Yaz?c? Sürümü
Abese Suresi

Abese Suresi kırk iki âyettir ve Medine´de nazil olmuştur.

Hz. Aişe, Abdullah b. Abbas, Urve b. Zübeyr, mücahid, Katade, Dehhak ve İbn-i Zeyd bu surenin ilk on âyetinin Resulullahın, gözleri görmeyen Abdul­lah b. Ümm-i Mektuma davranşı hakkında nazil olduğunu söylemişlerdir.

Hz. Aişe (r.anh.) diyor ki:

"Abese ve tevella" suresi, Âmâ, Abdullah b. Ümm-i Mektum hakkında indirilmiştir. Bu zat Resulullaha gelmişti ve ona: "Ey Allahın Resulü, beni irşad et" diyordu. Resulullahın yanında da müşriklerin ileri gelen­lerinden bir adam bulunuyordu. Resulullah, İbn-i Ümm-i Mektum´a aldınş et­meyip diğer adamla ilgileniyor ve: "Konuşmanda bir mahzur görüyor musun " diyordu. Cevaben de "Hayır" deniliyordu. Bu sure işte bunun hakkında nazil ol­du.[1]

Bu konuyla ilgili olarak Taberi´de çeşitli rivayetler zikredilmiştir.[2]



Rahman ve Rahim olan Allahın adıyla.



1-2- Peygamber, âmâ geldi diye yüzünü ekşitip çevirdi.

3- Ey Muhammed, ne biliyorsun belki de o, kendisini arındıracaktı.

4- Yahut öğüt alacaktı da bu öğüdün faydasını görecekti.



Muhammed, âmâ İbn- iÜmm-i Mektum gelince, diğer insanlarla meşgul olduğu için yüzünü ekşitti ve ondan yüz çevirdi. Ey Muhammed, sen ne bile­ceksin belki de kentlisine yüzünü ekşittiğin bu âmâ, günahlarından temizlene­cekti. Veya öğüt alacaktı ve alacağı bu öğüt ona fayda verecekti.[3]



5-6- Fakat sen, ihtiyaç duymayan kimseye alaka gösteriyorsun.

7- Onun temizlenmesinden sana ne



Ey Muhammed, servetinden dolayı kendisini ihtiyaçsız gören kimseye, müslüman olur ümidiyle ısrar ediyorsun.

Süfyan es-Sevri, burada ifade edilen "Kendisini ihtiyaçsız hisseden kim-se"den maksadın, Abbas b. Abdülmuttalip olduğunu söylemiş, Mücahid ise bu kimseden maksadın, Rebia´nın oğulları Utbe ve Şeybe olduklanni söylemiştir.[4]



8-10- Allahtan korkup koşarak sana gelene ise aldırmıyorsun.



Allahtan korkan ve koşarak sana gelen bu âmâya ise, başkaları ile ilgile­nerek alaka göstermiyorsun.[5]



11- Hayır böyle yapma. Bu âyetler birer «güttür.

12- Dileyen ondan öğüt alır.



Ey Muhammed, senin, Allahtan korktuğu için koşarak sana gelen âmâya yüz çevirmen ve servetinden dolayı kendisini ihtiyaçsız hissedene ilgi göster-memdoğru değildir. Bu sure bir hatırlatmadır ve bir öğüttür. Allanın, kulların­dan dileyen kimse bu valıyed ileni erden öğüt alır.[6]



13-14- Kur´an çok şerefli, yüceltilmiş tertemiz sahifelerdedir.



Bu âyetler Kur´an-ı Kerimin, çok yükseklerde olan, tertemiz ve şerefli olan levh-i mahfuzdan geldiğini, aslının orada bulunduğunu zikretmektedirler.[7]



15-16- Şerefli, itaatkâr elçilerin elleriyle yazılmıştır.



Abdullah b. Abbas´a göre burada adı geçen elçilerden maksat, Allah tea-la ile peygamberleri arasında elçilik yapan meleklerdir. Taberi bu görüşü tercih etmiştir.

Abdullah b. Zeyd´e göre ise bu elçilerden maksat, kullarını amellerini ya­zan meleklerdir. Katade´ye göre ise elçilerden maksat, kurralardır. Abdullah b. Abbas´tan nakledilen diğer bir görüşe göre ise bunlar, Kur´anı yazan katiplerdir.

Bu âyetler, Kur´an ehlinin, sözlerinde ve davranışlarında Kur´ana yakışır bir şekilde hareket etmeleri lazım geldiğini göstermektedir. Resulullah (s.a.v.) Kur´an okuyanlar hakkında şöyle buyurmuştur:

"Kur´anı okurken kekeleyerek okuyan ve okumasında zorlanan kimse için ise iki mükafaat vardır. (Biri okumasından dolayı, diğeri de zorlanmasından do­layıdır.[8]



17- Kahrolsun o insan. Ne kadar da nankördür.



Taberi, "Kahsolsun" diye tercüme edilen "Kutile" keli­mesini "Lanet olsun" diye izah etmiştir. Bu izah tarzını Dehhak, Abdullah b. Abbas´tan nakletmiş Ebu Malik de aynı şekilde izah etmiştir.

"Ne kadar da nönkürdür." diye tercüme edilen "Maekfere" kelimesini Taberi iki şekilde izah etmiştir. Biri mealde verildiği gibidir. Diğeri ise "Onu inkarcılığa götüren nedir " şeklindedir.

Ayette zikredilen "İnsan" kelimesinden maksat, Mücahid ve Süfyan es-Sevri´ye göre "Kâfir olan insan" demektir. Bu izahlara göre âyetin manası şöyle­dir: "Kahrolsun kâfir insan. O.rabbinin nimetlerine karşı ne de nankördür." Ve­ya "Lanet olsun kâfir olan insana. Onu inkarcılığa sürükleyen sebep nedir "[9]



18- Allah, kendisini hangi şeyden yaratmıştır

19- Onu bir damla sudan yarattı ve şekil verdi.



Rabbi, bu kâfir insanı neden yaratmıştır Ki o Öyle böbürlenip ululuk tas­lar. Rabbine itaat etmez ve onun birliğini kabullenmez. Evet, rabbi onu nutfe-den, bir damla sudan yarattı ve onu çeşitli merhalelerden geçirdi. O, bir damla su iken onu kan pıhtısına dönüştürdü. Sonra bir çiğnem et haline getirdi. Sonra kemiklerini oluşturdu. Böylece mükemmel biryaratık haline getirdi.[10]



20- Sonra ona (takibedeceğî) yolu kolaylaştırdı.



Âyette zikredilen "Ona yolu kolaylaştırdı." ifadesinden maksat, Abdul­lah b. Abbas, Ebu Salih, Süddi ve Katade´ye göre, kişinin annesinden doğması­nın kolaylaştmlmasıdir. Taberi de bir önceki âyetin, ana rahmindeki aşamalar­dan bahsetmesiyle irtibat kurarak bu görüşü tercih etmiştir.

Mücahid´e göre ise bu ifadeden maksat, insana, hak ve batıl yolların gös­terilmesidir. Mücahid bu âyetin: "Doğrusu biz insana hidayet yolunu gösterdik. O, ya şükreder veya nankörlük eder."[11] âyetinin benzeri olduğunu söylemiştir.

Hasan-ı Basri buradaki "Yol"dan maksadın, hayır yolu olduğunu, İbn-i Zeyd ise buradaki yoldan maksadın "İslam" okluğunu, Allahın insana İslamı ko­laylaştırdığını ve öğrettiğini söylemiştir.[12]



21- Sonra da onu öhdürüp kabre koydu.

22- Daha sonra dilediği zaman onu tekrar diriltir.

23- Hayır hayır, insan, Allahın emrettiğini yerine getirmedi.



Sonra insanın vadesi gelince Allah onu öldürür. Kullan vasıtaıyla onu kabre koydurur. Sonra dilediği zaman o ölü olan insanı tekrar diriltip kabrinden çıkaracaktır. Hayır, hayır, durum o kâfir insanın zannettiği gibi değildir. O, üze­rinde olan Allahın haklarını yerine getirdiğini zanneder. Halbuki o, Allahın em­rettiğini yapmamıştır.

Mücahid diyor ki: "Hiçbir kimse Allahın emrettiği şeyleri tam olarak yerine getirmiş değildir."[13]



24- İnsan, yemeğine bir baksın.

25- Biz, bol bol su indirdik.

26- Sonra yeryüzünü iyice yardık.

27-31- Orada taneler, üzüm,hayvan yemi, zeytin, hurma ağacı, ağaç­ları birbirine girmiş bahçeler, meyveler ve otlar yarattık.

32- Bunlar, sizin ve hayvanlarınızın geçinmesi içindir.



Allahın birliğini reddeden kâfir insan, yediği yemeğine bir baksın. Allah o yemeği ona nasıl hazırlamıştır, bir düşünsün. Biz gökten yağmuru, su boşaltır­casına nasıl yağdırdikk. Yeryüzünü çeşitli bitkilerle muhtelif şekillerde yardık ve orada buğday, arpa, vb. taneler, üzümler, hayvan yemleri, zeytin, hurma ağaçları ve birbirine girmiş ağaçlan olan bahçeler bitirdik. Orada meyveler ve otiar yarattık. Bütün bunlar sizin ve hayvanlarınızın geçinmesi içindir.

Âyet-i kerimede geçen ve "Hayvan yemi" diye tercüme edilen "Gadban" kelimesi Abdullah b. Abbas, Katade ve Dehhak tarafından "Yonca" diye izah edilmiş Hasan-ı Basri ise "Hayvan yemi" diye izah etmiştir.

"Ağaçlan birbirine girmiş" diye tercüme edilen ( ui ) "öulben" kelimesi çeşitli şekillerde izah edilmiştir.

Abdullah b. Abbas´tan nakledilen bir görüşe göre bu ifadeden maksat, mealde zikredildiği gibi "Bir araya kümelenmiş ve dallan birbirine girmiş ağaç­lar" demektir. Yine ondan nakledilen başka bir görüşe göre bundan maksat, "Uzun ağaçlar" demektir. Yine İbn-i Abbas´tan nakledilen başka bir görüşe göre bu ifadeden maksat "Cennette, altında gölgelenilecek ağaç"tır. Katade, îkrime ve İbn-i Zeyd´e göre ise bu ifadeden maksat, "Büyük ve değerli hurma ağaçla­rındır.

Taberi bu ifadenin asıl manasının "Kalın" demek olduğunu.bu deyimin "Kalın boyunlu insanlar" anlamına gelen "Ağleb" ifadesinden alındığını söylemiştir. Mücahid ise bu ifadeden maksadın "Güzel" demek oldu­ğunu söylemiştir.

Âyet-i kerimede geçen ve "Otlar" diye tercüme edilen "Ebben" kelimesinden maksat, Abdullah b. Abbas´tan nakledilen bir görüşe gö­re, yeryüzünün bitirdiği ve insanlann yemediği bitkilerdir. Yine ondan nakledi­len diğer bir görüşe göre bundan maksat, yeryüzünün, hayvanlar için bitirdiği bitkilerdir.

Hasan-ı Basri, Mücahid ve Katade´den de bu görüş nakledilmiştir. Abdul­lah b. Abbas´tan nakledilen başka bir görüşe göre bu kelimeden maksat, bütün otlar ve otlaklardır. Ebu Rezin, Mücahid ve Dehhak´tan da bu kelimeyi "Otlak" diye izah ettikleri nakledilmiştir.

Ali b. Ebi Talha´nın, Abdullah b. Abbas´tan naklettiği başka bir görüşe göre bu kelime "Yaş meyveler" anlamına gelmektedir

Enes b. Malik´ten nakledildiğine göre Hz. Ömer, Abese suresini okumuş bu âyete gelince: "Meyvenin ne demek olduğunu biliyoruz. Fakat "Ebb" ne de­mektir " diye kendi kendine sormuş sonra da "Bitkilerimiz bize yeter." demiş ve elindeki asasını yere atmıştı.[14]



35- Gürültü koptuğu zaman. (Kıyamet çığlığı geldiği zaman)



Abdullah b. Abbas, "Gürültü" diye tercüme edilen ´Essaahhatu" kelimesinin, kıyametin isimlerinden biri olduğunu söylemiştir.[15]



34-36- O gün insan, kardeşinden, anne ve babasından, karısından ve çocuklarından kaçar.



Gürültüyle gelen kıyamet koptuğunda kişi en yakınlarından dahi kaça­caktır. Bu kaçışın sebei, kişinin kaçtığı kimselerin kendisinden bir şey istemele­rinden korkmasından veya onların içine düştükleri hali görmek istememelerindentlir.[16]



37- O gün herkesin kendisine yetecek kadar derdi vardır.



Kıyamet günümle herkes kendi derdiyle meşgul olacak ve en yakın akra­baları da olsa kimse ile alakadar olamayacaktır. Öyle ki insanlar analarından doğdukları gibi diriltildikten halde, sıkıntılarından dolayı birbirlerine bakma imkanı dahi bulamayacaklardır.

Hz. Aişe (r.a.) diyor ki:

"Ben Resulullahın: "İnsanlar kıyamet gününde yalınayak, çıplak ve sün-netsiz olarak haşrolunacaklardır." buyurduğunu işittim ve dedim ki: "Ey Allahırs Resulü, kadınlar ve erkekler bir arada haşrolacaklar ve birbirlerine de bakama­yacaklar mı " Resulullah: "Ey Aişe, orada durum, birbirlerine bakmaya imkan vermeyecek kadar dehşetlidir."[17] buyurdu.

Bu hususta Hz. Aişe´den daha geniş bir rivayet bulunmaktadır. Fakat sa­hih hadis kitaplarında kaynağı bulunmadığı için alınmamıştır.[18]



38-39- O gün parlayan, gülen ve sevinen yüzler vardır.



O gün, Allahın kendisine verdiği nur ile parlayan, ona ikidir, ettit´i nimet­lere sevinerek gülen ve daha fazla nimetlere erişeceğine dair müjdelenmiş un... güler yüzler vardır. Bunlar cennetliklerin yüzleridir.[19]



40-41- O gün tozlanmış ve karanlık bürümüş yüzler de vardır.

42- İşte bunlar, kâfirler ve fâcirlerdir.



Çığlıkla kopan o kıyamet gününde, üzerlerini toz ve zillet bürümüş olan yüzler de vardır. İşte onlar, Allahı inkar eden ve dünyada iken Allaha karşı gel­mekten çekinmeyen kâfir günahkarların yüzleridir. Allah onları işte böyle cezalandırmıştır.[20]





--------------------------------------------------------------------------------

[1] Tirmizî, K.Tefsir el-Kur´an, Sure: 80, bab: 1, Hadis no: 3331

[2] Güvenilir olmayan hu rivayetlerin alınması uygun görülmemiştir.

Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 9/5.

[3] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 9/7.

[4] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 9/8.

[5] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 9/8.

[6] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 9/8.

[7] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 9/9.

[8] Müslim, K.el-Müsafirîn, bab: 244, Hadis no: 798 / Buhari, K.et-Tevhid, bab: 52

Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 9/9-10.

[9] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 9/10.

[10] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 9/10.

[11] Dehr (insan) Suresi, 76/3

[12] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 9/11.

[13] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 9/11-12.

[14] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 9/12-13.

[15] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 9/14.

[16] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 9/14.

[17] Müslim, K.el-Cennet, bab: 56, Hadis no: 2859 / Nesei, K.el-Cenaiz, bab: 138

[18] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 9/14-15.

[19] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 9/15.

[20] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 9/16.


İnsanların En Güzel Ahlaklısıydı
Enes b. Malik (r.a.) şöyle dedi:Allah Resulü (a.s.), insanların en güzel ahlâklısı idi. Bazen kendisi evimizde iken namaz vakti gelirdi de hemen altında bulunan serginin (düzeltilmesini) emreder, yaygı süpürülür, sonra üzerine su serpilir, daha sonra da Allah Resulü (a.s.), imam olur biz arkasında saf tutardık. O da bize namaz kıldırırdı. Enes´lerin bu yaygısı hurma yapraklarından idi.
Sahih-i Müslim´deki hadis numarası: 1054

Keşke Sana Gelselerdi
Biz elçilerden hiç kimseyi ancak Allah´ın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir şeyle göndermedik. Onlar kendi nefislerine zulmettiklerinde şayet sana gelip Allah´tan bağışlama dileselerdi ve elçi de onlar için bağışlama dileseydi, elbette Allah´ı tevbeleri kabul eden, esirgeyen olarak bulurlardı. (4/64)

Bu site Şeyh hazretlerinin sevenlerince hazırlanmış olup, Haznevi cemaatının ve yüce üstadının resmi sitesi değildir.