Yaz?c? Sürümü
Şems Suresi

Şems suresi on beş âyettir ve Mekke´de nazil olmuştur.[1]



Rahman ve Rahim olan Allanın adıyla.



1- Yemin olsun güneşe ve aydınlığına.



Âyette zikredilen "Aydınlık" ifadesinden maksat, Katade´ye göre "Gün­düz vakti"dir. Mücahid´e göre ise güneşin ışığıdır. Taberi birinci görüşü tercih etmiştir.[2]



2- Ona tabi olduğu vakitte ay´a,



İbn-i Zeyd´e göre ay´ın güneşe tabi olma vakti ay´ın ilk yansıdır. Zira bu müddet içinde ay, güneş battıktan sonra doğar. Diğer yansında ise güneş ay´a ta­bi olur. Bu müddet içinde de ay güneşin önünde olur.

Abdullah b. Abbas bu âyeti şöyle izah etmiştir: "Gündüzü takibeden ay´a yemin olsun ki" Katade ise bu ifadenin, hilalin görüldüğü günü beyan ettiğini söylemiştir. Zira bu süre içinde, güneş battıktan sonra hilal görünür.[3]



3- Onu ortaya çıkarttığı vakitte gündüze,

4- Onu örttüğü vakitte geceye,



Güneşi ortaya çıkarttığı vakitte gündüze ve güneşi bürüdüğü zaman gece­ye yemin olsun.

Bu iki âyet "Karanlığı aydınlattığı zaman gündüze ve karanlığı bürüyen geceye" şeklinde de izah edilmiştir.



5- Göğe ve onu yapana,



Bu âyet, göğe ve onu yaratan Allaha yahut göğe ve onun yaratılışına ye­min olsun." şeklinde izah edilmiştir.[4]



6- Yer´c ve onu düzeltene,



Abdullah b. Abbas bu âyeti "Yere ve onda yarattığı şeylere" şeklinde, Mücahid "Yere ve onu yayana" Ali b. Ebi Talha´nın rivayetine göre Abdullah b. Abbas "Yere ve onu taksim edene." şeklinde izah etmişlerdir.[5]



7- Nefse ve onu şekillendirene,

8-9- Sonra da ona kendisi için kötü ve iyi olant öğretene ki nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir.



Yaratılanların ruhuna ve onlara şekil veren ve onlara hayın ve şerri öğre­ten Allaha yemin olsun ki nefsi Allah tarafından arındırılıp inkarcılıktan ve gü­nahlardan temizlenen, kurtuluşa ermiştir.

İbn-i Zeyd "Ona kendisi için kötü ve iyi olanı Öğreten" âyetini "Kendi­sinde kötülüğü ve iyiliği yaratan" şeklinde izah etmiştir.

Allah tealanın, kulunun nefsini arındırması onu inkarcılıktan ve günah iş­lemekten temizlemesi ve salih ameller işleterek düzeltmesidir. Kişi günahlardan kaçınır ve salih ameller İşleyecek olura işte o zaman nefsini arındırmış olur.[6]



10- Nefsinin gerçek yüzünü gizleyen ise hüsrandadır.



Allanın, nefsini kendi başına bıraktığı ve yardım etmediği kimse ise ara­dığını bulamaz ve zarara uğrar. Zira o, Allaha itaati bırakıp ona isyan etmeye başlar. Allanın azdırdığı ve saptırdığı bu kimse elbette ki hüsrana uğrayacaktır.

Abdullah b. Abbas bu âyet-i kerimenin baş tarafına "Allanın saptırdığı ve terkettiği." şeklinde, Mücahid ve Said b. Cübeyr "Allanın saptırdığı ve azdır­dığı." şeklinde Katade " Allanın günaha düşürdüğü şeklinde izah etmiştir.

Zeyd b. Erkam, Resulullahın şöyle dua ettiğini rivayet ediyor:

"Ey Allahım, acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten, yaşlılık­tan ve kabir azabından sana sığınırım. Ey Allahım, sen benim nefsime takvasını ver ve onu arındırıp temizle. Sen onu en hayırlı temizleyensin. Onun dostu ve mevlası sensin. Ey Allahım, fayda vermeyen ilimden, ürpermeyen kalbden, doymayan nefisten, kabul olunmayan duadan sana sığınırım."[7]



11- Scmud kavmi azgınlığı ile yalanladı.



Abdullah b. Abbas ve Katade bu âyet-i kerimeyi "Semud kavmi Salih peygamberin, kendilerine bildirdiği o yıkıp yok eden azaplarını yalanladılar." şeklinde izah etmişlerdir. Mücahid ve İbn-i Zeyd ise "Semud kavmi isyan et­tiklerini yalanladılar" şeklinde izah etmişlerdir. Muhammed b. Ka´b el-Kurezi ise "Semud kavminin hepsi birlikte yalanladılar." şeklinde izah etmiştir.[8]



12- Hani içlerinden en azılı olanı (deveyi kesmeye) kalkmıştı.



Salih (a.s.)ın mucizesi olarak büyük bir kayanın içinden çıkan ve Semud kavminin içtiği suyu bir gün kendisi içip bir gün Semud kavmine bırakan bu olağanüstü deveyi kesmek için o kavmin en azgın adamı olan Kudar b. Sâlif te­şebbüse geçmiştir. Âyet-i kerime işte bu olayı ve bu kişiyi anlatmaktadır.

Abdullah b. Zem´a, Resutullahın bir hutbesini dinlediğini, Resulullahın o hutbede devenin kesilmesini ve onu kesenin kim olduğunu beyan ettiğini ve şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir:

"İçlerinden en azılı olanı deveyi kesmeye kalkışmıştı." Bu kışı, kavmi içinde kimsenin dokunamadığı güçlü ve kuvvetli birisiydi. Bu kimse Ebu Zem a gibiydi (Ebu Zem´a Zübeyr b. el-Avvam´m amcasıdır) Abdullah diyor ki: Resu-lullah daha sonra kadınlardan bahsetti ve buyurdu ki: "Sizden biriniz karısını, köleyi döver gibi dövmeye kalkar. Belki de günün sonunda onunla yatar. Ab­dullah diyor ki: "Sonra Resulullah insanlara, birisinin yellenmesine gülmelerinden dolayı Öğüt verdi ve tauyuiîdü ki: "Sizden biriniz, kendisinin de yaptığı şeye niçin güler "[9]



13- Bunun üzerine Allanın peygamberi onlara: "Bırakın Allanın de­vesini ve su içmesini." dedi.



Salih.(a.s.) kavmi Semud´u, deveye ve su İçmesine dokunmamaları hu­susunda uyardı. Zira daha önce Allah onlara: "Salih şöyle dedi: "İşte mucize bu dişi devedir. Onurf belli bir gün su içme hakkı vardır. Sizin de belli bir gün su içme hakkınız vardır."[10] buyurmuştu.[11]



14- Semud kavmi ise onu yalanladı ve deveyi kesti, Rableri de işle­dikleri günahları sebebiyle azdbi (başlarına geçirdi ve orayı yerle bir etti.



Fakat Semud kavmi, deveye dokunmamalarını emreden Salih peygambe­ri yalanladılar, deveyi kesmelerinden dolayı başlarına azap geleceğine inanma­dılar ve deveyi kestiler. Bunun üzerine rableri, inkarları, yalanlamaları ve deve­yi keserek isyan etmeleri yüzünden onlan helak etti ve yurtlarını yerle bir etti. O azaptan hiçbir kimse kurtulamadı.

Katade diyor ki: "Semud kavminin en azgını olan ve "Ühaymir" diye sıfatlanan kişi, Semud kavminin büyük küçük bütün fertlerinden biat almadan deveyi kesmedi. Bütün kavim, deveyi kesme suçuna iştirak ettikleri için Allah onların hepsini birden helak etti."[12]



15- O, bu işin akıbetinden korkacak değildir.



Abdullah b. Abbas, Hasan-ı Basri, Katade, Mücahid ve Bekr b. Abdul­lah bu âyet-i kerimeyi şu şekilde izah etmişlerdir: "Allah, Semud kavmini bu şe- kütle helak etmenin sonucundan korkmaz. Ziraona bir sorumluluk yoktur."

Dehhak ve Süddi ise bu âyeti şöyle izah etmişlerdir: Deveyi kesen o az­gın kişi neticenin ne olacağından korkmuyordu. Fakat sonumla Altahııı azabı gelip onu yakalayiverdi."[13]





--------------------------------------------------------------------------------

[1] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 9/131.

[2] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 9/131.

[3] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 9/131-132.

[4] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 9/132.

[5] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 9/132.

[6] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 9/113.

[7] Müslim. K.ez-Zikr, hah: 73, Hadis no: 2722

Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 9/133-134.

[8] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 9/134.

[9] Buhari;K.Tefsircl-Kur´an.Sıırc:91.bab: I /Tirmizi. K. Tefsirel-Kur´an,Suru: 91, bab: 1 Hadis no; 3343

Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 9/135-136.

[10] Şuanı Suresi. 26/155

[11] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 9/136.

[12] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 9/136.

[13] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 9/137.


Alnımızı Koyacak Yer Bulamazdık
İbn Ömer (r.a.) şöyle anlattı:Hz. Peygamber (a.s.), Kur´an okurdu. Bazen içinde secde ayeti bulunan bir sureyi okurdu da hemen secde ederdi. Biz de ona uyarak secde ederdik. O kadar (kalabalık ve sıkışık bir halde secde ederdik) ki, bazılarımız alnını koymak için yer bulamazdı.
Sahih-i Müslim´deki hadis numarası: 900

Dağ Parçalanırdı
Şayet biz bu Kuran´ı bir dağın üzerine indirmiş olsaydık, andolsun onu Allah korkusundan saygı ile baş eğmiş, parça parça olmuş görürdün. İşte Biz, belki düşünürler diye, insanlara böyle örnekler veririz. (59/21)

Bu site Şeyh hazretlerinin sevenlerince hazırlanmış olup, Haznevi cemaatının ve yüce üstadının resmi sitesi değildir.