya çalışmamızdır. Bu nedenle bir yalanı yaşarken, kişinin kendisine güven duymamasına hiç şaşmamak gerek. Kendini beğenmiş insanlar ne yapacağını bilemeyen insanlardır."
Anne Wilson Schaef Kişinin kendini tanıması iç özgüven için en önemli etkendir, çünkü:
- gücümüzün farkında olmazsak, kendimizi geliştirip ilerleyemeyiz
- hangi konularda güçlü olduğumuzu bilmezsek, zayıf noktalarımızın başarı ve mutluluk getirecek girişimlerimizi sabote etmesini engelleyemeyiz.
Çocuk kendini tam olarak tanımazsa, büyüklerini memnun etmek amacıyla benimseyip uyarladığı davranış ve tutumların meydana getirdiği "yalancı" bir ben geliştirir. Bunu yaparken de, kendisini keşfetmeye duyması gereken içgüdüsel ilgisini kaybeder ve kendisini rahat hissedemez. En önemlisi, kendine güven için hayati önemi olan "kendisi olma" becerisini kaybeder.
Şimdi, çocuklarımızın iç özgüvenin bu çok önemli niteliğini kazanabilmelerine yardımcı olacak yöntemlere birlikte bir bakalım.
Çocuğunuzu tanıyın
Babam her şeyi benim iyiliğim için yaptığını ve beni sevdiğini söylerdi. Hâlâ beni sevdiğine inanamıyorum, beni tanımıyordu ki.
Özgüven Geliştirme Kurslarına katılan bir öğrenci
İşte size özgüven eksikliği sorunu olanlar arasında çok yaygın bir yorum daha. Çocuğumuzu tanımaya çalışmak, hem onu gerçekten sevdiğimizi göstermenin bir yolu, hem de onun kendisini tanıması için uygun olan ortamın hazırlanmasıdır. Kendilerine çok yakın hissettikleri için, ana-babaların çoğu çocuklarını çok yakından tanıdıklarına inanır ve çocuklarının kendilerinin bir kopyası olduğuna dair yanlış bir inanışa kapılır. Ancak, çocuklar ergenlik dönemine girip, gerçek kişiliklerini ortaya koymaya başlayınca, ana babalar "gerçek" çocuklarıyla yüz yüze gelir. Fakat, çocuğun özgüveni çok fazla zarar gördüyse, gerçek benliği hiçbir zaman ortaya çıkamaz.
Çocukların rahatlıkla kendilerini ortaya koymasına yardımcı olabilmenin bir yolu, onlara "açık" sorular sormaktır. Bu tür sorulardan kasdettiğim yanıtları kısaca "evet" ya da "hayır" olmayan sorulardır. Aşağıdaki örneklerde de göreceğiniz gibi, çocuğunuzun kişiliğini ve potansiyelini yansıtacak soruları kasdediyorum.
"Altı dürüst askerim var
Bana her şeyi onlar öğretti
Adları mı
Ne, neden, ne zaman, nasıl, nerede ve kim"
Rudyard Kipling
• "En çok hangisini beğendin " ("Bunu mu beğendin " sorusu yerine)
• "Bu konuda ne düşünüyorsun " ("Çok ilginçti, değil mi " sorusu yerine)
• "...da kendini nasıl hissettin " ("Çok korkmuş olmalısın, değil mi " sorusu yerine)
• "...da ne hoşuna gitti " ("Hoşlandın mı "sorusu yerine)
• "En çok ne zaman sinirlenirsin " ("Sinirlenmez misin " sorusu yerine)
Tartışın ve dinleyin
Çocuklarınızın inançlarını ve düşüncelerini kendileriyle tartışarak formüle etmelerine yardımcı olabilirsiniz. Yaşları küçükken, konular elbette onların ilgi alanlarını kapsayacaktır (örneğin, en sevdikleri TV programı ya da bugün okulda olanlar), fakat yaşları büyüdükçe bu tür tartışmaları genişletip daha soyut ve genel konulara getirebilirsiniz.
Aile içindeki tartışmalar fikir olarak size hoş gelmeyebilir, fakat karşılıklı saygının hakim olduğu bir atmosfer sağlanabilirse, tartışmaların özgüven geliştirmede çok yararlı olduğu kesindir. Bu tür tartışmalar çocukların kendilerine yakın buldukları ya da ilgilerini çeken fikirleri benimsemelerine yardımcı olur.
Aynı düşünce ve değerleri paylaştığınız gerekçesiyle, çocuklarınızla tartışacak birşeyler bulamıyorsanız, bilerek "şeytanın avu-katlığı"nı yapın ve çocuklarınızın kendi görüşlerini (ve dış özgüven için çok gerekli olan tartışma becerilerini) savunabilecekleri tartışma ortamları yaratmaya çalışın.
Riske atılmalarını teşvik ederek potansiyellerini sınamalarını sağlayın
Çocuklarınızın yaşamlarını riske atmalarını kasdetmiyorum elbette. Ancak, zor ya da hoşlanmadıkları şeyleri yapmaları için teşvik edilirlerse, kendilerini daha iyi tanıyacaklardır. Bu tür güçlüklerle yüzyüze geldiklerinde, isteyerek seçtikleri ve daha güvenli konuları seçtiklerinde hiçbir zaman keşfedemeyecekleri konularda da güçlü olduklarının, ilgi duydukları noktaların ve becerilerinin farkına varacaklardır.
Yalnız şunu unutmamak gerekir ki, çocuklarımızı bu yeni deneyime hazırlamak için, özellikle de başarısız olma korkularıyla nasıl başa çıkabilecekleri konusunda yardımımıza gereksinim duydukları takdirde, daha çok zamana ihtiyacımız olacaktır. Çocukların, ancak çok az bir bölümünün kendilerine olan güvenleri, ummadıkları şeylerle karşı karşıya gelince zarar görmez. (Çocuğunuzun korku ile başa çıkasında nasıl yardımcı olacağınız konusunda 11. Bölüm´e bakınız.)
Kendi olumsuz deneyimleriniz veya çocuğunuzun çok "duyarlı" bir çocuk olması nedeniyle, çocuğu aşırı şekilde koruma eğiliminiz varsa, uyarılarınızla çocuğun riske atılmak için duyduğu isteği sabote etmeyin. Bu uyarıları genellikle sevginizin ifadesi imiş gibi yapıyorsanız, size yakın birisinden diliniz konusunda sizi kontrol etmesini isteyebilirsiniz. Hatta çocuklarınız riske atılacağı zaman onlardan uzaklaşmaya çaba gösterin.
Gerektiğinde onu övün ve yaptığı işlerle ilgili olarak ona olumlu tepki verin
Her anababa, çocuğunun benlik saygısı için onu övmenin ne kadar önemli olduğunu bilir ve eminim siz zaten bunu yerine getiriyorsunuzdur. Ancak, yaptığı işler hakkında olumlu tepkiler vererek de, çocuğunuzun hem kendisini daha iyi tanımasına, hem de güçlü olduğu yönlerini daha da güçlendirmesine yardımcı olabilirsiniz. Size tarzınızı kontrol edebilmeniz için bir kontrol listesi veriyorum. Parantez içinde verdiğim örnekleri kullanmanızda bir sakınca yok, ama daha belirgin övgülerde bulunabilirseniz, daha da iyi olacaktır.
"Yaptığın resmi çok beğendim. Renk seçimin ve ayrıntılar üzerinde bu kadar ince çalışman çok güzel." ("Ne kadar güzel bir resim. Keşke ben de senin kadar güzel resim yapabilsem." demek yerine)
"Seni sahnede şarkı söylerken görünce çok gururlandım. Bence sende özel bir yetenek var. Tüm izleyenlerin dikkatini üstünde toplayabiliyorsun." ("Harikaydın. Herkes sana bayıldı." demek yerine)
"Bu elbise sana çok yakışmış. Mavi giysiler giymek senin gözlerini ortaya çıkarıyor." ("Bugün çok güzelsin." demek yerine)
"Karnen çok iyi. Seni kutlarım. Özellikle ...den ve ...dan aldığın notlar çok iyi. Bence senin bu derslere özel bir yeteneğin var. Sen ne dersin " ("Harika bir karne. Benim akıllı kızım." demek yerine)
Eleştirileriniz dolaysız, dürüst ve açık olsun
Anababaların çoğu, kendilerine olan güvenlerini sarsmamak için, çocuklarını fazla eleştirmek istemez. Oysa, kişinin kendini tanıyabilmesi için eleştiri her zaman gerekli bir araçtır. Eleştirilerinizi iyi ifade edebilir ve yapıcı eleştirilerde bulunursanız, çocuğunuz olumsuz da olsa, tüm eleştirilerinizi dikkatle dinleyecektir. Size kontrol listesi olarak kullanabileceğiniz önerilerde bulunmak istiyorum.
- Mümkünse, doğru zamanı ve yeri seçin. (Örneğin, çocuk yatmadan önce, arkadaşlarının önünde, ya da sabah uyanır uyanmaz değil.) Eleştiriler daha uygun bir yerde yapılmak üzere ileri bir zamana ertelenebilir (fakat çocuk küçükse, eleştirinin çok ertelenmemesi gerekir).
- Eleştirilerinize, mümkünse, olumlu bir gözleminiz ya da yorumunuzla başlamanızda yarar vardır. (Örneğin, "Ayşe, seni çok seviyorum, ama ..." ya da "Ödevlerini hiç aksatmadığını biliyorum, ama geçen hafta ...")
- Sorununu ya da duygularını anladığınızı belirtin. (Örneğin, "Evin en küçüğü olmak çok zor, biliyorum ama ..." ya da "Ben de öğrenciyken senin gibi bu konuya çok takılırdım, bu yüzden seni çok iyi anlıyorum, ama ...")
Kendine Güvenen Çocuk Yetiştirme
Benlik saygılarına zarar verecek bir dil kullanmaktan kaçının. (Bak. 5. Bölüm)
Kişiliğini değil, davranışları eleştirin. ("Çok pasaklısın." yerine "Yemek yerken etrafı batırıyorsun.")
Överken olduğu gibi, eleştirirken de genel konuşmayın, davranışları belirtin. ("Dağınıklığın beni çileden çıkarıyor." yerine "Kitaplarını salonun ortasında bırakmana çok sinirleniyorum.")
Mümkünse, bir seferde tek bir şey eleştirin. ("Geçen hafta yaptığın ..., bir de ...."lerden sakının.)
Eleştirildikleri zaman çocuklarınızın kendilerini değerlendirmelerini ve size yanıt vermelerini sağlayın. Ancak, sizin temponuza uymakta zorlanacağını unutmayın ve ona yeterince zaman verin. ("... Ben böyle düşünüyorum. Sen karnen hakkında ne düşünüyorsun Sence, ödevlerini aksatmamaya çalışman iyi olmaz mı ")
Sadece kendi duygularınızı ve tepkilerinizi ortaya koyun. Bırakın başkaları kendi duygularını kendileri açıklasın. ("Eminim anneannen yaptığını görünce, düşüp bayılacak." ya da "Öğretmenine anlatırsam, bakalım neler söyleyecek " demekten kaçının.)
Duygularının farkına varmasına yardım edin
Çocukların duygularını kontrol edebilmelerini kısmen genleri belirler. Kimi çocuklar tüm duygularını rahatlıkla dışavurabilirken, kimileri duygularını pek ifade edemez. Çocuğun, duygularını ifade şekli ne olursa olsun, iç özgüvenlerinin, duygularının farkında olması çok önemlidir. (Bu, çocuklara duygularını iyi bir şekilde ve uygun bir dille ifade edebilmelerini öğretecektir. Bu konuya 11. Bölümde tekrar değineceğim.)
Çocukların duygularının farkına varmalarının en iyi yollarından biri, önce sizin kendi duygularınızı açmanız ve onunla paylaşmanızdır. (Örneğin, "Sabahtan beri yağmur yağıyor. Bıktım artık. Sen de benim gibi mi düşünüyorsun yoksa senin için farketmiyor mu ")
Bir başka yol ise, sözsüz davranışlarını gözleyip, aşırıya kaçmadan yorumlamanızdır. ("Sesin bana biraz durgun geliyor. Gerçekten bu işi yapmaktan memnun musun " ya da "Burcu´yla konuşurken kaşların çatıktı. Aranızda ters bir şey mi oldu yoksa bana mı öyle geldi ")
Kendisinin farkına varması için resim, oyun ve tiyatro gibi etkinlikleri kullanın.
Bu tür yöntemler küçük çocukların değerlerini, duygularını tanımaları ve güçlü ya da zayıf yönlerini keşfetmelerini sağlar. Piyasada çocuklarınızın kendilerini farketmelerinde yardımcı olacak ve ailece oynayabileceğiniz pek çok oyun var. Hatta bazı tiyatro oyunları hem hiç masrafsızdır, hem de çocukların çok hoşuna gider. Örneğin, çocukların çoğu "sen ben ol, ben de sen" gibi oyunlara bayılır. Taklit esasına dayanan bu tür oyunları çocuklar çok sever (anababalar çok sevmese de) ve büyük bir beceriyle oynarlar. Hafif yollu alayla karışık oynanırsa, ailenin tüm bireyleri zayıf noktalarının ve özelliklerinin farkına varır.
Ayrıca, eğer çocuğunuz resim yoluyla kendini ifade etme eğilimi gösteriyorsa, bunu onun duygularını ve düşüncelerini tartışmak için kullanabilirsiniz. Ama unutmayın ki, profesyonel bir terapist değil, sadece bir anne ya da babasınız ve çocuğunuzu fazla bunaltmayın. (Deneyimlerimden anababa ve terapist rollerinin çoğu kez içice geçtiğini biliyorum, ama çocuklarınızın anababalarını tercih edeceklerini asla unutmayın.)
Kendini değerlendirebilmesini öğretin
Çocuklarınızı kendi davranışlarını ve performanslarını değerlendirmeleri konusunda teşvik edin. Kendini değerlendirme becerisini artık okullarda da öğretmeye çalışıyorlar ve ben çocukların bundan çok şey öğrendiklerine inanıyorum. Çocuğunuz kendi değerlendirmesini yapana kadar, siz kendi değerlendirmenizi kesinlikle dile getirmeyin. Örneğin, çocuğunuz size yaptığı iki resmi gösterir ve siz birini çok beğenirseniz, çocuğunuz kendi fikrini söyleyene kadar, sakın hiçbir şey söylemeyin. Daha sonra, kendisine neden o resmi beğendiğini sorun. Ya da çocuklarınız kavga ediyorsa, sakin olmaya çalışın, onları ayırıp sakinleşmelerini bekleyin. Daha sonra davranışları hakkında ne düşündüklerini sorun.
ALIŞTIRMA: Çocukların kendilerini tanımalarına yardım etmek
• Çocuklarınızın anlayacağı bir dille, onlardan bu hafta en güçlü oldukları konuları ya da başardıkları en iyi işleri size söylemelerini isteyin.Onların yaptığı değerlendirme sizin yaptığınız değerlendirmeye uyuyor mu Sizce kişilikleri ve potansiyelleri hakkında gerçek dışı bir düşünceleri varsa, onların kendilerini daha iyi tanıyabilmeleri için neler yapmanız gerektiğini not alın. (Yaşlarına göre farklı önlemler almanız gerekebilir.)
• Bu hafta içinde çocuklarınıza sorabileceğiniz üç açık soru yazın.
• Çocuklarınızı sürekli eleştirdiğiniz üç konuyu yazın ve eleştirilerinizi etkin bir şekilde yapabilmeniz için, yukarıdaki önerileri göz önünde bulundurun.

Çocuğunuzun Hedeflerini Belirlemesine Nasıl Yardım Edebilirsiniz
Çocukların hedeflerini belirlemeleri konusunda karışık duygular içinde olduğumu itiraf etmeliyim, içimdeki "çocuk", çocukların yapılanması fikrine karşı koyuyor ve bunun, onların yaratıcılıklarını öldürdüğünü ve potansiyellerini sınırladığını söylüyor. Diğer taraftan, "yetişkin" yanım hedef belirlemenin kişinin yaşamının amacı olduğunu ve çocukların güven duygusunu arttırdığını söylüyor.
Bu tartışmayı hep hedef belirlemenin olumlu özellikleri kazanıyor. Çünkü, hangi yaşta olursak olalım, hedeflerimiz varsa, kaderimiz ve çevremiz üzerinde biraz kontrolümüz olduğunu biliyorum. Çocuğumuzun hedefleri bizlerin hedeflerinin yanında çok önemsiz gözükse de, çocuğun özgüven kazanması için minicik hedeflerinin çok büyük önemi vardır. Yedi yaşındaki bir çocuğun dönem sonuna kadar yüzme havuzunda durmadan 3 kez yüzme hedefi, bir mali müdürün şirketin cirosunu 3 yıl içinde 2 katına çıkarmak hedefi kadar önemlidir. Ancak, çocuklarımızın kendilerine hedefler belirlemelerini teşvik ederken, unutmamamız gereken bazı noktalar vardır. Size önereceklerimi yine bir kontrol listesi olarak kullanabilirsiniz.
Çocukların hedefleri
Çocuklarımızın hedeflerini belirlemelerine yardım ederken, hedeflerinin şu özellikleri taşımasına dikkat edin:
Kişisel - Hedeflerin hem kişisel, hem de çocuğun bireysel potansiyeline uygun olması gerekir. Bu da aynı yaşta ve aynı çevreden sekiz çocuğun hedeflerinin birbirinden çok farklı olabileceği anlamına gelir. Çocuklarımızı, başkalarının hedeflerine bakmak yerine, kendi hedeflerine konsantre olmalarını teşvik etmeliyiz. Daha da önemlisi, bu tür bir karşılaştırmayı, biz anababaların kesinlikle yapmaması gerekir. Ancak, yanlış anlaşılmasın, elbette bazı genel başarı kurallarının yararı vardır. Zaten, çocuklarımızı içinde yaşadıkları toplumun standartları sınırlayacaktır ve bu bazen adil olmasa da bunlar değiştirilemez. Fakat, kendilerine güven duygusu kazanmalarında hayati önemi olan konu, kişisel hedeflerinin en az çevrelerinin saptadıkları kadar önemli olduğudur.
Gerçekçi - Hedeflerin gerçekçi olması ve yere basması gerekir. Çocuklarımızın unutmaması gereken konu, bedence ve zekaca potansiyelleri çok fazla olsa da, herkesin bir limitinin olduğudur. Çocukların kendilerine çok zor hedefler belirlemelerini teşvik edecek olursak, bunun özgüven kazanmaları üzerinde istenmeyen etkileri olabilir. Pek çok çocuğun tüm saflığı ve içten duygularıyla inandığı bir düşüncesi vardır: Sadece gökyüzü bir sınır olabilir. Bazılarına göre, çocukların bu doğallığı bastırılmamalı, aksine teşvik edilmelidir. Ancak, bence iç özgüvenin uzun süreli ve sağlıklı olabilmesi için, bu yaklaşımın neden sonuç ilişkisine dayandırılması gerekir.
Aşamalı - Hedeflerin aşamalı olması ve mümkün olduğunca küçük parçalara ayrılması gerekir. Özgüven kazanmada en risksiz yol, başarıların peşpeşe gelmesi ve çocuğu ana hedefine yavaş yavaş ulaştırmasıdır, ideal olan, her aşamanın bir öncekinden biraz daha zor olmasıdır. Böylelikle, başarı şansı hep yüksek olur ve hedeflerin arasına konulan süreler de, çocuğun başarı duygusunu bir sonraki hedefine kanalize etmesini sağlar.
Bazı çocuklar (özellikle aşamalı bir programın başlarında) çok sabırsız olacaktır. Bazıları ise, başardıkça hızlarının arttığını görecektir. Bu durumda, çocuğun kendini kaptırmasına ve aşamaları atlayarak geçmesine engel olunması gerekir. Bu çocuklar hedeflerine zamanından önce varırlar ama hızlı hareket ettikleri için, küçük başarılarından aldıkları tatmin duygusu yeterli olmaz ve gereken psikolojik gücü tam olarak kazanamayabilirler.
Ödüllü - Her aşamadan hemen sonra çocuğun ödüllendirilmesi gerekir. Bu tür ödüllendirmeye psikolojide "olumlu pekiştirme" diyoruz. Bu belki de, motivasyonu artırıcı en önemli araç ve çocuğunuzun başarısında en güçlü yardım şeklidir. Bu tür ödüllerin cüzdanınıza ya da çocuğunuzun dişlerine zarar vermesi gerekmez. Aslında düzenli bir şekilde, oyun için verilecek fazladan bir izin, kocaman bir öpücük ya da duvar panosuna atılacak yıldızlar basit, ama değerli ödüllerdir ve etkisi pahalı bir bisikletten daha fazladır. Çocuklar büyüdükçe, kendi kendilerini ödüllendirmelerini teşvik edebilirsiniz, çünkü kişinin kendisini olumlu bir biçimde pekiştirmesinin özgüven kazanmada çok büyük etkisi vardır.
Esnek - Çocuklar büyük bir hızla büyüyüp geliştikleri için, hedefleri de bizimkilerden daha çabuk değişir. Bu nedenle, içinizdeki içgüdüsel anababanın gönderdiği "sakın vazgeçme" mesajının çocuğunuzun gereksinimlerini olumsuz yönde etkilemesine izin vermeyin ki, gerektiğinde rahatlıkla fikir değiştirebilsin. Önemli olan, hedeflerinden bıkıp işi yarım bırakmasınlar ve bu hedeflerinin yerine belki daha zor ama daha ilginç hedefler seçip, daha büyük ödüller alabilsinler. Ancak, unutmayın ki, hedeflerini değiştirdiklerinde dinlenmek için belli bir süreye gereksinim duyabilirler.
Saygılı - Hedefleri size ne kadar garip, anlamsız ya da küçük gelirse gelsin, saygı gösterin. Bu, çocuklarına özen gösteren ana-babaların bildiği bir konudur, ama hepimiz farkında olmadan hata yapabiliriz. Çocuğu belli bir alanda "takıntılı" olarak nitelendirip, alay edebilir ya da çocuğumuzun başarı yolunda attığı minik adımları küçümseyebiliriz.
ALIŞTIRMA. Çocuğumun hedefleri
* Çocuklarınızın belirlediği hedefleri bir liste halinde yazın ve yukarıdaki önerilerim ışığında her birini kontrol edin.
* Önümüzdeki bir ay içinde çocuklarınızla, gelecekle ilgili hayalleri hakkında konuşun ve bu hayalleri ile şimdiki hedefleri arasında bir bağlantı olup olmadığını birlikte kontrol edin. Eğer bir bağlantı varsa, birlikte aşamalı bir program hazırlamaya çalışın. Küçük çocuklarla bu alıştırma belki sadece hayalleri hakkında bir sohbet niteliğinde olacaktır. Fakat, büyük çocuklar bunu düzenli bir yaşam planına dönüştürebilirler. Öyle ya da böyle, bu tür bir çalışma iç özgüvenin gelişmesinde çok yararlı olacaktır.
"Herkes umut ettiği yerde ve kimliktedir."
Donald Curtis
Çocuğunuzun Olumlu Düşünmesine Nasıl Yardım Edebilirsiniz
Negatif düşünce doğal bir şey değil, sadece kötü bir alışkanlıktır ve pek çok çocuk bu alışkanlığı çok erken yaşlarda çevresinden edinir. Diğer bütün kötü alışkanlıklar gibi, bu da hemen önlem alınırsa ortadan kaldırılabilir.
Negatif düşünme Batı kültürünün o denli içine işlemiştir ki, kişilik gelişimi konusundaki uzmanların çoğu, yetişkinlerin bu hastalığı yenebilmesi için onlara yardımcı olmaya çalışmaktadır. Ben ekmeğimi bu kötü alışkanlığın ortadan kaldırılabilmesi için yaptığım çalışmalar ve yazdığım kitaplardan kazanıyorsam da, tüm çocukların kendilerini çok pozitif görebildikleri, keder ve ümitsizlikle kirlenmemiş bir dünyada yaşamalarını tercih ederdim.
Negatif düşüncenin kendine güven duygusunu zedelediğinden de eminiz. Siz de bilirsiniz ki, kendinizi iyi hissediyor ve her şeyin yolunda gideceğini düşünüyorsanız, hem kendinizden emin olursunuz, hem de yaptığınız her şeyi başarma olasılığınız artar. Zeki ve başarılı işverenlerin artık eleman alırken, sadece nitelikli değil, aynı zamanda mutlu ve olumlu kişileri seçmelerine hiç şaşmamak gerek.
Çocuğunuzun pozitif düşünen bir insan olmasını sağlamanın en iyi yolu, hiç şüphesiz ki, sizin de pozitif düşünmenizdir. Fakat, siz öyle olsanız bile, çocuklarınız arkadaşlarından, televizyondan, hatta okuldaki öğretmenlerinden bile bu olumsuz alışkanlığı edinebilir. Şimdi bu istenmeyen özellikle başa çıkmanın yollarına bir göz atalım.

Çocuklarınızın pozitif düşünmesine nasıl yardım edebilirsiniz
Sabah
Güne pozitif düşünerek başlamaları için yardımcı olun. Bu elbette, her sabah 7:00´de pırıl pırıl ve neşeli olmanız gerektiği anlamına gelmez, ama tersi de olmamalı. Örneğin, şunları deneyebilirsiniz:
• Biraz erken kalkmaya çaba gösterin. Böylelikle, herkesin o gün neler yapacağı konusunda sohbet etmeye zamanınız olur.
• Sızlanmaları ve şikayetleri engellemeye çalışın ve bunları dinlemeyi günün ileri saatlerine bırakın.
• Çocuklarınızın etkileyemeyeceği ya da kontrol edemeyeceği sorunlarının kafalarını sürekli meşgul etmesini engelleyin. (Sabah haberlerindeki açlık, savaş, trafik terörü ya da politik sorunları dinlemek istiyorsanız, bunu yalnız başınıza yapmaya çalışın.)
Yatma vakti
Günü pozitif bir biçimde bitirmelerine yardım edin. Anababaların çoğu bunu bebeklere ya da küçük çocuklara uygular, ama çocuklar büyüdükçe bu alışkanlıklarını terkeder. Aşağıdaki soruları kendinize sık sık sorarak, küçüklüklerinde onlara verdiğiniz pozitif düşünceleri sürdürmeye çalışın:
• Çocuklarıma o günkü iyi izlenimleri ve başarıları, ertesi gün için beklentilerini düşünmeleri için zaman veriyor muyum
• Okudukları kitaplar ve izledikleri programlar dünyaya pozitif bakmalarını sağlıyor mu Yoksa gereksiz şekilde, korkutucu ve iç karartıcı mı (Eğer öyleyse, onlara başka bir kitap okumalarını, ya da program izlemelerini önerebilirsiniz veya hiç değilse bu olumsuzlukları siz bazı olumlu şeylerden söz ederek dengeleyebilirsiniz.)
Kendi kendine konuşma
Çocuklarınızın kendi kendilerine olumsuz biçimde konuşmalarını engelleyin. Bunun yerine, saplantı haline gelen olumsuz düşünceleri bir yana bırakıp, kendileri için olumlu şeyler söylemeleri için onlara cesaret verin. Örneğin:
"Başarabilirim."
"Ben çok iyi bir futbolcuyum."
"Kendime güveniyorum ve kendimi kontrol edebilirim."
"Kendimi beğeniyorum."
"Sınavlar bana heyecan veriyor ve başaracağımdan eminim."
Genellemeler
Söylediklerini daha mantıklı ve doğru olarak, ama olumsuz duygularına yine de yer verecek şekilde, ama farklı biçimde dile getirmelerine yardımcı olun. Örneğin:
"Kızlardan nefret ediyorum." "Otobüsler hep geç kalıyor."
"Sınav sorularının hiçbirini öğrenmemiştik. "
"Bazı kızları sevmiyorum."
"Bu otobüs bu hafta 2 kez geç kaldı."
"Sınav sorularının bazılarını öğrenmemiştik. "
Abartmalar
Çocuklarınızın yaptığı abartmaları, kendilerini daha da bunaltacak biçimde yapmalarını engelleyin ve daha doğru ifade etmelerine yardımcı olun. Örneğin:
´Zaten hiçbir şeyi doğru "Yine yanlış yaptım. ….yapamıyorum."
Öğretmen beni hiç dinlemiyor." "Soru sorduğumda, öğretmen bazen beni dinlemiyor."
"Ayşe hep oyunu bozuyor." "Ayşe oyunu bozdu."
Reddetme
Herhangi bir durumun pozitif yönlerini göz ardı edip, sadece negatif yönlerini gördüklerinde, onlara yardım edin. Onları anlayışla karşılamaya ve başarmaya çalıştıklarının şeyin zor yönlerini anlamaya çalışın. Örneğin:
Çocuğunuz:
"Anneanneme gitmek istemiyorum. Orada hiç arkadaşım yok." derse,
Siz:
"Evet, orada hiç arkadaşın olmadığını biliyorum, ama anneannenin evinin yanındaki parkı çok sevdiğini unutuyorsun. Üstelik anneannen sana yine bir sürü video kiralamıştır." diyebilirsiniz. ("Ne zaman anneannene gidiyoruz desem, şikayet etmeye başlıyorsun. Üstelik, gidince de gelmek istemiyorsun" demek yerine.)
Çocuğunuz:
"Okula gitmek istemiyorum. Okuldan nefret ediyorum." derse,
Siz:
"Okulda hoşuna gitmeyen birçok şey olduğunu biliyorum, ama arkadaşlarını çok seviyorsun. Üstelik matematik ve fende çok{ başarılısın." diyebilirsiniz. ("Hadi canım, benim oğlum okuldan nefret falan etmiyor. Unutma okulda geçirdiğin günler yaşamının en güzel günleri ve bitmesine de çok bir şey kalmadı." demek yerine.)
Tahminler
Çocuğunuzun ileriye yönelik ve gereksiz şekilde olumsuz olan tahminlerini saptayın ve mümkünse bunları daha gerçekçi ve umutlu bir biçimde değiştirebilmesine yardım edin. Ancak unutmayın ki, göreviniz onun umutsuzluğunu gereksiz ve gerçekdışı bir umuda dönüştürmek değil, kendine olan güveninin sarsılmasını engellemektir. Ayrıca düşüncelerine saygı göstermeyi de unutmayın.
Örneğin:
Çocuğunuz:
"Orada hiç arkadaşım olmayacak." derse,
Siz:
"Seni anlıyorum ama yeni taşındığımız yerde yaşayan pek çok çocuk var ve eminim hiç değilse bir tanesiyle arkadaş olabilirsin. Sıkıldığın zaman, bunun senin için yeni bir fırsat olduğunu düşün ve gülümse. Zaten gülümseyen bir çocukla kim arkadaş olmak istemez ki " deyin. ("Hadi canım, artık surat asma. Elbette yeni arkadaşların olacak" demek yerine.)
Çocuğunuz:
"Bu seferde kazanamayacağım, biliyorum. Zaten onun yanında benim hiçbir şansım yok ki. Üstelik bugüne kadar onu hiç geçemedim." derse,
Siz:
"Heyecanlı olmanı anlayışla karşılıyorum, ama bir önceki yarışı kazanamaman bugünkünü de kaybedeceksin demek değil. Bence, üzülmeyi bırakıp, bugünkü yarışın harika geçeceğine ve senin ilk zaferin olacağına inanmalısın." deyin. ("Hadi canım sen de! Elbette sen kazanacaksın." demek yerine.)
Çocuğunuz:
"Bir türlü karar veremiyorum. Hangisini seçersem seçeyim, nasıl olsa sonunda yanlış olacak." derse,
Siz:
"Böyle zor bir seçim yapmak gerçekten de güç olmalı, ama belki de doğru seçimi yapacaksın. Kendini, seçiminin doğru olabileceğine inandır. Üstelik yanlış bile olsa, insan hatalarından da çok şey öğrenir." (Karar vermekte bu kadar zorlanırsan, hayatta hiçbir yere varamazsın." demek yerine.)
Çocuğunuz:
"Sigara içersem ne olur Belki yolda yürürken bir araba çarpar, ölürüm. Belki de ben kanser olup ölene kadar dünyanın sonu gelir." derse,
Siz:
"Sonucundan emin olamayacağın bir şeyin verdiği zevkten vazgeçmek kolay değil, biliyorum. Ama unutma ki, uzun yıllar yaşayacak kadar sağlıklısın ve yaşamın için birçok güzel planın var. Bu nedenle bence, yaşamının çok uzun olacağına ve yaşamaktan çok zevk alacağına kendini inandırmaksın." ("Böyle düşünüyorsan, sigara içmenin de bir anlamı yok. Üstelik, bu kadar olumsuz düşünüyorsan, geleceğe yönelik hiçbir şey yapmanın anlamı yok." demek yerine.)
ALIŞTIRMA: Pozitif düşünmeyi teşvik etme
• Yukarıdaki önerilerimin ışığında, aşağıdaki cümleleri daha olumlu bir şekilde dile getirin ve çocuğunuzun bu olumsuz duygularına karşı anlayışlı yanıtlar verin:
1. "Bunu asla başaramam."
2. "Engin beni hep yeniyor. Artık denememe bile değmez."
3. "Eminim bugün yağmur yağacak ve her şey berbat olacak."
4. "Onunla konuşmamın hiçbir anlamı yok ki. Beni dinlemiyor bile."
5. "Benimle oynamak istemez ki!"
6. "Zaten bu sınavdan zayıf alacağım."
7. "Beni almazlar. Zaten başvuranların sadece % 50´sini alacaklarmış."
8. "Bende bu şans varken o kadar yolu giderim, gittiğimde de kimse olmaz."
9. "Neden okumamı bu kadar istiyorsunuz ki Nasıl olsa sonunda işsiz kalacağım."
10. "Anlamazsın ki, niye anlatayım "
• Önümüzdeki hafta negatif düşünce ile ilgili örneklere özellikle dikkat edin ve bunları ya içinizden düzeltin, ya da söyleyen kişinin düzeltmesine yardım edin (özellikle, bu kişi çocuklarınız ya da eşinizse). "Genç bir insanın kötümser olmasından daha kötü bir manzara yoktur."
Mark Twain
Çocuğunuzun Dış Özgüvenini Geliştirmesine Nasıl Yardım Edebilirsiniz
Bu bölümde, çocuğunuzun dış özgüven için gereken şu dört önemli niteliği kazanması için çalışacağız:
• iyi iletişim kurabilme
• Kendini iyi tanıtabilme
• Kendini iyi ifade edebilme
• Duygularını kontrol edebilme
Çocuğunuz ileride ıssız bir adada tek başına yaşamayı seçmezse ve onun iç özgüveninden tam olarak yararlanabilmesini istiyorsanız, bu niteliklerin her birini kazanması gerekir.
Çocuğunuzun sizinle ve yakınındaki diğer insanların yardımıyla erken yaşlarda edindiği iç özgüvenin niteliklerinin tersine, yukarıda adı geçen niteliklerin büyük kısmı evin dışında, özellikle de okulda ve medya gibi diğer sosyal öğreti kanalları yoluyla edinilir. Artık, pek çok gelişmiş ülkede iç özgüvenin bu tür niteliklerinin çocuklara kazandırılabilmesi amacıyla öğretmenlerin eğitimine büyük paralar harcanmaktadır. Dolayısıyla çocuğunuz matematik, fizik ve ingilizce derslerinin yanı sıra dinleme, bildiri sunma, eleştirilerle başa çıkma gibi konularda da ders alıyor olabilir.
Çocuğumuzun gittiği okul ne kadar iyi olursa olsun, biz ana-babalara bu konuda yine de görev düşmektedir. Dış özgüven öğretilerini günlük yasamda uygulayabilir çocuğumuzun gelişimini yönlendirebilir ve bu konuda onları teşvik edebiliriz.
İlerideki bölümlerde yapacağım önerileri ders malzemesi olarak görmeyin O şekilde uygulandığı takdirde amaca zarar verirsiniz. Bu bölümde çocuğunuzun bu alandaki gereksinimlerinin farkına varıp sorunlarına yardım yolları bulabilmeniz için bazı ipuçları bulacaksınız.
İletişim Becerisi ve Kendini Tanıtabilme
Kendine güvenen insanların gereksinim duyacağı en önemli özelliklerden birisi insanlarla iyi iletişim kurabilmektir. Ancak, maalesef bu beceri doğuştan gelmez, sonradan edinilir. Bu bölümde, çocuklarımızın belli başlı iletişim becerilerinin en önemlilerinden birkaçını çocuklarımızın aktif olarak kullanabilmelerine nasıl yardımcı olabileceğimize bir göz atacağız. Eminim sizler de benim gibi, bu becerileri çocukluğunuzda öğrenmediniz. Eğer öyleyse, neden önce siz bu becerileri edinmeyi denemiyorsunuz Daha önce de belirttiğim gibi, çocuklarınıza model oluşturmanız, kullanacağınız pek çok yöntemden çok daha etkili olacaktır.
Konuşma
Çocukların çoğu gevezedir ve gördükleri her insanla konuşmaya bayılır. Yanlarında konuşacakları kimse yoksa, köpekle, oyuncak ayılarıyla ya da hayali bir arkadaşla konuşurlar. Fakat, benlik saygıları çok iyi de olsa, büyüdükçe bu doğal konuşkanlıklarından vazgeçer, hatta konuşmaktan korkar bir hale gelir ve bir süre sonra da yapayalnız kalıverirler. Yanlışlık nerededir, öyleyse
Bunun nedeni, genellikle çocukların çocuksu konuşmaları aşıp kendilerini geliştirememeleridir. Bu çocuksu konuşmalar zaten karşılıklı konuşma değildir ve karşıdakinin dinleyip dinlememesi önemli değildir. Sonuç olarak, kendileri ile konuşmak isteyenlerin sayısı zamanla azalır ve böylelikle de çocuklar doğal konuşma isteklerini kaybederler. Eğer çocuğunuzda bu tür bir sorunun baş göstermeye başladığını far-kederseniz, ona şu şekilde yardım edebilirsiniz:
- Ona konuşma fırsatı verin. Çok erken yaşlardan itibaren onunla düzenli bir şekilde sohbet edin ve çok değişik insanlarla biraraya gelmesi ve onlarla sohbet edebilmesi için olanaklar yaratın.
- Dinleme becerilerini geliştirin. Bunu da sizi konuşurken dikkatle dinlemelerini ve sözünüzü kesmemelerini öğreterek başarabilirsiniz. Sözünüz bitince, söylediklerinizi tekrar etmelerini ya da kendi sözcükleriyle yeniden dile getirmelerini isteyebilirsiniz. Büyüdüklerinde de, bunu başkalarıyla konuşurken de yapmalarını isteyin. Bunu başarabilirseniz, çok önemli bir beceri kazanmış olurlar. Buna psikologlar "yansıyan dinleme" diyorlar. Bu tekniği öğrenebilmek için yetişkinler çok büyük paralar ödeyip, ilişkilerini ve iletişim becerilerini geliştirmeye çalışıyorlar.
- Görgü kuralları konusunda ısrarlı davranın. Ağız doluyken ya da çiklet çiğnerken konuşmak, konuşanın sözünü kesmek insanları rahatsız eder ve dolayısıyla karşılıklı konuşmayı olanaksız kılar.
- Kültür farklılıklarını açıklamak. Farklı insanlar ve farklı durumlar hakkında açıklamalar yapmak gerekir.
- "Havadan sudan" konuşmaları önemseyin. Bu tür konuşmaları yüzeysel görüp, göz ardı etmeyin. (Kurslarımda pek çok yetişkin bu konuda özel bir program talep ediyor.) Çocuğunuz yeni arkadaşlar edinirken, ona bu tür konuşmaların insanı ne kadar rahatlattığını ve arkadaşlıklar derinleşmeden önce, havadan sudan konuşabilmenin çok kişisel konulara girmemizi engellediğini anlatabilirsiniz. Çocuklarınız ergenlik döneminde ve bu tür konuşmaları başlatmaktan hoşlanmıyorsa, hoşlandıkları konulan seçmelerine yardımcı olabilirsiniz. (Örneğin, bulundukları yerdeki diğer insanlar, hava, güncel bir spor olayı, müzik, vs.)
Sözsüz dilin önemini anlatın. Özellikle de, dinleyenler üzerinde bunun kullandığımız dilden daha önemli bir etki yapabileceğini öğretin. Vücut dillerinin farkına varmalarını ve başkalarının vücut dillerine de dikkat etmelerini sağlayın.
Şakalarını iyi tahlil edebilmelerine yardımcı olun. Yaptıkları şaka uygun değilse bunu dürüst bir şekilde açıklayın ve onları yönlendirin.
Başkalarına açılma konusunda onlarla konuşun. Bunun, başkalarının da size açılması ve karşınızdakiyle yakınlaşmanın en iyi yolu olduğunu öğrensinler. Ancak, gereğinden "fazla" açılmanın tehlikelerinden de haberdar olsunlar.
Tartışma
Çocuklarınız tartışma konusunda ne kadar iyi Çoğunuzun yanıtını duyuyor gibiyim: "Gereğinden fazla iyi." Çocuklarınızın bu beceriye sahip olduğunu ve bu yüzden de bu beceriyi daha fazla geliştirmenizin gerekmediğini düşünüyor olabilirsiniz.
Sizi anlıyorum. Benim ailemde de tartışmalar hiç bitmez ve çoğu zaman sessizliği özlerim. Ama, kendimi güçlü bir yetişkin yerine koyar koymaz, bu tartışma atmosferinden zevk alır ve kızlarımın bu alanda gösterdiği şüphe götürmeyen becerileriyle gurur duyarım. Üstelik, onların sahip olduğu bu becerinin özgüvenlerini sağlamlaştırdığını ve hayallerini gerçekleştirmelerine yardımcı olacağını biliyorum.
Öyleyse, neden zaman zaman enerjinizi onları susturmak yerine, daha yapıcı ve becerili bir biçimde tartışmalarına yardım etmeye harcamıyorsunuz Bunu da şu şekilde başarabilirsiniz:
ifadelerini geliştirmelerine yardım edin. Söylemek istediklerini söyleyemediklerinde, suskunluğu tercih ettiklerinde ve kendilerini ifade etmekte güçlük çektikleri zaman onlara yardım edin.
Gereksiz örnekler kullanmamaları gerektiğini vurgulayarak ve lafı uzatmadan söylemek istedikleri şeyi net olarak ifade edebilmelerine yardım edin.
Lafı çok uzattıkları takdirde dinleyenlerin sıkılıp, onları dinlemekten vazgeçeceklerini öğretin.
Konuşurken kişisel ataklarda bulunmamalarını ve saldırgan bir yöntem kullanmamalarını, aksi takdirde dinleyenin de gereksiz biçimde karşı atağa geçmek zorunda kalacağını anlatın.
Karşılarındaki insanın söylediğini anlamadıkları zaman, açıklama isteme haklarının olduğunu anlatın.
Karşılarındaki insanın bilgisi ya da duyguları hakkında varsayım yapmamalarını öğretin.
Konuşurken kontrolü beyinlerinin yerine, duygularının ele geçirebileceğini ve durum böyle olunca çok dikkatli olmalarını söyleyin.
iki kişi konuşurken, her iki insanın da eşit ve adil bir biçimde konuşmaya hakkı olduğunu ve karşıdakinin de kendisini dinlemesi gerektiğini anlatın.
Konuşmanın amacından sapabileceğini ve tartışmanın yön değiştirebileceğini anlatın.
Bir tartışmayı bitirmeyi ve mümkünse, olumlu bir biçimde bitirebilmeyi öğretin. (Örneğin, "Evet, bu konuyu çok güzel tartıştık. En azından karşılıklı olarak bu konudaki düşüncelerimizi biliyoruz.")
Sizinle tartıştıklarında, size karşı bir zafer kazansalar bile, iyi tartıştıkları için onları kutlamayı unutmayın.
Toplum önünde konuşma
Bu, çocukların tutukluk çektiği diğer bir konudur, ilkokulun birinci, ikinci sınıflarında öğretmen sınıfta kimin bir öykü anlatmak ya da kitap okumak istediğini sorsa, bütün sınıf parmak kaldırır. Fakat 10 yıl sonra aynı çocuklara aynı şey sorulduğunda, kaç çocuk çıkacaktır, sizce Çocuklar ergenlik dönemine girdiklerinde, hem toplum önünde konuşma isteklerini kaybederler, hem de bu konuda çok beceriksizleşirler. içlerinden sadece birkaç tanesi (özellikle de dışa dönük ya da agresif olanlar) bulundukları grubun "ses"i haline gelir. Ve böylelikle bu çocukların toplum önünde konuşma becerileri gelişir, içlerinde çok karizmatik ve çok güzel konuşan çocukların da bulunabileceği grubun diğer elemanları, farkedilmemek için dua ederek arka saflara çekilirler.
Bu nedenle de, biz anababaların çocuklarımızın bu alanda ne durumda olduğunu çok iyi gözlememiz gerekir. Günümüzde, biliyorsunuz okullarda sözlü çalışmaların ve sınavların çok büyük önemi var. Dolayısıyla, çocuğunuzun sessiz bir çocuk olduğunu kabul etseniz bile, hiç değilse bilgisini ve düşüncelerini ifade edebilmesine yardımcı olun. Aksi takdirde, başarısızlıklarını da kabullenmeniz gerekebilir.
Çocuğunuzun bu alanda çok büyük bir sorunu yoksa, aşağıdaki "üç altın kural"a dikkat etmelerini sağlarsanız, "yeterince" iyi bir standarda gelebilecektir.
Toplum önünde konuşmanın üç altın kuralı
Çocuğunuz (ya da siz) ister üç, ister üç yüz kişiye hitap edecek olun, şu üç konuya önem vermenizle bu konudaki beceriniz ve kendinize güveniniz artacaktır:
• Pratik yapma
Hazırlık yapma
Pozitif olma
Pratik yapma
Çocuklarınıza, ne kadar pratik yaparlarsa, fikirlerini o kadar iyi savunabileceklerini anlatın. Kendilerini engelleyen fiziksel bir neden olmadıkça, herkesin konuşma sanatını öğrenebileceğini anlatın.
Sizlerin de, pratik yapma konusunda şunları bilmeniz gerekir:
a) Yapılan iş ne kadar eğlenceli olursa, çocuklarınız da o kadar çok şey öğrenecektir.
b) Ne kadar erken yaşta başlarsanız, bu hem sizin için, hem de onlar için o kadar kolay olur.
Bu nedenle, çocuklarınız bebeklikten yeni çıkmışsa bile, size oyunlar ya da gösteriler sergileyebilir ya da sizin hazırlayacağınız oyunlara katılabilirler (örneğin, "Hadi bakalım, şimdi sen bakkalsın" ya da "Sen televizyondaki sunucusun" gibi). Bu tür etkinlikler sizin onlara daha çok zaman ve enerji ayırmanızı gerektirecek, ama unutmayın ki bunlar çocuğunuzun kişiliğinin gelişmesine yardım edecektir ve yararlarını ileride hem siz, hem de çocuğunuz göreceksiniz. Bu nedenle, çocuğunuzun izlemesi için videoya bir film koymak daha kolay olsa bile, yaşamınızın geri kalan kısmında kendine güven duyan bir çocuğun anababası olmanın ne kadar güzel bir şey olduğunu unutmayın.
Çocuklarınız büyüdüklerinde, hâlâ sizin yardımınıza gerek duyuyorlarsa, tiyatro kurslarına ya da toplum önünde konuşmalarını gerektirecek diğer etkinliklere katılmaları için onları teşvik edebilirsiniz. Bu tür etkinliklere katılmak istemezse, yine de evde onun için birşeyler yapabilirsiniz. Örneğin, okulda yapması gereken sunuları sizin önünüzde prova edebilir ve kendine güven kazandıkça, bunları kasete ya da videoya kayıt edebilirsiniz.
Hazırlık yapma
Çocuklarınızı, güzel konuşan insanların bile, toplum önünde konuşma yaparken kendilerine güvenemeyebilecekleri konusunda ikna edin. Kendine güvenen insanların büyük çoğunluğu "konuşmadan önce düşünür" ve yapacakları herhangi bir konuşmadan önce ellerinden geldiğince çok hazırlık yapar. Bu nedenle çocuklarınızı hazırlık yapmaya ne kadar erken yaşta alıştırırsanız, o kadar iyi olur.
Çocuğunuzun okuldaki öğretmeninin bu konuda her şeyi yapacağına güvenmeyin, ister, sınıfta geçmiş yaz tatili hakkında konuşacak olsun, ister bir araştırma projesinin sunusunu yapacak olsun, şu konularda onları teşvik etmek (ya da öğretmek) için yeterince zaman ayırın:
a) konusu hakkında ciddi ve yaratıcı bir biçimde düşünmeli
b) dinleyicilerinin gereksinimlerini ve ilgilerini göz önünde bulundurmalı
c) notları ve görsel malzemesi çok net ve okunaklı olmalı
Pozitif olma
Çocuklarınızın okul yılları boyunca (ve ilerideki yıllarda) sıkıcı bulabilecekleri (eminim dinleyenler için de aynı şey geçerlidir) konular da dahil olmak üzere her konuda konuşma yapmaları gerekir. Bu yüzden, onlara bu tür fırsatları, becerilerini pozitif sunular yapmak için değerlendirmelerini önerebilirsiniz. Böylelikle, herhangi bir konuda konuşurken, kendilerine güvenerek konuyu çok daha ilginç bir hale getirebilir. Televizyondan iyi örnekler göstererek, şu tür özellikleri taşıyan konuşmacıları dinlemenin ne kadar zevkli ve ilginç olduğunu vurgulayın:
a) gülümsemek ve rahat görünmek
b) güçlü ve canlı bir ses tonuyla konuşmak
c) kullanılan sözcükler ve bakışlarla dinleyenlerle iletişim kurabilmek ve bundan zevk almak
d) konuşmaya pozitif bir mesajla başlayıp, bitirmek ("Fazla zamanınızı alıp sizleri sıkmayacağım" ya da "Artık beni dinlemekten bıkmışsınızdır." gibi kendinizi küçük gören ifadeler kullanmayın.)
İşte karşımızda bir maden. Kendini tanıtabilme konusunda kuşaklar arasında anlaşmazlık olması kaçınılmazdır, bu nedenle bu bölümü çalışırken mümkün olduğunca sakin ve yumuşak olmanızı öneririm.
Konuyu açmadan önce kendini tanıtmak ifadesi ile ne kasdettiğimi açıklamamda yarar var. Bu terimi hem kendimize, hem de dışdünyaya bilinçli ya da bilinçsiz olarak "işte bu benim!" demenin her yolu için kullanıyorum. Çocuklar bu mesajı dışarıya dış görünümleriyle verir.
Her şeyin kabul edildiği, yargıdan uzak ve ideal bir dünyada, çocuklarımızın kendine güvenli insanlar olmasına yardım edebilme çabamızda belki kişinin kendini iyi tanıtabilmesi sorun olmayabilirdi, ancak hoşumuza gitsin ya da gitmesin, hemen hemen hepimiz karşımızdaki insanı genellikle dış görünümü ile yargılarız. Bunu çocuklarımıza da öğretmemiz gerekir. Diğer taraftan, zamanlarının ve enerjilerinin büyük kısmını çevrelerini etkilemek için harcıyorlarsa, iç özgüvenlerini tehlikeye attıklarını da bilmeleri gerekir.
Öyleyse iç ve dış özgüvenleri arasındaki bu hassas dengeyi kurabilmeleri için çocuklarımıza nasıl yardımcı olabiliriz
• Vücut dili - Çok erken yaşlardan itibaren bu konunun önemi vurgulanmalı ve vücut dillerinin farkına varmaları ve uygun bir şekilde kullanmaları sağlanmalıdır.
• Deneyim ve seçim - Özellikle küçükken, seçim konusunda onlara mümkün olduğu kadar çok şans verin. Bu belki de sizin birtakım hayallerinizi ve kararlarınızı bir yana bırakmanız (örneğin, "Çocuklarım olunca, hiç ... giymelerine izin vermeyeceğim.") ve ne giyeceklerine karar vermelerine izin vermeniz anlamına gelebilir (elbette paranız, hava durumu ve okul kuralları elverdiğince). Çocuğun bu kararları verebilmesi kişisel kimliğini ve değerlerini farkedip, bunları ifade edebilmesine yardımcı olur. Bizlerin de, bu sürecin ileri ergenliğe kadar devam edebileceğini bilmemiz gerekir. Ayrıca, dış görünümlerinin çocukların bizden farklı olduklarını ifade edebilecekleri yollardan birisi ve bağımsızlık duygularının sembolü olduğunu unutmamamız gerekir.
Bilgi - Çocukların kendi tarzlarını seçmeden önce, yeterince bilgilenmeleri gerekir (örneğin, toplumsal gelenekler, fiyatlar, kalite farklılıkları vs.). Bu tür konuların da anladıkları bir dille açıklanması gerekir. Böylelikle kararlarını, aldıkları bilgiler sayesinde daha dikkatli verir ve yetişkinlerin ya da daha büyük kardeşlerin alayına maruz kalmazlar.
Fikir - Çocuğun giyimi konusundaki düşüncelerinizin dürüst ve yapıcı olması gerekir. "Sana ne giysen yakışır." gibi ifadelerin çocuğun ne iç, ne de dış özgüvenine yararı olur. Seçimlerinden neden hoşlanmadığımızı ya da onaylamadığımızı açık ve belirgin bir şekilde ifade etmemiz gerekir. Örneğin:
"Bu tür bir toplantıya bu giysiyi giymen bence uygun olmaz." ("Deli misin Oraya bu kılıkta gidemezsin!" demek yerine.) ya da,
"El yazın biraz düzgün olsa, öğretmenin sınav kağıdını daha rahat okuyabilir." ("Öğretmenin bu el yazısını görünce kimbilir ne der " demek yerine.)
ALIŞTIRMA: İletişim ve kendini iyi tanıtabilme konularının geliştirilmesi
• Yukarıdaki bilgilerin ışığı altında, gelecek ay uygulamak üzere kendinize bir eylem planı hazırlayın ve çocuğunuzun şu konularda daha becerili ve özgüvenli olmasına yardımcı olun:
-karşılıklı konuşma
-karşılıklı tartışma
-toplum önünde konuşma
• Kendini iyi tanıtabilme konusunda çocuğunuza fikrinizi söylemek üzere yararlı birkaç not alın (bu bir giysisine yapabileceğiniz hoş bir övgü olabilir) ya da bu konuya dikkatini çekebilmek amacıyla bir etkinlik düşünün. (Örneğin, birlikte gardroplarınızı elden geçirin, rahat bir atmosferde birlikte alışverişe çıkın, kütüphaneden renk uyumu hakkında birlikte okuyabileceğiniz bir kitap ödünç alın.)
Birkaç hafta süreyle, çocuğunuzun vücut dilini iyi kullanıp kullanmadığını gözlemleyin ve kullanamadığını anlarsanız, ona nasıl yardımcı olacağınıza karar verin. (Örneğin, bir televizyon programını birlikte izleyip, vücut dilinin önemine dikkatini çekin.)
"Sadece derinliği olmayan insanlar dış görünümü yargılamaz."
Oscar Wilde
Kendini İyi İfade Edebilme
Kendimizi iyi ifade edebilmek, kendimiz olmayı, insan haklarına saygı göstermeyi ve başkalarının haklarını çiğnemeden, isteklerimizi ve gereksinimlerimizi dolaysız ve enerjik bir biçimde elde etmemizi olanaklı kılar.
Çocuğunuzun kendini iyi ifade edebilmesine yardımcı olabilirseniz, sadece kendine olan güveninin güçlenmesine yardımcı olmayacak, aynı zamanda onun birlikte olunması çok kolay bir insan olmasını sağlayacaksınız.
Her ne kadar "kendini iyi ifade edebilme" sözcüğü son yıllarda çok sık kullanılıyorsa da, bu kavramın agresif ya da pasif davranış biçimleriyle karıştırıldığını düşünüyorum. Bu üç ana davranış biçiminin her birinin iyi ve kötü yanları olmasına karşın, kendine güvenen insanların kullandığı davranış biçimi kendini iyi ifade edebilmedir ve çocuklarınızın kazanması gereken davranış biçimi de budur.
Eğer "kendini iyi ifade edebilme" konusunda kafanızda bir belirsizlik varsa, aşağıdaki kısa bilginin, bu üç ana davranış biçiminin aralarındaki farkı açıklığa kavuşturmanızda yararı olacaktır.
Agresif, pasif ve kendini iyi ifade edebilen davranış biçimleri
Agresif tutum: "Hayatta her şey zor, ama ben önemliyim ve mutluluğumu ya da başarımı engelleyecek herkese zarar verebilirim."
Tipik davranışlar: Despot, bencil, zorba, saldırgan, duygusuz, incitici, doğrucu, ön yargılı, suçlayıcı, cezalandırıcı ve şüpheci.
Pasif Genel tutum: "Hayat çok zor, her şey beni korkutuyor, diğer insanlar benden önemli ve benden daha iyi, bu yüzden onları memnun etmeliyim ya da öyle görünmeliyim."
Tipik davranışlar: Sabırlı, yumuşak başlı, alçak gönüllü, aciz, beceriksiz, kendini suçlayan, kendini göstermeyen, dalavereci.
Kendini iyi ifade edebilen
Genel tutum: "Yaşamak güzel, ben herkes kadar önemliyim ve herkes gibi benim de mutlu ve başarılı olmaya hakkım var." Tipik davranışlar: Kendine saygı duyan, makul düşünen, dürüst, dolaysız davranan ve konuşan, canlı, mücadeleci, doğru, saygılı, güvenen, işbirliği yapan, sebatkâr, yaratıcı ve kararlı.
Eğer bu bilgileri de yeterli bulmuyorsanız, bu konuda biraz daha okumadan, çocuğunuza yardım etmemenizi öneririm.
Bu konudaki bilginizin yeterli olduğuna inanıyorsanız, kendini iyi ifade edebilme konusunda çocuğunuza yardımcı olmanızı sağlayacak ipuçları vermek istiyorum.
Onlara haklarını öğretin
Çocuklarınızın kendilerini iyi ifade edebilmeyi öğrenebilmeleri için, önce bunun hakları olduğunu bilmeleri gerekir. Maalesef toplumumuzda hâlâ "iyi çocuk" "yumuşak başlı ve alçak gönüllü çocuk" anlamına gelmektedir.
Çocuklarınıza vurgulamanız gereken haklarından bazılarını 121. sayfada bir liste halinde sunuyorum. Bunlar sık sık istismar edilen ve sorgulanan haklardır. Bunları liste halinde vermemin amacı, hem sizin, hem de çocuğunuzun bu hakları çok iyi öğrenmeniz ve kafalarınızda yer
Haklarım
Yanıt "hayır" olsa da, isteklerimi almaya hakkım var
Karşımdaki kişi yardım etmek istemese ya da meşgul olsa bile, yardım istemeye hakkım var
Başkalarına saçma gelse de, benim de fikir sahibi olmaya hakkım var
Başkaları doğru bulmasa da, benim de duygularım olmasına hakkım var
Özellikle elimden geleni yapmaya çalıştığımda, hata yapmaya hakkım var
Başkaları başaracağıma inanmasa bile, tekrar tekrar denemeye hakkım var
Başkaları onaylamasa da, fikrimi değiştirmeye hakkım var
Başkaları kendilerine anlatmam konusunda ısrarlı olsa bile, sırlarım olmasına hakkım var
Herkes başkalarıyla beraberken bile, zaman zaman yalnız kalmaya hakkım var
Özellikle, başta yabancılar ve bana kötü davrananlar olmak üzere, herkese zaman zaman "hayır" demeye hakkım var.
Bana haksızlık yapıldığında, şikayet etmeye hakkım var
Başkalarından daha başarılı olduğum zaman övünmeye hakkım var .
Gerekli görürseniz, her bir hakkı tek tek gözden geçirin ve ifadelerin güçlendirilmesi gerekiyorsa önlem alın. Örneğin:
Çocuğunuz aptalca olacağı düşüncesiyle, anlamadığı bir konuyu öğretmeninden tekrar etmesini isteyemiyorsa, ona - "Unutma ki her şeyi bilmemen doğaldır." deyin.
Çocuğunuzun karar vermekte zorlandığını gözlüyorsanız ve bu kararsızlığının nedeninin yanlış yapma korkusu olduğunu düşünüyorsanız, ona "Herkes hata yapabilir." deyin.
Unutmayın ki bunları çocuklarınıza ne kadar sık hatırlatırsanız, haklı olduklarına o kadar çok inanacaklardır. Düzenlediğim "Kendini iyi ifade Edebilme" ya da "Özgüven Geliştirme" kurslarına katılan yetişkinlerin çoğu bu listenin çok yararını gördüklerini ve bu listeyi her an görecekleri bir yere (mutfak dolabı, tuvalet kapısı veya işyerindeki bülten panoları) astıklarını söylemişlerdir. Çocuğunuzun yaratıcı gücünden yararlanıp bu listeyi şık bir pano haline getirebilirsiniz.
Listeyi ister olduğu gibi kullanın, ister çocuğunuzun anladığı dile "tercüme" edin. Eğer kendi listenizi hazırlamanız gerektiğine inanıyorsanız, cümlelerin kısa ve öz olmasına dikkat edin ki, çocuğunuz bunları sık sık tekrar etsin ve öğrensin. Çocuğunuzun gereksinimleri ve sizin değerleriniz doğrultusunda her türlü ekleme ve çıkarma yapabilirsiniz. Gördüğünüz gibi, bu hakları ifade eden cümlelerin anlamını açıklamak ve güçlendirmek amacıyla her birinin karşıtını da yazdım. Çocuklarınızın daha iyi anlayacağını düşünüyorsanız, siz de kendi listenizi hazırlarken aynı şeyi yapabilirsiniz.
İsteklerini etkin bir biçimde iyi ifade edebilmelerini öğretin
Bazen çocuklar isteklerini iyi ifade edemezler, bunun nedeni de ifade konusunda güçlük çekmeleridir. Bu nedenle, zaman zaman çocuklarınızın isteklerini ifade ederken agresif bir yol izlediklerini gözlerseniz, onu hemen eleştirmek yerine (örneğin, "Kardeşini korkutma!" ya da "Böyle davranırsan, hiçbir isteğin yerine gelmez!"), onu oturtup isteğini size anlatmasını önerin ve onu sabırla dinleyin. Böylelikle isteğini daha iyi ifade edebilmesine yardımcı olun. Ona şu noktaları göz önünde bulundurursa, isteklerini daha kolay elde edebileceğini söyleyin:
iyi ifade edilmiş bir istek şöyle olur:
- kısa ve net (gereksiz sözcüklerden arınmış)
- kibar ve başkalarının duygularına ve durumuna saygı gösteren (örneğin, "Bu oyunu çok sevdiğini biliyorum, ama..." ya da "Babacığım, biliyorum meşgulsün, ama...")
- olumlu ve ses tonunuz isteğinizi elde edeceğinizden emin bir şekilde
- tehditkâr olmayan (örneğin, "Dediğimi yapmazsan, sinirleneceğim!")
- dalavereden uzak (örneğin, "Ayşe´nin annesi hep...")
Çocuklarınızın yeterince büyüdüğüne inanıyorsanız, onlara isteklerini agresif davranmadan elde etmelerini sağlayacak olan "kırık plak" tekniğini öğretebilirsiniz. Bu yöntemin tüm anlaşmazlıklara çare olmadığını, ama haklı olduğunuza inandığınız zaman agresifleşmeden düşüncenizi iletmenin iyi bir yolu olduğunu anlatın. Bu yöntemin de yararı olmazsa, ellerinden geleni yaptıklarını ve bundan sonra sizin ya da bir başka yetişkinin yardımına gereksinimleri olduğunu bilmeleri gerekir.
Kırık plak
Teknik: Gereksiz tartışmalara ya da aşağılamalara aldırmaksızın, sakin bir şekilde tekrar tekrar isteğinizi karşınızdakine ifade edin.
Durum: Jane geçen hafta kız kardeşine ödünç verdiği eteğini geri istemektedir (Üzerine olan bir başka eteği de yoktur). Bu tür istekler genellikle kavga ile biter ve kişi isteğini de elde edemez. Kardeşler arasındaki bu tür rekabetlerde yeterli olamasa bile, "kırık plak" yönteminin etkili olabileceğini vurgulayın.
Jane: Geçen hafta ödünç aldığın eteğimi geri verir misin Rachel: Neden istiyorsun Sen zaten o eteği hiç giymiyorsun ki. Jane: Eteğimi geri verebilir misin, lütfen
Rachel: Hem veriyorsun, hem de hemen geri istiyorsun. Benim odamdan aldığın mavi pantolonumu geri ver sen de o zaman.
Jane: Eteğimi geri verebilir misin, lütfen
Rachel: Neden her şeyi son dakikaya bırakıyorsun Sanki ne giyeceğine dün gece karar versen olmaz mıydı
Jane: Eteğimi geri verebilir misin, lütfen
Rachel: Tamam, tamam, veriyorum. Ama benden bu akşam hiçbir şey ödünç alamazsın.
Ödün vermenin normal olduğunu öğretin
Toplumumuzda, özellikle de çocuklara rekabet ve kazanma duygusu öylesine aşılanıyor ki, size düşen görev onlara kendine güvenen insanların da her zaman kazanamayacağını, ödün vermeyi biliyorlarsa, her şeye rağmen başarı duygusu yaşamalarının mümkün olduğunu anlatmaktır. Ödün verebilmeyi öğretmenin en iyi yolu, bu becerilerini sizin üzerinizde denemelerine izin vermenizdir. Ancak, elbette bir konu üzerinde ne zaman ödün verilip, ne zaman verilmeyeceğini açıklamanız gerekir. Ödün verilebileceğine inandığınızda, onları dinleyin.
Yapılan övgüleri kabullenmeyi ve gerektiğinde başkalarını övmeyi öğretin
Kendine güvenen insanlar yapılan övgüleri rahatlıkla kabullenir ve gerektiğinde karşılarındakini överler. Eğer gerçekten kendinize güveniyorsanız, övgüye gereksiniminiz yoktur.’ düşüncesi yanlış bir inanıştır, övgü insanları harekete geçirir ve kendilerini iyi ifade etmelerini teşvik eder. Küçük çocuklar övgüye bayılırlar. Yaptıkları bir resmi ya da giysilerini överseniz, sözcüklere dökemeseler bile, teşekkürlerini pırıl pırıl bir gülümsemeyle ifade ediverirler size. Fakat, okul yaşına geldiler mi en ufak bir övgüde utanır, sıkılırlar. Birkaç yıl sonra da, övgü aldıkları zaman, kendilerini "kibarca" küçümser (Çok iyi yapamadım.), ya da karşılaştırma yaparlar (Bence senin yaptığın daha güzel olmuş.). Yapılan övgüleri reddetmenin gereksiz olduğunu söyleyin ve gülümseyip, teşekkür etmelerini öğretin.
Ayrıca, övgüde bulunma konusunda cimri davranmamalarını, fakat aşağıda söz edeceğim kötü alışkanlıklardan da kaçınmalarını söyleyin.
••
Övgüde bulunma İyi ifade edilemeyen alışkanlıkların kontrol listesi
• Karşısındakine övgüde bulunduktan sonra kendini küçümsemek (örneğin, "Senin matematiğin ne kadar iyi - benimki berbat.")
• Karşısındakini överken aynı zamanda küçük görmek ("Harika! Bunu keşke daha önce de yapabilseydin.")
• Konuyu değiştirip, övgüde bulunmamak ya da zamansız ve yersiz biçimde övmek, ikinci durumun en yaygın örneği gereksiz biçimde övgüde bulunarak karşısındakini neşelendirmeye çalışmaktır. Oysa, herhangi bir sınavda başarısız olduğu için çok mutsuz olan bir kimse durumunun anlayışla karşılanmasını bekler ("Çok üzülmüş olmalısın.") ve bu durumda da övgüden rahatsız olur (Üzülme, senin de coğrafyan iyi).
• Çok genel konuşmak ("Saçının yeni biçimini çok beğendim, sana çok yakışmış." demek yerine "Çok hoş görünüyorsun.")
• Çok abartılı övgü sözcükleri kullanarak karşısındakini ne söyleyeceğini bilemez duruma düşürmek ("Her konuda bir harikasın. Senden daha iyisini görmedim!")
• Başkalarına o kişi hakkında güzel şeyler söyleyip, ona hiçbir şey söylemeyerek dolaylı yoldan övgüde bulunmak. ("Dün akşam ablama senin ne kadar iyi resim yaptığını anlattım.")
Sonuç olarak, çocuklarımıza öğretmemiz gereken nokta, başkalarına övgüde bulunduğumuz sürece, övgü alacağımızdır.
Yapıcı bir biçimde eleştirmeyi ve eleştiriyi kabullenmeyi öğretin
Bu özgüvenin sınandığı en önemli özelliktir. Çocuklarımızın çok karmaşık becerileri edinmeleri zor olsa da, daha sonra geliştirebilecekleri iyi alışkanlıklar kazanmalarına yardımcı olabiliriz. Size çocuklarınızla paylaşabileceğiniz bazı ipuçları vermek istiyorum.
İyi ifade edilmiş bir eleştiri nasıl yapılır
Doğru zamanı seçmeyi öğretin
Çocuğunuz, ya siz çok meşgulken ya da başkalarının yanında sizi eleştirmeye başladığı zaman bu konuyu başka zaman konuşmanız gerektiğini söyleyin.
Olumlu birşeyler de söylemeyi ihmal etmeyin "Seninle oyun oynamaktan hoşlanıyorum, ama sen ..." demeyi öğretin.
• Karşısındaki insana anlayış göstermesini öğretin Karşımızdaki insanı hiç değilse anlamaya çalıştığımızı göstererek, onun yapacağımız eleştiriyi daha rahat kabulleneceğini söyleyin (örneğin, "Evin en küçük çocuğu olmak hiç de kolay değil, biliyorum, ama ...").
• Bir seferde tek bir konuyu eleştirmeyi öğretin
Rahatsız oldukları tüm konuları bir seferde ortaya dökmeyi engelleyebilmelerini öğretin.
• Karşısındakini küçük düşürmemeyi öğretin Bu tür davranışlar gösterdiğinde onu uyarın.
• Değişmenin yararlarından söz edin.İnsanların kendi yararlarına olduğuna inandıkları durumlarda değişebileceklerini anlatın (örneğin, Benim giysilerimi izinsiz almazsan, ben de sana bazen istediklerini ödünç verebilirim.).
Yapılan eleştiri nasıl kabullenilir
Olumlu düşünmeyi öğretin
Eleştirinin insanı incitebileceğini, insanların her zaman eleştiriyi iyi niyetle yapmayacağını, fakat eleştirilerden her zaman yararlı bir şeyler öğrenebileceğimizi hatırlatın. Böylelikle sinirlenmeden, dikkatle dinlemeyi öğrenirler.
Sinirlenmemeyi öğretin
Saldırıya uğradıklarını düşündükleri zaman, birkaç kez derin nefes alarak ve adalelerini gevşek tutmaya çalışarak, doğal tepkilerini kontrol altına alabilmeyi öğretin.
Beklemeyi öğretin
Yapılan eleştiri sinirlerini bozarsa ya da eleştiren kişi haksızsa, hemen kendini savunma ya da misilleme yapma eğilimlerini kontrol edebilmelerini öğretin. Büyüdüklerine inandığınız zaman ise, aşağıda söz edeceğim çok basit bir kendini iyi ifade edebilme tekniği olan "sis" yöntemini öğretin. Kendilerini eleştiren insanla aynı fikirde olduğu duygusuna kapılmalarına neden olabilecek bu teknikten çocuklar başlangıçta pek hoşlanmazlar, ama birlikte çalışırsanız, bu tekniğin ne denli yararlı ve güçlü bir yöntem olduğunu anlayacaklardır. Çok fazla kullanmasalar da, bu yöntem sayesinde, bu tür eleştirilerle başa çıkabileceklerini bilmek özgüvenlerini arttıracak ve "ukalâ" ve "zorba" insanlara karşı bile söylemek istediklerini söylemekten çekinmeyeceklerdir.
Sis:
Haksız ve istenmeyen eleştirilerle başa çıkabilme
Bu tekniği ne zaman kullanabilirsiniz
• Sakinleşebilmek ve söylenenleri iyice anlayıp, yanıtınızı düşünmek için zaman kazanmak istediğinizde
• Sizi eleştiren kişi yanlış yer ve zaman seçtiyse (örneğin, diğer arkadaşlarınızın önünde ya da güzel bir partiye gitmek üzereyken)
• Düşüncesine önem vermediğiniz ya da gereksinim duymadığınız birisi sizi eleştirdiği zaman
• Sizi eleştiren insanın kötü bir ruh halinde olduğu için size haksızlık ettiğini ve bu nedenle sözlerine önem vermemeniz gerektiğini bildiğiniz zaman
Bu teknik nasıl işler
• Sizi eleştiren insanla aynı fikirdeymişsiniz gibi bir davranış sergileyin ve söylediklerinde "gerçek" payı olduğunu belirtin. (Fakat içinizden, onunla aynı fikirde olmadığınızı ve bu konuyu düşüneceğinizi kendi kendinize tekrar edin.)
Sonuç:
• Karşınızdaki sonunda sizi eleştirmekten vazgeçer.
"Sis" tekniği ile ilgili örnekler:
"Sis" sözcükleri italikle, özgüveninizi rahatlatacak olan içinizden söylemeniz gerekenler ise parantez içinde gösterilmiştir.
Eleştiren 1: "Çok cimrisin. Paranı harcamaktan sürekli kaçınıyorsun."
Yanıt: "Evet, belki de cimriyim." ("Bu doğru değil. Aksine cömert bir insanım. Hatta bazen müsrif bile olabiliyorum.")
Eleştiren 2: "Ne kadar sıkıcı bir insansın. Hiçbir yere gitmek istemiyorsun."
Yanıt: "Galiba eskisi kadar sık dışarı çıkmıyorum." ("Yine bir şey buldu. Eve gidince, belki de zamanımı nasıl geçirdiğimi bir düşünsem iyi olacak.")
Eleştiren 3: "Siz bütün çocuklar birbirinize benziyorsunuz. Hiç başkalarını düşünmez misiniz Nedir bu müzik böyle, bangır, bangır "
Yanıt: "Galiba haklısın, müzik biraz yüksek." ("Yine ruh hali kötü. Herkese bağırıp duruyor. Söyledikleri konusunda içten olduğuna inanmıyorum, çünkü müziği dün de aynı tonda dinliyordum.")
ALIŞTIRMA: Kendilerini iyi ifade etmelerini teşvik etme
• Çocuklarınızla birlikte onların anlamlı bulduğu ve tüm ailenin saygı göstereceği kısa ve net bir "kendini iyi ifade edebilme hakkı" listesi hazırlayın. Önümüzdeki hafta içinde, bu haklara saygı gösterildiği, ya da gösterilmediği durumlarda dikkatleri çekin ve çocuklarınızın da aynı biçimde davranmalarını isteyin (örneğin, "Benim fikrimi almadın." "Benim de fikrimi söyleme hakkım var."). Eğer bir tartışma söz konusu olursa, kendilerini iyi ifade edebilmelerine yardım edin.
• Önümüzdeki hafta içinde, çocuklarınız övgü aldığında ya da başkalarını övdüklerinde sergiledikleri davranış biçimleri hakkında onlara bilgi verin. Övgüde bulunmak konusunda çekingen davrandıkları takdirde, onlara önerilerde bulunun. ("Kardeşine neden onunla oynamaktan zevk aldığını söylemiyorsun ")
• Çocuklarınızın sizi yapıcı bir şekilde eleştirmelerini isteyin (örneğin, öykü kitaplarını okuyuş tarzınız, ya da pişirdiğiniz yemekler) ve bunu iyi ifade edip etmedikleri konusunda onlara bilgi verin.
Şunu aklınızdan hiç çıkarmayın:
Kendini iyi ifade edebilmek, pasif ya da agresif davranış biçimlerinin yanında, hem çok olumlu, hem de yapıcı bir seçenektir. Sonuç her zaman başarılı olamayabilir; fakat, benlik saygısı ve karşılıklı saygının geliştirilmesinde mucizeler oluşturur.

Farkındalık
Çocukların duygularını kontrol etmelerini öğrenmeden önce, bu duygularının farkına varmaları gerekir. Bu size çok aşikâr bir konu gibi gelebilir, ama toplum olarak duygularımızın hiç farkında değiliz ve çocuklarımız anababalarının izinden ayrılmıyor ve duygularından çok küçük yaşlardan itibaren uzaklaşıyor. Bu durum özellikle baskı altında bulunan ya da bir travma geçirmiş çocuklar için geçerlidir. Duygularını kontrol edemeyeceklerini düşünür, doğru ya da yanlış, anababalarının da böyle düşündüğünü hisseder ve istenmeyen ya da kontrol edemeyeceklerini düşündükleri duygularını bîlinç dışına iterler. Günümüzde gereksinim duyduğumuz şey, bence Freud ya da Hitchcock´un bastırılmış duygularımızın bizlere verdiği zararları bize yeniden hatırlatılması.
Ne yapabiliriz
1. Çocuklarımıza düzenli bir şekilde duyguları hakkında sorular sorabiliriz.
2. Duygularının sözsüz ifadesini vücut dillerinden gözlemleyip, çok fazla varsayımda bulunmadan veya yorum yapmadan, onlara bu konuda bilgi verebiliriz. Örneğin:
- Kaşlarını çatık görüyorum. Üzgün müsün ("Kaşların çatık. Üzgün olmalısın." demek yerine)
- Kapıyı çarptığını duydum. Bir şeye mi sinirlendin " ("Neden bu kadar sinirlisin " demek yerine)
"Bilgili bir insan olmanız bir kriz anında size güç vermez. Kendine güven, vücudunuzu tanımanız ve o anda neler hissettiğinizi bil-menizdir."
Marion Woodman
3. Bazı duyguların bastırıldığının belirtisi olan davranış biçimlerindeki değişimleri gözleyin. Aşağıda parantez içinde sizlere örnek olabilecek duygular veriyorum. Bu belirtileri gösteren örnekler seçmeme karşın, lütfen bunların farklı bir duygu ya da birkaç duygunun karışımı olabileceğini aklınızdan çıkarmayın. Örneğin:
- okula gitmek ya da yatmak konularında isteksizlik (korku )
- belli bir oyuncağa aşın bağlılık (mutsuzluk )
- saplantı ya da alışkanlıklar (bunaltı )
- alışılmadık biçimde dikkat çekici davranışlar (kıskançlık )
- telaşlı yemek yeme (endişe )
- tırnak yeme, parmak emme ya da benzer davranışlarda artış (çaresizlik )
- sık sık kabus görme (sinirlilik )
- gece büyük ya da küçük çişini altına yapma (yalnızlık )
- ölüm ya da intihar gibi konularda saplantı (keder )
- hiperaktiflik (can sıkıntısı )
- kendinden küçükleri korkutma ya da agresif biçimde kavgalar (gücenme )
- sürekli hayal kurma ya da konsantre olmada güçlük çekme (depresyon )
- ürkütücü resimler yapma (kızgınlık )
"Somurtkan bir yüzün, kocaman bir gülümsemenin ya da gözyaşlarının anlamı sadece dinleyerek anlaşılamaz ... çocuğun sözcüklerinden çok davranışlarını kavrayabilmek gerekir."
Don Dinkmeyer ve Gary D. McKay
Haklar
Çocuklar zaman zaman duyguları konusunda şüpheye düşerler; çünkü çevreleri duygularının:
- önemsiz (Bu tür şeylere kafamı yoracak zamanım yok.)
- kötü (iyi çocuklar arkadaşlarına küsmez.)
- kendine zarar verici (Bu kadar heyecan kalbine zarar verir.)
- başkalarına zarar verici (Sen böyle yaptıkça, başıma ağrılar giriyor.)
- sosyal olarak zarar verici (Komşular sesini duyarsa, senin hakkında kimbilir neler düşünecek.)
- benlik saygılarına zarar verici (Ne kadar sulu gözlüsün.)
- gerçeklerden uzak (Ben senin gerçekte neler hissettiğini biliyorum.)
- bebekçe (Ağabeyler böyle aptalca şeylere üzülmez.)
- anlaşılmaz (Neden böyle hissettiğini bir türlü anlayamıyorum.) olduğu mesajını verir.
Çocukların duygularını yaşamalarını bu şekilde önlemek hatalıdır, çünkü kendilerine olan güvenlerine, etkileri uzun yıllar sürecek zararlar verilir. Çocuklar duyguları olduğunu sorgulamaya başladıkları zaman ua-rolma haklarını da sorgulamaya başlarlar.
Ne yapabiliriz
ı. Çocuklar zaman zaman duygularının nedeninin farkına varamaz veya duygularını geçici olarak kontrol altında tutmaları gerekir. Fakat, onlara her zaman, her yerde, herkese karşı duygularının var olabileceğini ve bunun da hakları olduğunu anlatmalıyız.
2. Yukarıda söz ettiğim türde yanıtlar verip vermediğinizi kontrol edin. (Bu tür tepkileri içinizdeki içgüdüsel anababa farkında olmadan verebilir.)
3. Başkaları çocuğunuzun duygularına sahip olma haklarını istismar ettiğinde, çocuğunuza destek olun.
Duyguların sözcüklerle ifadesi
Duyguların sözcüklere dökülmesi çok zordur. Aslında duygular en iyi, müzik ya da resim gibi yollarla ifade edilir; ancak, yine de çocukların duygularını etraflarındaki insanların anlayacakları bir dille ifade edebilmeleri çok önemlidir. Duyguların çok yakın ilişkide olan insanlar arasında paylaşılması esastır ve kendimizi değerli hissetmemize ve özgüven duygumuzun gelişmesine yardım eder.
Duyguların ifade edilebilmesi, aynı zamanda, duygularımızı kontrol altında tutabilmemize yardımcı olur. Örneğin, benim gibi başkalarının kızgınlık, depresyon ya da endişe gibi sorunlarıyla uğraşanlar, bu insanlara yardım ederken ilk adımın duygularını tam olarak ifade edebilmelerine yardımcı olmak olduğunu bilir. Bu, insanlarda belli durumlara karşı oluşan duygulardaki iniş çıkışların kontrol edilebilmesinin başlangıç noktasıdır.
Elbette sizin ya da çocuğunuzun elinde sözlük, duygularınızı ifade edebilecek sözcükler aramanız gerektiğini söylemiyorum, ama duyguların sözcüklere dökülebilmesi çok önemlidir.
Nasıl yardım edebiliriz
1. Duygularımızı tanımlayacak sözcük bilgimizi artırmaya çaba göstermeliyiz.
2. Çocuklarınız çok genel ifadeler kullandığında, duygularını tam olarak tanımlayacak sözcüğü bulmaya çalışmalısınız. Bunu yaparken de, bu duygunun gerçekte sizin düşündüğünüz duygu olmadığını farkedebilirsiniz. Örneğin, "korkmak" sözcüğü bazen ürkmek/tedirgin olmak/paniğe kapılmak/bunalmak/eli ayağı titreyecek kadar korkmak kendini çok güçsüz hissetmek vs. gibi sözcüklerle eşanlamlı olabilir.
3. Çocuğunuzun duygularını anlatabileceği sözcük bilgisini arttırmak için "Dilmece" (Scrabble) gibi sözcük oyunları oynayabilirsiniz. Bu tür bir oyunu satın almanız şart değil. Kendiniz de evde kendi olanaklarınızla benzer oyunlar üretebilirsiniz ya da televizyon programlarını bu tür oyunlar için ("kullanılan duygu sözcüklerini yazalım") kullanabilirsiniz. Bu tür bir oyunun amacı çok ciddi olsa da, havayı ağırlaştırmayın ve unutmayın ki, çocuklar sözcükleri çok çabuk öğrenir ve hemen kullanmaya başlarlar.
Sorumluluk
Çocuklarınızın duygularıyla başedebilmelerine yardımcı olabilmek için yapmanız gereken en önemli şey, onların sorumluluklarını üstlenebilmelerini sağlamaktır. Ancak unutmayın ki bu oldukça zor bir konudur. Duygularımızın birçoğunun dış güçler tarafından kontrol edildiği ya da bastırıldığı gibi yanlış, ama yine de geçerli olan bir düşünceyle savaşmamız gerekir. Hatta hatta, sizin mutlu/mutsuz/kızgın/bıkkın, hatta çıldıracak kadar sinirli olmanıza neden oldukları için çocuklarınızı sürekli "suçluyor" olabilirsiniz.
Şunu hiç aklınızdan çıkarmayın ki hiç kimse, hiçbir şey ya da hiçbir durum, biz izin vermedikçe bizim duygularımızı etkileyemez.
Keçeli kalemle oturma odasının duvarına harika bir kedi resmi yapan bir çocuğu seyretmekte olan bir anababayı düşünün. Her ikisi de bu durumda aynı derecede sinirlenmiş ya da durumdan aynı derecede hoşnut olabilir ya da farklı duygular içinde olabilirler. Bu gösteriye her bir anababanın duygusal tepkisi onun kişiliği ile ilgilidir.
Başkalarının duygularımızı kontrol edebileceği inancı, çocuklarımızın kendilerine olan güvenlerine çok zarar verir. Bu inanç, başkalarına bağımlı olmalarına, örneğin onları mutlu etmek için çaba harcamalarına neden olur. Aynı zamanda, o kişinin kendileri üzerinde çok büyük bir güce sahip olduğu gibi bir düşünceye kapıldıkları için, kendilerine güvenmemeleri gerektiğini düşünürler.
Nasıl yardım edebiliriz
1. Çocuklarınızın duygularını olumlu bir şekilde değerlendirebilmelerine yardım edin. (Örneğin, zekalarına gösterdiğiniz saygıyı duygularına da göstermelisiniz.) Eğer kendi olumsuz duygularımızı en az olumlu olanlar kadar yararlı görebilirsek, onların da bunu başarmasını sağlayabiliriz.
2. Kullandığımız dil konusunda dikkatli olmamız gerekir. Kendi duygularımızın suçunu onların üzerine atmamamız gerekir. Örneğin:
- "Geç kalınca, seni çok merak ettim." ("Meraktan ölecektim." demek yerine)
- "Seninle gurur duyuyorum." ("Gurur duymamı sağladın." demek yerine)
- "Yemeğe çıktığımızda, sofra alışkanlıklarından utanıyorum." ("Senin sofra alışkanlıkların beni yerin dibine batırıyor." demek yerine)
- "Oyuncaklarını toplamamana çok sinirleniyorum." ("Oyuncakların ve sen beni çileden çıkarıyorsunuz." demek yerine)
3. Duygularını inkâr edici bir dil kullanma alışkanlığı kazanmışlarsa, bunu, nedenlerini açıklayarak değiştirmelerine yardım etmeliyiz.
4. Yaptıklarını anlayacakları yaşa geldikleri zaman, üstümüze yüklemeye çalıştıkları duygularını kabullenmemeliyiz. Örneğin, öğretmenine, ya da küçük kardeşine olan kızgınlığını sizden çıkarmasına izin vermeyin ("Beni okula sen gönderiyorsun" ya da "Kardeşimi sen doğurdun" gibi).
Rahatlama
Çocuklarımızın duygularının sorumluluğunu üstlenmelerini başarabilirsek, gerektiğinde güvenli ve yapıcı bir şekilde rahatlamalarını da öğrenmelerine yardımcı oluruz.İnsan bir duyguyu yaşamaya başladığında, vücudunda fiziksel bir rahatlamanın olabilmesi için, hemen kimyasal bir değişim gerçekleşir. Örneğin:
- mutlu olduğumuz ya da heyecanlandığımız zaman kahkaha ya da çığlık atma
- sevgi duyduğumuz zaman, öpme ya da sarılma
- utandığımız zaman, kızarma ya da kıkırdama
- üzüldüğümüz ya da kırıldığımız zaman, sızlanma ya da gözyaşı
- korktuğumuz zaman ürperme, titreme ya da çığlık atma
- kızdığımız zaman, ayağı yere vurma ya da homurdanma.
Küçük çocukların büyük bir kısmı duygularını ifade etmekte güçlük çekmez, ama kültürel koşullanma kısa zamanda bunu yok eder. Eğer çocuk bu toplumda yaşayacaksa, elbette bu duyguların bir ölçüde kontrol edilebilmesi gerekir.
Fakat, bunun ölçüsü nedir Düzenlediğim kurslara katılanların çoğu bu duygusal yumuşamayı ne zaman eyleme geçireceklerini bilemiyor. Alacakları tepkiyi bildikleri için bunu çok beceriksizce yaptıklarının farkındalar ve bunu "doğru" biçimde nasıl kullanacaklarını bilmiyorlar. Toplumumuzda, çocukların duygusal becerilerini büyüklerini izleyerek ya da sınama yanılma yoluyla farkında olmadan öğrenecekleri gibi yanlış bir inanç vardır. Sonuçta ya model olarak aldıkları ana-babalarının da bunu becerememesinden ya da değişik kültürlerin kurallarına ve normlarına (örneğin, okul ve ev; ev ve bakıcının ailesi; hatta anne ve baba) maruz kaldıkları için, çocuklar bu beceriyi edinememektedirler.
Duygularıyla ilgili sosyal "gaflar yapmaları ya da duygularını gereğinden fazla baskılayan yetişkinleri örnek almaları konusunda çocuklarımızı korumamız tamamen mümkün olmasa da, elimizden gelen yardımı esirgemememiz gerekir. Hiç değilse duygusal olarak rahatlamanın önemini kavramaları gerekir.
Ne yapabiliriz
1. Duyguları rahatlatmanın doğal bir şey olduğunu ve bu duyguları aşırı şekilde kontrol etmeye çalışmanın hem ruh, hem de beden sağlığına zarar vereceğini öğretin. Kendi deneyimlerinizden örnekler verin. Örneğin:
- Kızgınlık duygusu rahatlatılamazsa, baş ağrısına neden olur.
- Gözyaşı kontrol edilirse, sinüsler tıkanır.
- Heyecan ve endişe duyguları ifade edilmezse, mide kramplarına neden olur.
- Kızgınlık duygusu rahatlatılmazsa, sonuçta kavgaya neden olabilir.
- Korku ifade edilmezse, paniğe neden olur.
- Sıkıntı ya da sinir bozukluğu baskılanırsa, depresyona neden olur.
(Bu konuda yeterince bilginiz olmadığına inanıyorsanız, piyasada çok değişik kitaplar bulabilirsiniz. Eğer kendinizi çok çaresiz hissediyorsanız, bu konuda bir uzmandan yardım alabilirsiniz.)
2. Belli durumlarda başkalarını rahatsız etmemek ya da kırmamak için veya yapmamız gereken şeyin doğası gereği, duygularımızı fiziksel olarak rahatlatmayı ertelememiz ya da baskılamaya çalışmamız gerekir. (Bu özel durumlar çocuğunuzun yaşına ve kişiliğine, yaşadığınız kültüre ve değer yargılarınıza bağlıdır.)
3. Duygularını güvenli bir yerde rahatlatmalarını teşvik edin ve bunu nasıl yapabileceklerini örneklerle gösterin. (Örneğin, yastıkları yumruklamak, yastığına başını gömüp çığlık atmak, şarkı söylemek, dansetmek vs.)
Kontrol
Çocukların duygularını kontrol edebilmeyi öğrenmelerinin önemi üzerinde durduk. Duygularını rahatlatabilmek için uygun ve güvenli bir yer buluncaya kadar, kendilerini fiziksel olarak kontrol edebilmeleri için de onlara yol göstermeliyiz. Sakinleşmeleri gerektiğini söylemek yerine, bunu nasıl başaracaklarını öğretmemiz gerekir.
1. Sakinleşme etkinliklerini çocuğunuzla birlikte yapın ve hangisinin daha yararlı olduğunu birlikte karar verin. Örneğin, yürümek bazı insanları rahatlatırken, bazılarını iyice heyecanlandırır. Güzel bir müziğin herkesi rahatlatacağını ise elbette biliyorsunuzdur.
2. Onlara bazı rahatlama ve nefes alıştırmaları öğretin ve yeterince çalıştırın. Stresle başa çıkabilme konusunda yazılmış herhangi bir kitap işinize yarayacaktır.
3. Hayal güçlerini kullanmayı öğretin ve böylelikle içinde bulundukları ruh halinden çıkıp, duygularını nasıl rahatlatabileceklerini anlatın. Her çocuğa özgü bir anlamı olan kişisel imgeler kullanmaya çalışın. Örneğin:
Rahatlama:
- yataklarının üstünde yatan oyuncak ayıları
- parkta yüzen ördekleri
- güneşlenen köpekleri
Cesaret:
- süpermen havada uçarken
- pençelerini çıkarmış kedileri
Duygularını kontrol etmelerinin çok önemli olduğu durumlara çocuklarınızı hazırlayabilmek için zamanınız varsa, "Yönlendirilen Fantezi" adı verilen tekniği kullanabilirsiniz. Bu, duygularını tamamen kontrol altında tutabilecekleri şekilde kendilerini programlamalarıdır.

Çocuklarınızın duygularını kontrol etmelerinin zor olduğuna inandığınız bir duruma ya da sakin kalmaları ve özgüvenlerini kaybetmemeleri gereken bir olaya hazırlamak ve yardım etmek. (Örneğin, sınav, maç, parti, okulda ilk gün, sınıfta soru sormak, kendini rahatsız eden büyük bir çocukla konuşmak vs.)

Çocuğunuzun uzanıp, gözlerini kapatmasını isteyin. Rahatlatıcı bir müzik açın. Yaklaşık beş dakika kadar fiziksel olarak dinlenmesini sağlayın.
Sakinleştiğini hissettiğinizde, çok sakin bir sesle başından geçen olay o anda oluyormuş gibi konuşmasını sağlayın. Daha sonra, kendisini o anda davranması gerektiği gibi sakin ve güvenli bir şekilde gözünün önüne getirmesini söyleyin. Bu çalışmayı günün başında yaparsanız, çocuk gün boyunca olumlu bir ruh halinde olur ve hazırlandığı olay vaktine kadar da sakin kalmış olur. Bu çalışmanın süresi ve kullanmanız gereken ayrıntılar çocuğun yaşına ve kişiliğine göre değişir, fakat etkin bir sonuç alabilmeniz için buna en az 10 dakika ayırmanızı öneririm.
Bu çalışmayı gece çocuk yatmadan önce de yapabilirsiniz, ama çocuk günün o saatinde yorgun olabileceğinden, kolaylıkla rahatlayamayabilir. Bu durumda sabahın erken saatlerini seçin, ama yatmadan önce de aynı şeyleri gözünün önüne getirmesini hatırlatın.
Örnek
"Bugünün salı olduğunu düşün. Sabah kalkıyorsun ve bugün sınava gireceksin... mutlusun çünkü gerçekten çok çalıştın ve başaracağını biliyorsun... şimdi sınava birkaç dakika kaldı... bu yüzden birkaç kez derin derin nefes alıyorsun... sakinsin ve kendine güveniyorsun... şimdi soruları yanıtlıyorsun... sorulardan biri önce sana zor geldi ama şimdi çok iyi yanıtlıyorsun... şimdi bitirdin... sınav boyunca çok sakin ve kendine güvenli olduğun için çok başarılı oldun ve çok mutlusun."
ALIŞTIRMA Duygularla başedebilme
• Çocuğunuzun tedirginlik duygusu yaşayabileceği herhangi bir durum düşünün (örneğin, okulda yeni bir sınıfta ilk günü, ilk kez diskoya gidiş, vb.). Yukarıdaki bilgileri kontrol listesi gibi kullanarak, çocuğunuza yardım etmek için söyleyeceklerinizin bir listesini yapın:
- çocuğunuzun duygularının farkında olmasını sağlayın
- bu tür bir duyguyu yaşama hakkına saygı gösterin
- duygularını sözcüklere dökmesine yardım edin
- duygularının sorumluluğunu üstlenin
- gerginliğini ifade etmesi için onu teşvik edin
- fiziksel belirtilerini kontrol altına alın
• Yukarıdakileri tekrar edin ve çocuğunuzun :
- mutsuzluk
- aşırı heyecan
- kıskançlık
- kızgınlık duyguları yaşadığı durumlara dikkat edin.
• Yönlendirilen Fantezi tekniğini çocuğunuzla birlikte çalışın ve her ikiniz de gereksinim duyduğunuzda bu teknikten nasıl yararlanacağınızı ona açıklayın.
Duygularımızın hepsi beynimizde oluşan bir anlık biyokimyasal reaksiyonlardan başka bir şey değildir ve bizler bu reaksiyonları her an ateşleyebiliriz. Bu reaksiyonlarla yaşamak yerine, önce bu duyguları nasıl kontrol edeceğimizi öğrenmemiz gerekir."
Anthony Robbins
"Çok şey biliyoruz ama, çok az şey hissediyoruz."
Bertrand Russell

Problem Çözmede Pozitif (Olumlu) Yaklaşımlar
"Dertsiz geçen bir çocukluk iyi geçmiş bir çocukluktur." - Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz
Belki bu genellemeyi bir ölçüde sınırlamayı düşünebilirsiniz, fakat birçoğumuz, modern anababa kültüründe çok fazla önemsendiği için, bu inancı bilinçdışımızda besliyoruz. Bu nedenle de, çocuklarımızı günlük streslerden korumaya çalışıyor, tartışmalarımızı bile onların yanında yapmıyor ve onlara maddi gücümüzü aşan hediyeler alıyoruz.
Başınızdan geçenler hep hoş şeyler olursa, cesur bir insan olamazsınız.
Mary Tyler Moore
Elbette hiçbir anne baba, çocuklarının, özellikle ilk yaşlarının kontrol edemeyecekleri sorunlarla , geçmesini istemez, çünkü hepimiz güven duygusunun ruh sağlığı için ne denli önemli olduğunu biliriz. Fakat, tümüyle sorunsuz geçen bir çocukluk da, sorunlu ve adil olmayan bir dünyaya çocukları psikolojik olarak hazırlamaz.
Bir terapist olarak benim "dertsiz" geçen bir çocukluk konusunda endişelerim var. Çünkü bu tür bir çocukluğun aşağıda söz edeceğim durumlara yol açması kaçınılmazdır:
- Çocukların sorunlarıyla başedebilmesini engelleyen aşırı koruma
- Çocukların sorunlara yeni çözümler bulmasını sağlayacak yaratıcılık potansiyellerinin bastırılması
- Gerçeklere ters düşecek şekilde, yaşam sorunsuzmuş gibi davranma. Bu tür bir durum korku ya da sıkıntı yaşadıkları zaman çocukların kendileri hakkında şüpheye düşmelerine neden olur.
- Olumsuz duyguların bastırılması gibi duygusal olarak sağlıksız bir alışkanlık edinmeleri
- Sonunda bir kriz ortaya çıkana kadar problem çözmeyi erteleyerek, hem çocuğun, hem de anababanın sorunu artık çözülemeyecek bir duruma getirmesi
- Çocuklarına "yeterince/iyi anababalık edebilen kişilerde pozitif ana-babalık potansiyelinin bastırılması ve onların kendilerini sürekli yetersiz olarak nitelendirmeleri ve sonuçta gereğinden fazla endişe duymaya başlamaları
Önemli olan, çocukların ruh sağlığına zarar veren ve kendilerine olan güvenlerini yo/c eden sorunların niteliği ve niceliği değil, sorunların üstesinden nasıl gelindiğidir.
Öyleyse, çocuklarımızın karşılaştığı sorunlarla başa çıkabilmeleri için onlara yapıcı olarak nasıl yardım edebiliriz En önemli yol, elbette ki problem çözme konusunda çocuklara iyi bir model oluşturmamızdır. Fakat, sadece bu yeterli olmayabilir ve üstelik bazen amaca zarar verebilir. Çünkü, bizler o kadar zeki, o kadar cesur, o kadar azimli, o kadar yaratıcıyızdır ki, çocuğumuzun sorununu çözmek için hemen kendimizi ortaya atarız. Bazen de çocuğumuzun bizim başarımızdan gözleri kamaşır ve kendisi hiçbir şey yapamaz hale gelir.
Anababalar olarak çocuklarımızın bu alanda başarılı olmaları için yapacağımız çok önemli şeyler vardır.
"Uzun süre tehlikeden kaçmak, tehlikeye atılmaktan daha güvenli değildir. Korkaklar da, cüretkârların düştüğü tehlikeli durumlara düşebilirler."
Helen Keller
Problem Çözmede Pozitif (Olumlu) Yaklaşımlar
1. Pozitif tutumu sürdürmek
Çocuğunuz problem çözme konusunda özgüvenini sık sık kaybediyor ya da siz gereğinden çok endişeleniyor veya aşırı şekilde korumacı davranıyorsanız, bu çok önemlidir.
Aşağıdaki cümleleri sürekli olarak içinizden, çocuğunuz bir sorunla yüz yüze geldiğinde de sesli olarak tekrar ederek, içinizdeki içgüdüsel anababayı pozitif bir yere oturtur ve böylelikle ilk adımı atmış olursunuz.
• Pozitif ve yapıcı şekilde ele alınırsa, çocuklar her duygusal travmayı atlatabilirler.
• Çocuklar, sorunlarını çözerek psikolojik olarak güçlenirler.
• Çocuklar problem çözme yoluyla çok değerli yaşam becerileri edinirler.
2. Yeterince müdahale etme
Diğer bütün beceriler gibi, problem çözme de en etkin şekilde aşamalı olarak öğrenilir. Böylelikle, her bir başarı bir sonraki, biraz daha zor sorunla baş edebilme konusunda kendimize olan güvenimizi arttırır. Her ne kadar çocuklarımızın yaşamlarında karşılaşacakları sorunların yoğunluğunu kontrol edemesek de, kendi sorunlarını çözmede yüklenecekleri sorumluluklarının miktarını belirleyebiliriz.
"Bizler çocuklarımıza çözmeleri gereken problemler vermek yerine, unutmamaları gereken yanıtlar veririz.´´
Roger Lewin
Çocuklarımız bebekken, elbette sorunlarının neredeyse tüm sorumluluğunu üstleniriz; fakat ileri ergenlik dönemine geldiklerinde, rolümüzün aşamalı olarak yardım ve destek gerektiğinde danışılan bir gözlemci durumuna gelmiş olması gerekir. Bu sürecin hızı her zaman her çocuğun olgunluğuna ve yeteneğine ve yüz yüze gelinen sorunun niteliğine göre belirlenmelidir. Bu nedenle bir çocuğumuza, kardeşlerinden daha fazla yardım ediyor olmamız kaçınılmazdır. Her çocuğun kişiliği, deneyimleri ve yaşamındaki stresleri farklıdır. (Örneğin,ailenin en küçüğünün ya da özürlü çocukların, olduklarından daha olgun gözükme gibi bir tavır içine girmelerinden dolayı, problem çözme konusunda da daha başarılı olacakları gibi bir varsayım söz konusudur.)
Bu nedenle, bir çocuğa yardım etmeden önce, benzer bir sorunla Ali ya da Ayşe´nin (hatta kendinizin) nasıl başa çıktığı konusundaki anılarınızı bir yana bırakın ve aşağıdaki soruları kendinize sorun:
• Bu sorun tamamıyle bu çocuğun sorunu mu, yoksa benim veya bir başkasının sorunu çözmede üstlenmesi gereken sorumluluklar var mı
• Bu sorunu çözmek için bu çocuğun becerisi ve deneyimi yeterli mi
• Bu sorunla tek başına başa çıkabilmesinde başarı şansı nedir (Yardımcı olacağını düşünürseniz l´den 10´a kadar notlandırabilirsiniz.)
3. Destek olma
Her ne kadar arka plana çekilmeye ve çocuğumuzun kendi sorununa kendi çözümlerini getirmesi gerektiğine karar versek de, ona destek olmak gibi çok önemli bir rolümüz de vardır. Onu teşvik edebilir, ağlaması için omuzumuzu hazır tutabilir ya da onu kutlamak veya başarısını paylaşmak için bir kenarda beklediğimizi söyleyebiliriz.
Umarım çocuğunuzla olan ilişkiniz ona, onu desteklediğiniz ve sonuç ne olursa olsun yanlarında olduğunuz gibi bir izlenim veriyordur; fakat acaba o buna yürekten inanıyor mu Çocuklar bir sorunları olduğu zaman, bazen bizlerin hep yanlarında olduğumuzu unutuverirler. Bu durum, özellikle de herkesin kolaylıkla çözebildiğine inandıkları bir sorunu çözemediklerinde ve bu nedenle kendilerini "aptal" hissettiklerinde geçerlidir. (Ayakkabılarının bağcıklarını bağlamaları için verdiğiniz mücadeleyi anımsıyor musunuz )
Bu nedenle, çocuğunuz herhangi bir sorunu çözmeye çalışırken, ona destek olduğunuzu açıklıkla ifade edip etmediğinizi kendinize sorun. Örneğin:
- Duygularını anlayışla karşıladınız mı (Sorunun seni endişelendirdiğini/ürküttüğünü/ heyecanlandırdığını görüyorum")
- Gülümsediniz, kucakladınız ya da elini tuttunuz mu
- Ona bir bardak çay ya da soğuk bir içecek verdiniz mi
- Ona bir kart ya da notla "iyi şanslar" dilediniz mi
- Gereksinim duyduğu takdirde, ona zaman ayıracağınızı söylediniz mi
- Onu önemseyip, günlüğünüze onun bu deneyimi ile ilgili birşeyler yazıp, ona bunu gösterdiniz mi
4. Problem çözme stratejileri öğretin
"Strateji" sözcüğünü kullanmasalar da, yetişkinlerin pek çoğunun kullandıkları problem çözme stratejileri vardır. Bunlara belki "sağduyu", "oyunun kuralları", "işin püf noktası", "annemin başarı reçetesi" ya da "komik alışkanlığım" gibi isimler verilir.
Ancak, hepimiz çocuklarımızın bu bilgilerle dünyaya gelmediğini unutuverir ve günlük koşuşturmada denenmiş, sınanmış bu stratejileri çocuklarımıza öğretmeyi atlarız. Bu yüzden, kullandığınız bu stratejilerin neler olduğunu bir oturup düşünün ve bunları çocuklarınıza anlayabilecekleri bir dille anlatın.
Bu konuda herhangi bir gereksiniminiz olduğunu düşünüyorsanız, piyasada değişik kitaplar bulabilirsiniz.
Şimdi size yeni bir stratejiden söz etmek istiyorum. Bunu problem çözme konusunda aşırı derecede endişeli olan bir çocuğa yardım edebilmeniz için tasarladım. Bu strateji, aynı zamanda, sonunda çocuk ödüllendirildiği için, soruna daha olumlu bakmasını sağlıyor. Bunu sadece ufak tefek sorunlarda değil, büyük sorunlarda da kullanabilirsiniz. Bu stratejiyi önce birlikte çözmeniz gereken bir sorunda kullanın ve daha sonra kendisinin tek başına kullanmasını sağlayın.
"Ertelemek zamandan çalmaktır."
Edward Young
Bu strateji resmi olmayan bir konuşma ya da yazma eylem planının temeli olarak kullanılabilir. (Yapılan araştırmalara göre yapmayı planladığımız işleri kağıda dökersek işi daha ciddiye alıyormuşuz. Bunu aklınızdan çıkarmayın.)
Aşağıdaki bölümde sizlere her bir aşamayı önce tanıtıp, sonra kullanılacak stratejilere örnekler vereceğim.
5 AŞAMALI STRATEJİ: Çocukların
problem çözmede kullanabileceği
bir strateji
Bu stratejide çocuğun bir problemi hem kendine güvenerek, hem de başarıyla çözebilmesi için beş önemli aşama vardır:
K O N U Ş
D Ü Ş Ü N
D E N E T L E
H A R E K E T E G E Ç
O D Ü L L E N D İ R
Konuş
Sorununuzu paylaşırsanız, sorun bir bütün olmaktan çıkıp yarıya iner.
Çocukların çoğu ya sorunlarını başkalarına hissettirmez ya da farklı biçimlerde dışavurur. (Örneğin, küçük kardeşini dövmek, yatmak istememek ya da başkalarının eşyalarına zarar vermek, vb.) Bu nedenle, atılacak ilk adım, kendilerini üzen ya da endişelendiren konuyu, çok güvendikleri biriyle konuşabilmelerini sağlamaktır. Pek çok vakada bu kişi büyük olasılıkla anababadır. Ancak, eğer sorun anababayla ilgili ise, ya da bunu sizinle herhangi bir nedenle paylaşamıyorsa, sorunu bir başkasıyla konuşabilmesi için onu teşvik edin - bu eşiniz, arkadaşınız, büyükannesi ya da öğretmeni olabilir.
Umarım seçtikleri insan onu umutlandıran, teşvik eden ya da sorununu çözmede yardımcı olmaya çalışan bir insan olur.
Düşün
Bu aşamada çocuğa, herhangi bir önlem almadan önce, sorununu tüm ayrıntılarıyla düşünmesi gereğini hatırlatın. Düşüncelerini netleştirmesi ya da yeni fikirler üretmesi konusunda ona önerilerde bulunabilirsiniz. Bu da, çocuğun yaşına ve yeteneklerine bağlıdır, ama şu yöntemlerin yararı olacaktır:
- resim yapmak
- "iyi" ve "kötü" şeyler listesi hazırlamak
- iyi ve kötü şeyler listesini daha somut bir hale getirmek için birtakım oyuncaklarını sembol olarak kullanmasını isteyebilirsiniz
- sorun hakkında farklı biçimlerde biten öyküler yazmak
- fikir jimnastiği yapmak
- kütüphaneye gidip, araştırma yapmak ve not almak
Çocuğunuzu bu tür "düşünme etkinlikleri" konusunda teşvik etmekle, onu içinde bulunduğu "çocuk" ruh halinden bir "yetişkin" ruh haline geçiş yapabilmesine yardım edersiniz, bu da problem çözme konusunda kişiliğin en önemli özelliğidir. Çocukların büyük kısmı, bu geçişi başarabildiğinde kendilerine olan güvenleri artar, çünkü böylelikle kendilerini büyümüş, dolayısıyla da daha güçlü hissederler.
Harekete geç
İyi formüle edilen bir problem yarı yarıya çözülmüş demektir.(Charles Kettering )
Bu aşamada çocuğunuzun aşağıdaki noktalara dikkat ederek hazırlanmış, uygulamaya yönelik bir eylem planı yapmasına yardım edin:
Uzun süreli hedef - bu noktada unutmamanız gereken husus, seçilen hedefin başarıya ulaşma olasılığının olması ve sürenin gerçekçi olmasıdır. Bu, istenilen hedefin kısa ve net bir özetidir.
• kısa süreli hedefler - bu hedeflerin saptanması çok önemlidir, çünkü küçük adımlarla işe başlarsa, eylem planını sürdürme olasılığı artar. Bu hedeflerin çok somut olmasına gayret edin ki, başarı gözle görülebilsin; ancak dikkat edilmesi gereken konu bu hedeflerin sayısında aşırıya kaçılmamasıdır.
Denetle
İç disiplini çok fazla olan yetişkinler bile bir problem çözerken, eğer kaydettikleri ilerleme değer verdikleri biri tarafından izleniyorsa daha dikkatli çalışırlar. (Bu Kilo Verme ve Anonim Alkolikler dernekleri gibi problem çözme gruplarının izlediği başarılı bir yöntemdir ve günümüzde bazı okullarda da kullanılmaktadır.)
Ancak unutmayın ki, çocuğun işine gereğinden fazla karışmanın sonuç üzerinde istenmeyen etkileri olur. Bu nedenle, bu tür bir gözden geçirmenin yararlarından söz ettikten sonra (bunun için belki kendi deneyimlerinizden örnekler vermeniz yararlı olabilir), çocuğunuzla oturup ne tür bir kontrol mekanizmasının daha yararlı olacağı konusunda konuşun. Bu konuda bir başkasının yardımını istiyorsa (örneğin, bir arkadaşı, öğretmeni ya da anne veya babası), eylem planının bir parçası olarak, bu kişiyle sürekli iletişim halinde olmasını sağlayın.
Ayrıca, kendi kendini denetlemesi için onu teşvik edin ve ona bu konuda önerilerde bulunun. (Örneğin, günlüğüne not alabilir, yatak odasının duvarına bir grafik hazırlayıp asabilir ya da kendine şirin, minik notlar hazırlayıp, görebileceği yerlere asabilir.)
Ödüllendirme
Bu aşamada problemini çözebildiği için ödüllendirilmesi gerekir. Fakat, bundan daha önemlisi, yavaş ilerleme kaydediyorsa veya başarısız olduysa bile, gösterdiği "çaba" için onu ödüllendirmeyi unutmayın. Bazı problemleri çözmeye çalışmanın kendisi, ödüllendirici ve zevkli olsa da, bunun her zaman geçerli olacağı gibi bir düşünceye kapılmamamız gerekir. Bazı durumlarda, kısa süreli hedeflerin başarılması bile mümkün olmayabilir ve çocuğun özgüveni çok büyük zarar görebilir. Bu nedenle, ufak bazı ödüller mucizeler yaratmasa bile, çocukları teşvik eder.
Ödüllerinizi hazırlarken, amaca uygun olmalarına dikkat edin ve abartmayın. Pek çok çocuk için anababalarıyla geçirecekleri birkaç özel saatin çok büyük önemi vardır. Bir başka ödül, çok istedikleri bir oyuncağa yapabileceğiniz maddi katkı olabilir.
Sorununu çözebilmesi çocuk için yeterince büyük bir ödül olsa bile, çocuğunuzu ayrıca ödüllendirmeyi asla unutmayın. Düzenli olarak ödüllendirme alışkanlığının özgüveni arttırdığı açıktır ve ödüllendirmemek, bence ödüllendirme konusunda aşırıya kaçmaktan daha büyük bir hatadır.
5 Aşamalı stratejinin uygulamasıyla ilgili örnekler
Aşağıdakilerin, sadece bu strateji için hazırlanmış örnekler olduğunu bilmenizi istiyorum. Benzer problemleri çözerken örnekleri aynı şekilde uygulamaya çalışmayın, çünkü her çocuk ve her durum birbirinden farklıdır ve bunlara farklı biçimlerde yaklaşılmalıdır.
10 yaşındaki bir erkek çocuğunun karnesi çok kötüdür ve çocuk duruma çok üzülmekte ve özgüvenini kaybetmiş gözükmektedir.
Konuş
Anne babası duyguları hakkında konuşması için teşvik eder ve ona kendilerinin de benzer bir deneyim yaşadığını ve duygularının işlerini ne kadar etkilediğini anlatır. Konuştukça, kendisini ağabeyinin yanında çok yetersiz gördüğü ortaya çıkar.
Düşün
Anababa bu aşamada şu konularda yardımcı olabilir:
- "en iyi" ve "en kötü" anlarının listesini yapmak
- başarı konusunda ilk kez kendine güvenini kaybetmeye başladığı anı not etmek. Bunun belli bir olaya bağlı olup olmadığı (Örneğin, ağabeyinin ortaokula başlaması; annesi iş değiştirdiğinde; okulda futbol takımına seçilmediğinde, vs.)
- başarılı ve başarısız olduğu dersleri not alıp, bunları ağabeyininkilerle karşılaştırmak
- farklı öğretmenlere karşı performansına ve duygularına göz atmak
Harekete geç
Uzun süreli hedef: ilk yazılı ve sözlülere kadar notlarını % 5 oranında yükseltmek.
Kısa süreli hedefler:
- ağabeyiyle yarın konuşup matematik konusunda ondan yardım istemek
- hafta sonunda yeni bir ev ödevi çizelgesi yapmak
- altı tane başarısını liste halinde hazırlayıp, yatak odası için bir poster hazırlamak ve daha sonra yeni başarılarını, eskilerin altına eklemek.
- annenin ya da babanın çocuğun öğretmeni ile görüşmek üzere hemen bir randevu alması
Denetle
- her cumartesi kahvaltıdan sonra yaptığı ilerleme hakkında konuşup postere yeni başarılarının eklenmesi
- dört hafta içinde anababanın öğretmenle tekrar görüşmesi
Ödüllendirme
- Ailece (ağabeyin de katılacağı) sevilen bir parka ya da bir futbol maçına gitmek.

Altı yaşında bir kız çocuğu gözlük takmaya başladıktan sonra giderek utangaçlaşmış ve dışarıya çıkma konusunda isteksiz davranmaya başlamıştır.
Konuş
Gözlük takma konusundaki duygulan hakkında konuşurken, gözlüğüyle çocukların sürekli alay ettiği ortaya çıkar.
Düşün
Anababa ona şu şekilde yardım edebilir:
- önce kendisiyle alay eden çocukları tek tek hatırlamasını sağlamak ve daha sonra kendisiyle alay etmeyen çocukların (eminim bunların sayısı daha fazladır.) sayısının ne kadar fazla olduğuna dikkatini çekmek
- gözlük takan insanların bir listesini yapmak
- bu insanların, kendileri ile alay edildiği takdirde yanıt olarak neler söyleyebileceğini düşünmek
Harekete geç
Uzun süreli hedef: Yılbaşına kadar gözlüğünü aksatmadan takmak ve kendisi ile alay edenleri umursamayacak kadar cesur bir insan olmak
Kısa süreli hedefler:
- yarın kendisi ile alay edenlere yanıt vermek için çalışmalara başlamak (örneğin, anne ya da babayla alıştırma yapmak)
- gözlükleri olan küçücük bir ayı alıp cebine koymak ve böylelikle daha cesur davranmasına yardımcı olmak (ya da başucuna gözlüklü bir ayı resmi çizip asmak)
- gelecek hafta içinde daha uzun süre gözlük takmak
- bir ay içinde alaylarda bir azalma olmazsa, anne ya da baba alay eden çocukların öğretmenleri ya da anababaları ile konuşacak
Denetle
- Birisi alay ettiği zaman anne ya da babayla konuşacak
- Gelecek ay içinde gözlüğünü taktığı, fazladan her bir saat için kumbarasına para atılacak
Ödüllendirme
Bir ay sonra anne ya da baba kumbarasındaki parasını iki katına çıkaracak ve çok istediği özel bir şeyi satın alacak.

Bir yakının ölümünden sonra ortaya çıkan aşırı endişe duygusu
Sekiz yaşında bir erkek çocuğu sürekli kâbus görmekte ve aşırı derecede tedbirli davranmaktadır. Caddede karşıdan karşıya geçmek bile olay haline gelmiştir. Geceleri odasının lambasını açık bırakmaktadır. Anne ve babası durumdan çok rahatsızdır, çünkü çocuk birkaç ay sonra izci kampına gidecektir.
Konuş
Anne ve babası kendisini korkutan şeyler hakkında konuşması için çocuğu teşvik edebilir ve onunla kendilerinin çocukken yaşadıkları benzer deneyimlerini onunla paylaşabilir. Onların yardımıyla çocuk birkaç ay önce meydana gelen dedesinin ölüm olayı hakkında konuşmaya başlar. Anababa bu olayın çocukta hayaletler ve ölüm korkusunu başlattığını ortaya çıkarır.
Düşün
Bu aşamada anababa çocuğa şöyle yardım edebilir:
- dedesiyle ilgili özel anılarının bir listesini yapmak
- dedesi odasında bir hayaletle karşılaşsa ne yapardı
- kendisini güvende hissedebilmesi için yardımcı olan insanları düşünüp ölüm korkusunu unutmak
Harekete geç
Uzun süreli hedef: izci kampına gitmek Kısa süreli hedefler:
- dedesiyle olan özel anılarını yazıp, dedesinin bir fotoğrafını yapıştırdıktan sonra bunu duvara asıp, her gece yatmadan önce dedesine "iyi geceler" dilemek
- yarın gece lambayı 10 dakikalığına kapatıp, uyumaksızın gözleri kapalı olarak odasının güven duyduğu insanlarla dolu olduğunu düşünmek
lambayı kapatma işlemine her gece 5 dakika daha ekleyerek bir hafta-10 gün daha devam etmek
Denetle
Küçük bir pano hazırlayıp yatağının baş ucuna astıktan sonra, her gün ya da her hafta yaptığı ilerlemeyi not etmek
Ödüllendirme
İzci kampına da götürebileceği çok özel bir armağan satın almak
Antisosyalleşme
14 yaşında bir kız çocuğu en sevdiği arkadaşıyla kavga edip, ondan ayrılmak zorunda kalmıştır ve giderek herkesden uzaklaşmaktadır.
Konuş
Anababa ya da yakın bir arkadaşı konuşmasına yardımcı olup, kızgınlığını dışa vurmasını ve hatta ağlamasını sağlayabilir. Çocuk artık hiçbir yere gitmek istemediğini, çünkü arkadaşını yeni arkadaşlarıyla görmekten korktuğunu itiraf eder.
Düşün
Bu aşamada konuştuğu kişiyle birlikte:
- bu kızla olan arkadaşlığı konusundaki tüm iyi ve kötü şeyleri bir liste haline getirebilir
- şimdi ne tür bir arkadaşlığa gereksinim duyduğunu düşünebilir
- okulda ya da çevresinde arkadaşlık etmek istediği başka kişilerin olup olmadığını düşünebilir
Harekete geç
Uzun süreli hedef: Gelecek döneme kadar yeni arkadaşlar edinmek Kısa süreli hedefler:
- haftada bir kez dışarı çıkmak
- kendini iyi ifade edebilme hakları posteri hazırlamak (Bak. Sayfa 121)
- rahatlama egzersizleri yapıp, dönem sonundaki partiye kadar cesaret toplamak.
Denetleme
Bir ay içinde tekrar konuşma
Ödüllendirme
Dönem sonu partisi için alınacak yeni bir giysi
ALIŞTIRMA: Problem çözme
• Yaşamınızda yüzyüze geldiğiniz üç önemli problemi liste halinde yazın. Her birinin yanına: a) Bu deneyimden edindiğiniz beklenmeyen pozitif bir sonucu ve b) bu problemlerden öğrendiklerinizi yazın.
• 5 aşamalı stratejiyi ya çocuğunuzun gerçekten yaşadığı bir probleme ya da bir gün yüzyüze geleceğini düşündüğünüz kuramsal bir probleme uygulayın.
Problemler,nasıl başa çıkacağınızı bilirseniz, iyiye kullanabileceğiniz fırsatlardır.
(Henry J. Kaiser)

Anlaşmazlıklarla Başedebilme
"Gökkuşağını görmek istiyorsan, yağmura tahammül etmen gerekir."Dolly Parton
ve eğer gerçekten kendine güvenen çocuklar yetiştirmek istiyorsanız, anlaşmazlıklara tahammül etmeniz gerekir.
Çocuklarımızla aramızdaki anlaşmazlıkları onların özgüvenlerini geliştirmek için bir şans olarak değerlendirebiliriz, insanların çoğu anlaşmazlıkların, sevgiye dayanan ilişkilere ve benlik saygısına zarar vereceğini düşünür. Bu kitabın felsefesini ve kitabın önerilerini eğer uygulamaya başladıysanız, umarım çocuklarınızla aranızdaki anlaşmazlıklara karşı daha pozitif bir tutum içine girmişsinizdir ve onlar da bu tür sorunlarla çok daha kolaylıkla başedebiliyorlardır.
Çocuklarımızla aramızda bir anlaşmazlık varsa, özgüven geliştirmeyle ilgili olarak kendimize sürekli sormamız gereken üç soru vardır:
1. Evimizdeki sürekli atmosfer yapıcı sonuçlar elde etmemize yardımcı oluyor mu
2. Evimizde krizlerle güçlü bir şekilde ve beceriyle başedilebiliyor mu
3. Sonuçta alınan kararlar karşılıklı bir şekilde adil ve duyarlı oluyor mu
Yardımcı bir atmosfer
Çocuklarını bu kitapta tartışılan belli birtakım prensiplere göre yetiştiren herkes doğru yoldadır. Bu tür bir ailede olması gereken birtakım özellikler vardır:
- bireyselliğe saygı
- karşılıklı anlayış
- hatalara karşı hoşgörü
- hata yapma özgürlüğü
- değişimleri kabullenmeye karşı istekli olma
- pozitif düşünce
- etkin bir şekilde stresle başedebilme
- değerlerin, kuralların ve sorumlulukların açık ve net olması
- dolaysız bir biçimde ve kendini iyi ifade ederek iletişim kurabilme
- çok iyi kontrol edilebilen duyguların açıklıkla ifade edilebilmesi
- stratejik problem çözme
Bu listeyi okuduğunuzda gözünüzde canlanan eviniz mi, yoksa gıptayla bakılan bir cennet mi
Henüz amacınıza ulaşamadıysanız, en azından çocuklarınız bunun için çaba harcadığınızın farkında olacaktır, bu da onların ortak bir ideal için bir ekip ruhuyla çalışan bir ailenin üyesi olmakla zaten var olan özgüvenlerini sağlamlaştıracaktır. Anlaşmazlıkların açıklıkla ve pozitif bir biçimde çözüldüğü bir atmosferin sürdürülebilmesi için de, büyüdükçe gönüllü olarak sorumluluk üstleneceklerdir. Ben çocuklarımın standartlarda bir düşüş söz konusu olduğunda, çok zeki gözlemciler olduğunu farkettim. ("Artık bu evde insanların hata yapmasına izin verilmiyor mu " ya da "Duygularımızı rahatlıkla dile getirmemiz gerektiğini sanıyordum.") Anababaların bu konularda zaman zaman hata yapmalarının çok güçlü olmayan çocuklara yararları olabilir, ama çocukların bunları anababalarına karşı kullanmalarını engelleyebilmek için, aşağıdaki sözleri bir kağıda yazıp, mutfakta görebilecekleri bir yere asmanızın yararı olacaktır.
"Kusursuz olmayı istemek, gerçekleşmesi mümkün olmasa da, kişinin ilerlemesini sağlar."
Samuel Johnson
Krizlerle başedebilme
Krizler her zaman için insanı rahatsız etse de, sonuçları bazen çok olumlu olabilir. Çinlilerin neden "kriz" sözcüğü yerine, birincisi "tehlike", ikincisi "fırsat" anlamına gelen iki sözcük kullandıklarını çok iyi anlıyorum.
Çocuklarla anababalar arasındaki anlaşmazlık krizleri, 3 yaşındaki çocuğunuzun süpermarketteki huysuzluk nöbetinden, ergenlik çağındaki çocuğunuzun konuklarınızın önünde gece sokağa çıkma konusunda histeri nöbetleri geçirmesine kadar farklılıklar gösterir. Bunlarla başa çıkabilmek için mucizevi bir formül yoktur; ancak aşağıdaki 4 önemli kurala sadık kalınırsa, hiç kimsenin özgüveni sarsılmadan fırtına atlatılabilir.
1. Öfkenizi kontrol altında tutmaya çalışın
2. Ceza vermekten ya da cezayla tehdit etmekten kaçının.
3. Farklı düşüncelere çözüm getirmeyi sonraya erteleyin
4. Otoriter bir biçimde gerekenleri belirtin ve açıklıkla seçme hakkı verin
Şimdi sırasıyla bu kuralları tek tek görelim.
••
Öfkenizi kontol altında tutmaya çalışın
Bir anlaşmazlık krizinde belli ölçüde öfke olması kaçınılmazdır. Her ne kadar, bu pek de hoş karşılanmayan ve korkulan duygunun yararlarını (kişinin kendini koruması ve iyileştirici özellikleri nedeniyle) bilmeme karşın anlaşmazlık, özellikle anababa ve çocuklar arasındaysa, öfkenin çok dikkatli bir biçimde kontrol edilmesi gerektiğine inanıyorum. Öfkeli bir anababanın karşısındaki çocuk fiziksel olarak yeterince güçlü olsa bile, bu denli güçlü bir duygunun karşısında duygusal anlamda yeterince güçlü olmayabilir ya da davranış becerileri anababasıyla aynı olamayabilir. Bu nedenle, bir anlaşmazlık sırasında her iki tarafın da öfke duygularını kontrol etme sorumluluğunun bizlerde olduğunu kabul etmemiz gerekir.
Bir anlaşmazlık sırasında, siz ya da çocuğunuz öfkenizi kontrol etmekde güçlük çekiyorsanız, bu alanda kendinizi geliştirmek için birtakım çalışmalar yapmanızı öneririm. Bu konuda kullanabileceğiniz stratejilerden birine örnek vermek istiyorum.
Öfkeyi kontrol edebilme stratejisi: Bu strateji 4 aşamadan oluşmaktadır:
Mesafe
Çocuğunuzda ya da kendinizde psikolojik olarak kızgınlıkla ortaya çıkan bir tepki hissettiğinizde, eğer mümkünse, sakinleşinceye kadar hemen birbirinizden uzaklaşmaya çalışın. Öfke duygusu bulaşıcıdır ve taraflardan biri kızdığı zaman, diğerinin de aynı duyguya kapılması kaçınılmazdır (kişi bu duyguyu içine atsa bile, zararlıdır). Ancak, çocuğunuzun onu terkettiğinizi zannetmemesi ya da bu önlemi kendisine verilmiş bir ceza olarak görmemesi için çok dikkatli davranın. Bu da, sakinleşinceye kadar çocuğunuzu görebileceğiniz ya da sesini duyabileceğiniz bir mesafede kalmanız anlamına gelir.
Bu mesafeyi sağlamak çocuğunuza ve olanaklarınıza bağlıdır, fakat:
- çocuğunuz daha bebekse, onu bir başkasının kucağına verebilirsiniz.
- çocuğunuz 2-3 yaşında ise, çocuğu odasındaki oyun parkına veya odanın uzak bir köşesine bırakabilirsiniz.
- çocuğunuz 4-5 yaşında ise, farklı odalara girip kapıyı kapatabilirsiniz.
- bir yürüyüşe çıkıp, eşinizin çocuğa bakmasını sağlayabilirsiniz.
- çocuğunuz ergenlik döneminde ise, onu odasına gönderip, bir saat odasından çıkmamasını isteyebilirsiniz.
Eğer fiziksel olarak çocuğunuzun yanından ayrılmanız mümkün değilse, kafanızı uzaklaştırmaya çalışın. Bir sonraki aşama da bunu sağlayacaktır.
Bu aşamada amaç, öfkeli insanın ayaklarının yere basmasıdır. Bunu da sağlam ve güvenli bir eşyaya ya da duvara sıkı sıkı tutunarak yapabilir ve çocuğunuza hareketsiz kaldığınızı gösterirsiniz. (Çocuğunuz da sizi taklit ederek bu davranışı öğrenir.)
Bundan başka ya da buna ek olarak düşüncelerinizi sıradan bir-şeye yoğunlaştırın (örneğin, odadaki mavi eşyaları saymak ya da çocuğunuzun 10a kadar saymasını istemek.)
Öfkenin yanı sıra gerginliğin de artmasının çok tehlikeli bir duyguyu ortaya çıkarabileceğini unutmamalısınız. Bu nedenle, gerginliğinizi atabilmenin güvenli ve kimseye zarar vermeyecek bir yolunu bulmanız gerekir. Bunun için de aşağıdaki örneklere bir göz atın:
- duygunuzu, ses tonunuzu yükselterek ve farklı bir dil (fakat agresif olmaktan kaçınarak) kullanarak dile getirmek
- etrafı rahatsız etmeyecekseniz, bağırıp çığlık atmak
- ayakları yere vurmak, gerinmek (ancak, çocuğu korkutacak hareketlerden kaçınmalısınız)
- bir yastığı yumruklamak ya da tekme atmak
Çocuklarınız gerilimlerini üstlerinden atmak istediğinde zarar verici davranışlarda bulunuyorlarsa, onlara daha güvenli seçenekler önerebilirsiniz.
Gerilimden kurtulur kurtulmaz, vücudun eski haline gelmesini sağlamak önemlidir. Bir kriz sırasında bunu en iyi şekilde, ağır ve derin nefesler alarak yapabilirsiniz. Eğer aynı zamanda, gözlerinizin önüne sakin bir manzara getirebilirseniz, daha iyi sonuç alırsınız. Çocuğunuza da daha önce değindiğimiz rahatlama sembolünü hatırlatabilir ya da onu sakinleştirdiğini bildiğiniz birşeylerle oyalanmasını sağlayabilirsiniz. Kendiniz ya da çocuğunuz için en uygun yöntemi siz bulabilirsiniz. Örneğin, sakin bir müziğin bana hiçbir yararı olmazken, mutfağı temizlemenin mucizeler yarattığını biliyorum.
Ceza vermekten kaçının
Ceza konusunda görüşünüz ne olursa olsun, bir kriz esnasında ceza vermekten kaçının; çünkü böyle bir durumda ceza verirseniz, ya hiç etkisi olmayacak ya da agresif bir biçimde kendisine ya da etrafına zarar verecektir. (Ufacık bir şamar bile bu kategoriye girer ve çocuk üzerinde hiçbir olumlu etkisi olmaz, sadece anababanın rahatlamasını sağlar.)
Amacınızın her iki tarafın da sakinleşmesini sağlamak, böylelikle de anlaşmazlığı etkin bir biçimde çözmek olduğunu unutmamalısınız. Kaba güç kullanıp, sizden güçsüz durumdaki bir çocuğu anlaşmazlığa bir çare bulmadan cezalandırırsanız; bu, çocuğun sadece öfkesini arttırır ve onu duyduğu korkudan ötürü çaresizliğe iter.
Aynı biçimde, ceza ile korkutmaktan da kaçının; çünkü bu sorunu görmezden gelmek kadar ciddi sorunlara neden olur. Özellikle, başkalarının yanında korkutmak çocuğu küçük düşürür ve bu da kendine olan güvenini kaybetmesine neden olur. (Tanık olduğum ifadelerden bazıları: "Ne yaparsan yap, tüm seyahatimiz boyunca seni umursamayacağım." ya da "Eve gittiğimizde, bakalım bunları yapabilecek misin ") Acaba bu insanlar çocuklarına evlerinde nasıl davranıyorlar
"Çocuk yaptığı bir hatadan herhangi bir ders almıyorsa, o hatadan ötürü çok fazla cezalandırılmış olması gerekir."Cesare Beccaria (1738-1794)
Çözümü ertelemek
Çocuklar anında çözüm ister, stresli anababaların da çoğu böyledir; fakat kural olarak bu olası değildir, çünkü anlaşmazlığa demokratik bir çözüm bulmak zaman alır ve konuyu sakin bir şekilde düşünecek ve tartışacak beyinlere gerek vardır.
Bu nedenle, bir süre onu anlayışla karşıladığınızı ifade eden sözleri ("... yapmak istediğini biliyorum."/ "Çok sinirli olduğunun farkındayım, ama ...") tekrar edin ve "Kırık Plak" tekniğini (Bak. Sayfa 123) uygulayıp, konu hakkında "daha sonra" konuşmak istediğinizi tekrar tekrar söyleyin.
Gerekliliklerin belirtilmesi ve seçenek verilmesi
Gereklilik ve seçeneklerin iyi bir şekilde ifade edilmesi, çoğumuzun çocuklarımız üzerinde disiplin kurma çabaları sırasında kullandığı dokunaklı yalvarışların, çaresiz isteklerin ve boşa korkutmaların alternatifidir. Bunların otoriter, ama içten bir ses tonuyla ifade edilmesi ve tartışmaya girmeden, çocuk bunlara uyana veya uymadığı takdirde ortaya çıkacak sorunları anlayana kadar tekrar edilmesi gerekir. Çocuğun "kendi" isminin kullanılması (kızgınlık anında kullanılacak bir başka isim yerine) saygı ifadesidir ve etkili olur.
İki taraf da sakinleştikten sonra söylenebilecek şeylere birkaç örnek vermek istiyorum. Anlayış ifadesi içeren cümlelere ve sonraya ertelenen uzlaşma sözlerine dikkat edin.
"Ebru, durumun hiç de adil olmadığını düşündüğünün farkındayım. Bu konuda seninle yarın tekrar konuşacağız, ama şimdi yatman gerek. Şimdi iki seçeneğin var: ister kendin git yat, ister seni kucağımda götüreyim."
"Can, televizyon izlediğini biliyorum, ama odanı toplaman gerek; çünkü (daha önce de söylediğim gibi) evi süpürüyorum. Odanı ya şimdi topla ki ben de temizleyeyim ya da bırakalım kirli ve dağınık kalsın."
"Ezgi, canını sıkacağını bilmeme karşın, şimdi Eliflerin evinde neler olup bittiğini konuşmak istemiyorum. Bu akşam en geç 8.00 de evde olmanı istiyorum. Bu konuyu daha sonra, belki hafta sonunda konuşabiliriz."
"Hemen anlaşılmayabilir, ama disiplinli ve katı olmak da sevgi ve şefkati göstermenin farklı bir şeklidir. Çocuklar neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bilmeye ve davranışlarının açık bir şekilde sınırlandırılmasına gereksinim duyarlar."
Dr. John Pearce
Adil bir uzlaşma
"Çocukların sevgiye gereksinimi vardır, özellikle de hak etmedikleri zaman.Harold S. Herbert
Yetişkinler olarak unutmamamız gerekir ki, çocuklarla aramızdaki bir anlaşmazlığı sonuçlandırabilmek için uzlaşmamız gerektiğinde, onlardan daha avantajlı bir durumdayızdır. Onlarla uzlaşırken şunları göz önünde bulundurmalıyız:
- çocukların ifade yeteneği bizimki kadar iyi değildir
- duygularını bizim kadar iyi kontrol edemezler
- duygu ya da davranışlarının arkasındaki nedenleri anlayacak kadar bilinçli değillerdir
- bazı hareket ve tutumların sonuçlarını takdir edecek kadar yaşam deneyimleri yoktur
- özür dilemenin değerini takdir edemezler.
Bu da uzlaşma masasında tarafların eşit olmadığını gösterir. Bilgeliğimizi onlarla paylaşıp, onlara gerekli sosyal becerileri kazandırdıktan sonra bile, aldığımızdan daha çok vermemiz gerekir.
Daha açık konuşmak gerekirse, anlaşmazlıklara çözüm aramanın yanı sıra anlaşmazlıkları çocukların, özellikle de ergenlik dönemindeki çocukların kendilerine olan güvenlerini arttırmak için kullanmak istiyorsak, aşağıda söz edeceğim konularda istekli olmalısınız:
• ilk adımı siz atın ve konuşmayı önerin.
• Özür dileyen ilk siz olun.
• Duygularına ve konumuna saygı gösterdiğinizi belli edin ve gerçekten de mümkünse yapacağı olumlu bir yorumu, gözlemini ya da görüşünü dinlemeye hazır olduğunuzu belirtin. (Örneğin, "Geçmişte fikir ayrılıklarımız olduğunda, çok iyi fikirler ileri sürdüğünü biliyorum." ya da "Kardeşin için de üzüldüğünü biliyorum.")
• Biz onları eleştirmeye başlamadan önce, bizimle ilgili negatif duygularını güvenle açıklayabilmeleri konusunda onları teşvik edin.
• Problemi objektif ve tehditkâr olmayan bir şekilde açıklayın (örneğin, "... konusunda bir yanlış anlaşılma/anlaşmazlık var gibi") ve sizinle aynı fikirde olup olmadığını sorun.
Ona anlaşmazlığın arkasındaki gizli nedenleri anlamasına yardımcı olacak (tahminlere dayanan) sorular sorun, ya da önerilerde bulunun (örneğin, yalnızlık, kuşak farkı, kıskançlık, bunaltı, iletişim kopukluğu, vs.).
Agresif ya da pasif davranışlar gösteriyorsa, düşüncelerini ve önerilerini daha iyi dile getirmesine yardımcı olun. Hükmetmeyen ama anlaşılır bir dille, kesin kurallarınızı ve değerlerinizi savunun ve kurallara uyulmadığı takdirde ortaya çıkacak sonuçları açık bir şekilde anlatın (ve bu kuralları uygulamaya özen gösterin).
Hata yaptıktan sonra nasıl özür dilemesi gerektiğini ve fikirleri mantıksız, haksız ve modası geçmişse, nasıl geri adım atması gerektiğini öğretin.
Birini kırdıkları ya da bir şeye zarar verdikleri zaman bunu nasıl düzelteceklerini öğretin.
Uzlaşma sırasında siz ya da çocuğunuz devam edemeyecek kadar yorulur ya da duygusallaşırsanız, uzlaşmayı pozitif bir yöne çekmeye çalışın ya da daha sonra devam etmeyi önerin. ("Bu konuyu konuşmaya başladığımıza sevindim, ama istersen buna sabah devam edelim. Sanırım, bu konuyu düşünmek için ikimizin de zamana gereksinimi var.")
Durum değişmiyorsa da, uzlaşmaya varıldıysa da, konuyu "özet"leyin ve bu anlaşmazlıktan her iki tarafın da neler öğrendiğini dile getirin.
ALIŞTIRMA: Anlaşmazlıklarla başedebilme
• Yakın bir geçmişte çocuğunuzla aranızda ortaya çıkan bir anlaşmazlığı gözünüzün önüne getirin. Bu anlaşmazlık daha pozitif ve daha yapıcı bir şekilde çözümlenebilir miydi Bu bölümü yavaş yavaş bir kez daha okuyun ve durumunuzu daha farklı değerlendirebilmek için fikirlerinizi bir yere not edin.
• Eşiniz ya da arkadaşlarınızla anlaşmazlık konusundaki problemlerinizi tartışın ve fikirleriniz hakkında onların ne düşündüğünü sorun.
• Çocuğunuz yeterince büyükse, çıkardığınız sonuç hakkında kendisiyle konuşun ve gelecekte benzer bir durum söz konusu olduğunda, bunu daha iyi bir şekilde halledebilmek için uzlaşmaya çalışın.
"Savaşmak, farklı fikirlerde değilmişsiniz gibi davranmaktan daha iyidir."Scott Peck
Yuvadan Uçuş
"Çocuklarımıza vermek istediğimiz iki şey vardır. Biri sağlam kökler, diğeri ise bir çift kanat."
Hodding Carter
Bu kitabın büyük bir kısmında çocuklarımıza Hodding Carter´ın söz ettiği "sağlam kökler"i nasıl vereceğimiz üzerinde konuştuk. Kanatlar hakkında konuşmak için ise elimizde tek bir bölüm kaldı.
Eğer anne ve baba duygusal anlamda sağlıklı insanlarsa ve çocuklarının kendine güveni konusunda "sağlam kökler" oluşturabilmişlerse, kanatlar doğal olarak kendiliğinden büyüyecektir. Ancak elbette çocuklarımızın yuvadan uçuşlarını hiçbir sorun yaşamadan gerçekleştirmek istiyorsak (bunu her zaman kontrol etmemiz mümkün olamayabilir ve bazı fırtınaların yaşanması olasılığı vardır), almamız gereken bazı önlemler vardır.
Çocuklarımızın kanatlarını özgüvenle kullanabilmeleri için, almamız gereken önlemlerden söz etmek istiyorum.
Esin kaynağı olun
Elbette ki ilk sorumluluğumuz, dışarıdaki dünyanın heyecan dolu ve çok çekici olduğunu anlamalarına yardımcı olmaktır - burada davranışların sözlerden daha etkili olduğunu unutmamalısınız. Çocuklarımız, bizi dış dünyada kendine güvenen ve bu dünyanın zorluklarından bile zevk alan bireyler olarak görürlerse, bu güvenli cenneti tanımak için sabırsızlanacaktır.
Ufkunu genişletin
Çocuklarınızın dünyayla ilgili imgesini sadece kendi eviyle sınırlamayın. Bunun yerine:
- onu mümkün olduğunca sık dışarı çıkarıp, yetişkinlerin dünyasıyla tanıştırın
- evinize mümkün olduğunca sık, değişik insanlar davet edin
- eğer kapalı bir aileyseniz ve başkalarıyla pek görüşmüyor, yeterince seyahat etmiyorsanız, bunu ikinci elden yapabilirsiniz - örneğin, kitaplar, televizyon
- ilgi duydukları mesleklerle ilgili işyerlerine ziyaretler yapın (Bu konuda okuluna çok güvenmeyin, çünkü ilişkileri ve fonları çok kısıtlı olabilir.)
- bütçenizi yaparken, seyahatlere para ayırmaya çalışın
- toplum ve dünya konularını konuşurken onların da tartışmalara katılmasını sağlayın
Ayrılıkları pozitif bir şekilde kabullenin
Bebeklerimizle "tel sarar" oynamaya başladığımız andan itibaren, onları ayrılığa hazırlamaya başlarız. Bu sürecin, çocuklarımız dış dünyada ayaklarının üzerinde kendileri duracak şekilde, kendine güvenli bir biçimde yaşamını sürdürmeye başlayana kadar çok yavaş bir hızla ve aşama aşama devam etmesi gerekir.
İdeal bir dünyada bu ayrılığın zamanı her çocuğa göre farklı olmalıdır. Oysa, günümüzün modern dünyasında çocukların uyması gereken sosyal normlar vardır. Örneğin, çocukların okula başlama ve bitirme yaşları bile yasalarla belirlenmiştir. Bu ayrılık zamanına uyum gösteremeyen çocukların bir "sorun"u olduğu düşünülür. (Böyle bir etiket çocuğun özgüvenine sadece zarar verir.) Gerçekte ise, bu durumda problem olan çocuk değil, anababasıdır. Ayrılık konusunda ortaya çıkan doğal endişe duygusuyla başedemeyen anababadır çünkü...
Bunun nedeninin, kendi gereksinimlerinizi tatmin etmek amacıyla çocuklarınızdan ayrılmak istemediğiniz olduğunu düşünmek istemiyorum. Bence, sadece ne yapacağınızı bilemediğiniz için, debelenip duruyorsunuz. Peki ne yapabilirsiniz
Öncelikle, çocuğunuzun gereksinimlerini anlayabilmeniz için kaybettiğiniz özgüveninizi yeniden kazanın ve başkalarının öğütlerini bir yana bırakın. Özellikle de ortada bir anlaşmazlık varsa! (Örneğin, "3 yaşına gelmeden önce, çocuğu sakın bakıcı eline bırakma, çünkü ..." ya da "2 yaşına girmeden önce çocuğa bir bakıcı bul, çünkü ...")
ikinci olarak, çocuğunuzla yapması gereken hazırlıklar konusunda konuşmak üzere yeterince zaman ayırın ve aşağıda söz edeceğim konulara çok dikkat edin:
• Ayrılmadan günler, hatta haftalar önce, ayrılık konusunda (her ne nedenle olursa olsun) pozitif bir şekilde konuşmaya başlayın.
• Başka şeyler hakkında konuşurken, ayrılık sanki gerçekleşmiş gibi söz etmeye başlayın. ("Bayramda sen geldiğinde, biz de evi boyatmış oluruz.")
• Konuşmalarınızda, ayrılık olayı ile büyüme süreci arasında sürekli ilgi kurun.
• Çocuğunuzu başkalarıyla karşılaştırmaktan sakının (ilke çoktan ...maya başladı.) ve diğer çocukların da bunu yapmasını engelleyin. (Örneğin, "Anne, bak Nilgün hâlâ bebek. Ben altı yaşındayken çoktan ...)
• Başarılı olduğu konuları ona sürekli hatırlatın.
• Pozitif duygularınızı onunla paylaşın, fakat, kötü anılarınızı çok istiyorsanız, bir başka yetişkinle paylaşın, ama onunla asla (örneğin, 7 yaşında geçirdiğiniz ve kâbusunuz olan bademcik ameliyatınız).
• Çocuklarınızı gerçek yaşamda gidecekleri yerlere önceden götürün ya da bu yerlerin resimlerini gösterin (örneğin, okul, hastane, izci kampı, vs.).
• Ona bakacak kişinin ya da kreşin, ya fotoğrafını gösterin ya da bu kişilerle onu önceden tanıştırın. Ayrıca, mümkünse o kreşte bulunmuş bir çocukla tanışmasını sağlayın.
• Eğer ayrılık sadece bir gecelikse, çantasına seveceği şeyler koymayı unutmayın (örneğin, resimler, bir oyuncak, yeni bir giysi, üzerinde gerekli telefon numaralarının bulunduğu güzel bir kartpostal, vs.).
• Çocuğunuza rahatlama oyunlarını ve sembollerini hatırlatmayı unutmayın.
• O yokken yapacaklarınızı açık açık anlatın ve onu çok özleyeceğiniz ya da merak edeceğiniz gibi bir izlenim vermemeye çalışın.
• Ayrılıktan önce, mümkünse kısa bir deneme yapın (örneğin, bir gecelik bir ayrılık, yalnız seyahat etmesi ya da bahçede çadır kurmak).
• Döndüğünde anlatacaklarını heyecanla ve dört gözle beklediğinizi anlatın.
Bağımsızlık konusunda onu bilgilendirin ve beceri kazanmasına yardım edin
Günümüz dünyası artık çok karmaşık bir hale geldi ve en eğitimli, en yetenekli insanlar bile zaman zaman kendilerini çaresiz ve güçsüz hissedebiliyor. Çocuklarımıza "gerçek" anlamda bir bağımsızlığın mümkün olamayacağını anlatmalıyız. Ancak, elbette hayatta kalma becerisi ve bilgisiyle ne kadar donanırsak, toplumumuzun bugünkü durumunda o kadar özgüvenli ve yeterli insanlar olabiliriz. Bu nedenle, sadece onların iyi bir eğitim alması konusunda çabalamanın yanı sıra evden şu becerileri kazanmış olarak ayrılmalarını sağlayın:
- paranın değerini kavramak ve harcamayı bilmek
- kendini savunabilmek
- fiziksel ve ruhsal sağlığının önemini bilmek ve kendine bakabilmek
- bir evi çekip çevirebilmek
- insan ilişkileri konusunda becerili olmak (cinsel beraberlikler de dahil olmak üzere)
- ekip çalışması yapabilmek (gerektiğinde yönetici özellikleri kazanmak)
- toplumun nasıl ve kimler tarafından yönetildiği hakkında yeterli bilgi sahibi olmak
- yasal haklarını bilmek
- gerek duyduğunda nereden ve kimden yardım alacağını, bilgi edineceğini bilmek
Yukarıdaki özellikleri edinmiş genç bir yetişkinin çok güvenli bir biçimde hayata atılacağı konusunda, eminim siz de benimle aynı fi-kirdesinizdir.
"Çocuklarınıza eğer bağımsızlık duygusu aşılayabilir seniz, onları daha çok seviyor ve düşünüyorsunuz demektir. Çünkü, böylelikle kendilerine iyi bakmayı öğrenirler."Scott Peck
Anababalar çocuklarına olan düşkünlüklerini engelleyemez ve bu çok uzun süre devam ederse, "yuvadan uçuş" hem kendileri, hem de çocukları açısından o denli zor olur. Şu sözleri çok sık duyuyorsunuzdur: "Onlarla beraberliğin tadını çıkarın." ya da "...e kadar bekleyin". Ancak, kendine güvenen, pozitif düşünen bir çocuğun dış dünyaya adım atmasına yardımcı olmak, diğer bütün anababalık zevkleri kadar tatmin edici ve heyecan vericidir. Geçenlerde yaşamımın en zevkli, en heyecanlı günlerinden birini yaşadım ve bu günü hiçbir zaman unutmayacağım. Her şey bir anda ve beklenmedik bir şekilde oluverdi. Yirmi yaşındaki kızımın dünya turundan, 16 yaşındaki kızımın da tek başına gittiği ispanya seyahatinden dönüşünü kutluyorduk ve o gün büyük kızımın doğum günüydü. Son birkaç saattir bana gördüklerini, yaşadıkları hoşlukları ve zorluklan, bu zorluklarla nasıl başedebildiklerini anlatıyorlardı. Birdenbire ne kadar mutlu olduğumu ve huzur duyduğumu farkettim.
Kendine güven duygusunun yaşam boyu sürmesinin mümkün olmadığını biliyorum. Fakat, zaman zaman bu duyguyu şarj etmek, kişinin duygusal anlamda güçlenmesini ve pozitif bir ruh haline girmesini sağlar.
Çocuklarınızın bu paha biçilmez armağanı kazanabilmesi ve bunun sağlamlaştırılması için yapacağı çalışmalarda her iki tarafa da bol şans diliyorum ve umuyorum ki sonuçta elde edeceğiniz ödülden hoşnut kalırsınız.



Alnımızı Koyacak Yer Bulamazdık
İbn Ömer (r.a.) şöyle anlattı:Hz. Peygamber (a.s.), Kur´an okurdu. Bazen içinde secde ayeti bulunan bir sureyi okurdu da hemen secde ederdi. Biz de ona uyarak secde ederdik. O kadar (kalabalık ve sıkışık bir halde secde ederdik) ki, bazılarımız alnını koymak için yer bulamazdı.
Sahih-i Müslim´deki hadis numarası: 900

Dağ Parçalanırdı
Şayet biz bu Kuran´ı bir dağın üzerine indirmiş olsaydık, andolsun onu Allah korkusundan saygı ile baş eğmiş, parça parça olmuş görürdün. İşte Biz, belki düşünürler diye, insanlara böyle örnekler veririz. (59/21)

Bu site Şeyh hazretlerinin sevenlerince hazırlanmış olup, Haznevi cemaatının ve yüce üstadının resmi sitesi değildir.