Yaz?c? Sürümü
Mürselat Suresi

Mürselat suresi elli âyettir. 18. âyeti Medine´de diğerleri Mekke´de nazil olmuştur.

Bu mübarek surenin fazileti hakkında Abdullah b. Mes´ud diyor ki:

"BizıMina´da Resulü I lalı ile beraber bir mağarada bulunurken onu Mürse­lat suresi indirildi. O, onu okuyordu. Ben de sureyi onun ağzından öğreniyor­dum. O surenin yaşlığı henüz onun ağzındayken bir yılan aniden üzerimize atla­dı. Resulullah (s.a.v.) "Onu öldürün." buyurdu. Biz ona yöneldik yılan kaçtı. Resulullah: "Siz onu şerrinden kurtulduğunuz gibi o da sizin şerrinizden kurtul­du" buyurdu.[1]

Hz. Abbas´ın hanımı Ümmii Fadl, oğlu Abdullah b. Abbas´ın Mürselat su­resini okuduğunu işitince ona:

"Yavrum bu sureyi okumakla onu bana hatırlatmış oldun. Bu benim, Re-sulullahın, akşam namazında okuduğunu işittiğim en son şeydir." dedi.[2]



Rahman ve Rahim olan Allanın adıyla.



1-7- Birbiri ardınca gönderilenlere, esip savuranlara, yaydıkça ya­yanlara, ayırdıkça ayıranlara, özürc yer bırakmamak ve uyarmak için zik­re getirenlere yem ip olsun ki size vaadedilen mutlaka gerçekleşecektir.

Ayette zikredilen ve "Birbiri ardınca gönderilenler" diye tercüme edilen ifade:

Abdullah b. Mes´ud, Abdullah b. Abbas, Ebu Salih, Mücahid ve Katade tarafından, "Peşpeşe salıverilen ve estirilen rüzgarlara yemin olsun ki..." şeklin­de izah edilmiştir.

Mesruk´un rivayetine göre, Abdullah b. Mes´ud ve Ebu Salih´e göre ise bu ifadeden maksat, Allahm emir ve yasaklanyla peşpeşe gönderilen meleklere ye­min olsun ki..." demektir.

Taberi, âyet-i kerimeyi, herhangi bir şekilde kayıtlamanın uygun olmadı­ğını, onu genel anlamda almanın daha uygun olacağını, bu nedenle âyette zikre-. dilen "Peşpeşe gönderilenler"den maksadın, rüzgarlar, melekler ve peygamber­ler gibi bütün gönderilenleri kaplayacağını söylemenin daha uygun olduğunu izah etmiştir.

"Esip savuranlar" ifadesinden maksat ise, Hz. Ali, Abdullah b. Mes´ud, Abdullah b. Abbas, Mücahid, Ebu Salih ve Katade´ye göre, şiddetli esen rüzgar­lardır.

"Yaydıkça yayanlar" ifadesinden maksat, Abdullah b. Mes´ud, Mücahid, Ebi Salih ve Katade´ye göre "Rüzgarlardır.

Ebu Salih´ten nakledilen başka bir görüşe göre bu ifadeden maksat, "Yağ-mıırlar"dır. Yine Ebu Salih´ten nakledilen bir rivayete göre bu ifadeden maksat, "Kıyamette amel defterlerini yayan meleklerdir."

Taberi âyetin genel ifadesine bağlı kalarak "Yayanlar"dan maksadın "Bu­lutlan yayan rüzgarlar, yeryüzüne sulan yayan yağmurlar ve amel defterlerini yayan melekler" gibi izahların hepsini kapsadığını söylemiştir,

"Ayırdıkça ayıranlara" ifadesinden maksat, Abdullah b. Abbas ve Ebu Salih´e göre "Hak ile batılın arasını ayıran melekler"dir.

Katade´ye göre ise "Hak ile batılın arasını ayıran Kur´an"dir.

Taberi âyetin, "her hak ile batlın arasını ayıranı kapsadığını söylemiştiı.

"Zikri getirenlerden maksat, Abdullah b. Abbas, Katade ve Süfyan es-Sevri´ye göre peygamberlere vahiy getiren meleklerdir.

"Size vaadedilen mutlaka gerçekleşecektir." ifadesinden maksat, kıyamet gününün ve ondaki hesap, ceza ve mükafaatlanrın mutlaka gerçekleşmesidir.[3]



8- Yıldızların ışığı silindiği zaman,[4]



9- Gök yarıldığı zaman,[5]



10- Dağlar yerinden sökülüp savurulduğu zaman,[6]



11- Peygamberlere vakitleri bildirildiği zaman

Âyet-i kerimede geçen ve "Peygamberlere vakitleri bildirildiği zaman diye tercüme edilen izerresulü Ukkıtet" ifadesi, Abdullah b. Abbas tarafından "Peygamberler bir araya getirildiği zaman" veya "toplandığı zaman" şeklinde izah edilmiştir. Mü-cahid tarafından "Peygamberlere, ümmetlerine karşı şahitlik etmek için hazır bulunacakları vakit tayin edildiği zaman" şeklinde izah edilmiş, İbrahim en-Ne-hai tarafından "Peygamberlere belli bir vakit vaadedildiği zaman" şeklinde izah edilmiş, İbn-i Zeyd tarafından ise "Peygamberlere, kıyamet gününde bir araya gelmelerine kadar süre verildiği zaman" şeklinde izah edilmiştir.[7]



12- Bu dehşetli hadiseler hangi güne bırakıldı [8]



13- Hak ile batılın ayrıldığı güne bırakıldı.[9]



14- Sen o hak ile batılın ayrıldığı günü nereden bileceksin [10]



15- O gün, yalanlayanların vay haline.

Peygmaberler ve onlara vaadedilen kıyamet günündeki hesap, azap ve mü kafa at lar hangi güne ertelendi hiç biliyor musunuz Bu dehşetli şeyler, allahın, yarattıklarının arasında hüküm vereceği, haklıyı haksızdan ayıracağı bir zümreyi cennete, diğerini de cehenneme sevkedeceği günü ayırmıştır. Ey Mu-hammed, hakkın batıldan aymlediieceği o günün ne olduğunu sen nasıl bilecek­sin O gün, yalanlayanlara, cehennemliklerin kan ve irinlerinin aktığı Veyl va­disi vardır.[11]



16- Biz daha öncekileri helak etmedik mi [12]



17- Sonra gelenleri onların akıbetine uğratırız.[13]



18- İşte biz, suçlulara böyle yaparız.[14]



19- O gün, yalanlayanların vay haline.

*Nuh, Âd ve Semud kavimleri gibi geçmiş ümmetlerden peygamberleri­mi ve âyetlerimi yalanlayanları helak etmedik mi Onlarnı ardından gelip de in­karcılıkta onların yolunu tutanları da onlarnı peşine takarız. Nitekim İbrahim, Lut ve Şuayb´ın kavimlerini böyle yapmışısdır. Biz, bizi ve peygamberlerimizi yalanlayan suçlulara da böyle yaparız. Kıyamet gününde vay o yalanlayanların haline. Onlar için Veyl deresi vardır.[15]



20- Biz sizi bayağı bir sudan yaratmadık mı [16]



21-22- Biz o bayağı suyu belli bir zamana kadar sağlam bir yere yer­leştirmedik mi [17]



23- Onun ne olacağını biz takdir ettik, lîiz ne güzel takdir ediciyiz.[18]



24- O gün, yalanlayanların vay haline.

Ey insanlar, biz sizi, basit bir damla sudan yaratmadık mı Annenizin rahminden ayrılma vaktine katlar sizi, sağlam bir yer olan o rahimde yerleştir­medik mi Bunları biz takdir ettik. Biz ne güzel takdir edenleriz. Allahın kendi­lerini basit bir sudan yarattığını yalanlayanları, kıyamet gününde vay hallerine. Onlara Veyî deresi vardır.

Dehhak "Onun ne olacağını biz takdir ettik. Biz ne güzel takdir edici­yiz." ifadesini "Ona biz güç yetirdik. Biz ne güzel güç yetiriciyiz." şeklinde izah etmiştir.[19]



25-26- Biz yeryüzünü, diri ve ölüleri kapsayan bir yer yapmadık mı [20]



27- Oraya sabit ve yüksek dağlar dikmedik mi Orada size tatlı sular içirmedik mi [21]



28- O gün, yalanlayanların vay haline.

Allah teala bu âyet-i kerimelerde kendilerine verdiği çeşitli nimetlerle insanları uyarıyor ve buyuruyor ki: "Ey insanlar, biz yeryüzünü sizleri içine alan bir kap halinde yaratmadık mı O dirilerinizi de Ölülerinizi de içine alır. Biz o yeryüzünde hareket etmeyen yüksek dağlar yaratmadık mı Biz sizi, yeryüzün­de akan tatlı sularla sulumadık mı Kıyamet gününde bu nimetleri yalanlayanla­rın vay haline, onlara Veyl deresi vardır.

"Biz yeryüzünü diri ve ölüleri kapsayan bir yer yapmadık mı " âyetleri, Abdullah b. Abbas tarafından "Biz, yeryüzünü sizin için bir örtü ve bir korunma yeri kılmadık mı O, ölülerinizi de dirilerinizi de Örter." şeklinde izah edilmiştir.

Mücahid ve Katade tarafından ise "Biz yeryüzünü, dirilerinizi üzerindeki konutlarda, ölülerinizi de içindeki toprakta bir araya getirip Örten bir örtü yap­madık mı " şeklinde izah edilmiştir. Mücahid diğer bir izah şeklinde de "Biz yeryüzünü, dinlerinizin pisliklerini örten ve ölülerinizin cesetlerini içine alan sonra da çürütüp toprak haline getiren bir vasıta yapmadık mı " olarak açıkla­mıştır.[22]



29- (Kıyamet günü kâfirlere şöyle denir) Dünyada yalanlayıp durdu­ğunuz şeye (cehenneme) koşun.[23]



30- Üç kola ayrılan (cehennemin dumanına ait) gölgeye gidin.[24]



31- O, gölge yapmadığı gibi ateşten de koruyamaz,

Allah teala, kendilerine yeryüzünü bir siper, oradaki dağları bir denge unsuru ve suları da içme ve temizlenme vasıtası olarak verdiği, kullarına sesle­nerek bu nimetlere karşı nankörlük edenlere diyor ki: "Kıyamet gününde size şöyle denilecektir: "Dünyada iken yalanladığınız Allahın azabına koşun. Cehen­nemin ateşinden çıkan ve üç kola ayrılan dumanın altına gidin. O, öyle bir du­mandır ki sizi sıcağa karşı gölgelendirmez ve sizi ateşten kurtarmaz.[25]



32- Cehennem, saray büyüklüğünde kıvılcımlar saçar.

Bu ûyet-i kerime, Abdullah b. Abbas, Mücahid, Ebu Sahr ve Muham-med b. Ka´b tarafından, mealde verildiği şekilde izah edilmiş Taberi de bu görü­şü tercih etmiştir. Bu izaha göre cehennemden çıkan kıvılcımlar, büyüklükte köşkler gibidir.

Katade, Dehhak ve Hasan-ı Basri´ye ve Abdurrahman b. Âbidin İbn-i Abbas´tan naklettiğine göre bu âyetin izahı şöyledir: Cehennem ateşi kalın ağaç­lar gibi kıvılcımlar saçar."

Abdullah b. Abbas diyor ki: "Biz, uçarsın boyunda veya daha kısa yahut daha büyük ebatta odunlar keser kış için hazırlardık. Biz bu odunları, âyette kı­vılcımlara sıfat olarak zikredilen "Kasr" kelimesiyle ifade ederdik."

Mücahid´den nakledilen diğer bir görüşte de o, bu âyeti şöyle izah etmiş­tir. "Cehennem ateşi odun yığını gibi kıvılcımlar fırlatır."[26]



33- Sanki o kıvılcımlar sarı develer gibidir.

Bu âyet-i kerime, Hasan-ı Basri ve Katade tarafından mealde verildiği şekilde izah edilmiş ancak bunlar, "San deve"den maksadın "ASiyaha yakın ko­yu sarı develer" oldukların zira develerin bu renkte olduklarını söylemişlerdir. Taberi de bu görüşü tercih etmiştir.

Abdullah b. Abbas bu âyeti şu şekilde izah etmiştir "Sanki o kıvılcımlar, gemilerin halatları gibidir."

Said b. Cübeyr ve Mücahid ise: "Sanki o kıvılcımlar köprülerin halatlan gibidir." diye izah etmişlerdir.

Ali b. Ebi Talha´nm, Abdullah b. Abbas´tan naklettiği diğer l ir görüşe gö-rebu âyetin manası şöyledir: "Sanki o kıvılcımlar bakır külçeleridir."[27]



34- O gün, yalanlayanların vay haline.

Kıyamet gününde Allahın, kâfirleri uyardığı bu azapları yalanlayanların vay hallerine. Onlara Veyl deresi vardır.[28]



35- O gün onlar konuşamazlar.[29]



36- Özür dilemeleri için kendilerine izin de verilmez.[30]



37- O gün, yalanlayanların vay haline.

Taberi diyor ki: "Eğer biri diyecek olursa ki: "Bu âyette "O gün onlar konuşamazlar." büyütülüyor. Diğer âyetlerde ise cehennemliklerin "Rabbimîz bizi buradan çıkar. Eğer tekrar inkara dönecek olursak gerçekten zalimler olu­ruz."[31] "Kıyamet günü kâfirler şöyle derler "Ey rabbimiz, bizi iki defa öldür­dün, iki defa da dirilttin. Biz de günahlarımızı itiraf ettik. Şimdi bir kurtuluş yolu var mıdır "[32] .şeklinde konuşacaktan zikrediliyor. Bu nasıl izah edilir " Ona denilir ki: "Konuşup konuşmama, durumlara göre farklı olacaktır. Bazan konuşturulacaklar bazan da konuşturulmayacaklardır."

Bu âyet-i kerimede de onlann, kıyamet gününün bir bölümünde konuşa­mayacakları bildirilmiştir. "O gün" kelimesinin," "Konuşamazlar" fiiline muzaaf yapılması bunu ifade etmektedir.

Abdullah b. Abbas´tan da "O gün onlar konuşamazlar." "O gün biz onların ağız­larını mühürleriz de bize dilleri konuşur. Ayaklan da ne yapacaklarına şahitlik eder."[33]"Sonra içinde bulundukları zor durumdan dolayı "Rabbimiz olan Alla-ha yemin olsun ki biz.ona ortak koşanlardan değildik." demekten başka çaresi kalmaz."[34] âyet-i kerimeleri sorulmuş o da: "O gün durumlar çeşitlidir. Bazan konuşacaklar bazan da ağızlarına mühür vurulacaktır." demiştir.[35]



38- Bugün hak ile batılın ayırdedildiği gündür. Sizleri ve geçmiş üm­metleri bir araya topladık.[36]



39- Eğer kuracağınız bir tuzak varsa bana kurun.[37]



40- O gün, yalanlayanların vay haline.

Kıyamet gününde dinlen bu yalanlayıcılara şöyle denecektir: İşte bugün, Allanın, kullarının arasını hak ile ayıracağı bir gündür. Bugünde sizi ve sizden önceki ümmetleri, dünyada size vaadettiğimiz gibi bir arada topladık ve vaadi­mizi yerine getirdik. Eğer bugün sizi. Allanın azabından kurtaracak bir hiyleniz varsa o hiylenizc başvurun. Bu haberi yalanlayanların vay haline. Onlara Veyl deresi vardır.[38]



41-42- Şüphesiz ki takva sahipleri o gün gölgelerde, pınar başlarında ve canlarının istediği meyveler arasındadırlar.[39]



43- (O gün onlara şöyle denir) "Yaptıklarınızın karşılığı olarak afiyetle yeyin için."[40]



44- Şüphesiz biz, iyilikte bulunanları işte böyle mükafaatlandırırız.

Şüphesiz ki Ali ahin emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınarak on­dan korkan takva sahipleri kıyamet gününde, kendilerini sıcak ve soğuktan ko­ruyacak gölgeler altında, ağaçlarının altından ırmaklar akan pınarların başların­da ve arzuladıklarından yiyecekleri meyvelerin içinde bulunacaklar ve kendile­rine: "Ey insanlar, ey topluluk, ey takva sahipleri bu meyvelerden yeyip bu pı­narlardan için, afiyet olsun. Bunlar sizin vücudunuza herhangi bir zarar verme­yecektir. Bu nimetler size, dünyada yaptığınız ameller karşılığında verilmiştir." denilecektir. Evet. şüphesiz ki biz, âhirette, iyilikte bulunanları işte bu şekilde mükafaatlandıracağiz. Âhirette verilecek olan bu nimetleri yalanlayanların vay haline. Onlara Veyl deresi vardır.[41]



45- O gün, yalanlayanların vay haline.[42]



46- (Ey kafirler) Dünyada az bir zaman yeyin ve eğlenin bakalım. Şüphesiz siz suçlularsnız.[43]



47- O gün, yalanlayanların vay haline.

Ey, kıyamet gününü yalanlayan kâfirler, dünyada ömrünüzün geri kalan bölümünde az bir zaman yeyin. ve eğlenin. Sizler, suçlularsınız. Sizden önceki suçluların akıbetine uğrayacaksınız. Kıyamet gününde, Allahın beyan ettiği bu haberleri yalanlayanların vay haline. Onlara Veyl deresi vardır.[44]



48- Onlara: "Rükû edin" denildiği zaman rüku etmezler.

Abdullah b. Abbas bu âyeti: "Kıyamet gününde kâfirlere "Haydi secde­ye kapanın." dendiği zaman dünyada secde etmedikleri için orada Allanın huzu­runda secde edemezler," şeklinde izah etmiştir.

Katade ise bu âyeti, "Dünyada iken kâfirlere "Rüku edin" dendiği zaman onlar bunu beceremezler." şeklinde izah etmiş Mücahid ise: "Dünyada iken on­lara "Namaz kılın" elendiği zaman onlar namaz kılamazlar." şeklinde izah etmiş­tir.

Taberi bu âyet-i kerimenin, mücrimlerin. Allanın emirlerine ve yasakları­na karşı geldiklerini ve ona itaat etmediklerini ifade ettiğini söylemenin daha uygun olacağını açıklamıştır.[45]



49- O gün, yalanlayanların vay haline.

O gün, Allanın peygamberlerini ve onların tebliğ ettiği emir ve yasaklan yalanlayanların vay haline. Onlara Veyl deresi vardır.[46]



50- Onlar, Kur´andan başka hangi söze iman edecekler

O suçlular, Allah tarafından gönderildiğine dair açık deliller taşıyan bu Kur´am yalanladıktan sonra artık hangi söze iman edeceklerdir [47]





--------------------------------------------------------------------------------

[1] Buhari, K.Tefsir el-Kur´an, Sure: 77, bab: 4

[2] Buhari, K.el-Ezan, bab: 98

Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/529-530.

[3] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/530-531.

[4] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/532.

[5] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/532.

[6] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/532.

[7] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/532.

[8] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/532.

[9] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/532.

[10] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/532.

[11] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/532-533.

[12] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/533.

[13] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/533.

[14] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/533.

[15] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/533.

[16] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/534.

[17] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/534.

[18] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/534.

[19] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/534.

[20] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/534.

[21] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/534.

[22] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/535.

[23] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/535.

[24] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/535.

[25] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/535.

[26] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/536.

[27] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/536.

[28] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/537.

[29] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/537.

[30] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/537.

[31] Müminim Suresi, 23/107

Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/537-538.

[32] Mümin Suresi, 40/11

[33] Yasin Suresi, 36/65

[34] En am Suresi, 6/23

[35] Bkz. Buhari , K.Tefsir eI-Kur´an, Sure: 77, bab: 1

[36] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/538.

[37] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/538.

[38] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/538.

[39] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/539.

[40] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/539.

[41] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/539.

[42] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/539.

[43] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/539.

[44] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/539-540.

[45] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/540.

[46] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/540.

[47] Bkz. Bu son ayet hakkımla zikredilen hadisler iyin Kıyamet Suresinin sonu

Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/540.


İnsanların En Güzel Ahlaklısıydı
Enes b. Malik (r.a.) şöyle dedi:Allah Resulü (a.s.), insanların en güzel ahlâklısı idi. Bazen kendisi evimizde iken namaz vakti gelirdi de hemen altında bulunan serginin (düzeltilmesini) emreder, yaygı süpürülür, sonra üzerine su serpilir, daha sonra da Allah Resulü (a.s.), imam olur biz arkasında saf tutardık. O da bize namaz kıldırırdı. Enes´lerin bu yaygısı hurma yapraklarından idi.
Sahih-i Müslim´deki hadis numarası: 1054

Keşke Sana Gelselerdi
Biz elçilerden hiç kimseyi ancak Allah´ın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir şeyle göndermedik. Onlar kendi nefislerine zulmettiklerinde şayet sana gelip Allah´tan bağışlama dileselerdi ve elçi de onlar için bağışlama dileseydi, elbette Allah´ı tevbeleri kabul eden, esirgeyen olarak bulurlardı. (4/64)

Bu site Şeyh hazretlerinin sevenlerince hazırlanmış olup, Haznevi cemaatının ve yüce üstadının resmi sitesi değildir.