Yaz?c? Sürümü
Sunuş
FAHRÛDDİN er-RÂZİ VE TEFSİRİ
Hayatı, Şahsiyeti, İlmî Muhiti, Kültürü.
Tefsiri
Âyetleri Tefsirdeki Usulü.
Ayetleri Kur an Hadislere Açıklaması
Nuzûl Sebebleri
İsrailliyat
Kıraat
Muhkem Ve Müteşâbih.
Âyetler Ve Sûreler Arasındaki Tertib.
İlimler
Akâid.
Fıkıh Ve Usûlü.
Tasavvuf Ve Fırkalar
Mütezile Ve Şiâ.
İ Câzul-Kur´ân.
Münferid Kaldığı Görüşler
Tefsiri Hakkında Görüşler
Er-Râzî´nin Te´siri




SUNUŞ


20 yılı aşkın bir süreden beri küitür hizmeti içerisinde bulunan AKÇAG, millî kültürümüze hizmet etmeyi ve özellikle nesiller ara­sındaki kültürel ve buna dayalı olarak zuhur eden manevî boşluğu gidermeyi kendisine şiar edinmiştir.

Müslümanların, 1400 yıllık süre içerisinde meydana getirdikleri ilim ve kültür birikimi, bir köşeye itilip kendi haline terkedildiği tak­dirde; hem günümüz insanının bu birikimden istifadesi oldukça zorlaştırılmış, hem de ilim ve kültürümüzü sıhhatli bir zemine ve sağlam bir temele oturtmamış oluruz.

Bu gerçeği gözönünde tutan AKÇAG, Fahruddîn Râzi gibi asırla­rı kucaklayan, tefsir âlimleri içerisinde seçkinliği ve önderliği İtti­fakla kabul edilerek kendisine İmamü´l-Müfessirîn (tefsîrcilehn imamı, önderi) ve Mefâtihu´I-Gayb adlı eserine de Tefsîru´I-Kebir (tefsirlerin büyüğü) unvanı verilen bir âlimin, Kur´an-ı Kerim-i na­sıl anladığım ve nasıl yorumladığını günümüz ilim ve kültür çevre­sinin istifadesine sunmayı bir görev bilmiştir.

AKÇAĞ olarak, bu hizmetimizin en güzel bir şekilde ve plânla­nan süre içerisinde bitirilmesi için gereken gayret ve fedakârlığı gös­termeyi kendisine vazife telakki eder, Allah´ın inayet ve tevfikine sığınırız. [1]



TAKDİM Başa Dön


Hz, Peygamber (a.s.) vefat ettiği zaman geriye bindiği hayvan, kullan­dığı silah ve Hayber ile Fedek´te bazı arazilerden başka birşey bırak­mamıştı. Geride kendisine varis olabilecek sadece, o anda hayatta kalan tek evladı Hz. Fatıma, bazı hanımları ve amcası Hz. Abbas (r.a.) vardı. Gerek Hz, Fatima, gerek annelerimiz olan peygamber zevceleri ve ge­rekse Hz. Abbas (r.a.) Hz, Peygamber (a.s.)´in mirasını almak istediler. Mü´minlerin anneleri, Hz. Osman (r.a.)´ı halife-i resul olan H2. Ebu Bekir (r.a.)´e göndererek, Peygamberimizin geride bıraktığı hurmalıklardan sekizde bir miras paylarını istediler. Hz. Fatma (r.a)´ya da Hz. Ali (k.v.)´yi göndererek miras hakkını istedi. Hz. Ebu Bekir bunların hepsine, ResÛ-lullah (a.s.)´ın sağlığında söylediği şu sözleri hatırlatarak Peygamber (a.s.)´in mallarını onlara dağıtmadı:" "Biz peygamber­lere mirasçı olunmaz. Ölümümüzden sonra geriye, ne bırakırsak o, üm­met için sadakadır, vakıftır."

"(Vefatımda) vârislerim ne bir dinar ne bir dirhem paylaşmazlar. Bı­raktığım şeylerden, hanımlarımın nafakası ile işçilerimin ücretlerinden arta kalanı sadakadır. "[2]

Peygamberler işte böyledirler. Onlar geriye miras olarak dünya mal ve mülkü bırakmazlar. Çünkü bunlar oyun ve eğlenceden ibaret olan dünya hayatının aldatıcı süsleri ve boş övünme vasıtalarıdır (Hadîd, 20). Allah´ın rızasına ulaşmaya vesile olacak şeyler ise bunlardan daha ha­yırlıdır (Cum´a, 11). Peygamberlere ve peygamberliğe yakışan da, insan­ları aklanmayacakları bir yola sevketmeleri ve mirasçılarına daha hayırlı şeyleri miras bırakmalarıdır. Nitekim öyle de yapmışlardır. Meselâ, Hz. Süleyman (a.s) babası Hz. Davud (a.s.)´ın peygamberliğine, ilmine ve hik­metine[3] vâris kılınmıştı (Neml, 16).

Peygamberler de miras ve varis bırakmışlardır. Peygamberler miras olarak hakikat bilgisini, hidayeti, hikmeti ve güzel ahlâkı bırakmışlardır. Hem sonra peygamberlerin varisleri sadece evladları ve soylarından ge­lenler değildir. Peygamberlerin varisleri bütün insanlar ve bilhassa üm­metleri ve ümmet içinde bu mirasa arzulu olanlardır.

Hz. Peygamber (a.s.) da insanlığa ve bilhassa ümmetine Kur´an-ı Ke­rim ve onun en güzel tefsiri olan sünnetini miras olarak bırakmış, ve

"Ey insanlar size iki şey bırakıyorum, Eğer onlara sarılırsanız saptır­mamış olursunuz: Allah´ın kitabı ve Ehl-ı Beytim " [4] buyurmuştur. Bu bir kaderdir, Muhammed ümmetinin kaderi.,, Çünkü Hak Teâlâ böyle tak­dir etmiştir:

"Sonra Biz (Allah) Kur´an´ı, kullarımızdan seçtiğimiz (Muhammed üm­metine) miras kılmaya hükmettik " (Fâtır, 32).

Fakat herkese açık olan bu mirasın gerçek varisleri, onu almaya son derece istekli olanlardır, onlar da âlimlerdir. Bu hakîkatı Hz, Peygam­ber (a.s.) şu veciz hadis-ı şerifi ile ne güzel beyan etmiştir:

"Alimler peygamberlerin varisleridir. Peygamberler ne bir dinar, ne bir dirhem miras bırakmazlar. Onlar ancak miras olarak ilim bırakırlar, Kim o ilmi alırsa (peygamberin mirasından) bol hisse almış olur," [5]

Bu öyle bir mirastır ki alındıkça, bölüşuldükçe çoğalır ve artar:

"Eğer yerdeki bütün ağaçlar kalem olsa, deniz de, arkasından yedi deniz daha katılarak mürekkeb olsa (ve Allah´ın kelimelerim yazsalar), yine Allah´ın kelimeleri (ilmi ve ezelî kelamı) tükenmez, Muhakkak ki Al­lah aziz ve hakîmdır " (Lokman, 27).

İşte bu ilâhî peygamber mirasından, asırlardır âlimler alabildiğine sa-hib olmak için gayret etmiş ve herkesin de kendileri gibi bu manevî zen­ginliğe sahib olması için uğraşmış, tavsiyelerde bulunmuş ve va´z-u nasihat etmişlerdir. Bununla da kalmamış, henüz kendilerine yetişmemiş insanlar için eserler yazmışlar ve elde ettikleri ilâhî mirası kıyamete ka­dar, inananlarla paylaşmak istemişlerdir

imam Fahruddm Râzî bu şanslı vâris ve mevrûslardandır O, elde etti­ği değerli mirası, diğer birçok eserinin yanısıra, bilhassa muazzam tefsi­rinde bizlerle paylaşmayı arzu etti Ondan sonra gelen birçok islâm âlımı ve müslüman gerçekten bu mirastan paylarını bol bol almışlar ama o tü­kenmemiş, bizlere de kalmış ve bizden sonrakilerin istifâdesine âmâde olmaya devam edecektir Çunku o, içme dalınmadan tam farkına varıla­mayan bir derya gibidir

Biz, istifade imkanı bulduğumuz bu hazmeden, genelde Arapça´ya vakıf olmayan müslüman milletimizin de istifade etmesini, buyuk âlım Fahred-dm Râzî´yı tanımasını, bunlardan daha önemlisi, Allah´ın kelamını deği­şik ve gerçekten dirayetli bir âlımın kaleminden anlamasını temin etmek istedik ve bu tefsin tercümeye başladık Böylece kültürümüze önemli bir esen kazandırmayı arzu ettik Bunu, herşeyden önce, Kur´an´a bir hiz­met olsun diye ve milletimize karşı vazifemizi biraz olsun yapmış olalım diye yaptık

Bir dilde yazılmış esen, bir başka dile aktarmanın zorluğunu az çok herkes bilir Fakat bu zorluğu ciddî tercümeler yapmaya uğraşanlar ka­dar kimse bilemez Çoğu zaman iyice anladığınız bırşeyı istediğiniz gibi ifade edememenin, bazı mana ve inceliklerin kaybolduğunu gorup bır-şey yapamamanın ızdırabmı, ancak aynı tecrübeyi yaşayanlar bilir He­le tercüme edilen eser veya metnin konusu mucerred meselelerle ilgili ise bu zorluklar katlanarak artmaktadır

Tercüme yaparken, eserin yazıldığı dili ve aktarıldığı dili ıyı bilmek, her ıkı dilin inceliklerine de belli bir msbette vâkıf olmak en önemli hu­suslardandır Buna rağmen hiçbir zaman tercüme, orjmal eserin yerini tutamamaktadır Çunku her halükârda ondan bazı incelikler, nükteler, nüanslar, te´kıdler ya tamamen kaybolmakta veya güçlerinden bir kıs­mını kaybetmektedir İşte bir metni başka bir dile aynı ifade gucu ile tercüme etmek imkansız olduğu için ve Arapça olan Kur´an-ı Kerım´ın tercümeleri, hiç bir zaman Kur1 ân´in yerini tutamayacağı ıçm, namazda sûrelerin tercümelerini okumak câız görülmemiştir

Butun bunlar Kur´an gibi, Arapça´nın zirvesinde olan bir kıtab için soz konusu olduğu kadar, en basit kıtablarda da soz konusudur Mefâtıhu´l-Gayb´a bu açıdan baktığımızda onu hem kolay hem zor tarafları olan bir eser olarak goruruz Bilhassa kelam, felsefe, mantık, astronomi, tıb ve anatomi ile ilgili meselelerde metni bihakkın aktarmak, herkesin anla­yabileceği açık bir Türkçe ile ifade edebilmek oldukça guç olmaktadır Çunku bu gibi yerlerin iyice anlaşılması herşeyden önce ilgili ıstılahlara vâkıf olmaya dayanmaktadır Tercümelerde dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan biri ıstılahları mumkun olduğu kadar aynen almak, onları tercüme etmeye kalkmamaktır Okuyucunun bu gibi kısımları an­layabilmesi için o ıstılahları bilmesi gerekmektedir Bu zorluklara bir de Türkçe´nin son yıllarda içme duştuğu, hem nesiller arasında kopukluk meydana getiren hem de dilimizin ifade gucunu zayıflatan kargaşayı ek­lemek gerekir

Biz, butun bu zorlukları goz onune alarak, elden geldiği kadar sağlam, anlaşılır, tefsirin şanına yakışır ve metne uygun bir tercüme yapmak ıçm kolları sıvadık Bunun ıçm de bazı prensipler tesbıt edip, imkan nısbe-tinde bunlara uymaya karar verdik

1-) Tercümeyi, Lutfullah Cebeci, Sadık Kılıç ve Cafer Sadık Doğru ola­rak, uç arkadaş müştereken yapıyoruz Yanı sahıfelerı aramızda payla­şarak tercüme yapmamaktayız, uç arkadaş bıraraya oturuyor ve aynı yen beraberce müzakere ederek tercüme etmekteyiz Her ne kadar bu, da­ha fazla zaman alan bir usul ise de, muhtemel yanlışlıkları asgarîye indi­receği ıçm biz bu usûlü tercih ettik Buna rağmen ya zuhûl esen ya yanlış anlama netîcesı bazı hataların meydana gelmesinin kaçınılmaz olduğu­nu düşünüyoruz Çunku insan hatâ ve nısyandan murekkebtır, "En mü­kemmeli yaptım " dediği zaman bile birçok eksiği çıkar

2-) Bununla beraber biz, yanlış ve hataları en aza indirmek ıçm elimiz­den gelen gayreti göstermeye çalışacağız işte bu sebeble tercümenin gerek ifâdesinde olabilecek rekâketını gidermek ve gerekse gözden ka­çan hatalarını düzeltmek ıçm dikkatli bir kontrolden geçmesi gerekiyor­du Bu önemli vazifeyi hocamız Suat Yıldırım üstlendi

3-) Tercumede metne mumkun mertebe sâdık kalmaya çalışıyoruz Bu meyanda hiçbir atlama yapmıyoruz Çunku esen müellifin bir emaneti sayıyor, bilerek yanlışlık yapmayı, "zor geliyor " veya "bunun söylen­memesi gerekiyor " gibi mülahazalarla bazı yerleri atlamayı emanete hı­yanet addediyoruz Metne sadık kalındığı zaman tercümelerin pek akıcı olmayacağı herkesin malumudur "Akıcı olsun da metne sadık olmazsa olmasın " diyemeyeceğimiz ıçm, tercümeyi fazla akıcı bulamayabilirsi­niz Ama biz yme de metnin müsaadesi msbetmde tercümeye bir akıcı­lık kazandırmaya çalışıyoruz

4-) Tefsirin bazı hususiyetlerinden dolayı, butun gayretlerimize rağmen tercümede az da olsa görülebilecek ifade kapaklıkları eksik olmayacak Bu gibi yerleri daha iyi anladığımız halde ancak o kadar ifade edebil­dik Bunun en önemli sebeblermden bin eserm, çeşitli Islâmî ilimlere âıt ıstılahları çokça kullanmasıdır Biz bu tabirleri bazan dipnot düşerek, bazan parantez içinde bir kaç kelime ile belirtmeye çalıştık Fakat bun­ların yeterli olduğu kanaatinde değiliz Inşaallah tefsirin en sonuna bu­tun bu ıstılah ve tabirleri ıhtıvâ eden bir lügatçe ve çeşitli indekslerden oluşan bir cilt ilave etmeyi planladık

5-) Biz tefsin olduğu gibi terceme etmeye gayret ettiğimiz için, mufes-sırımızın bazı ilmî izahlarına ters gibi görülecektir Bu gibi izahların, mu-fessırm yaşadığı çağ ve şartlar içinde değerlendirilmesi gerekir Bununla beraber birçok izahın bugün bile çok şey ifade ettiği görülecektir

6-) Mefâtihu´l-Gayb´m en önemli hususiyeti, dirayet tefsin, yanı tefek­küre dayanan bir tefsir olmasıdır Fakat o, neredeyse rivayete dayanan tefsirleri aratmayacak kadar hadis ve haberlere de yer vermiştir Bu ba­kımdan tefsir birçok hadis ihtiva etmektedir Biz imkanımız msbetınde "Mu´cemu´l-Mufehres Lı-Elfazı´1-Hadîs" ile el-Aclûnîmn "Keşfu´1-Hafa", SuyÛtı´nın, "el-Câmıu s-Sagîr ´ adlı eserlerinden istifade ederek, Hz Pey­gamber (a s )´m bizzat sozu olan hadislerin yerlerim belirtmeye gayret ediyoruz Bulamadıklarımıza bırşey demiyoruz Zaten mufessırımız yer yer, naklettiği hadisleri hangi hadis kitabından aldığını belirtmiştir

7-) Asırlar içinde, kültürümüzün temelini teşkil eden Islâmıyetm dili­mize kazandırdığı ve kendileri ile manevî dünyamızın tefekkürünü kur­duğumuz Kur´anî kelimelere karşı açılan savaş, gençlerimizin bu kelimelerden habersiz büyümesine, böylece de babaları ve dedeleri ile ayrı kelimeleri konuşan nesiller haline gelmesine sebeb olmuştur Bu se-beble tercümede büyüklerimizin daha çok kullandığı kelimeleri kullan-sak, yaşı msbeten genç ve bilgisi az olanlara bu tebliği ulaştırmamış olacağız Yem kelimeleri kullansak, belli bir yaşın üstündeki halkımızın çoğunun anlayamayacağı bir uslûb seçmiş olacağız Halbuki biz, bu ter-cemeyı herkesin anlamasını istiyoruz Ne varkı böyle bir uslûb bulmanın mumkun olmadığını da biliyoruz Fakat bu hedefe ulaşabildiğimiz nısbette yaklaşmak istedik Bu itibarla tercümede bazı yeni kelimelere de rast­layabilirsiniz.

8-) Baskı ve dizgi hatalarının farkına varabilmek ve baskı hatalarından doğabilecek yanlış anlama, yanlış tercüme etme durumlarına düşmemek için Tefsin, biri istanbul, 1308 (hıcrı)´de, diğeri Mısır, 1938´de yapılmış ıkı ayrı baskısından takıb ederek tercüme ediyoruz

9-) Tercümede olabilecek fahiş hataların farkına varacak kardeşleri­mizin, tashih için bunları bize posta ile bildirmelerini rıcâ ediyoruz

10-) Tercümenin başına Tefsir ve Mufessır ile ilgili değerli makalesini koymamıza izm veren değerli hocamız Prof Dr Ismâıl Cerrahoğlu´na mü­teşekkir olduğumuzu bilhassa belirtmeliyiz

Cenab-ı Allah´dan tevfık ve inayetini niyaz ediyoruz

TERCÜME HEYETİ. [6]



FAHRÛDDİN er-RÂZİ VE TEFSİRİ[7] Başa Dön


Prof. Dr. İsmail CERRAHOĞLU

İslâm âlimleri arasında geniş kültüre sahip olan şahsiyetlerden biri de hiç şüp­hesiz Fahrûddin er-Râzî´dir. Onun kültürünün temeli o kadar geniştir ki naklî, aklî ve tabiat ilimlerinden hangisini ele alırsak alalım, karşımızda onu bulmamak müm­kün değildir Çok yönlü olan bu insanın, her yönden ele alınarak incelenmesi müm­kündür. Hatta, meşhur olan tefsirinde dahi pek çok yönleri ele alınabilir. Genellik­le, felsefe ve çeşitli ilimlerle dolu olan tefsirinin anlaşılmasının zorluğundan dola­yı, cemiyetimizde, kendisine ulaşılmayan bir tefsir niteliğini kazanmıştır. Biz, bu alanda çalışacaklara bir ışık tutmak maksadı ile onun hayatına temas edecek, genel hatları ile tefsirini tanıtmağa çalışacağız. Tefsirinde temas edeceğimiz nok­taların her birinin mühim bir tez konusu olacak mahiyette olduğu göz önünden uzak tutulmamalıdır. [8]



Hayatı, Şahsiyeti, İlmî Muhiti, Kültürü


Hicretin 543/1149 senesi Ramazan ayının 25 inde Rey şehrinde doğan müellifimizin adı Muhammed b. Ömer el-Huseyn b. Ali el-Kureşî et-Teymî, el-Bekrî, et-Taberistânî´dir. Kazanmış olduğu ilim ve şöhret sebebi

ile Fahrûddin er-Râzî ve el-Fahr b. el-Hatîb gibi lakablarla meşhur olmuştur. Kün­yesi ise Ebû Abdillah veya Ebu´l-Fadl´dır. Onun 544/1150 senesinde doğduğunu söyiiyenler de vardır. İlminin ilk kaynağı babasıdır. Babası Rey hatibi diye tanınan Ziyauddîn idi. Bu zât, meşhur el-Bağavî´nin sohbetinde bulunmuş, ilim ve edebi­yata vâkıf, lisânı fasih bir kimse idi. Zamanında, Kelâm ilminde ileri gelen kimse­ler arasında sayılırdı. "Gayetü´l-Merâm" adlı iki cildlik eserini es-Subkî incelemiş, onu Ehli sünnet Kelâm kitâbları arasında en nefis olanlarından bulmuştur. Böyle edip ve âlım bir babaya sahip olan Fahrûddın´ın, ilk bilgilerini ve bilhassa fesaha­tini babasından aldığı şüphe götürmez Fikirleri yönünden de çok keYre onun tesiri altında kaldığı gorulur

Genç FaYvrûddvn, zamanının âdeti o\duğu üzere, çeşrth te\am \\\m merkez\enne ılım almak için seyahatlerde bulunmuştur İlk seyahati Hârezm´e olmuş, orada Mu­tezile akidesine sâhıp kimselerle yaptığı mezhep ve ıtıkâd münazaraları sebebi ile, o ülkeden çıkarılmış 580/1184 senelerine doğru Buhâra´ya gitmeye niyet et­miş, yolu üzerinde tabıb Abdurrahmân b Abdılkerım es-Sarahsıye uğramıştı Fah-rûddın´den çok hoşlanan bu zât ona ızâz ve ikramda bulunmuş, bu sebebten dolayı bir müddet Serahs´da kalmıştı Oradan Buhâra´ya gelmiş, orada Hanefî fakıhı er-Radî en-Neysâburî ile arasında münazaralar devam etmiştir Semerkant, Hocent Benâkıt [9], Gazne ve Hınd beldelerini dolaştıktan sonra Buhâra´ya don­muştur Butun bu beldelerde hürmet gören müellifimiz, muhaliflerinin halkı kış­kırtması sebebi ile Buhâra´yı terketmek mecburiyetinde kalmıştı Doğduğu yer olan Rey´e donmuştur Bir müddet sonra Bâmıyân[10] emîrı olan Bahâuddîne git­miş, orada izaz ve ikram gormuş, Gaz, a Sultanı Gıyasuddın el-Gûrî´nın yanında bulunmuş, sultanın yanında mevkii yucelmıştı Hârezm devletinin buyuk sultanı Alâuddın Muhammed b Tokeş´e ulaşmış, Hârezmşâh´ın onu evinde ziyaret et­mesiyle, o en yüksek mevkî ve ta´zıme ulaşmıştı Herat´ta kalmakta karar kılmış, orada evlâd ve mülk sahibi olmuştu

Ilım almak için yaptığı bu gezileriyle yazarımız, kendini geliştirmiş, zekâ ve akıl dolu bir kafaya sâhıb olduğundan, ilmin çeşitli kollarında pek çok eserler meyda­na getirmiştir

Dünyanın izzeti ve âhıret âleminin saadeti olması bakımından birinci derece­de İlmi Kelâm´a ihtimam göstermiştir Allah´ın zâtı, sıfatlan, ef´âlı, isimlerini ortaya koyması bakımından Kelâm ilmini, ilimlerin en şereflisi ve en mükemmeli olarak gorur.

Fahrûddın´ın, kelâm ilmine karşı sevgisi babası Zıyaûddın´den gelir Ailesinde­ki kelâm ilmine karşı olan sevgi, Imâmu´l-Haremeyn Ebu´l-Meâlî el-Cuveynî (O 478/1085) - Ebu Ishâk el-lsferâ´înî (O 418/1027) - Ebû´l-Hasen el-Bâhılî (O 370/980) - Ebû´l-Hasen el-Eş´arî (O 324/936) - Ebû Alı el-Cubbâî (O 303/915) ye kadar ulaşır es-Subkfnın ifadesine göre, Fahrûddın, Imâmu´l-Haremeyn´ın kelâm ilmi­ne âıt olan "eş-Şâmil" adlı eserini ezberlemişti Bizzat kendi ifadesinden anlaşı­lıyor ki, kelâm ilmine dâir 12 000 varak ezberlemiştir

Fırka kitablannın asıllarına ve usullerine vâkıf bir kimse idi. Bu sebebten onlar­daki doğru ve hataları iyi bir şekilde ayırt edebilmekte idi. eş-Şehristâninin, "el-Mflel ve´n-Nihal" adlı kitabının, mehazlarının çok mütaassıb kimselere dayandı­ğını ileri sürerek, bu eserin itimada lâyık olmadığını söyiiyecek kadar ileri gidebil­miştir. O, Gazâliyi sevmesine ve onun kültürüne iyi bir şekilde vâkıf olmasına rağ­men, onun fikirlerini ve metodunun bazı noktalarını tenkid etmiştir, Fahrûddin, Tiüslümanların felsefe kültürünü en geniş şekilde öğrenmişti. Meraga´da zama­nının en faziletli âlimi Mecduddîn el-CTlî´den Kelâm ilmini ve hikmeti okumuştu. Hicri 582/1186 yılında Buhârada iken müneccimler tufan olacağına hükmetmiş-er, âlimlerden pek çokları bu sözlere inanmıştı. Fahrûddin ise, İbn Sina, Farabî /e Ebû Sehl el-Mesîhî´nin eserlerine dayanarak, müneccimlerin ileri sürdükleri ikirlerin zayıflığını göstermişti.

er-Râzî Şeriat ilimlerinde de âlim bir usûlcü idi. "e I-Mahsûl fi Usûll´l-Fıkh" adlı eseri bu hususu teyid eder. Hele tefsirinde şer´i meseleler üzerinde durması, onun bu alandaki yerini göstermeye yeterlidir. Çok çeşitli alanlarda yazdığı eserlerinin bir kısmının basılmış olması, diğer bir kısmının ise yazma halinde kütüphaneler­de bulunması, onun üzerinde geniş bir çalışmanın yapılması lâzım geldiğine bir işarettir. Onun fikirleri ve eserleri zamanından itibaren her tarafta yayılmaya baş­lamış, öyle bir şöhrete ulaşmıştır ki, zamanının imâmı olmuştur. el-Kıftî, onun için, "zamanının en faziletli kişilerindendi, fıkıhda, usûlde, kelâmda hikmette eskileri geçti" demektedir. İbn Haldun ise, "mantık ve münazara ilmini en iyi işleyen kişi­nin er-Râzî olduğunu" söylemektedir. İbn Hallikân´da, "O asrının yeganesi idi. O, ilmi kelâm ve ma´kulât ilimlerinde zamanındakilere üstün geldiğini" ifade eder. Bazı âlimlerde, er-Râzî´yi Hicrî VI. asrın müceddidi olarak görmüşlerdir. Bir yere giderken, kendisine sualler soran kalabalık bir cemaat etrafını sarardı. Zeynud-din el-KTşî, Kutbu´l-Mısrî, Neysâburî, Muîaddal b. Ömer, Tâcuddin el-Ermevi, Şem-suddin Hüsrevşâhi, onun kıymetli talebelerindendir. Fahrûddin´in va´z meclisle­rinde, melikler, vezirler, âlimler, emîrler ve halk hazır bulunurdu. Dinleyiciler ara­sında bulunan çeşitli mezhep sâlikleri ona çeşitli sualler sorarlar, o da suallere gereken en güzel cevabı verirdi. Pek çok Kerrâmî ve diğer mezhep sâliki, onun sayesinde, Ehlî sünnet akidesine dönmüşlerdi. Herat´ta Şeyhu´l-İslâm lakabını al­mıştır. Onun kıymetini takdîr eden hükümdarlar, çeşitli beldelerde onun namına medreseler tesis etmişlerdi. Eserleri bu medreselerle diğer İslâm ülkelerindeki-erde okunurdu.

Gerek ilminin zenginliği ve gerekse izzeti nefis sahibi oluşu sebebi ile Fahrûd­din, sultanlar, melikler ve emirler yanında yüksek mevkilere sahib olmuştu. Ken­disi orta boylu, şişmanca, uzun sakallı, sesi gür, vakar ve haşmet sahibi bir kimse di. Doğru bir imana ve ruhî riyazete sahip, zâhid bir yönü de vardı. İnsanlara Mlah´ın emirlerine tâbi olmayı emrederdi. Bazı hutbelerinde ağlar ve dinleyicilerını de ağlatırdı Tefsirinde bir çok duâ ve istiğfarlar vardır Allah´a tevekkül eden bir kimse olduğundan ve ilmine de güvendiğinden, fikirlerini adeta meydan okur­casına ortaya koymaktan çekinmemiştir Kerrâmılerle çok uğraşmış, bınbırlerını küfürle bile itham etmişlerdi Kerrâmıler, ona hücumda o kadar ilen gitmişlerdi ki, oğluna ve karısına fısk ve zina ile ittırada bulunmuşlardı Fahrûddın bu haberi duyduğu zaman "bunların vukuu mümkündür Ama Allah´a yemin ederim ki, Al­lah cisimdir, diyemem´ demiştir Kerrâmılerle olan bu mücadelesi gerek tefsirin­de ve gerekse diğer eserlerinde görülebilir

Fahrûddın er-Râzî nın hususiyetlerinden biri de keskin bir zekâya sâhıp olma sı ıdı O hiç bir zaman mutaassıb bir kimse olmamış, mutekellırn ve felsefeci olan muhaliflerinden hiç kimseyi tekfir etmemiştir Ona göre mutekellımler ve filozoflar Allah ı, takdis tenzih ve ta´zım etmeye Çalışmışlar, fakat bazıları hatada, bazıları doğru yolda olmuşlardı Zira hepsinin gayesi Allah´ı yüceltmekti Yalnız Kerrâmı­ler, onun bu geniş toleransının dışında kalmışlardı Kendisine ve ailesine karşı gösterdikleri lâyık olmayan şiddete karşı, onları tektir ederek âdeta onlarla mu­harebeye girişmişti Hasımlarından olan IbnutTabbâh, Fahrûddın´ı eserlerinde ehli beyte muhabbetinden dolayı Şı´î ıdı demektedir Bazı mutaassıb Ismâılî dâı-ler de onu Ismâılî addetmişlerdir Halbuki Fahrûddın tefsirini Bâtınılerın tevılatları-nı tenkıd etmek ve onlarla mücadele etmek için yazmıştır O, Tefsirinde bazı iba­relerinde (Hz) Ebû Bekri (Hz) Ali´ye tafdıl eder Buna rağmen bazı Râfızıler, onun bu sözlerini gizleyerek veya gormemezlıkten gelerek onu Şıâ içerisine sokmaya çalışırlar Fahrûddın bu şekilde hareket edenlere de lanet eder

er-Râzı, bidayette fakır olmasına rağmen, hayatının sonlarına doğru, hüküm­darların verdiği hediyelerle zengin olmuştu Kendisinin Zıyauddîn ve Şemsud dîn diye bilinen ıkı oğlu olmuş, bunlar da ilimle meşgul olmuşlardır Bir de Ha-rezmşâh Sultanının veziri Alâu´l-Melık el-Alevî ile evlenen bir kızı olduğu söylenir

Devrinde çok yüce bir ılım mevkiine erişen bu âlım zât 606/1210 senesi Rama­zan bayramının birinci gunu vefat etmiştir Kerrâmîlerın onu zehirlediği ve olumu üzerine sevinç gösterilen yaptıkları söylenir Fahrûddın, kabrinin Kerrâmîlerden gizlenmesini ve şeriat esasları üzerine gömülmesini istemiş, evladlarına her mus-luman için örnek olacak bir vasıyetnacne bırakmıştır.[11]



Tefsiri Başa Dön


IV.cü hicri asırdan itibaren, Mutezile mezhebinin tefsir üzerindeki hızı kesilmiş, Ebu´l Hasen el-Eş´arî (Ö. 324/936) tefsiri sunnı bir metoclla ele almıştı Daha son­ra gelen Ebû Bekr el-Bâkıllânî (O 403/1012), Imâmu´l-Haremeyn (Ö 478/1085) ve İmâm el-Gazâlî(Ö. 505/1111) gibi şahsiyetler fikirlerini fıkıh ve kelâm etrafında toplamaya çalışıyorlardı Bu zatların eserlerinde şerıâtle hikmetin birleştiği göru-lur. Yine bu asırlarca mütekellimlerden olan hadıscıler ortaya çıkar Ebû Bekr ıbnu´l-Arabî(O. 543/1148), el-Kâdî İyâd (Ö 544/1149) gibi şahıslar dini maârifle, felsefi maârifi birleştirmişler ve felsefeyi dine hizmet edecek şekilde geliştirmişlerdir. Vl.cı asrın ortalarında parlayan bir yıldız, Yunan felsefesini, kelâmı ve Şâfıı mezhebi pzerıne fıkıh usûlünü okumuş, daha sonra tefsir, kelâm, usûl, fıkıh, nahiv, edeb, felsefe, tıb, hendese ve astronomi ilimleri alanında eserler vermiştir. Bu zât, müel­lifimiz Fahruddîn er-Râzî´dır. O, aklî ve naklî ilimler sahasında çeşitli eserler ver­mekle beraber "Mefâtihu´l-Gayb" isimli muazzam tefsirinde, ilmin çeşitli alanları­na bol bol temas etmiştir.*[12]

a) Burhanuddır en-Nesefı (O 686/1287) nın "el-Muhtasâr bi´l-wadıh"ı.

b) Nızamuddmel-kummî en-Neysâbûrî(O 728/1328) nın "Garâibu´l-Kur´ân ve Regâibu´l-Furkân"\ Bu eser 1280 senesinde 3 cilt olarak Delhıde basılmıştır

c) el-kâdî Muha.nmed b Ebı I-Kâsım er-Rîgî (O 1308/1890) Muhtasarına "Tenviru´t-Tefsîr Muhtasaru´t-Tefsm´l´kebır" adını vermiştir Bu eserin yazması Parıste Millî Kütüphanede 619 Nodadır

ç) Şemsuddın el-lsfahânî´de er-Râzî nın tefsjrı ile, ez-Zamahşen´nın tefsirini Ziyade ve itirazlarla bir­likte cem etmiştir

d) Keza Muhammed el-Kâdî bı Ayaslugun da tasarrufât ve zıyadelerıyle bir muhtasarı vardır

e) er-Râzî´nın bu buyuk tefsiri Mevlay Halil Ahmet Isrâîlî tarafından "Sirâcu´l-Munîr" adiyle Ordu cuya terceme edilmiştir (Brıtısh Museum No685, mülhakta)

f) Mc Neıle er-Râzî´nın tefsin için bir fihrist hazırlamıştır London, 1932

Fahruddîn er-Râzî, kelâm ve felsefe yolunu tâkıb etmiş, fakat bu yolda fazla ,bır fayda temin edemediğini de itiraf ederek, Kurânî hikmetin, kelâmı yolların hep­sinden daha sağlam olduğunu söylemiştir.[13] Bu bakımdan o, tefsirinde tabıatçı-lar ve felsefecilerle dâima münazara etmiş ve onlara meydan okumuştu O, Kur-ân´ın hikmetlerini ortaya çıkarmaya çalışmış veya insanları Kur´ân´ın kaynağına doğru sevketmıştır Kur´ân´ın ilk sûresi olan el-Fâtıha´yı tefsir ederken, tefsirdeki metodunu ortaya koymağa çalışmış, diğer sûreleri de, orada koyduğu esaslara göre incelemiştir Sûrelerin başlangıçlarında, o sûreden elde edilen faydaları kay­deder Tefsirinde ilmi meseleler, hikmetler, terbiye, belagat nükteleri, arapça dil­bilgisi kaidelerinden istifade edilerek terkıblerden elde edilen neticeler, manala­rın teselsülü ve kelâmı meseleler yer alır Çok çeşitli meseleleri ihtiva etmesi baki; mından bazı ılım adamları "er-Râzî´nın tefsin, tefsirden başka her şeyi ihtiva eder" demişlerdir Ibn Teymıye ve Ebu Hayyân el-Endelûsı´ye karşı, er-Râzî´yı savunan es-Subkî "Onun tefsiri, tefsirle birlikte her şeyi ihtiva eder" şeklinde bir ifade kul­lanmıştır.[14] Tefsırındekı her sûre başlı başına bir kıtab sayılabilir Bu tefsirin di­ğer bir hususiyeti, müellif münazaralarından, seyahatlerinden ve kendi hususi­yetlerinden bahsetmesıdır

Buraya kadar, tefsirinin genel görünüşünden bir nebze bahsettik Daha sağ­lam neticelere ulaşabilmek için bizzat tefsirini tahlile tâbi tutmamız en doğru ha­reket olacaktır Başkalarının dediklerinden ziyade, eserin kendisini objektif olarak ele almak en sağlam neticeye ulaşmak için bir yoldur

er-Râzî, çeşitli konulardaki eserlerini telif ettikten sonra tefsirini yazmağa baş­lamıştır Tefsirini yazmağa başladığı tarihi kat´ı olarak beli diyemiyoruz Bildiğimiz kadarı ile muazzam bir şekilde müstakil olarak el-Fâtıha tefsirini yazmış, sonra diğer sûreleri ona ilave etmiştir Bazı sûrelerin sonunda telif edildikleri tarihe rast­lamaktayız Bu tarihler sayesinde eserin, omrunun sonlarına doğru yazıldığını an­lıyoruz Yine bu tarihlerden anlaşıldığına göre, müellif tefsirinin bazı sûrelerine telif tarihlerini koymuş bazılarına koymamıştır Öyle zannediyorum ki, bazı eser­lerde mevcûd olan, er-Râzî bu buyuk eserini tamamlamamıştır Sonradan gelen­ler onu tamamlamışlardır, gibi sözler[15] buradan ilen gelmektedir Fakat er-Râzî üzerinde yapılan ciddi tetkikler, onun eserini tamamladığını kaydeder[16] Böyle bir ihtilafın ortaya çıkışının asıl sebebi, hacimli olan eserin tamamının okunmamasından ilen geldiği söylenebilir Uslûb hususiyetleri açık bir şekilde gösteriyor ki, el-Fâtıhâ sûresinden en-IMâs sûresinin sonuna kadar hepsi er-Râzî´ye aittir Di­ğer şahıslara âıtholduğu söylenen ibareler, bazı talebesinin tâlıkatları, haşiye ka­bilinden olan şeyler istinsah esnasında, metne girmiş olabilir Fakat bunlar asla aslı bozacak kadar çok değildir

Bazı sûrelerin sonunda telif tarihlerinin bulunduğunu söylemiştik Bunların ilki Âlı Imrân sûresi sonundadır 595 senesi Rebıu´l Âhır´ının ilk gunu olan Perşem­beye işaret edıîmektedır Nısâ sûresi yine 595 senesinde, Enfâl, Tevbe, Yunus, Hûd, Yusuf, Ra´d, İbrahim ve Isrâ sûreleri 601 senesinde, Kehf sûresi 602´de, Saffât, Sa´d, Zumer, Mu´mın, Fussılet, Şura, Zuhruf, Duhân, Câsıye, Ahkâf ve Feth sûre­leri de 603 senesinde telif edilmiştir Hatta bazı sûrelerin sonunda telif edildiği yer dahi zikredilmektedir Fatiha ve Bakara sûrelerinde tarih olmadığına göre, mu-ellıfımız tefsirini telife ya 595 senesinde veya bu seneden bir veya ıkı sene evvel başlaması mümkündür Tefsirinden elde ettiğimiz en son tarih ise 603 senesıdır Bu son tarih Feth sûresinde olduğuna göre, tefsirinin tumunu 604 veya omrunun gen kalan yıllarında, yanı 606 senesine kadar olan müddet içerisinde bitirmiş olabilir

Her mufessırın tefsirde bir gayesi vardır Fahruddîn er-Râzî´nın de boyie bir tefsir yazmaktan gayesi, aklî kanunlar ışığında Kur´ân´a gelecek olan saldırıları durdurmaktır[17] VI cı asırda İslâm alemindeki siyası ve sosyal hayattaki karışık­lık, onu böyle bir eser yazmağa sevketmıştır İslâm âlemi, bir taraftan Haçlı bir taraftan da TataTlar onunde yenilgiye uğramakta ıdı Eserini kelâmı sözlerle takvı ye ederek, mutezile istidlallerinin zayıflığını göstermiş, ıtıkâdî mezheb goruşu olarak Eş´arılığı benimsemişti Tefsiri genellikle bu hava içerisindedir Bu bakımdan asrı­nın ihtiyacına cevap verecek bir mahiyettedir Tefsirlerin genellikle zamanlarının bir aynası mesabesinde oldukları unutulmamalıdır

er-Râzî´nın tefsirdeki metodunun genel vasfını şöyle özetleyebiliriz Fatihada tembih mahiyetinde geniş bir mukaddime yaptığını söylemiştik Her sûrenin müs­takil bir kıtâb halinde olduğunu da söyleyebiliriz Kıtablar bablara, her bab da meselelere tahsis edilmektedir Her meselede mukaddimeler, hüccetler, latifeler, hükümler, vecıhler yer almaktadır Bablar, kısımlara, kısımlar fâıdelere, nüktelere ayrılır Bir çok fıkhî meseleler sıralanır Aklî sırlar lügatler, kelâmî mevzular anlatı larak, okuyucu fenden fene geçer Hayatın derin meselelerinden bahsederken adeta tefsirden uzaklaşmış gibi olursak da, aslında yine onun içerisinde olduğu­muzu hissederiz Bu sebebden bir çok kimseler onda tefsirden başka her şey vardır" demekle, onun bu eserini tefsir sınıfından dışarı çıkarmak isterler Hakıkatte bu buyuk bir hatadır Zira er-Râzî kelâmı yönlerin ıstınbatıni Kur´âna daya­narak yapmaktadır Tefsirinin mevzuiarına girerken ilmî aklî metodu kullanır Bu arada müslümanlann ahlâkî yönlerde meleke sâhıbı olmaları ıç*n, sâlıh kimsele­rin hikâyelerini, sofilerin kıssalarını, hakimlerin mevızelerını, âcjıl hükümdarların davranışlarını anlatmayı da ihmal etmez er-Râzî tefsire başlarken, o mevzuda vârıd olan butun fikirleri ortaya koyar, sonra onların delillerini ar^ederek münaka­şalara girişir Bunlar arasında seçmeler ve tercihler yapar ve deiıllerını ortaya ko­yar Muhım bir fık, bulduğunda, eğer o fıkır okuyucu tarafından tatbik edılebıle-cekse, onu muhtelif şekillerde takdim eder Âyetteki kultur yönlerini açıklar Oku­yucuyu geçmiş tefsirlere sevketmeye çalışarak, eski tefsiri e rd ekilen hulâsa ola­rak vermeye .çalışır.[18]

er-Râzî, bir âyeti tefsir ederken, o ayeti tefsîre yardım eden diğer bir çok âyet­leri zikreder ve orada pek çok faydaları da kaydetmeyi ıhma! etmezi[19] Aklî mah­reçli âyetler ıçm dâima aklını kullanır[20] Zaten o, dini kaideler için açık olan aklî vecıhlere tâbi olurdu Aklî delillerle, nakli teyıd etmeye çalışırdı Butun meseleleri ikna edici bir uslûbla ve sağlam felsefî münakaşalara dayandırarak incelerdi Nu-buvvet ve mucizeler hakkında kuvvetli aklî deliller ortaya koyardi Hazretı Musâ-nın asasının yılana tahavvul etmesi, Hazretı tvluhammed´ın Mescıd-ı Haram´dan Mescidi Aksa´ya cesedi ile gıdısı (Isra) nâdırattandır, fakat aklî ypnden onları in­kâra da imkân yoktur Her mümkünün olması düşünülebilir.[21] Mufessırımız bir taraftan hayat, güneş, yıldızlar gibi âlemlerin durumunu incelerken, bir taraftan da ruh hallerini araştırır ve ifadelerinde sofi görüşlere bağlı olduğu gorulur Nakl, sahih ve sabit oiduğu zaman onu esas olarak alır Şayet bir hususta nakilde bir-şey bulamazsa akla müracaat eder

er-Râzî, usûl ve furu´dakı aklî kaidelere dayanarak, tefsir ilmine de aklî unsuru bol miktarda sokmuştur Ona göre sahih olan nakil, sahih olan akia muhalif ol­maz Zira her ıkısı de aynı kaynaktan çıkmaktadır Aralarında hakiki bir zıtlığın varlığı mumkun değildir İşte bu hususu er-Râzî tefsirinde tatbiki olarak ısbât et-m ıstır

Mufessırımızın hayatından bahsederken, onun çok geniş bir kültüre sahip ol­duğunu söylemiştik Üzerinde durduğumuz tefsirinin kaynaklarının neler olduğu ilk akla gelen hususlardandır Gerek kaynakları ve gerekse tefsırındekı metodu hakkında örnekler verirken, okuyucuyu bıktırmamak için fazla msaller verme­meye çalışacağız Mumkun mertebe bir veya ıkı misalle iktifa edeceğiz Şimdi tefsirinin kaynakları üzerinde duralım

Fahruddîn er-Râzînın tefsin okunduğunda genellikle aklî kaynaklara dayandı­ğı görülerek, okuyucuda sanki onun aklî kaynaklardan başka bir şeye dayanma­dığı intibaı uyanabilir Halbuki eser dikkatle tetkik edilecek olursa, onun butun tefsir mezheblennden istifade ettiği gorulur Ayetlerin lugât yönlerini izah eder­ken lugâtçıların tefsirlerinden istifade eder Hadisleri naklederken veya sahabe ve tabiîlerin sözlerini zikrederken, me´sur (rivayet) tefsirlere müracaat eder Aklî mevzularda aklî mezhep tefsirlerine, fıkhî konularda da fıkhı tefsirlere dayanmayı ihmal etmez Tefsirinde sık sık rastladığımız, çeşitli tefsir mezheplerine salık kim­seleri şöylece sıralayabiliriz Aynı zamanda bunlaı, mufessırımızın kaynakları ol­maktadır

Tefsir ilminde uygulanan en muhım hususlardan bin, sahabe ve tabiîlerin tef­sirlerine muttalî olmaktır er-Râzî de bu usûlü esas kabul etmiş, sahabe ve tabiile­rin rivayet ettikleri tefsire, bilhassa lugavî mânalar, nuzûl sebebi, kıraat ve çeşitli hukum verişleri yönünden onlara ehemmiyet vermiştir Bunların başında da Ibn Abbas gelir Ibn Abbasın tefsire âıt haberleri, er-Râzî´nın tefsiri için ilk muteber kaynaktır Mufessırımız, tefsirin en muhım aslı olan Ibn Abbas´dan, kelimelerin umû­mi manalarını nakletmektedir Ondan naklettiğine göre, Kur´ân ve kıraat kelime­leri, husrân ve hasâre kelimelerinin bir olması gibi aynı mânadadır.[22] Ibn Ab­bas´dan, kıssalar, ahbâr, nuzûl sebebi ve kıraat hususlarını da nakleder.[23] Ba­zen de Ibn Abbas´dan birbirine zıt ıkı haberi zikrederek birini diğerine tercih eder, veya onları telif eder Meselâ "insanlardan akılsızlar şöyle diyecekler" (el-Bakara 2/142) ayetinde Ibn Abbas´dan gelen haberlerden birinde sefihler ya-hudılerdır Diğer rivayette ise onlar arap müşrikleri olarak gösterilmektedir Diğer bir rivayetinde ise onlar münafıklar olarak belirlenmektedir er-Râzî butun bu ri­vayetleri telif ederek, hepsinin birden kastedilmiş olabileceğini soyler. [24] Bazen de onu tenkıd ettiğini goruruz Meselâ, mutezile imamlarından el-Kâdı Abdu´l-Cebbâr´ın, Ibn Abbas´dan rivayet ettiği, Firavunun topladığı sihirbazlardan bah­sederken, aralarında Nınovalı bir mecûsının varlığından da bahsedilir er-Râzî bu haberin naklinin muşkul olacağını söyler ve sebebini de şöyle izah eder Mecûsî, Zerduşte tâbi olandır Halbuki Zerdüşt, Musadan çok sonra gelmiştir, demek su­retiyle, haberde tarihi bir hatanın bulunduğuna işaret etmek ister [25] er-Râzî, Ibn Abbas´dan gelen Kur´ânın zahirine muhalif olan rivayetleri de reddederdi. "Ölüye sığırın bir parçasıyla vurunuz" (Bakara: 2/73) âyetındekı " j"nın takıp için olduğunu söyleyerek, bu işin kırk sene beklemeye lüzum olmadığını söyler.[26] İbn Abbas´ın bazı rivayetlerini aklî ve ilmî yönlerden ele alarak tenkid eder Me­sela "İşkembe pisliği ile kan arasından halis bir süt" (Nahl 16/66) âyetî hakkındaki görüşünü reddedişi gibi.[27] Çünkü kendisinin tıb hakkında ge­niş bilgisi vardır. el-Hurûfu´l-Mukattaâlar hakkındaki bazı görüşlerini de şiddetli bir şekilde reddeder, harfleri hakkında söylenen sözlerin kuvvetli olma­dığını, hakikat veya mecaz yolu ile söylenen bu sözlerin A1lah´a isnadının caiz olamıyacağını ifade etmektedir. [28] İbn Abbas´dan gelen ve İsrâiliyât kokan bazı haberleri de reddeder. Hârut ile Mârut kıssasında olduğu gibi. er-Râzî, İbn Ab-basın bu husustaki haberini ilmi şekilde tenkid ederek, bu haberi fâsid ve mer-dûd addetmektedir. [29]

Müfessirimiz, Ubeyy b. Ka´b, İbn Mes´ud, Âişe ve İbn Ömer gibi daha pek çok sahabeden rivayetlerde bulunmuş. Zayıf gördüğü pek çok rivayetleri de tenkid etmiştir.

er-Râzî, tabiilerden olan müfessirlerden, Mücâhid, Katâde, es-Süddî, el-Hasan el-Basrî, Saîd b. Cübeyr, Ebu´l-Âliye, Muhamrned b. Ka´b el-Kurezîden de rivayet­lerde bulunmuşsa da genellikle onların görüşlerine katılmamış, belki onların aklî ve naklî tefsir ekollerindeki zayıf yönlerini göstermeye çalışmıştır. Mesela, Bakara sûresinin İlk âyetlerinde, Mücâhid, Cenâb-ı Hak dört ayette müminleri, iki âyette kâfirleri, onüç âyette münafıkları zikretti dedikten sonra, âyet sayısına bakarak, bu da münafıkların cürümlerinin büyüklüğüne delâlet eder, diye bir netice çıkar­maktadır. er-Râzî ise, âyetlerin sayısının çok olması cürmün büyüklüğünü icâbet-tirmez, demek suretiyle, mücâhidin görüşünü reddeder. [30]

Keza "İşte bunlar mescidiere ancak korka korka girebilirler:´ (Bakara 2/114) âyetindeki hakkındaki Kâtâde ve es-Süddî´nin gö­rüşlerini zayıf görerek tenkid eder. [31]

er-Râzî, kıraat, lugât ve nahiv hususunda el-Ferrâ´ya müracaat eder ve bazen de onu tenkid eder.[32]

er-Râzî, et-Taberîyi tefsirinde nâdir olarak zikrettiği görülürse de, Taberînin tef­siri, er-Râzî için me´sur tefsir kaynağıdır. Biliyoruz ki, et-Taberî, Sahabe ve tabiiler­den bir çok rivayetleri ince bir şekilde eserinde toplamıştır. Eğer er-Râzî, ondan fazla istifade etmemiş dersek, onun geçmiş tefsir kültürünü nereden almış olacağı meselesi ortaya çıkar. Öyle zannediyoruz ki, er-Râzî selefin tefsir rivayetlerini isim zikrederek veya zikretmiyerek et-Taberi´den bol miktarda almıştır.

Fahruddîn er-Râzî´nin, lugât meselelerinde itimat ettiği zâtlardan biri de ez-Zeccâc (Ö. 311/923) dır. Onun nahiv ve iraba âit izahlarını bir çok yerlerde kabul eder. Meselâ "O gün arz başka bir arza çevrilir..." (İbrahim 14/48) âye­tinde ez-Zeccâc kelimesini iki vecihe nasbeder. er-Râzî de bu hususu teyid eder.[33] Fakat ez-Zeccâca bu kadar itimat etmesine rağmen, bir çok yerlerde onu tenkid ve reddeder. Meselâ "Kime Rabbinden bir öğüt gelir de artık vaz geçerse" (Bakara 2/275) âyetindeki tahkîm hususunda âyetin nüzulünden evvel haram ve günah gibi bir şey olmadığını söyleyerek ez-Zeccâcın te´vilini za­yıf görür. Sonradan gelen bir nehiy geçmiş olan bir fiile tesir edemez der.[34] Ke­za "O da kadına niyetlenmişti: Şayet o, Rabbinin bur­hanını görmemiş olsaydı, olanlar olurdu." (Yusuf 24) bu âyetteki nin cevabının mukad­dem oluşu ve ez-Zeccâcın zikrettiği nahvî tevcihâtı yersiz bulur. [35]

Fahruddin er-Râzî, Eş´arî mezhebinden olması dolayısı ile, Eş´arî kaynaklardan da istifade edeceği açıktır. Bu bakımdan er-Râzînin en mühim kaynaklarından biri de el-Kaffâl (Ö. 365/976) dir, Bilhassa onun lugât hususlarına itimat eder. Me­selâ "Şeytan onların ayağını oradan kaydırdı." (Bakara 2/36) âyetinde el-Kaffâl´in soruşunu naklederek (jyi) mânasını verir. [36] Keza "hani sizi Firavunun ailesinden kurtarmıştık" (Bakara 2/49) âyetinde, el-Kaffâl, el-İncâya, tencih ve tahlîs manasını verir.[37] Bazen de, el-Kaffâlin bir âyet hakkındaki sözlerini nakleder. Âyetler hakkında çeşitli sualler sorar. Bu husustaki Kaffâl´den yaptığı istinbatları ve cevapları zikreder, er-Râzîyi bu zattan, Allanın in­sanlık için vazettiği hükümler arkasındaki incelikleri naklederken görürüz. Geç­miş müfessirlerin sözleri hususunda da yine onun tefsirine itimat eder. [38] er-Râzî el-Keffâl´den pek çok görüşler almasına rağmen, onu tenkid edip ona hücum ettiği noktalar da eksik değildir. Bilhassa onu itizâle rağbet etmekle itham eder. Onların usûlüne ihatası olmadığını söyler. er-Râzî, el-Keffâl için, o tefsirde güzel sözlüdür, lafızları tevil etmede ince görüşleri vardır. Ancak mutezile mezhebini takrir ederken çok mübalağa yapar, ilmi kelâmdan hazzı azdır, mutezile kelâmı hakkın­da nasibi yok denecek kadardır, der Şu kadar ki er-Râzî lafızlara âıt meselelerde el-Kaffâl´e itimat etmişse de, Kelâmı meselelerde ona itimat etmediğini müşahe­de etmekteyiz Muhammed Reşît Rıza bile, el-Kaffâl´e fazla ıttıLta edip ona itibar göstermesinden dolayı er-Râzî´yı tenkıd eder.[39]

er-Râzî bir çok mevzularda el-Gazâh´ye de itimat etmiştir Halbuki el-Gazalının ıstılahı mânada mufessır olmadığı herkesçe bilinmektedir Hasadın hakikati ve mertebeleri hakkındaki hadisleri ondan nakleder Yine bazen ondan âyetlerin aklî ve ruhî tefsirlerini alır. [40] er-Râzî genellikle tefsirinde, bazı âyetler için el-Gazâlı´nın kıtablarında vârıd olan şeylere de itimat ettiği görulur.[41] Bazen onun nakillerini müstakil bir bahısmış gibi uzatır Mesela, tevbenın hakikati, sabır hakkındaki ha­berler gibi Nâdir olarak, el-Gazâlî´nın Hanefî mezhebine muvafık olan fıkhî go-ruşlerını de nakleder Kabe istikametine dönmekle namazın sahih olması gibi Zira Şâfıîler cihete itibar etmişlerdir er-Râzî, bu hususta kabule şayan goruş el-Gazâlî´nın ihyasında tercih ettiği hususdur, demektedir.[42] Halbuki bu goruş Şâfıî mezhebine muhaliftir

Yukarıda, er-Râzının tefsirdeki metodunun genellikle aklî olduğunu söylemiş­tik O, kelâmı meseleleri münakaşa etmeye çok isteklidir Butun istidlallerini Ehli Sünnetin Eş´arıyye esası üzerine bina eder Tabîı bir haldır ki, o, bu şekilde yapıl­mış olan tefsirlerden istifade etmeye çalışacaktır Onlardan, iugât, beyân, Kur´âh-ın güzelliğini açıklama, âyetin terkibini güzelleştirme, fesahatini izhâr, ı´câzını ıs-bât yönlerinden istifade edecektir Şunu da unutmamak gerekir ki, ilk devirlerde kelâm münakaşalarını ele alan tefsirler, Mutezılî tefsirlerdir Mufessırımız, onların aklî metodlarından istifade ederek, kendi metodları ile kendilerini tenkıd edecek, bazı noktalarda şiddetli hücumlarda bulunacaktır Şüphesiz ki er-Râzî, Mutezile­nin ileri gelen mufessırlerınden istifade etmiştir Şimdi onların bir kaçı üzerinde duralım

er-Râzî´nın tefsin kaynak yönünden tetkik edildiğinde, onun en mühim kaynak­larından birinin, Ebû Alî el-Cubbâı (Ö 303/915) nın tefsin olduğunu goruruz er-Râzî bilhassa Mutezile akidesini naklederken bu zâta itimat eder er-Râzî´nın mak­sadı sadece el-Cubbâî´den nakletmek değil, onun hatasını gosteımeyı ve hatta onu reddetmeyi bile murad fder Meselâ/ "takat getire­meyenlerin bir fidye vermesi lâzım" (Bakara 2/184) âyetinde el-Cubbâı oyle´bır netıCeye vâsıl olur ki, oruç üzerine kudreti ısbat ederek, oruç tutmadığı takdirde fidyenin vâcıb

duğunu ileri sürer ki, bu hususu er-Râzî kabul etmez[43] Keza[44] "onları azgınlıkları içinde bırakırız, oyalanırlar." âyetinde de el Cubbâı1 yi tenkıd eder[45] Yıne[46] "nasıl da çevriliyorsunuz " âyetine daya­narak el-Cubbâî, Cebrıyyenın, Allah kâfirleri imandan çevirir sozunun butlanına delalet ettiğini söyler Eğer onların sozu doğru olsaydı, bu âyetin zikri doğru ol­mazdı der er-Râzî de bu iddiaya karşı, eğer bu âyet el-Cubbâının dediği gibi Ka-derıyyenın sıhhatına delalet etseydi, âyetin delâlet ettiği mevzu, bir yönden de kendilerinin fesadına delalet ederdi, demektedir[47]

Fahrûddın´jn tefsirinde açık tesiri görünenlerden bin de Ebû Müslim ei-lsfahânî {O 322/934) dır Bilhassa lügat ve âyetler arasındaki ahenk hususunda ona ıtı-mad eder´[48] Âyetin ahengi hususunda en quzel söylenen Ebû Müslim (Allah ona Rahmet eylesin) dır, der Ebu Müslim[49] "gece ve gündüzde yerleşen her şey Onundur. O, hakkıyla işiten ve bilendir." âyetini en güzel izah edendir Zaman ve mekanın muhdesât için ıkı zarf olduğunu, Al­lah´ın ise zaman ve mekâna mâlik olduğunu söyler Bu söze karşı er-Râzî, böyle bir ifade, yüceliğin gayesini beyandır, demektedir[50] Ebû muslım açsk olarak nes­hi inkar eder O, Ebû Muslımın bu yonunu te´vıl hususunda epeyce gayret sarfe-

der Mesela[51] "sizden biri­nize ölüm geldiği zaman, eğer geriye mal bırakacaksa, ana-babasma... vasiyyet etmek farz kılındı." âyetinin, miras âyeti ile neshini Ebû Muslım kabul etmez, fa­kat er-Râzî bunu uç vecıhle izaha çalışıK[52]

Keza[53] "Oruç gecesi kadınlarınıza yaklaşmanız size helâl kılındı" âyetinde, Ebû Müslim, şeriatımızda böyle bir şey sâbıt olmadı Böyle bırşey belki hnstıyanlarda var Allah Teâlâ onların şeriatında sâbıt olan bu âyeti neshetti demek suretiyle, dinimizde neshin bahis konusu olamıyacağını ileri sü­rer[54] er-Râz^ Ebû Müslim´in nesh hususundaki görüşlerini te´vıllerle izah etme­ye çalıştığı müşahede edilmektedir Genellikle de Ebû Müslim´in te´vıllerını kuv­vetli bulur[55] Ebû Muslım, tefsirde kelâmı güzelleşirdi, çok kere inceliklere ve latifelere daldı demekle, onu takdir eder[56] er-Râzî en ince işlerde ona itimat ecjer[57] er-Râzî herhangi bir hususda müfessırlerın fikirlerini zikreder Sonra da Ebû Muslımın fikirlerini açıklar ve onu diğerlerine tercih eder Zira onun nazarın­da, o tahkike daha yakındır Fikirlerinin çeşitli yönlerini ele alarak inceler[58] Meselâ[59] iolan yeminleriniz, iyilik yapmanıza, müttakilerden olmanıza ve insanların arasım islâh etmenize mâni olmasın." âyeti hakkında er-Râzî, Mufessırler bu âyet hakkında sozu uzattılar de­dikten sonra, bu hususta en iyi goruş Ebû Müslim´in kidir ve en iyisi de budur, demektedir.[60] er-Râzî genellikle, Ebû Müslim´in fikirleriyle münakaşa ederse de, onu sözle reddetmemekte ve onun şahsiyetine buyuk hürmet göstermektedir

Mufessırımızın itim ad ettiği kaynaklardan biri de el-Kâdı Abdu´l-Cebbâr b. Ahmed (O 415/1024) in tefsiridir Bu tefsir üzerinde er-Râzî, Mutezile mezhebinin hatalı görüşlerini gösterir ve münakaşalarını yapar Itızalî görüşlerin ekserisini redde­der er-Râzî, Abdu´l-Cebbâr´ı kelâm ve usûl yönündeki tenakuzundan dolayı ayıp­lar[61] Fakat onun tefsirinden kendisi için faydalı gorduğu bazı şeyleri alır

er-Râzî, âyetlerin mânalarını nakil hususunda Ebu Bekr el-Asam JO 236/859) da ıtımad eder Meselâ[62]

"Onun hü­kümranlığının alâmeti size Tabût´u getirmesidir. O Tabût´da,*Rabbinizden bir seki­ne vardır." âyetinde ve daha bir çok âyetlerde, ondan âyetlerin nazmının beyanı­nı, Asam´ın muhtelif fikirlerini nakleder[63] "kitab budur" lâfzının iza­hında el-Asam´ın goruşunu benimser[64] er-Râzî, muvafık görmediği hususlar­da el-Asam ile münakaşalara girişir ve onu reddeder Meselâ, Bedr savaşında müslümanlarla birlikte meleklerin de muharebe etmesini el-Asam inkâr eder er-Râzî ise, böyle bir soz Kur´ân ve nübüvveti inkâr edene lâyık olur, el-Asam´a böyle bir inkâr lâyık olamaz Zira Kur´ân´ın nassı buna delâlet eder ve bu hususta teva­türe yakın haberler vardır, demektedir[65] Bazen de[66] âye­tinde olduğu gibi, Abdu´l-Cebbâr´a karşı el-Asarrîı savunur ve onun sozunun za­yıf olmadığını ısbata çalışır[67]

er-Râzî, Mutezıİe mufessıilerinden olan Alı b Isâ er-Rummânî (O 420/1029) ye fazla ıtımad etmez Ancak ondan nahiv ve lügat yonlennden bazı haberler nakleder[68]

er-Râzıye en fazla tesir eden şahsiyetlerden bin de hiç şüphesiz, Mutezile kul-turunu miras almış, tefsir ilminde beyân ilminin reisi durumuna gelmiş olan Câ-rullah ez-Zamahşerî (O 538/1143) dır Müellifimiz ondan pek çok âyetlerin lugavî ve belagat yönlerini nakletmıştır[69] ez-Zamahşerî muhaddıs olmamasına rağmen onun naklettiği hadislere ıtımad eder Keza[70] "¥e umulur ki bunlar, hidayete ermiş olanlardır." âyetinde, ez-Zamahşerî´nın goruşu-nun en güzel goruş olduğunu söyler[71] Çok kere de er-Râzî, ez-Zamahşerî´nın sözlerini reddeder ve onun hatalarını gösterir Meselâ[72] "Muttakî-ler için bir rehber" âyetinde olduğu gibi[73] Bazen onu, lafızları yönünden şid­detli bir şekilde reddederek, böyle bir lafzın Kur´ânın varlığına buyuk bırta´n ol­duğunu söyler Bazen de onun nahvi meselelerini kabul etmez.[74] ez-Zamahşerî´nın ıtızâlı görüşlerine itirazları da vardır.[75] "Allah, kendisinden başka hiçbir ilah olmadığına şehâdet etti. Melekler ve ilim sahiplen de, adaleti yerine getirerek buna şehâdette bulun­dular." Bu âyet ez-Zamahşerî´ye göre Islâmm adi ve tevhıd esasına delalet eder er-Râzî ise, bu husus Mutezile akidesi erkanlarından bir rükündür, der ve onu şiddetli bir şekilde tenkıd eder[76] er-Râzî, ez-Zamahşerî´nın fikirlerini reddeder­ken fikirlerin münakaşalarına girişir[77] er-Râzî, ez-Zam ah serîyi ya ismen zikreder veya Keşşaf sahibi der Naklettiği lugât ve belagat yönlerinde ya aynen veya ba­sit tasarruflar yaparak kaydeder Bazen de, ez Zamahşerîden aldığı cümleleri, sahibine ısnad etmeyi luzûm görmez

er-Râzî´nın muhım kaynaklarından biri de el-Cassâs (O 370/980) in Ahkâmu´l-Kur´ânıdır er-Râzî bu eseri Hanefî görüşler ve fıkhı ihtilaflar için kullanır Bir çok yerde onunla münakaşalara girişir el-Cessâs´ın, imâmı Şâfı´ıye müdahale yaptı­ğı[78] "Bu, zulmetmemenize daha yakındır." âyetinde er-Râzî ona şiddetli hücumlar yapar Kelâmını gayet zayıf bulur Onu cehaletle, şiddetli ah­maklıkla ve Arap dıfı üslûbunu bilmemekle itham eder.[79]

Yukarıda zikrettiğimiz mufessırlerden başka, er-Râzî tefsirinde az da olsa Ibn Kuteybe (O 276/889), Ibn Arefe (O 323/935) ve Ibn Fûrek (O 406/1015) gibi ze­vattan da istifade etmiş ve onların isimlerini eserinde zikretmiştir

Mufessınmızın tefsirinin kaynaklarını bir nebze belirttikten sonra, bizzat Kur-ân´ın âyetlerini tefsir ederken nasıl bir usûl takıp ettiği, hangi hususlara ehemmi­yet verdiği ve bu husustaki görüşlerinin neler olduğu üzerinde durmak gerekir.[80]



Âyetleri Tefsirdeki Usulü Başa Dön


er-Râzî tefsirde, aklî metodu kullanması sebebi ile lu-ve nahiv meselelerine çok fazla ihtimam göster­memiştir Sadece tefsir ilminde lâzım olduğu kadarına işaret etmiştir. kelimesinin izahında, lügatte mut­taki, ismi faildir ve dendir, mânası ziyadesiyle korumaktır, de­mektedir[81] Kelimelerin mânalarını arzederken, bazen uzatmalar yaptığı goru-lur ve şâirlerden ıstınbatlar yapar Kastedilen mânayı tahkik hususunda aklî yon ve ihtiyarı ile hükmettiğini goruruz Meselâ[82] "gizlenen, dola­şan ve yuvasına giren (yıldızlara)" âyetinden kaste´dılen mânanın yıldızlar oldu­ğunu söylemiştir Ibn Mes´udun ve en-Nahaînın vahşi inek olduğu sözlerini red­detmiştir Buradaki tercih sebebini şöyle izah eder Allah´ın yemin ettiği şeyler, buyuk ve yüce olan şeylerdir Şüphesiz yıldızlar vahşi inekten daha yüce merte­bededir[83] Bazen ince mânaları ayırt edici izahlarda bulunur Mesela, hamd ile medh arasındaki farkı incelemesi qıbı İstidlaller ve kelâmı meseleler için dâima lugavî asıllara müracaat eder[84] er-Râzî bu husustaki ihtiyatına rağmen, onun verdiği mânaların hakikat, mecaz ve kinaye yönlerinden de ihtiva edilmemesi se­bebiyle abes ve lağıvle uğraştığı, meseleleri şubelere ayırmakla konuyu dağıttı­ğı, kısacası, Kur´ân´ı doğru olarak anlamaktan uzaklaştırdığı şeklindeki sözlerle Muhammed Reşîd Rıdâ tarafından tenkide uğramıştı[85] er-Râzî, Reşıd Rıdâ ta­rafından tenkıd edilen hususlarda, bizzat kendisi, hakikat veya mecaz yönünden ´tenakuz halinde bulunmaları sebebi ile remzî tefsırlerdekı bir çok mekânları in­kâr eder Böyle bir şeyin bâtını tefsirlere yol açacağını söyler Mesela tef­sirinde Ibn Abbas´dan nakillerde bulunur ve bunların sağlam olmadığını söyler İster hakikat isterse mecaz olsun lugâta delalet etmeyen Allah´ın kelâmı caiz olmaz.[86] er-Râzî, bazen de lugatçıların takıp ettikleri yoldan tenkıd ederek onlarla münakaşalara girişir Tevrat ve Incıllerdekı bazı kelimeleri tefsir eder Lugâtçıla-rın iştikaklarını açıklar ve onlara itiraz eder[87] er-Râzî, Kur´ân´da Arapçanın gayrı bir kelimenin bulunmadığına inanır Kur´ânda, ıstebrak, sıccıl Farsçadır Mışkat Habeşçedır, Kıstas Rumcadır şeklinde konuşanlara[88] "Arabça bir Kur-an"[89] "Biz ner peygamberi ´ancak kavminin diliyle yolladık" âyetleri ile cevap vererek, bu goruşun bozukluğuna delâlet ettiğini soy-ler[90] er-Râzînın takıp ettiği bu yol, eş-Şâfıî, et-Taberî, el-Bâkıllânî ve Ibn Farısın yoludur Bunlar Kur´ân´da Arapçadan gayrı kelime olmadığı görüşündedirler

er-Râzî nahvî meselelere belirli nısbetlerde ihtimam gösterir ve nadir olarak bu hususta sozu uzatıK[91] "Onlar ateşe ne kadar da dayanık­lılar!" âyetinde tafsili olarak Basralıların taâccub sığasını anlatır Sonra Basralıla-rın irabını inkar eden Kûfelılerın goruşunu ve noksan oluşu hususundaki on tane delillerini zikreder Daha sonra da Basralıların red delillerini, el-Ahfeş ve el-Ferrâ´nın görüşlerini nakleder[92] Kezâ[93] "inkâr edenleri uyarsan da müsavidir" âyetini mânası ile alâkası olmayan nahvi meselelere giri­şir, fakat burada usûlî veya fıkhî bir hukmu açıklama[94] er-Râzî, aklî metodu­nu nahvi meselelere uygular Belagatla nahve karışan edatların faydalarını be­yan ede[95] "Onlar kurtulmuşların ta kendileridir." zamiri fasi için olduğunu ve bunda da ıkı fayda bulunduğunu açıklar[96] Bazen ae eı-Râzî nahıvcılerle munukaşalara girişir ve bu husustaki görüşlerini zikreder Meselâ[97] "Sizden kim Ramazan ayma çıkarsa oruç tut­sun " âyetinde el-Ahteş ve el Mâzını´den naklen nın zaıd olduğunu söyle­dikten sonra kendisine göre de nın atf veya ceza için olduğunu kayde-(jer[98] Bazen nahiv felsefesine giriş harfi çerlerin kullanılışları ve aralarındaki farklar üzerinde durur.[99] O nahvi izahların neticesini sadece kendi nefsini tat­min etmesi için değil manaları anlamaya faydası olmasını da goz onunde bulundurur.[100]

"Allah´ın emirlerim yerme getırememelerınden korkarlarsa müstesna..." âyetinde nın istisna-ı muttasıl veya munkatı ol-maşj cihetinden, fıkhi meselede faydalı olduğunu zikreder.[101].

er-Râzî, nahivcilerin ihtilâf ettiği bazı meselelerde, nazmın i´câzını ve en güzel mânasını düşünerek, görüşünü ortaya koyar. Çeşitli görüşlerden bazısını bazısı­na tercih eder[102]. Yine tefsirinde âyetlerin zahirini müdafaa eder. Nahivcilerin hazf ve izmar hususundaki görüşlerini tenkid eder. Bazı nahjvcilerin Kur´ân hak­i garib nahvi tevcihleriyle mutmain olmaz[103]. "Ken-kındaki garib nahvi tevcihler jdinizi ellerinizle tehlikeye atmayınız." âyetinde tehlike kelimesi üzerindeki fikirleri tahsis eder.[104]

Yukarıda arzetmeğe çalıştığımız hususlar, müfessirimiz lugavî ve nahvî meto­dunu bir parça bize göstermiş oldu. er-Râzî bu metodunda muvaffak olmaya gay­ret gösterdi. O, en uygun olan fikri ve lügat mantığına en uygun olanları seçme­ğe çalıştı. Âyetin fesahat ve nazmı ile uygun olanları tercih etti, Kısacası er-Râzî, Kur´ân´dakİ sağlam kaidelerden istifade etmeyi en güzel delil olarak görür. [105]



Ayetleri Kur an Hadislere Açıklaması


Fahruddîn er-Râzî, Allah´ın Kelâmının yine Allah Kelâ­mı mi ile açıklanmasının, doğruluk ve sevap yönünden

en vai<ın y0´ olc|uguna inanır. kendilerine gazab olunmuşlar" yahudilerdir.

"sapıtmışlar" ise hıristiyanlardır şeklindeki görüşleri, er-Râzî,[106] "(tefta önceden sapmışlar ve pekçok kimseyi de sap­tırmışlardı." âyetiyle tefsir ede[107] Keza[108] "Yeryüzünde bulunan herşeyi sizler için yaratıp, sonra da gökyüzüne yönelen Ö-´ dur", âyetini[109] "Yeryüzünü yaratanı siz mi inkâr ediyorsunuz " âyetle tefsir eder.[110] Ö, Kur´ân âyetinde, vârid olan belirli mevzu­ları şerheder. Meselâ[111] "Hani Rabb´m, meleklere ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, demişti." âyetinde melekler için Kur´ân´da ge­çen diğer bütün hususları izah eder[112]. O, bir âyeti diğer bir âyetle beyan et­meyi esas ittihaz eder.[113]

er-Râzî, mühim kaziyyeler hakkındaki görüşünü âyetlerle teyid etmeye çalışır. Meselâ, İsrâ´da olduğu gibi. Onun ruh ve cesedle birlikte olduğunu söyler ve ek­seriyetle birlikte olmaya çalışır. Allah Teâlâ´[114] "Kulunu ge­celeyin götüren Allah´ın şanı ne yücedir!" buyurmaktadır. Abd cesed ve ruhtan ibarettir. Bunun delili´[115] "Namaz kıldığında bir kulu nehyedeni gördün mü " âyetidir. Buradaki abd´den maksad ruh ve ceset mec­muasıdır. Keza yine Cin sûresinin 19. âyetinde "Allah´ın ku­lu, O´na ibâdet için kalktığında..." de ruh ve cesed beraber murad edilmektedir, demektedir.[116]

er-Râzî, âyetin zahirî lafzî manasına uygun olan ve kendince sahih gördüğü me´sûr tefsiri asla terketmez[117]. Şunu da peşinen söyleyelim ki er-Râzî, hadise fazla rağbet göstermemiştir[118]. Kendine göre sabit olan şeyi nakletmekten de çekinmez. Meselâ[119] "Kıyametin saati yaklaştı ve ay yarıldı" âyetinde ayın yarıldığını söyler. Bu hususta sahabe ittifak ettiği gibi, Pey­gamberin de bu işin vâki olduğunu söylediğini ifadeden sonra, er-Râzî, Kur´ân bu hususta en kuvvetli delildir. Onu sâdık olan haber vermiştir. Onun vukûna iti-kad vâcib olur, demektedir[120]. Bazen belirli manaları şerh eder. Bunu teyid eden bir çok hadisleri delil getirir.[121]. er-Râzî tefsir hususunda sıhhati tesbit edilme­miş ve sıhhatini bilemediği hadislere itimat etmez. Buna rağmen[122] (jfeîûîf) "Talak, iki keredir" âyetinde Peygamberden rivayet edilmiş hadisi nakleder[123].

er-tfâzî´nin tefsirindeki asıl meşguliyeti ilmi kelâm ve felsefe, usûl ve hilaf me­seleleridir. ez-Zamahşerî, muhaddis olmamasına rağmen ondan hadisler nakle­der. Bu haberlerin muteber hadis mecmualarında olup olmadığını araştırmak ge­rekir. Muhammed Reşid Rıdâ, Fahruddin er-Râzî, asrındaki mütekellim ve usûl-cülerin imâmı addedilir. Genellikle herkes bunu itiraf etmektedir. Fakat bunlar, Haz-reti Peygamberin sünneti, Sahabe, tabiiler, selef âlimlerinden olan müfessirlerin ve muhaddislerin eserlerinden haberdar değillerdir, Ez-Zehebî de onları hadis-de cehaletle itham eder. er-Râzîyi dâima savunan es-Sübkî bile bu hususta onu müdafaa edemez, demektedir.[124]

er-Râzî, tefsirde takıp ettiği aklî metoda uygun ise, selefin görüşlerini alır, uy­gun olmayanlara karşı çıkar Onlarla münakaşa ederek onları reddeder Mese­lâ[125] "Onları sımalarından anlarsın" âyeti hakkında, Mucâhıd on­ların sıması huşu ve tevazu, er-Rebı ve es-Suddî, ihtiyaç ve fakirliğin gayret esen, ed-Dahhâk açlıktan husule gelen sarı renk Ibn Zeyd ise elbiselerinin reşaşetı (es­kiliği) der Bunlara karşı er-Râzî, bana göre butun bu görüşlere bakmak lâzım Bunların hepsi fakirliğe delâlet eder Bunu ıse[126] "Ca-hıl, iffetlerinden öturu onları zengin zanneder" ayeti nakzeder Zira bu mesele rûh ile alâkalıdır Bunların cısmanıyetle alâkası yoktur, demek suretiyle muhalefe tını göstermiş olur"[127] er-Râzî, Ibn Abbasın, Kur´anda hakkında azâb zikredilen her şey kebîredir sozunu de reddeder nefsi öldürme, muhseneye kazf, zina, n-yâ, yetim malı yemek gibi Bu sözlerden her günah kebiredir gibi bir manaçı kar ki, biz bunu kabul etmedik, demekle goruşunu ortaya koymuş olur.[128]



Nuzûl Sebebleri Başa Dön


er-Râzî âyetlerin nuzûl sbeblerıne ehemmiyet veren mufessırierden bindir Âyetlerin anlaşılmasının bunun-

la mumkun olacağını soyle[129] Yine bu zât bir âyetın çeşitli sebeblerden dolavı, nâzıl olmasında bir mânı görmez Meselâ[130] "Dünya hayatı kâfirlere süslü gösterildiği için, iman edenlerle eğleniyorlar", âyetinin nüzulünde çeşitli sebep­ler zikreder a) Ibn Abbas, bu âyet Ebu Cehl ve Kureyşın ileri gelenleri hakkında nazil oldu Onlar müslümanların fukaraları ile alay ediyorlardı b) Yahudilerin reis­leri ve âlimleri hakkında nâzıl oldu, onlar muhacir müslümanlarla alay ediyorlar­dı c) Mûkâtıl b Süleyman, Münafıklardan Abdullah b Ubeyy ve dostları hakkın­da nazil oldu Muhacir müslüman fakirler ve zayıflar ile alay ediyorlardı er-Râzî âyetin butun bunlar hakkında nâzıl olmasına bir mânı yoktur, demektedir[131] Râzî genellikle âyetlerin nuzûl sebeblerı hakkında vârıd olan rivayetlerin hepsini nak­letmede fazla isteklidir

O, bazen nuzûl sebeblerı hakkındaki sözleri uzatır Bu husustaki muhtelif riva­yetleri arzeder Delille sabit olan rivayetleri tercih eder Müellifimiz âyetlerin tertibi ve aralarındaki irtibatta aklî ve tarihî bir çatışma olursa veya âyetlerin güzel naz mı ile çatışması halinde nuzûl sebebini terkeder.[132]



İsrailliyat


er-Râzî tefsirinde aklî metodu tâkıb etmekle mantıka tabıdır O, Isrâılıyatı faydalı olarak görmez Çünkü bu

gibi haberler âhâd haberlerdir, yakîn ifade etmezler.

Bu sebebten ısrâılıyatı terketmıştır. Sağlam aklî esaslara dayanarak ısrâılıyatı ten-kıd eder Allahın ıkı meleği imtihan edişi haberini er-Râzî merdûd bir haber ola­rak ele alır Zira, bu hususu teyıd edecek bir delilin, Allahın kitabında olmadığını, aksine ıbtâl edecek delillerin mevcûd olduğunu söyler Isrâılıyâtt aklî bir şekilde tenkıd eden er-Râzî, Vehb b Munebbıh, es-Suddîve Ibn Abbas´dan gelen, İbli­sin cennete girme ve yılan hikâyelerini ele alarak, bu ve bunun gibi haberlere iltifat edilmemesi lâzım geldiğini söyler Zira yılan âkil ve mükellef olmadığı halde niçin cezalandırılır, şeklinde sual sorar Yusufun satın alınması haberini de red­dettiğini görüyoruz Zira Kur´an buna delalet etmemektedir Bu hususda sahih bir haberin vând olmadığını ve akıllı olan kişiye böyle bir haberi zikirden çekin­mesi lâzım geldiğini, söyler[133] Yine Hârut ve Mârut kıssalarında, Dâvûd ve Sü­leyman kıssalarında olduğu gibi, Hazretı Peygamberin ismetine halel getirecek bazı haberleri ıbtâl eder Keza el-Garanık kıssasında da olduğu gibi, bu hususta­ki haberlerin nakil ve akıl yönünden bâtıl olduğu üzerinde durarak, bu hadiseyi reddeder´[134] er-Râzî, aklî yönlerden belirli bir rivayete kanı olmazsa, onu kabul etmez İsterse râvîler bûyuk muhaddıslerden olsunlar Mesela Bakara sûresinin 187"Siya/) ipayırdedilenekadaryiyinizjçiniz."ayetinde Adıyy b Hâtım´ın naklettiği, Sufyan b Uyeyne, Ahmed b Hanbel, Buhârî, Müs­lim, Ebû Davud, Tırmızı ve diğerleri tarafından zikredilen meşhur haberi kabul etmez[135] Fakat, bir çok mufessırlerın Vehb b Munebbıhden naklettiği kıssaları nakleder Mesela, Hz Eyyûbun imtihan kıssası, İblisin Allahtan, onun malına, ev­ladına ve cesedine tasallut etmek için izm istemesi, Ibİısın Eyyûb ile muhaveratı, Eyyûbun gösterdiği sebat uzun uzun anlatılır´[136] ki, Ibn Kesir bile bu rivayeti ter­ketmıştır. [137]



Kıraat Başa Dön


er-Râzînın, âyetlerin tefsirinde kıraatlere ehemmiyet verdığı gorulur Bu ilimde dikkat ve zaptı ile meşhur ol-

muş âlimlere ıstınad eder[138]

"Ve gözlerinde de bir perde vardır" âyetinde kelimesinin çeşıtiı şekillerde oku­nacağını belirtir[139] Keza[140] "Sizin günahlarınız! bağışlayalım" âyetinde ve kelimelerinin okunuşları üzerinde durur[141] Onun aklî metodu kıraâtde de kendini gösterir [142] "Hac­da cinsî münasebet, günah işlemek ve kavga yapmak yoktur" âyetini Ibn Kesir ve Ebu Amr kelimelerini ref ve tenvınle yi nasb ile okurken, diğerleri ise hepsini nasb ile okurlar er-Râzî ıkı kıraat arasındaki ayrılığı aklî olarak izah etmeye çalışır[143]

Bazı belirli kıraâtlan savunurken, onlara kelâmı görüşlerinin ışığını katar[144] Sadece kıraâtların vecıhlerını zikretmekle iktifa etmez, bazen de ırâblarını takdim eder Meselâ "Sizlerden vefat edenler ve geriye zevceler bırakanlar, zevceleri için vasiyyet etsinler.´[145] âyetındekı kelimesini Ibn Kesir, Nafı, Kısâı, Ebu Bekr ref ile, diğerleri ise nasb ile okudular dedikten sonra, bir çok vecıhler serdeder ve ırâb durumlarına temas eder[146] Bir çok yerlerde de sadece kıraati zikretmekle kalmaz, bazen birini diğerine ter­cih eder Meselâ[147]

Bu kitâbta hiçbir şüphe yok­tur; O, müttakîler için bir rehberdir." âyetinde üzerinde vakıf muşhurdur Nâ-fı ve Âsim da vakfı uygun görürler, dedikten sonra arap dilinden kullanış­lar verir İlk kıraati daha uygun gorur Zira kıtab bınefsıhı hidayet olur İkincisinde ise olamaz, onda hidayet olmuş olur Zira Kur´ân nûr ve hidayettir delilinden ha­reketle, evvelki evlâdır demektedir[148] Böylece onun kıraatteki tercihleri devam eder Bu tercihler ya kıraatteki hafiflik, ya belagat veyahutta mevzuûnun munasıb olması sebebiyle olur´[149]

Şazz olan kıraâtlan terkeder Tevatür ile sâbıt olmayanın Kur´ândan olamıyaca-ğını ve kıraati şazzenın kat´ı bır olamıyacağını soyler[150] Şüpheli gordu-ğu her kıraati terkeder Meselâ[151] "Ve Rabbim ancak ğu her kıraati terkeder "Ve Rabbm, ancak Kendisine ibâdet etmenizi hükmetti" âyetinde, Ibn Abbas´dan gelen nın aslı dır Ikı vavdan bin sad ile düşer olur denir er-Râzî, bu soz ciddiyetten hakikaten uzaktır Böyle bir şey Kur´ânda tahrif ve tağyir kapısı açar ve yine böyle bir şey, din için buyuk bir ta´n olur, demek suretiyle itirazını

ortaya koyar[152] Yine[153]"Muhakkak ki bu ikisi sihirbazdır." âyetinde Âışe´nın kâtip hatası görmesi Hz Osmanın rivayetinde de âyette bir lahın görmesi ve araplar onu lisanları ile düzelteceklerdir demesi, Amr´ın rivayetinde de âyeti şeklinde okumaktan haya ederim demesi gibi rivayetleri toplayan muîessırımız, eğer böyle bir lahın olsaydi sahabe onu düzeltirdi dedik­ten sonra, şöhretli olan şu kıraatin nakli Kur´ânın bütününün nakli gibidir Onun butlanına hükmedersek, butun Kur´ânın butlanına hükmetmiş olmaz mıyız, şek­linde itirazını belirtir[154] Tarih onunde şu şekildeki rivayetlerin vârıd olması, İs­lâm düşmanlarının Kur´âna ve Islama saldırmaları için vesile olmuştur Ne olurdu onları nakletmeselerdı O, nahıvcılerın belirli kıraâtlar hususundaki görüşlerini şid­detle münakaşa ederek, mutevâtır kıraâtîarı savunur, Meselâ[155] "Kendisi adma birbirimizden düekte bulunduğunuz Allahkan kor­kun ve akrabalık bağlarım kesmekten sakının" âyetinde Hanvayı müdafaa eder Bu Kıraatin onun nefsinden değil, Allahın rasulunden olduğunu kaydeder ve meç-hui iki beyitte bunu ispata kalkışmayı taaccüple karşılar[156] ´fa­lan erkek ve kadın´´[157]âyetinde ise Sîbeveyhın nasb kıraâtını´reddeder Sıbe-veyhın gittiği yol, yol değildir O, Rasûlden ve butun ümmetten tevatürle nakledi­len Kur´âna ta´n etmektedir Eğer nasb kıraati evlâ olmuş olsaydı, Kur´ânda da öy­le olması ıcâbederdt, demektedir.[158]



Muhkem Ve Müteşâbih Başa Dön


er-Râzî, Kur´ânın muhkem ve muteşabıh âyetleri ihtiva ettiğini kabul eder[159] Bir Eş´arî mutekellımı olan er-

Râzî, muteşabıh âyetlerin zâhırı üzerinde durmaz, onların tevillerine müracaat eder_Bu tevil bizim anladığı­mız te´vıl değil, âyetin anlaşılmasının zahiridir Meselâ "Yeryüzünde bulunan herşeyı yaratan, sonra da semâya yönelen O´dur.[160] âyetındekı arap dilinde ıntısâb, doğrulmak, dosdoğru olmak ma­nasında olup, ı´vıcâcın zıddıdır Bu ise cisimlerin sıfatındandır, Allah bundan mu-nezzehdır Burada istiva istikamettir, doğruca bir şeye yönelmek diye açıklar[161] "Göklerde ve yerde olan yalnız o Allahtır" bu âyet îe[162] Allaha mekân isnadı mümkün değil; o halde âyetin tevili, Allah arz ve se­maları tedbir eder[163]. Selef mezhebini iyi bilmiş olmasına rağmen, onların hila­fına tevillere girişir Meselâ[164] "Onlar an­cak, Allahm buluttan gölgeler içinde kendilerine gelmesini bekliyorlar" âyetinde bir çok teviller yapar. Burada maksat, kıyamet gününü tasvirdir, er-Râzî âyeti za­hir üzere hamletmeyi uygun görür. Zira Yahudiler teşbih mezhebi üzeredirler. Al-laha geliş ve gidişi muvafık görürler. Bu bakımdan iafzı mecaz üzerine hamlet­meye lüzum görmez[165]. er-Râzî, indinde âyetin lafzı hususunda haberler sabit olursa te´vile gitmezdi. Mesela[166] ´´O´nun Kürsîsi gökle­ri ve yeri kuşatmıştır." âyetindeki kürsi lafzı, sahih haberde de gelir. O, arşın altın­da yedi kat semanın üstünde büyük bir cisimdir. Bu sözden imtina mümkün de­ğildir, o söze tâbi olmak vâcib olur, demektedir[167] er-Râzî müphemâtın zahiri indinde durur, mahiyetine ulaşmaya çalışmaz, bunların bilinmesinde de asla bir îâide olmadığını söyler[168].



Âyetler Ve Sûreler Arasındaki Tertib Başa Dön


er-Râzî, âyetler ve sûreler arasındaki irtibat üzerinde konuşan ve bu konuya çok ehemmiyet veren müfessirlerden biri, belki de en mühimmidir. O, sûrelerin tertib ve münasebetleri üzerinde durduğu gibi, âyetlerin

tertibindeki Kur´âni vahdet, âyetlerin tenâsuku, manaların teselsülü yönlen üze­rinde de durur[169]. O, âyetlerin nazmına ihtimam göstermiyen müfessirlere şid­detle çatar. Meselâ[170] "Hani Musa kavmine şöyle demişti: Muhakkak ki siz, buzağıyı ilâh edinmekle kendinize zulmettiniz. Bunun için Rabbinize tevbe edin ve nefislerinizi öldürün." âyeti. Bu ve bundan sonraki ayet, nimetlerin hatırlatılmış olduğu önceki ayetlerden ayrıdır. Çünkü bu ayet katl´i emretmektedir; kati, öldürmek ise bir nimet değildir.

er-Râzî bu görüşü zayıf görür. Zira Allah onların günahlarına azmettiriyor. Son­radan o günahlardan kurtulunmasını tenbin ediyor, Böyie bir şey ise dinde en büyük nimetti[171]. O, zahirî tertibe muhalefet eden müfessirlerin görüşlerini reddeder ve onları gayeden uzak addeder. Onu çok kerre, şu söz benim indimde gayeden uzaktır, zira bu şu âyetlerde tertibin fesadına mucib olmaktadır, derken görürüz. er-Râzî, âyetlerin tefsirinde arzettiği muhtelif mevzuları zikrederken sa­bit, muttarid metod kaidelerine tâbi olmaz.

Meselâ[172] "Ey iman edenler, (kasden) öldürülenler için, size kısas tarz Kitindi" âyetinde evvelâ nüzul sebebi ile başlar, sonra fıkhi hükümleri ve usûlü zikreder. Orada vârid olan görüşleri zikrettikten sonra, ayetteki lafzî yönlere geçer[173] Keza[174] "Kim bir vasiy-yet edenin hata etmesinden korkarsa" ayetinde evvela bu âyetin kendinden ön­ceki âyetle münasebetlerini tesis eder. Sonra âyetin kıraat cihetini anlatır daha sonra da lugavî yönlere geçer. Ayet etrafında husule gelebilecek aklî meseleleri sorar[175].

er-Râzî, bazen âyetlerin faziletlerinden de bahseder. Mesela Ayetü´l-Kürsi´de olduğu gibi. Bu husustaki haberleri kaydeder[176]. er-Râzî genellikle, âyet için tan­zim ettiği metoda tâbi olur. Sözleri meselelere taksim eder, bir meseleyi diğerine karıştırmaz. Böyle bir yol okuyucuya kolaylıklar bahşeder. Zaten bu tefsir, bu yön­leriyle diğer tefsirler arasında şöhret kazanmıştır. [177]



İlimler Başa Dön


Kur´ânı Kerim pek çok ilimlerden bahseder. Bunların hepsi Allah´ın varlığının ve kudretinin delilleridir. Bilhas-

sa kevnî ilimlere er-Râzî büyük İtina gösterir. Bunları astronomi ilminin incelikleri ile izah etmeye çalışır. Bu izahlar şüphesiz asrının vâ­sıl olduğu medeniyet nisbetindedir Bu bakımdan bazı kimseler, onun tefsirini heyet ilmi ile doldurduğunu söyleyip, şimdiye kadar alışılagelmiş tefsirin hilafınadır de­yip onu tenkid ederler. Eğer Allanın kitabı hakkı ile okunur ve üzerinde düşünü­lürse, yukardaki sözün yanlışlığı hemen anlaşılır. Zira Allah Teâlâ kitabını ilim, kudret ve hikmet delilleriyle doldurmuştur. Semâların ve arzın halleri, gece ve gündü­zün birbirini takibi, aydınlık ve zulmetin keyfiyeti, güneş, ay ve yıldızların ahvali gibi ilmî meseleler ekseri sûrelerde tekrarlanmıştır Bunları araştırmak ve onların hallerini düşünmek caiz olmasaydı Allah bunları kitabına doldurur muydu Bun­ları anlayabilmek için Astronomi ilmini bilmeye şiddetle ihtiyaç vardır. Tefsirden ilmi konulara âit bazı örnekler verelim:[178]

"Üstlerindeki semâya bakmıyorlar mı, onu nasıl bina etmiş ve süslemişiz " Allah, bu âyette semâları nasıl bina ettiğini düşünmemizi istemektedir[179]. Keza[180] "Gökleri ve yeri Yaratmak insanları yaratmaktan daha büyüktür. Ama, insanların çoğu bilmezler." göklerin dü­zeni ınsanınkınden daha mükemmel daha buyuk ve daha zordur Bu bizleri te­emmüle sevkeder[181] Âli İmran suresinin 191 âyetinde, Allah Teâlâ arz ve se-mavatın yaratılışını düşünen kimseleri medhetmektedır Böyle bir şey memnu ol­saydı, bu şekilde medhedılır mıydı[182] İlmî delillerle ikna olma durumunun, daha kuvvetli ve daha muvafık olduğunu söyler[183] İnekte sütun teşekkülü[184] bal arı­sının evini yapışı ve balın teşekkülü[185] gibi nebatat ve hayvanatın yaratılışı, Al­lanın varlığına delalet eder, demektedir[186] Bazen şimşek, gok gurultusu, yıldı­rım üzerinde durur[187] Gece ve gündüzün uzayıp kısalmasından bahsederek Allanın kudretinin kemalinin işareti olduğuna işaret eder[188] Keza[189] "Güneşi bir ışık, ayı da bir nûr yapan o Allah´dır" âye-tındekı güneş ve ayın Allahın varlığının delili olduğunu söyler[190]

Burada zikredilmesi gereken bir husus, er-Râzî´nın bize takdim ettiği ilmî ma­lumatın dâima sahih olmamasıdır Bu sahih olmayan şeyler tabiidir ki, asrının ilmî durumu ile ilgilidir Bugün ılım bunların bir çoğunu aşmış ve izah edebilmiştir Me­sela meselesinde fızıkcı Ibnu´l-Heysem ile giriştiği mücadelede, el-Alûsı hakemlik yapar ve Ibnu´l-Heysemı haklı bulur[191] Keza yine o, gece ve gündü­zün oluşunda, arzın sâbıt ve sakın olduğu goruşunu savunur[192] er-Râzî hey´et âlimleri ile uzun münakaşalara girişir ve kevnî meseleler hususunda, onların söz­lerini reddeder ve delillerini çürütmeye çalışır[193]

er-Râzî, asrındakı tecrubî ilimlerden istifade etti Kur´ânın ı´cazının sadece be-lağât yönünde olmadığını insanlara ısbât etmeye çalıştı Kur´ânın ilmi ı´caz yonu bulunduğunu, onun her şeyi ihata ettiğini söylemektedir er-Râzî ilmi tefsir nev´ını ilk düşünen değildir. el-Gazâlî, Cevâhiru´l-Kur´ân adlı eserinde, bu hususta ona sebkât eder[194].



Akâid Başa Dön


er-Râzî´nin tefsiri okunduğunda, İslâmî akide meselelerinin hepsine derin bir vukufla eğildiğini görürüz. O büyük bir mütekellimdir ve bu konuda kitablar yazmış bir şahsiyettir. er-Râzî Ulûhiyyet meselesi üzerinde hususi bir gayret gösterir ve Allanın varlığı hususunda çeşitli kelâmî deliller serdeder. Zâtı, sıfatları, tek bir ilâh oluşu meselesi üzerinde durur. Nübüvvet ve buna taalluk eden meseleleri ince­ler. Meâd, kaza, kader, cebr ve ihtiyar gibi meseleler hususunda felsefeciler ve mütekellimlerden yardım talep eder. Onların bu husustaki fikirlerini serdeder ve­ya onları reddeder. Kur´ân ve âyetleri hakkında vârid olan şeyler üzerine aklî de-Jillertni ortaya koyar. er-Râzî, kendi görüşlerini, felsefeciler ve kelamcıların delille­rinin hepsini Allanın varlığını isbât için kullanıl[195]. er-Râzî, bütün ehli sünnet ve Mutezile mütekellimlerinin, Allanın vahdaniyeti hususunda getirdiği delillerle itti­fak halindedir. Meselâ Temânu´ delilinde olduğu gibi´[196]. er-Râzî,, kelâm mesle­ğine mensûb olmasına rağmen, Allanın varlığını isbât için mutasavvıfların mes­lekine temessük eder, bâtınî manalara da girişir[197]. Bu yolda el-Gazâli´nin tesiri altındadır. er-Râzî, Eş´ari Kelamcısı olduğundan, o zatla sıfatı tefrik eder. Müfessi-rimize göre[198] "Doğu da batı da AUahmdır an­cak. Ne tarafa yönelirseniz, Allah´ın vechi oradadır" bu âyet tecsimi nefyeden ve tenzihi isbât eden ene büyük delildir[199]. O tefsirinde Peygamberlerin ismetini şiddetli bir şekilde bir şekilde savunur. Ademin hatası hakkında söylenenleri red­deder[200]. Yusuf ile Azizin Karısı[201], Hz. Dâvudun Orya ile evlenmesi[202], Hz. Süleymanın mührünün şeytanlar tarafından çalınması[203] gibi hâdiseler reddet­tiklerinden bir kaçıdır. Peygamberlerin, meleklerden daha afdal olduğu görp-şündedir.

er-Râzî, Eş´arî olmasına rağmen, O, imam-ı Eş´ârinin, iman kalb ile tasdik ve dil ile ikrardır sözüne biraz muhalefet eder ve kalb ile tasdiki kâfi görür. Bu bakımdan bazıları, er-Râzî´nin bu görüşünü Cehnn b. Safvân görüşü ile aynı görür­ler. Müfessirimizin bu tefsirinde, akâid konusu mühim bir yer işgal eder, er-Râzî, hiç bir zaman mukallid olarak tek bir mezhebin görüşüne tabî olmaz. Onun hür görüşleri dâima geniş bir yer işgal eder, bir çok noktada mezhebine dahi muha­lefet eder. [204]



Fıkıh Ve Usûlü Başa Dön


er-Râzî, tefsirinde geniş fıkhı meselelere girişir. Halbuki bazıları bu tefsirde fıkıh olmadığını zannederler. Bu,

ilim ve kelâmîşöhretinin yanında, diğer yönlerinin unu­tulmuş olmasından ileri gelmektedir. Halbuki o, fıkhî meselelere yeni genişlikler vermiş, ahkâm âyetlerinin tefsirinde mezhep ihtilaflarını zikretmiştir. Mesela[205] ("faiaen olmadıkça, bir mümin bir mümini öldüremez" âyetini 10 safhada, buna taalluk eden hükümleri anlatır[206] Fıkıhta­ki açık metodunu Mâide süresindeki abdest âyetinde 41. meselede ele almakta­dır[207]. O, fıkhın küllî meselelerinden bahsederken, cüz´î meselelere pek temas etmez, er-Râzî fıkhî kaziyyeler hakkında, âlimlerin ihtilafları için makbul çlanta´lil-leri zikreder. Kendisi Şâfi´i olduğu için, Şâfi´i fıkhını tercih eder[208] "Öyleyse, hayırlarda yarışınız." âyetinde, imam-ı Şâfiî´înin namazda tacil görüşü­nü arzeder. Burada mezhebini teyid edecek aklî ve naklî delilleri nakleder. Delil­lerini zikirle birlikte, namazın te´hiri hususundaki Ebû Hanîfe´nin görüşünü de ar­zeder. Sonra da Ebû Hanîfe´nin delillerinin münakaşasını yapar[209]. Tefsirinde genellikle Ebu Hanife ve Şâfi´î mezheblerini teyid edecek delilleri serdeder, yeri geldikçe diğer mezheblerin görüşlerine de yer verir[210].

er-Râzî, Maverâu´n-Nehr´de, Mâlikîve Hanbelî mezheplerinin olmayışı veya on­lara muttali olmaması sebebiyle onlardan fazla olarak bahsetmez. Bu konuda her hangi bir mücadeleye de girmemiştir, zaten böyle bir şeye de lüzum yoktu. O, daha ziyade Ebû Hanife eshabı ile onların delillerini reddederek bir çok mü­nakaşalara girişir. Mesela "Anne-babamn ve ya­kınlarının terkettiklerinden erkekleri için bir pay vardır.[211] âyetinde, Hanefiler Zevil erhama delalet ettiğini söylerken, er-Râzî "farz kılınmış bir pay" âyetine dayanarak bunu reddeder[212]. Bir çok yerde er-Râzî, el-Cassâs ile mü­nakaşalara girişir. Mesela[213] "Babalarınızın nikahladıklarını kendinize nikahlamayınız." âyetinde, Hanefıler ile Şâfı´ıler arasındaki ihtilaf mese­lesini ele alır Burada el-Cassasın meseleyi uzattığı, Şâfı´ye hucûm ettiğini, hüc­cetlerini ıradda gaflet ettiğini söyler[214] Zikre değer bir yonu de, o, Ebû Hanıfe mezhebi için arzedeceğı şeyleri, onların kıtablarına müracaat ederek meseleleri ele almasıdır[215]

er-Râzî, şiddetli bir şekilde Şâfı´ı mezhebine temessuk etmekle beraber, o mu-taassıb ve koru korune İtaat eden bir mukallıd değildir Bazı noktalarda hususî görüşleri olduğu gibi, bazı meselelerde mezhebi dışındaki âlimlere de iştirak eder O tefsirinin muhtelif yerlerinde mukallıdlerle alay eder, ve şöyle der Mukallit fuka-hadan bir cemaate rastladım ve onlara pek çok âyetler okudum ki, o âyetler, Allahın kitabından bir çok meseleyi ihtiva ediyordu Mezhepleri bu âyetlere muha­lifti Onlar bu âyetleri kabul etmediler, banataaccuble bakıp kaldılar Şu âyetlerin zâhın ile amel nasıl mumkun olur, dediler

Hayzın müddeti hususunda fakıhlerın ihtilafında er-Râzî, imâm Malık´ın azda ve çokda takdir mumkun değildir, goruşunu tercih eder Şâfı´ıye göre en az müd­det bir gun bir gece, Ebû Hanıfe ve es-Sevrıye göre 3 gun 3 gecedir Ekserisi ise 10 gundu[216]. O Fatihadan sonra, Âmin lafzının Ebû Hanıfe tarafından gizli söylenişinin afdalıyetını kabul eder[217] Yine O, Zekâtın sekiz sınıfa sarfı hususun­daki mecburiyete itiraz eder Bunu Ikrıme, Zuhrî, Ömer b Abdılazız söyler Kendi­si Ebû Hanıfe mezhebini teyıd ederek zekâtın şu sınıflardan yalnızca bazılarına sarfını da câız gorur[218]

Müfessirimiz usûlü fıkıh meselelerini mezhebinin esasları üzerine iyi bir şekil­de arzeder Mesela,[219] "Ey iman edenler. Allaha itaat edin, Peygambere ve sizden olan emir sahiplerine..." âyetinin kitap, sünnet, ıcma ve kıyas´a yanı edılle-ı erbaaya delalet ettiğini söyler kitap ve sünnete, bu da ıcmâ´ı ümmete... "Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, o me­seleyi Allaha ve Resulüne havale edin" Bu da kıyasa delâlet eder Sonra bu anla­yışa karşı olan itirazları reddede[220] Şu dört usûlün dışındakiler! bâtıl addeder Âyet bu hususta açıktır, demektedir.[221]

O, fıkhî mezhep usûlundekı metodunu teyıd için, mantığı açıklıkla kullanır Meselâ, eş-Şâfı´ının ıcma uzenne hüccet getırdiğı[222] "Ve mü­minlerin yolundan başkasına uyarsa. " âyetini delil getirir er-Râzî, müminlerin yo­lunun gayrına tâbi olmanın haram, müminlerin tâbi olduğu yoiatâbı olmanın da vâcıb olduğunu söyler.[223] er-Râzî, nesh hususunda cumhurun mezhebine tâbi olur Nesh hakkındaki görüşlerini "el-Mahsûl fi Usûlı´l-Fıkh" adlı eserinde anlatır ve onu tefsirinde tekrarlar[224]

Onun tefsirde tâkıb etmiş olduğu umumî kâıde, asi olarak neshin yokluğudur Mumkun mertebe onu azaltmaya çalışır Bu sebebten Ebû Müslim el-lsfahânî´nın neshi inkâr hususundaki görüşlerini genellikle te´yıd eder.[225] Tefsirinde tatbiki olarak onu azaltmaya çalışır Mesela,"Allah yolunda, sizinle çarpışanlarla sîz de çarpışın ve haddi aşmayın, çünkü Allah..."[226] âyetinin[227] "Onları yakaladığınız yerde öldürün" âyetıyle nesh edildiğini söylerler Halbuki er-Râzî bu âyette neshi inkâr eder Âyet mensûh değildir, hükmünün bakı olduğunu söyler.[228] Keza[229] "Sana neyi infak edeceklerini soruyorlar. De ki: infak edeceğiniz her mal" âyetinin de miras âyeti ile neshedıidığını söylerler Bu goruş zayıftır Zira bu âyetin bir çok vecıhlere ihtimali mümkündür, demek suretiyle bu­rada neshin olmadığını ifade etmek ister.[230]

Fıkıh usûlünde mühim bir yer ışgâl eden nesh meselesini er-Râzî iyi bir şekil­de incelemiş ve sağlam tevcihler ortaya koymuştur İmam eş-Şâfı´ı, Kur´ânın sün­netle neshedılemıyeceğıne kaildir Fakat Ibnu´s-Subkî bu sozun eş-Şâff iye isna­dını inkâr eder ve sünnetin Kur´ânı neshedeceğıne kâıl olduğunu soyle[231] eş-Şâfı´ı[232] . "Bir ayetin yerine onu değiştirip başka bir ayet getirdiğimizde" âyetine dayanarak, âyetin âyetle neshedılebıleceğıne hükmeder. Bu hususlardaki münakaşaları mufessırımız tefsirinde etraflıca anlatmıştır.[233]



Tasavvuf Ve Fırkalar Başa Dön


Tefsirinin bazı yerlerinde, müfessirimız kendisini sofiyyeden addettiğini müşahede etmekteyiz. Kehf sûresinin başındaki keramet âyetinden uzun uzun bahsederken, sofi dostlarımız, bu âyetin kerametiyle sözün sıh­hatini ihtıcac ederlerken... gibi sözleri[234]´ kendisinin sofiliğin dışında olmadığı anlayışına ulaşmış oluyoruz. Onun tefsirdeki umumi temayülü, tasavvuf ile, ruh­ları temizleme, nefisleri terbiye manası anladığı, anlaşılmaktadır.

Mesela; "Ey insanlar, muhakkak ki size Rabbihizden´bir öğui, kalblerinizdeki hastalıklar için bir şifâ, müminler için bir hidâyet rehberi ve rahmet gelmiştir.´[235] ayeti ile ilgili olarak, Velhasıl, mevıze mahlukun zevahirini temizlemeye işarettir ki bu da şeriattır Şifa, fâsıd akidelerden, kötü ahlâktan ruhları temizlemeye işarettir.. Bu da tarikattır. Hüdâ ise, sıddıkların kalbinde hâk nurunun zuhurudur. Bu da hakikat ve rahmettir. Bu âyet tümü ile kemâl ve şerefte noksanlıkları olanların tamamlanmasıdır. İşte bu da nübüvvettir, de[236] Bu misâl gösteriyor ki, er-Râzî sofi tecrübelere dalmakta ve ondan zevk almaktadır. Onun ibadet ve rivayet yönünde bu yolda yüksek de­recelere vâsıl olduğu umulur. O, Riyazet ve keşf üzerine mebnı olan sofî ma´rıfet nazariyesine inanır. O, hidâyetin tahsilinin riyazet yolu ile hâsıl olacağına itibar eder... Tasfiye, sahili olmayan bir denizdir. Allaha suluk edenlerin her birinin kendilerine hâs bir usûlü ve meşrebi vardır Bu sırlara akıl vâkıf olamaz, Tefsirinde bir çok âyetlerde, bu bir vecihdır, onu ancak riyazet ve mükâşefe ashabı bilebilir, demek­tedir. Görüşüne göre insan mücâhede ve riyazet yoluyla Allanın Celâl nurunda istiğraka ulaşır Allanın mâsivasmda kaybolur. İşte bu arada tam bir velayete sa­hip olur. Böyle bir hale gelen kimse hiç bir şeyden korkmaz, hiç bir şeyden mah­rum olmaz İşte bu, en yüksek derecedir Bir kimse onu tatmazsa bilemez, Bu görüşlerden anlaşılıyor ki, er-Râzî istifade edecek şekilde tasavvufu tedris etmiş, bu yol felsefi fikirlerini de etkilemiştir Bu hususlar bazı âyetlerin tefsirinde görülüK[237].

er-Râzînın, bazı âyetler hakkında ince sofi nazariyeleri ve parlak fikirleri vardır. Mesela[238] "Allah bir mesel irad etti: güzel bir söz, gü­zel bir ağaç gibidir" âyetinde, Allanın ma´rıfetı hakkında güzel bir yazı yazar. Keli­me ile ağaç arasındaki benzer yönlen, ılım ağacının dallarının yükselmesi, ilmi ilâhînin, ilmi cısmânî üe münasebetini kurar[239]. O, hakîkî saadetin ahıretteki ıkbâl olduğuna inanır Ruhun istiğrakı ile Allaha yaklaşmanın, hayatta en iyi ve en mükemmel lezzet olduğunu soyler[240] er-Râzî´ye göre, insan iyi ve hayırlı ameller işledikçe, o iyiliklerin esen munâsıb bir şekilde nefsinin cevherinde tezahür eder Bu sozun ışığında hakîki sofî, hayatta karanlıklarla mücadeleyi sâlıh amelin nuru ile yapar Butun bu görüşlerden anlaşılıyor ki o, ıslâmın ruhundan neş´et eden tasavvufa meyyaldir Çunku tasavvuf, Allah yoluna davet eder, ruhu temizler, ha­yatta zuhtu ve takvayı, ahıret âlemine sevgiyi aşılar Islâmın ruhuna zıt olan, acâ-ıb felsefi nazariyelerden, insanları uzaklaştırır. [241]



Mütezile Ve Şiâ Başa Dön


er-Râzı, tefsirinde bilhassa kelâmî mücadelelerini Mutezde ile yapmıştır Kaza ve kader meselelerinde mu-tezileyi reddetmiştir er-Râzî onların akidelerinin tumunu reddetmeye çalışır. Şıâ akidesinden müteessir olan Mutezileyi reddeder Bu bakımdan Şıâ akidesini de reddetmiş olur Tevbe meselesinde[242] Mucize[243] hakkında, Bakara´nın 186 âyetındekı er-Râzî´nın fikirleri Mutezileye ve felsefeye mugayirdir.[244]

Şıâ ile en buyuk münakaşası, Hz Peygamberden sonra en efdal müslümanın Ebû Bekr veya Ali olduğu meselesinden çıkar.[245] "Allah, oturanlara karşılık, cihad edenlere büyük bir mükâfat vermiştir" âyetıyle Şıâ Hz Ali´yi, Hz Ebû Bekre tafdıl ederler Zira Hz Alı, Hz Ebû Bekr´den daha fazla cıhad yapmıştır er-Râzî, Hz Alı kâfirleri katletme hususunda Hz Peygam­berden daha fazla gayret göstermiştir O halde Hz Alı, Hz Peygamberden daha faziletli diyebilir mıyız şeklinde sual sormak suretiyle Şia´nın goruşunu reddet­mektedir.[246]

er-Râzî, sadece ehli sünnetle Şıâ arasındaki şüpheli ıtıkâdî meseleleri arzet-mekle iktifa etmez, onların ftkhî ihtilaflarına da temas eder Her ıkı tarafın delilleri­ni nakleder, sonra, ehli sünnet delillerini tercih eder Mese1a,[247] "O halde o hanımlardan hangisi iie faydalandınızsa, bir farz olarak, onlara mehirlenm veriniz," âyetinde ıkı goruşu zikreder Birincisi maruf olan sahih nikâhtır İkincisi ise Mut´a nikâhıdır ki, bu goruş Şia´nındır Her ıkı gru­bun delillerini serdeder ve el-Cassasın Şia´yı red hususundaki delillerini benımseyerek elealır.[248] Kezâ[249] "£y jman Gdeniert namaz kılmaya kalktığımız zaman yüzlerinizi ve dirsek­lere kadar ellerinizi yıkayın." âyetinde de, Ehli sünnet ile Şıâ, ayağın yıkanması veya meshedılmesı hususunda ihtilaf halindedirler Burada da her ıkı grubun de­lillerini ele almaktadır[250].

Mufessırımız, fırkalarla münakaşadan başka, diğer din mensupları ile de mü­nakaşalara girişmiştir Mesela, Hrıstıyanlann teslis ve salîb esaslarını Hârezmde-kı Hrıstıyan âlımlerıyle tartıştığı ve aklî delilleriyle onları çürütmeye çalıştığını gormekteyız.[251]



İ Câzul-Kur´ân Başa Dön


Fahruddîn er-Râzî, Kur´ânın mûcız olduğunu haricî ve dahilî delillerle ısbata çalışır Diğer eserlerdeki tekrar-

lar usandırıcı olduğu halde, Kur´ânda pek çok bulu­nan tekrarların insanı usandırmasının bahis konusu olmadığını söyler Kur´ân pek çok dinî ve dünyevî ilimleri ihtiva etmesine rağmen, onda asla bir tenakuz bahis konusu değildir Bu da, Kur´ânın Allah tarafından gönderilmiş bir vahy mahsûlü olduğuna delâlet eder er-Râzî, Kur´ândakı gâıb haberlerin Kur´ânın ı´câzı oldu­ğunu kabul eder Kur´ân, her yonu ile mu´cızdır Zaten onun âyetlerin tertibinde ve geliş sebeblennı beyanda gösterdiği ihtimam, ı´caza vermiş olduğu ehemmi­yete delil teşkil eder el-Curcânî, Delâılu´l-I´câz adlı eserinde âyetlerin fesahati ve kelâmının nazmı hususunda konuşmada er-Râzî´den önce gelirse de, O, er-Râzî gibi bir âyetin diğer bir âyetten sonra gelişinin ı´câz delillerini göstermemiştir Şu­nu da itiraf etmek gerekir ki, er-Râzî fesahat sozunu, el-Curcânıden almıştır Abdu´l-Cebbâr ve ez-Zamahşerî gibi mutezılî mufessırler, bir âyetin diğer âyetten sonra geliş sebebini zikrederlerse de, onlar butun Kur´ân âyetlerini belagat yönünden birbirlerine raptetmeyi düşünmemişlerdir Halbuki er-Râzî bu konuya tefsirinde çok ehemmiyet vermiştir Bu hususta şöyle demektedir Her kim ki şu sûrenin nazmının letâıfını, tertıbındekı güzelliğini düşünürse, bilir ki Kur´ân, lafzı, fesahati ve manası itibariyle mu´cızdır Keza o, âyetlerinin tertibi cıhetıyle de mu´cızdır, Uslûb yonu ile Kur´ân mu´cızdır diyenler de bunu kastederler Ben butun mufessır-lerın bu hususlardan yuz çevirdiklerini ve bu işe ehemmiyet vermediklerini gor-dum Halbuki bu iş hiç te böyle değildir.

"Yıldızın göze gorunuşu küçüktür, fakat o yıldızın kuçuk görünüşünün kabahati yıldızın değil, gözündür "[252] beytıyle ışın ehemmiyetini göstermek istemiştir er-Râzî Kur´ândakı tertibin hayret verici yonu üzerinde konuşur ve şöyle der "Şu kitabın tertıbındekı Allanın âdeti en güzel şekilde vâki olmuştur O, ahkamdan bır-şeyler zikreder, sonra bir çok âyetlerde va´d ve va´ıdden, et-tergıb ve´t-Terhıbden bahsedilir Allahın büyüklüğüne delâlet eden âyetlerle, celâl ve azemetıne taal­luk edenler bir birine karışır Sonra yine ahkâmı beyân etmeye başlar Böyle bir usûl kalplere en iyi te´sır eden bir tertıbdır Zira amel ile teklif ancak va´d ve va´ıd ile beraber olursa kabule şâyân olur"[253] Mustafa Sâdık er-Râffı, I´cazu´l-Kur´ân adlı eserinde, Kur´ânın tertibi ilmi hususunda "bu hayranlık uyandıran ilme, en fazla, tefsirinde er-Râzî temas etti Kur´ânın eksen letâıflerı, bu tertıblerde ve ara­larındaki irtibatlardadır" demektedir[254]

er-Râzı[255] "O zulmedenler yakında nereye dö­neceklerini bilecekle´ âyetini izah ederken, Kur´ânın birlik nazariyesini bozacak herşeyı reddeder. Âyetlerin tertibi voliyle kt´ımelerın tertıblerı üzerinde ihtimam gösterir.[256] "Allah ona kitab, hükmetme gücü ve nü­büvvet versin de..." âyeti[257] hakkında uç şeye işaret eder ve tertibin en güzel bir şekilde olduğunu zikreder Evvelâ Semavî kıtablar nâzıl olur Sonra nebinin aklında kitabı anlamak hasıl olur Daha sonra da, mahlukata nebi olarak tebligat­ta bulunur Bundan daha güzel tertıb düşünülür jup demektedir.[258]

Keza[259] "AUab emânetleri ehline vermenizi´, hükmettiğiniz zaman da insanlar arasında adaletle hükmetmenizi emreder." Bu âyette de sahih bir tertip vardır İnsan evvela kendi menfaat ve zararını duşunur, sonra başkası ile meşgul olur Şüphe yok ki Allah evvel emaneti zikretti, sonra da hak olan hukmu zikretti Bu tertıbden daha güzel bir şey düşünülebilir mP Kur´ânın letâıfinden ekserisi, bu gibi tertıblere ve rabıta­lara tevdi edilmiştir[260] Mufessırımız mulhıdlerın belirli Kur´ân terkıblen etrafın­daki şüphe ve ta´nlarını reddeder Mesela[261] "ve Onları göi-gelendirici bir gölgeye koyacağız" âyetinde cennette sıcaklığı ile rahatsız edecek bir güneş olmadığına göre, bu şekilde vasfetmenın faydası nedir Dünyada biz gölgeyi biliriz Güneş ışığı oraya ulaşmaz, havayı ıfsad etmez Cennetin havasını şu şekilde vasfetmenın manası nedir" er-Râzî bu suallere cevap olarak Biliriz ki arap beldesi çok sıcaktır Gölge onlar için en buyuk rahatlık sebebidir Böyle­ce bu, rahatlıktan kinaye kılınmıştır[262] der Burada muhım olan husus şudur er-Râzî, âyetlerdekı, belagat tarzlarından olan, teşbih, mecaz, kinaye gibi husus­lara fazla ihtimam göstermez Ancak hususî mevkilerde umûmi kullanılış şekille­rini gösterir Keza o, Kur´ândakı iltifatlara geniş yer verır[263] Kur´andakı emsaller hakkında güzel örnekler verir.[264] er-Râzî, Şâir, mâna değişse bile, seci için tak­dim, te´hır yapar Kur´ân beliğ bir hikmettir Ondaki mana ve lafız sahihtir, mana­sız olarak takdim ve te´hır caiz olamaz, der[265] Ona göre, Kur´ânın ı´cazı birinci derecede ma´rûf olan ses ve harflerin meydana getirdiği terkıbden ibarettir Te-haddî meselesi de buna bağlıdır Bu hususta bulmaya çalıştığı misaller bu konu­yu te´yıd eder Bu goruş Eş´ârı ekolunun ı´caz hakkındaki genel görüşüdür el-Cürcânı´nın de ı´caz hakkındaki nazarıyyesı, lafızlar ve onların güzellikleri, mana güzellikleri arkasındaki uslûb hususiyetlerine dayanır

er-Râzî, Kur´ândakı yeminler hakkındaki goruşunu şöyle izah eder Yemin, be­lagat yönlerinden bir yondur, edâ üslûplarından bir üslûptur, arkasında gizli bir hikmet vardır Araplar fâcırenın yemininden korkarlardı Fâcırenın yemini âlemi harab eder, derlerdi Hz Peygamber de bunu "Yalan yemin, ülkeleri bomboş ve tenhala$tmr." sozu ile teyıd etti Hz Peygamber, Alla-hın emri ile ve onun kelâmı için muhtelif eşya üzerine yemin ederdi Ona azab inmedi, bilakis onun her gun sânı yükseldi Böylece onun yalancı olmadığına ıtıkad vâcıb oldu.[266]

er-Râzî, yemini, kuvvetli aklî ıstınbatlar üzerine bina etmektedir Onun yemin âyetleri hakkındaki fikirlerini şöylece toplayabiliriz

a) Sûre başlangıcındaki yeminler, vahdaniyet, rısalet ve haşr gibi uç asıldan birini ısbât içindir

b) Bazı sûrelerdekı yeminler cemi, bazılarında mufret haldedir Bunun hikmeti üzerinde durur.[267]

c) Bazen arza âıt işlere, bazen de rüzgârlara ve semaya bazen de onların Rab-larına yemin eder.[268]

d) Takdis için zâtına, bazen de rasulunu şereflendirmek için onun üzerine ye­min eder.[269]

ez-Zamahşerı bu yolda el-Curcânı´nın görüşlerini hazmetti ve onu en güzel bir şekilde uyguladı Fahruddın er-Râzî ise, ez-Zemahşerının başladığı bu yolu ta­mamladı Asrındakı mulhıdlerın Kur´ânata´nlarına karşı, heryonu ile Kur´ânın sa­vunuculuğunu yaptı. [270]



Münferid Kaldığı Görüşler Başa Dön


Fahruddîn er-Râzî´nın tefsin, Taberî ve diğer eski tefsırler mecmuası gibi değildir Onun, Kur´ân tefsirinde muhtelif konularda şahsiyetini gösteren görüşleri ve mülahazaları vardır Kendine hâs olan bu görüşleri dolayısı ile lehinde ve aleyhinde söyleyenler olmuştur Tefsirden birkaç sahıfe okun duğunda bu görüşlere rastlamamak mumkun değildir Biz bunlardan birkaçını zikretmeye çalışacağı[271] "Oradan hepiniz ininiz, eğer size Benden bir hidâyet rehberi gelirse. " âyetinde hubûtun hikmetini anlatıp, onun ıkı vechı olduğunu izah ettikten sonra, bir uçuncu vechı olduğunu ve bunun diğer ıkı vecıhden daha kuvvetli bulunduğunu söyler ve bunun da Adem ve Havvanın zelle (işlemiş) olmalarıdır, der[272] er-Râzînın, Kur´ânın ı´câzı vechı-nı ısbat etme hususunda çok haris olduğunu söylemiştik Aynı hâdise için vârıd olmuş ıkı âyette, atıf, hazf, izafet, takdim ve te´hır gibi hususlarda bir değişiklik varsa, bu değişikliğin sebebini tafsilatlı olarak anlatır Meselâ[273] "Onu asla temenni etmeyecekler" âyeti ile, Cuma süresindeki "Oy­sa ki onu, asla temenni edemezler" âyetini karşılaştırıp, burada zikredilmeyip zikretilmesini uzun uzun anlatık.[274]

"Allahın mescidlerini, içinde Aüahrn adının anılmasından men edenden daha zalim kim vardır "[275] âyeti hakkında âlimlerin dört goruşunu zikreder Kendi indinde de bir beşinci goruş olduğunu söyledikten sonra, Allah bu âyetin evvelinde ve sonunda Yahudilerin ve Hrıstı-yanların çirkin fullerinden bahseder Diğerlerine ittisali nasıl mumkun olur diye­rek, kıbleyi tahvil ile yahudılerın Kâbeyı ve Peygamberin mescidini yıkmaya gay­ret gösterdiklerini söylemek suretiyle, bu görüşünün diğerlerinden daha kuvvetli olduğunu ifade etmek ısteK[276] Keza[277] "O´nun peygam­berinden hiç birisini ayırmayız" âyetındekı kelimesine âlimler mâna­sı vermişlerdir er-Râzî bu goruşu kabul etmemekte ve bunun sebebini izah et­mektedir.[278]. Yine o[279] "Hamd, kuluna dosdoğru olarak kitabı indiren ve onda hiçbir eğrilik yapmayan Allaha mahsustur," âyetinde, butun lugâtçılar ve mufessırler burada bir takdim ve te´hırın olduğunu söylerler er-Râzî bu sozun fesadını beyan ederek, hakikatte âyetin tam bir oluşa delalet ettiğini ısbat etmeye çalışır.[280] er-Râzi[281] "Firavun, ey Haman, bana bir saray yap! dedi" âye­tinde, Fıravnın yüksek bir kule inşa edip göğe yükselmek istemesi ihtilaflıdır Mu-fessırlerın ekserisi Sarhın yapılması hakkında uzun hikâyeler anlatırlar er-Râzî, bunlar bana göre uzaktır, diyerek aklî metodunu burada da kullanır Fıravn ya deli veya akıllı ıdı Bu t ki halın dışında olamaz Eğer deli olsaydı, Allanın ona Ra-sûl göndermesi câız olmazdı Zira teklifte akıl şarttır Eğer o akıllı olsaydı, akıllı olan kimse, semaya insan kudretinin ulaşamayacağını bilirdi Her ıkı halde de bu imkânsız duruma gelmektedir Bunun Fıravne isnadı mumtenı olur er-Râzî bana göre Fıravn Dehrıyyûndan ıdı Gayesi yaratıcıyı nefyetmek, İlâhı görmediğini söy­leyerek, kendisini âlemlerin ilâhı olarak ilân etmek ıdı, demektedir.[282]



Tefsiri Hakkında Görüşler Başa Dön


Mufessırımız, tefsirinde butun mufessırlere hıtab etmektedır O, belirli bir tefsir goruşunu razı olmazsa, onu ka-

bui etmez ve kendi hususî goruşunu ortaya koyar Ortaya koyduğu bu görüşler geniş aklî bir kaideye daya­nır. Muhtelif ilmi sahalardaki geniş bilgisi, âyetlerin sahih anlamlarını kavramaya yardım eder er-Râzî´nın ilen surduğu fikirler, kendinden sonra gelenleri epeyce meşgul etmiştir Elbette böyle geniş kapsamlı oian bir tefsirin lehinde ve aleyhin­de görüşler ileri sürülecektir

Eski mufessırlerden bazıları onun tefsin üzerinde şüphe ederler ve en uzak işaretlen göstererek husumetlerini devam ettirirler[283] Ibn hacer, ilmi tefsir hu­susunda gördüğüm faydaları, ancak el-Kurtubı ve Fahruddîn er-Râzî´de gordum Fakat er-Râzînınkınde birçok ayıplar vardı ve Mağrıblıler onun tefsirine şüphe ile bakarlar, demektedir[284] Tefsin okunduğunda, bu tenkıdlerın hakikati ifade et­mediği gorulur Bunlar daha ziyade taassub ve hata neticesidir Her tefsirde ol­duğu gibi, bu tefsirin de tenkıd edilecek yönlen bulunabilir

er-Râzî metodunu Fatiha sûresinde verdiğini söylemiştik Bakaradan itibaren fazla ıstıdratlara girişmemiştir Eğer er-Râzî metodunu butun âyetler üzerinde ver­meye kalkışsaydı, eserinin yüzlerce cilt olması gerekirdi Bu sebebten Fâtıhâ sü­resindeki yedi âyeti tam olgun bir cuz olarak tefsir eder Şunu hatırlatalım ki, er-Râzî, diğer mufessırler gibi Kur´ânı şeklen tefsir etmemiş, aynı zamanda ez-Zamahşerı gibi, mazmunu da tefsir ederek, tefsirde oze ulaşmıştır Meselâ,[285] "insanlardan bazı sefihler, onları kıb­lelerinden döndüren nedir dediler" âyetini er-Râzî lafzî yönlerden tefsir eder, se­fihi açıklar ve bu husustaki rivayetleri nakleder Vellâ kelimesini şerheder Mufes-sırlerın görüşlerini açıklar Kıble, hidayet ve sıratı müstakimi izah eder Bu esnada bazı meselelere girişir Mutezile ile Ehli sünnetin münakaşalarını ele alır[286]

er-Râzî, aklî metodla tefsir ettiği için, ayetleri tefsir ederken, âyetin derinliklerini duşunur Meselâ "Sız, insanlık ıçm çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz[287] âyetinde lafzının tam, nakıs ve zâıd olabileceği mese­leleri üzerinde durur ve nahvi yönden izah eder[288] er-Râzî, tefsirinde ihtiyaç duymadıkça mevzuları karıştırmaz Meselâ, miras âyetlerinde fıkhî mevzuatı, hatta lugât ve nahiv kaidelerini nassı anlıyacak kadar izah eder.[289]

er-Râzî, tefsirde Kur´ânî hikmeti istihraç, Kur´ân için ilmî ve aklî ı´cazı ortaya çı­karmak için çalışır Evvelâ onu, cebr ve ihtiyar meselesinde Mutezile ile mücade­le ettiğini, onların te´vılde hidayetin dışına çıktıklarını Kur´ân âyetlerini mezhep­lerinin usûlü ile yüklendiklerini ve diğer butun tefsirleri bâtıl ittihaz ettiklerini söy­ler Mufessırımız Kur´ânı insanlar için bir hidayet rehberi olarak gorur O, fertleri ve cemiyetleri celb etmek tçın gelmiştir Bunun ıçm, O, tefsirde ihtiyaç duyulduğu nısbette çeşitli ılım ve felsefeyi tefsirine sokmuştur

Muhammed Reşıd Rıdâ, Fahruddın er-Râzî, verilecek manaların uzak veya ya­kınlığını gözetmeksizin bir çok yerde ıstıdratlarını uzatmıştır, demektedir.[290] er-Râzî, hadisler yönünden iyi araştırma yapmadığı kaydedilerek tenkıd edilir Hadişlerin zayıflığına işaret etmeksizin onları nakleder. Meselâ,[291] "-Sizin dostunuz ancak Allah, Resulü ve namazı dosdoğru kılıp zekât veren müminlerdir." âyetinde Ebû Zer´den rivayetle, bir öğle namazında cereyan eden hâdiseyi anlatır[292]. Bu naklettiği hadis mu-haddisler arasında ittifakla mevzu addedelir. Bu hadisi sahih imiş gibi zikretmiş, onu aklî yönden reddetmemiştir. Eğer o, bir hadis âlimi olsaydı, bu haberin Ebu Zer´e yalan olarak isnad edildiğini bilirdi. er-Râzî bazen şüpheler ortaya atmakta ve onlara cevap vermemektedir. Meselâ En´am sûresinin tefsirinde, bu sûrenin nüzulü hakkındaki şüphesini ortaya atar ve insanlar bu sürenin bir defada nazil olduğunda ittifak halindedirler. Eğer iş böyle ise, sûrenin âyetlerinden her biri için nüzul sebebi nasıl olur demek suretiyle şüphesini izhar etmektedir, Bu hususa da cevap vermemektedir.[293]



Er-Râzî´nin Te´siri Başa Dön


er-Râzî´nin tefsiri diğer tefsirler gibi itiyâdi bir tefsir değildir O, tefsir için akla duyulan ihtiyacı, bir çok dinî meselelerde ve hayati görüşlerde izah eder. Bu bakımdan tefsir âlemine açık bir tesiri olmuştur. Hiç şüphe­siz kendinden sonra gelenlere, bu tefsir aklî kaynaklık yapmıştır. Bir çok mesele­leri, bir çok ilimleri açık bir metodla anlattığı için, sonradan gelen müfessirler, nasibleri nisbetinde, ondan faydalanmışlardır. Hatta onu tenkid maksadı ile ele alanlar ondan istifade etmişlerdir. Ondan istifade etmiyen müfessir hemen hemen yok gibidir. Biz bunlardan bazılarını göstermekle iktifa edeceğiz.

İslâm âleminde büyük bir şöhret yapan el-Beydâvî, tefsirini ez-Zamahşerî ve er-Râzî´nin tefsirinden ihtisar etmiştir. Kelâmî meselelerde tamamen er-Râzî´ye iti-mad eder. Beydavî tefsiri tetkik edilirse hemen hemen her sahifesinde gerek İsim zikredilerek ve gerekse zikredilmeksizin er-Râzî´den pasajlara rastlanır.

Ebû Hayyân, el-Bahru´1-Muhit adlı tefsirinde, bazı âyetlerde er-Râzî´den nakil­lerde bulunur[294]. Bazen de ondan âyetlerin şerhlerini nakleder[295]. Bazen de arap kelamının çerçevesinden çıkışını, âyetin tefsiri hususunda hukemânın kela­mını terk edişini tenkid eder[296]. Hatta bazı yerde de, tefsir ilminde lüzumu ol­mayan ilimlere temas ettiğini, bazı nahvî meselelerde hata etmesini tenkid eder[297]. Ebu Hayyân, bazı âlimlerin Onda tefsirden gayrı herşey vardır, dediğini nakleder[298].

İbn Kesirin tefsiri nakli olmasına rağmen, aklî olan er-Razî tefsiri, İbn Kesir tef­siri için kaynak olmaktadır. Bazen bunları tenkid bazen de tasvîb için kullanır. Me­selâ Allah lafzının, arapça değit, İbranice olduğu görüşünün zayıf bir görüş oldu­ğu üzerinde durur[299]. İbn Kesir, Halikın isbatı hususunda, Ebû Hanİfenin ve Ma­likin sözleri için er-Râzî´ye İtimad eder[300]. Bazen de ondan uzun nakillerde bulunur[301].

el-Âlusi´nin tefsiri ise, bazı ziyade ve noksanlıklar göz önüne alınacak olursa, âdeta er-Râzînin tefsirinin ikinci bir nüshası olarak görülebileceğini söyliyenler mev-cûddut Âlusî tefsiri okunduğu zaman, er-Râzî´nin tesiri açık olarak kendini gös­terir. er-Râzî´nin tafsil ettiklerini el-Âlusî bazen kısaltır[302]. Mesela Bakara sûresi­nin 228. âyetinde Âlusî, er-Razî´den muhtelif meseleleri bazen kısaltarak bazen de açık olarak ismini zikrederek istifade eder[303]. Âlusî, er-Râzî´nin müfessirleri redlerinde de istifade eder. Mesela, Yusuf Peygamber hakkında, el-Vâhidinin nak­lettiği haberleri red gibi[304]. Keza[305] "Sana ruhtan soruyorlar"

âyeti karşılaştırılırsa, er-Râzîden istifade ettiği görülür[306]. Şüphesiz ki er-Râzî, Âlû-sî´nin en mühim kaynağıdır, ya onun ismini sarih olarak söyler veya imam diye bahseder. Bazen ismini zikretmeden alır[307]. el-Âlûsî, el-Keffâlin görüşlerini ta­mamen er-Râzî´den naklederek alır. Öyle anlaşılıyor ki, Âlûsî, el-Keffâle ait olan eseri görmemiştir[308]. Bakara sûresinin 23. ve 30. âyetlerinin tefsirini er-Râzî´den almıştır[309]. Bazı yerlerde el-Âlüsînin, er-Râzîyi reddettiğini görürüz. Mesela Ba­kara sûresinin 58. ve 143. âyetlerinde olduğu gibi[310].

Muhammed Abduh ve talebesi Muhammed Reşid Rıda´da, er-Râzî´den müte­essir olanlar arasındadır. Kaynak olarak ona itimad etmişlerdir. Çünkü Abdûh eko­lünde de aklın rolü mühimdir. Bu bakımdan er-Razîye müracaat etmiş olmaları tabiîdir. Bilhassa âyetler ve sûreler arasındaki münasebetler ve ittisal meseleleri üzerinde ondan fazla istifade ederler. Ayrıca ondan belagat mevzularını ve bela­gat nüktelerini kaydeder[311]. Belirli kelimelerin istimalinde ve nesh meselesinde er-Râzî´nin zikrettiği lügat şahitlerinden ve sözlerden yardım taleb eder. er-Râzî´nin bazı fıkhî meselelerini nakleder. Mesela, Mücâhid ile Cumhurun birbirinden ay­rıldığı, müteveffa hakkındaki Mücâhidin görüşünü tafdil eder[312]. Bazen de İmam eş-Şâfi´inin görüşlerini nakleder. Usûl meselelerini nakleder.[313] Kur´ânın Hz. Peygam­berin nübüvveti hususunda âlimlerin ileri sürdükleri görüşleri iktibas eder.[314]

Bazen Reşid Rıdâ, âyetin tefsirine er-Râzî´nin görüşü ile başlar. Meselâ Âlî İm-ran sûresinin 81. âyetinde er-Râzî´nin sözünü nakleder[315]. Yine Reşid Rıdâ, er-Râzînin zamanındaki muhtelif nahiyelerdeki müslümanların halini ıslâh için, nak­lettiği görüşlerine müracaat eder[316]. Bu babda er-Râzînin yazmış olduğu şara­bın zararlarını mufassal bir şekilde nakleder. Malumdur ki bu asırda sarhoşluk içtimâi bir hastaltk halinde şekillenmekte ve İslâm cemiyetini bozmaya çalışmak­tadır[317]. Yine ondan naklen taklidin kötülüğünü, asrındaki mukallidler ve bun­larla mücadelelerini anlatır[318]. Reşîd Rıdâ nübüvvet hususundaki bazı mesele­lerde er-Râzî ile şiddetli münakaşalara girişir[319]. Bazen de onu kefâmi yönler­den tenkid eder[320]

Kısaca şunu söyleyelim ki, er-Râzî´den sonra gelen bütün müfessirler ekolleri ne olursa olsun ondan az veya çok istifade etmişlerdir. Onu tenkid etmek maksa­dı ile kaleme sarılanlar dahi ondan müteessir olmaktan kurtulamamışlardır. Ebu´s-Suûd, İsmail Hakkı gibi çeşitli ekollere sahip müfessirler için birer kaynak olur­ken, son zamanlardaki, e!-Merâgi, Elmalılı Hamdi efendi gibi müfessirler için de birer hazine olmuştur.

Fahruddin er-Râzînin, yukarıda tanıtmaya çalıştığımız tefsiri, aklî, ilmî ve diğer muhtelif yönlerden birçok mühim noktaları ihtiva etmesi bakımından, diğer tefsir­lerden ayrılır ve kendine kadar gelen kültürü muhafaza eder. Eş´âri ekolünü tem­sil eden bu tefsir, aklî yoldan Kur´ân anlayışının zirvesini teşkil eder. Bu yolda, el-Eş´ari, el-Bâkillânî, el-Cürcânî. İmâmu´l-Haremeyn ve el-Gazâlî gibi ileri gelen kimseler gayret sarîetmişler, er-Râzî de bu işin en yüksek noktasına ulaşmıştır. Nasıl me´sûr tefsirin en iyisi bu gün et-Taberi´ninki ise, aklî tefsirin de zirve noktası­na er-Râzî´ninki oturmuş bulunmaktadır. [321]


Summary Başa Dön


Fahr Al-Din Al-Razi And His Commentary Of Quran


One of the Müslim scholars who has an extensive cultural background, is undoubtedly Fahr al-Din al-

Razi. As we persue rational, traditional or natural sciences he always strikes us. İt is necessary to do

research on this highly regarded human being in every branch of selence. His very famous Glossary contains and refleets his comprehensive ability in every branch of science. His glossary generally being packed with

sciences, and philosophy, has become unattainable book because of its being

undestood with difficulty.

The author wrote his glossary under the light and guidence of rational rules to stop any attack and eriticisin îovvards the Glorious Ouran. Fahr al-Din studied with ali his afforts to prove the miraculousness of the Ouran not only in eloquence and Rhetoric but also from the point of view of science. He patd great attantion to the relation and harmony among the verses and surahs i.e. chapters of the Holy Ouran. He interpreted the Holy Ouran not only outvvardly but also İnvvardly, he has attained to genuinennes in interpretation by this way.

The opinions, put forvvard by al-Razi, have kept his successors busy. Some personal opinions, either in favour or against such a glossary, have been put forward. From this point of view there is no doubt its influence on other glossaries, written later on. To hold a light to researehers in de field of Tafseer I endevoured in this study briefly his glossary by referring to piece itself. [322]



--------------------------------------------------------------------------------

[1] Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu l-Gayb, Akçağ Yayınları: 1/IV.

[2] Bu hadisler Buhân ve Müslim´de vardır. Bu hususta bilgi bulunabilecek Türkçe kay­naklardan bazıları şunlardır: Tecrîd-ı Sarih Tercemesi, 8/23S-236; 431; 10/168-173; Sahih-i Müslim Terceme ve Şerhi, 8/4947-4963; Asr-ı Saadet, Mevlânâ Sibli (Ter. : Ö.Rıza Doğrul), 1/529-533.

[3] Rühu´l Meânı, Âlûsl 19/170-171, MefâtıHu´l Cayb, er-Râzî24/186

[4] Tırmızî, Menâkıb 32 (5/662).

[5] Buharı, ılım 10 (1/26); Ibn Mâce, Mukaddime, 17(1/81), Tırmızî, ılım, 19 (B/49)-

[6] Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu l-Gayb, Akçağ Yayınları: 1/VII-XI.

[7] Atatürk Üniversitesi İslâmî İlimler Fakültesi Dergisi, 1977, Ankara

[8] Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu l-Gayb, Akçağ Yayınları: 1/XIII.

[9] Yâkût el-Hamevî, Mucemu´l-Büldân, Beyrut 1374/1955 I 496 (dördüncü iklimde Maverâunnehr´de buyuk bir şehirdir)

[10] Aynı eser, I 330 (Belh Herat ve Gazne arasında kuçuk bir kasabadır Geniş bir araziye sahip olup sağlam bir kalesi vardır)

[11] Fahruddîn er Râzî nın hayatı ve eserleri hakkında geniş bilgi verilmemiş tafsilât tefsin hakkında verilmeye çalışılmıştır Hayatı ve eserleri hakkında geniş ve toplu bilgi elde edebilmek için aşağı dakı eserlere bkz Tâcuddîn es Subkî Tabakâtu´ş-Şâfı´yye, Mısır 1383/1964 VIII 81 96 Ibn Halli kân Vçfeyâtu´l A´yân, el Kahire 1367/1948 1949 III 381385 esSafedî el-Vâftbı´l-Vefıyât, Wıes baden 1959 IV 248 259 Ibnullbrî Tânhıı muhtasarı´d Düvel, Beyrut 1890 s 418-420 el Kıttî Târıhu´Ahbarı´l-Hukema, Mısır 1326 Sİ90192 esSuyûtı Tabakâtû´IMüfessirîn, Leıden 1839 s39 ed-Dâvûdî Tabakâtu´l-Müfesstrîn, Kahire 1392/1972 II 213 217 Ibnul Imâdel HanbelT Şezerâtu´z-Zeheb, Beyrut Mektebetu´t-Tıcârî, V 21 22 Ibn Ebî Useybıa Uyûnu´l Enbâ fi Tabakâtt´I Etıbba, Beyrut 1377/1957 III 34-45 ezZehebı MızânuUüöâl, Mısır 1382/1963 II 324 Ibn HacerLısântıJ- Mizan, Haydarabât 1330, IV 426-429, Ibn Kesir, eiSidâye ve´n-Nihaye, et-Tabatu´l-Ulâ 1966, XIII 55, el-YâfY Mir´âtu´l-Gnân, Haydarabat 1339, IV 7-11, Ibn Tangn Berdî, en-Nücûmu´z-Zâhire, Mısır 1936, VI 197198, Kâtip Çelebi. Keşfu´z-Zunûn, İstanbul 1360-1361/1941-1943 II 1756, İsmail Paşa el-Bağdâdî, Esmâu´î-Müellifîn, İstanbul 1951-1955, II 107-108, C Brockelmaân, Gesc/ı/c/ıtec/eMra-bischen Litteratur G I 506-508, S I 920-924, Ömer Rıza Kahhale, Mu´cemu´l-MüelIİfîn, Dımaşk 1380/1960, XI 79, ez-Zriklî, el-A´lâm, ikinci tabı, VII 203, Muhammed Fadıl b Âşûr, et-Tefsfr ve Rıcâluhu, Tunıs Î966, s 69-91, Muhsin Abdulhamîd, er-Râzî Mü fessiren, Bağdat 1394/1974, Mu­kaddime Dr el Hüseynî Abdu´l-Mecîd Hâsım et-Tefsıru´l-Kebîr li´l-Fahri´r-Râzî, Mecelletu Turâsı´f-Insanıyye, 1968, s 362/375, Taşkopruzâde, Miftahu´s-Saâde, el-Kâhıre 1968, II 86, 116-123 R Ar-naldez, le Moi divın et le Moi humaîn d´apres le commentaire coraniçue de Fahr al-Din al-Râzî (Studıa Islamıca XXXVI) p 71 97 Tarihu İbn´l-verdi, Necef 1389/1969 II 182, Kelâmı ve Felsefi görüşleri için Bkz Muhammed Sâlıh ez-Zerkân, Fahruddin er Râzîve Arâûhu´I-kelâmiyye vefelse-fiyye, el-Kâhıre 1383/1963, Shorter Encyclopaedia of islam, p470, Orner Nasuhî Bilmen, Tabakâtu´l-Müfessinn Ankara 1960 s 310-318, Ferıd Vecdî, Dâıretv´l-Maârıf, IV 142 151, Encyclopaedia Bri-tannica,\X 42 The Encyclopaedia Amencana, X 725a, Encyclopedia de l´İslam (novelle edıtıon), II 770-773.

Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu l-Gayb, Akçağ Yayınları: 1/XIII-XVI.

[12] er-Râzî nın bu lefsın birçok defa İstanbul ve Mısırda basılmıştır En son olarak Mısırda 1938´de Abdurrahman Muhammed tarafından XXXII cıld halinde tabedılmıştır Bu tefsirin Muhtasarları da vardır

[13] el-Bıdâye ve n-Nıhâye, XIII 55.

[14] el-Vâh bi´I-Vefıyât, IV 254.

[15] er Razının bu tefsirini tamamlamadığını kaydedenler Uyunu´l-Enbâ, III 4A,Veteyâtu´i-A´yân,\\\ 381 Şzzerâtu´z-Zeheb, V21 Keşfuzzunûn, II 1756 Muhammed Huseyn ezZehebî, et-Tefsır ve´l-Mufessırûn, Mısır. 1381/1961 I 292 296.

[16] Tânhu´i-Hukemâ, III et-Tefsır ve Rıcâluhu s 90 Dr Alı Muhammed Hasan el Ammârî el-lmam Fahruddm er-Râzî ilk tabı Kahire s 161 187.

[17] etTefsîru´l-Kebır, lı I İmâm el Fahr er Râzî Mısır 1357/1938 XIII 46 56 XVI 32.

[18] Tefsîru´r-Râzî, VII 6 8

[19] Tefsîru´r-Râzî, XIV 117

[20] Tefsîru´r-Râzî, XIII 10

[21] Tefsîru´r-Râzî, XIV 195 XX 147150

[22] Tefsîru´r-Râzî, I! 14

[23] Tefsîru-r-Râzî, XX 34 XXIV 227 228

[24] Tefsîru´r-Râzî, III 91 92

[25] Tefsîru-r-Râzî, XIV 199.

[26] Tefsiru´r-Râzf, III. 124

[27] Tetsîru r-Râzî, XX. 64.

[28] Tefsîru r-Râzî, XX 179.

[29] Tetsîru r-Râzî, ti. 219-220.

[30] Tetsîru r-Râzî, II. 60.

[31] Tefsîru´r-Râzî, IV. 11.

[32] Bu hususlar için bkz. Tefsîru´r-Râzî, XIII. 107, XIX. 114, XX. 54.

[33] Tefsîru´r-Razi XIX. 146.

[34] Tefsîru´r-Râzt, VII. 93.

[35] Tefsîru´r-Râzî, XIX. 117.

[36] Tefsîru´r-Râzî, III. 6.

[37] Tefsîru´r-Râzî, III. 67.

[38] Tefsîru´r-Râzî, II. 66.

[39] Muhammed Reşıd Rızâ Teisîru´l-Menâr, Mısır 1373/1954 IV 16

[40] Tefsîru´r-Râzî, XIX 98

[41] Tefsîru´r-Râzî, XXIII 233 234

[42] Tefsîru´r-Râzî, XXIII 233 234.

[43] ) Tefsîru´r-Râzr, V 81-82.

[44] Enam 110.

[45] Tefsîru´r-Râzİ, XIII 149.

[46] Yunus 32.

[47] Tefsîru´r-ftâzî, XVII 87.

[48] Aynı eser, XIX 127.

[49] En´âm 13.

[50] Tefsîru-r-Râzî, XII 167.

[51] Bakara 180.

[52] Tefsîru r-Râzî, V 61.

[53] Bakara 187

[54] Tefsîru´r-Râzî, V 103

[55] Bkz Aynı eser III 226 233

[56] Tefsîru´r-Râzî, VIII 40 41.

[57] Tefsîru´r-Râzî, VIII 76.

[58] Aynı eser XXII 110111 XXIV 82 83.

[59] Bakara 224

[60] Tefsîru´r-Râzî, V 75

[61] Tefsîru´r-Râzî, X 78

[62] Bakara 248.

[63] Tefsîru´r-Râzî, VI 178 VII 44.

[64] Aynı eser II 12.

[65] Tefsîru´r-Râzî, VIII 226 227.

[66] Bakara 184.

[67] Tefstrur-Râzî, V 80.

[68] Aynı eser VI 153 Vil 113.

[69] Tefsîru r-Râzî, II 71.

[70] Tevbe 18.

[71] Tefsîru r-Râzî, XVI 11.

[72] Bakara 2.

[73] Tefsîru r-Râzî, II 20.

[74] Aynı eser XII 52 53.

[75] Âlî Imrân 18.

[76] Teisîru´r-Râzî, Vil 206 XXIV 170.

[77] Tefsîru´r-Razî, XXVIII 231.

[78] Nisa 3.

[79] Tefsîru´r-Râzî, IX 177.

[80] Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu l-Gayb, Akçağ Yayınları: 1/XVII-XXVIII.

[81] Tefsîru´r-Râzî, II 20.

[82] Tekvîr 16.

[83] Tefstrur-Râzî, XXXI 71 72.

[84] Aynı eser XXVII 152.

[85] Teîsîru´l-Menâr, V 301.

[86] Telsîru´r-Râzî, XXI 179

[87] Aynı eser, VII VAM´l.

[88] Taha 113 Yusuf 2 Fussılet 3 Zumer 28 Zuhruf 3 Şura 7.

[89] İbrahim 4.

[90] Tefsfru´r-Râzî, XXVII 95 XXIX 126.

[91] Bakara 175.

[92] Tefsîru´r-Râzî, V 29 31.

[93] Bakara 6.

[94] Tefsîrur-Râzî, II 35 37.

[95] Bakara 5.

[96] Tefsîrur-Râzî, W 34.

[97] Bakara 185.

[98] TefsîrurRâzî V 87

[99] Aynı eser XXVIII 203 204.

[100] Bakara 229.

[101] Tefsîru´r-Râzî, VI 100.

[102] Bkz. Tefsîru´r-Râzî, III. 122, XII. 52.

[103] Bakara 195.

[104] Tefsîru-r-Râzî, V. 136, IX. 55.

[105] Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu l-Gayb, Akçağ Yayınları: 1/XXVIII-XXX.

[106] Mâide 77.

[107] Tefsîru´r-Râzî, I. 261.

[108] Bakara 29.

[109] Fussılet 9.

[110] Tefsîru-r-Râzî, II. 155.

[111] Bakara 30.

[112] Tefsîru´r-Râzî, II. 160.

[113] Aynı eser, VIII 14-15, XVII, 41.

[114] isra i.

[115] Alak 9.

[116] Tefsîru´r-Râzî, XX. 148-152.

[117] Tefsîru´r-Râzî, XXI. 31.

[118] Aynı eser, IV. 140, XXI. 17.

[119] kamer 1.

[120] Tefsîru´r-Râzî, XXIX. 28.

[121] Tefsîru´r-Râzî, XIII. 182.

[122] Bakara 229.

[123] Tefsîru´r-Râzî, VIII. 96.

[124] Tefsîru´l-Menâr, I 376.

[125] Bakara 273.

[126] Bakara 273.

[127] Tetsîru´r-Râzî, VII 80.

[128] Tefsîru´r-Râzî, X 74 75 XXVII 244.

Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu l-Gayb, Akçağ Yayınları: 1/XXX-XXXII.

[129] Aynı eser II 186.

[130] Bakara 212.

[131] Tefsîru ´r-Râzî, VI 5

[132] Aynı eser X163.

Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu l-Gayb, Akçağ Yayınları: 1/XXXII.

[133] Tefsîru-r-Râzî, XVIII 109.

[134] Telsîru´r-Râzî, XXIII 49 54

[135] Aynı eser V 109.

[136] Aynı eser XXI! 203-209 XXI 166168 XXil 2730.

[137] Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu l-Gayb, Akçağ Yayınları: 1/XXXIII.

[138] Bakara 7.

[139] Tefsîru´r-Râzî, II 54.

[140] Bakara 58.

[141] Tefsîru´r-Râzİ, III 90.

[142] Bakara 197.

[143] Tefsfru´r-Râzî V 163.

[144] TefsîrurRâzî XIX 7.

[145] Bakara 240.

[146] Tefsîru´r-Râzî VI 157.

[147] Bakara 2.

[148] Tefsîru r-Râzî, II 19.

[149] Aynı eser XI 66.

[150] Aynı eser, X] 227.

[151] Isrâ 23.

[152] Tefsîru´r-Râzî, XX 184.

[153] Tâhâ 63.

[154] Tefsîru´r-Râzî, XXII 74-75.

[155] Nisa 1.

[156] Tefsîru´r-Râzî IX 163 164

[157] Mâıde 38

[158] Tefsîru r-Râzî, XI 223.

Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu l-Gayb, Akçağ Yayınları: 1/XXXII-XXXV

[159] Tefsîru r-Râzî VII 171

[160] Bakara 29.

[161] Tefsîru r-Râzî, II 154155 keza XVIII 223.

[162] Enam 3

[163] Tefsîru´r-Râzî, XII. 155-156.

[164] Bakara 210.

[165] Tefsîru´r-Râzî, V 213-216

[166] Bakara 255.

[167] Tefsîru´r-Râzî, VII. 12.

[168] Aynı eser, XIV 237, XVII 224, XIX 215, XXIV. 247

[169] Tefsîru´r-Râzî, XXV. 25. XXVIII. 145, II. 153.

[170] Bakara 54.

[171] Tefstrur-Râzî, tll. 79..

[172] Bakara 178.

[173] Tefsîru´r-Râzî, V. 46-54.

[174] Bakara 182.

[175] Tefsîru´r-Râzî, V. 65-67.

[176] Aynı eser, VII. 5-7.

[177] Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu l-Gayb, Akçağ Yayınları: 1/XXXVI-XXXVII.

[178] Kâf 6.

[179] Tefstru r-Râzî, XXVIII 156

[180] Gâfır 57

[181] Tefsîru´r-Râzî, XXVIII 79

[182] Aynı eser IX 137 140

[183] Aynı eser XIV 121

[184] Aynı eser XX 66

[185] Aynı eser, XX 69 70

[186] Tefsîru´r-Râzî, XIII 92

[187] Aynı eser XIX 27.

[188] Aynı eser XIII 94.

[189] Yunus 5.

[190] Tefsîru´r-Râzî, XVII 33 34.

[191] Aynı eser XIII 95 96 Rûhu´I-Maânî, VII 228 232.

[192] Aynı eser XIV 118.

[193] Tefsîru´r-Râzî, II 156158

[194] el-Gazâiî, Cevâhirul-Kyr´ân, Mısır, 1329, s. 32-34.

Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu l-Gayb, Akçağ Yayınları: 1/XXXVII-XXXIV.

[195] Bkz. Tefsîru´r-Rizt, IX. 113.

[196] Aynı eser, XX. 48.

[197] Aynı eser, XXI. 160.

[198] Bakara 115.

[199] Bkz. Tefsîru´r-Râzî, IV. 21, XXIV. 68, 71, XXV. 24.

[200] Tefsîru´r-Râzî, III. 11.

[201] Aynı eser, XVIII. 115.

[202] Aynı eser, XXV. 191-193.

[203] Aynı eser, XXVI. 205-206.

[204] Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu l-Gayb, Akçağ Yayınları: 1/XXXIX-XXXX.

[205] Nisa 92.

[206] Tefsîru´r-Râzî, X. 226-234.

[207] Aynı eser, XI. 164.

[208] Bakara 148.

[209] Tefsîru´r-Râzî, IV. 133

[210] Aynı eser, X. 17.

[211] Nisa 7.

[212] Tefsîru´r-Râzî, IX. 195-196.

[213] Nisa 22.

[214] Tefsîru r-kâzî, IX 177.

[215] Aynı eser IX 189 190.

[216] Tefsîru´r-Râzî, VI 87 89.

[217] Aynı eser XIV 131.

[218] Aynı eser, XVI 105107.

[219] Nisa 59.

[220] Tefsîru´r-Râzî, X 143-147

[221] Aynı eser X 148

[222] Nısâ 115

[223] Tefsîru´r-Râzî, XI 43

[224] Aynı eser III 226 233

[225] Tefsîru´r-Râzİ, XV 195 213 XVI 70

[226] Bakara 190.

[227] Bakara 191.

[228] Tefsîru´r-Râzî, V 128.

[229] Bakara 215.

[230] Tefsîru´r-Râzî, VI 25, VII 131 VIII 114 XIX 206 215 XX 143 XXVIII 311.

[231] Hâsıyetu´l-Bennânı ala Metni Cemı´I-Cevâmı Ibnu´s-Sübki, Mısır, (İsa el Bâbî I Hafebı) I! 78 79

[232] Nahl 101.

[233] Tefsîru´r-Râzî, XX 116.

Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu l-Gayb, Akçağ Yayınları: 1/XXXX-XXXXII.

[234] Tefsırur-Râzî, XXI 84.

[235] Yunus 57.

[236] Tefsİrur-Râzİ, XVII 117.

[237] Tefsîru´r-Râzt, X 171.

[238] İbrahim 24.

[239] Tefsîru´r-Râzî, XIX 117, XXX 178.

[240] Aynı eser XVII 182.

[241] Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu l-Gayb, Akçağ Yayınları: 1/XXXXIII-XXXXIV.

[242] Tefsîrur-Râzî, X 3 5.

[243] Aynı eser XXVII 187188.

[244] Aynı eser V 96 98

[245] Nisa 95

[246] Tefsîru´r-Râzî XI 10 XXXİ 205 206.

[247] Nisâ 24.

[248] Tefsîru´r-Râzî, X 53-54.

[249] Mâide 6.

[250] Tefsîru´r-Râzî, XI 162.

[251] Aynı eser VİN 23-84.

Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu l-Gayb, Akçağ Yayınları: 1/XXXXIV-XXXXIV.

[252] Tefsîru r-Râzî, VII 138.

[253] Aynı eser XI 61 62.

[254] Mustafa Sâdık er-Râfı ı I´câzu´l-Kur´ân, Mısır 1345/1926 s 257.

[255] Şuarâ 227.

[256] Tefsîru´r-Râzî, XXIV 176.

[257] Âli İmrân 79.

[258] Tefsîru´r-Râzî, VIII 111.

[259] Nısâ 58.

[260] Teteîru r-Râzî, X 140.

[261] Nısâ 57.

[262] Tefsîrur-Râzî, X 137.

[263] Tefsîru´r-Râzî, XVII 69.

[264] Bkz Aynı eser XIII 30 XXII 232

[265] Aynı eser XXV 17.

[266] Tefstru r-Râzî, XXVI 41

[267] Aynı eser XXVIII 241

[268] Aynı eser XXVIII 209.

[269] Bkz Aynı eser, XXI 241 XXXI 114 127 162 198 XXXII 80.

[270] Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu l-Gayb, Akçağ Yayınları: 1/XXXXV-XXXXVII.

[271] Bakara 38.

[272] Tefsîru r-Râzî, III 26.

[273] Bakara 95.

[274] Tçfsîru´r-Râzî, III 192.

[275] Bakara 114.

[276] Tefsîru´r-Râzî, IV 9.

[277] Bakara 285.

[278] Tefsîru´r-Râzî, VII 134-135.

[279] Kehf 1.

[280] Tefsîru´r-Râzî, XX! 75-76.

[281] Gâfır 36.

[282] Tefsîru´r-Râzî, XXVII 65.

Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu l-Gayb, Akçağ Yayınları: 1/XXXXVIII-XXXXIX.

[283] el-Bidâye, XIII 55

[284] Lisânu´l´Mîzân, IV 427 428.

[285] Bakara 142.

[286] Tefsînj-r-Râzî, IV 91 95.

[287] Âli imrân 110.

[288] Tefsîru´r-Râzî, VIII 177.

[289] Aynı eser IX 203.

[290] Telsîru İ-Menâr, I 101.

[291] Mâide 55.

[292] Tefstru´r-Râzî, XII. 26.

[293] Tefsîru´r-Râzî, XIII. 3.

Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu l-Gayb, Akçağ Yayınları: 1/XXXXIX-LI.

[294] Ebu Hayyân el-Endelûsî, Tetsîru´l-Bahrn-Muhît, er-Rıyâd, V. 182.

[295] Aynı eser, V. 153, 174.

[296] Aynı eser, IV. 149, V. 170.

[297] Aynı eser; I 341, III. 97-98.

[298] Aynı eser, I. 341.

[299] Teftihi ibn Kesir, Kahire 1376/1956, I. 20.

[300] Tefstru İbn Kesir, I. 58.

[301] Aynı eser, I 146.

[302] Ruhu´l-Maânî, Beyrut, II 56.

[303] Aynı eser, II. 130-133.

[304] Aynı eser, XII. 214-216.

[305] İsra 85.

[306] Ruhtı´l-Maânî, XV 155-164.

[307] Aynı eser, I 98-103.

[308] Ruhu7-Afaâm" VIII. 137.

[309] Aynı eser. I. 192. 218.

[310] Aynı eser, I. 267-268.

[311] Çeşitli örnekler için bkz. Te´fSîru´i-Menâr, II. 131, IV. 49, 138, 273, 278, 312, V. 135, 307,VII 100, 116, 125, 219, 330, 389.

[312] Tefsîru´l-Menâr, II. 448.

[313] Aynı eser, V. 175.

[314] Aynı eser. V. 290.

[315] Aynı eser, III. 349, V. 245.

[316] Aynı eser, V. 176.

[317] Aynı eser, VII. 61.

[318] Aynı eser, X. 429-430.

[319] Aynı eser, VII. 584.

[320] Aynı eser, XI. 374.

[321] Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu l-Gayb, Akçağ Yayınları: 1/LI-LIV.

[322] Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu l-Gayb, Akçağ Yayınları: 1/LV.


İnsanların En Güzel Ahlaklısıydı
Enes b. Malik (r.a.) şöyle dedi:Allah Resulü (a.s.), insanların en güzel ahlâklısı idi. Bazen kendisi evimizde iken namaz vakti gelirdi de hemen altında bulunan serginin (düzeltilmesini) emreder, yaygı süpürülür, sonra üzerine su serpilir, daha sonra da Allah Resulü (a.s.), imam olur biz arkasında saf tutardık. O da bize namaz kıldırırdı. Enes´lerin bu yaygısı hurma yapraklarından idi.
Sahih-i Müslim´deki hadis numarası: 1054

Keşke Sana Gelselerdi
Biz elçilerden hiç kimseyi ancak Allah´ın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir şeyle göndermedik. Onlar kendi nefislerine zulmettiklerinde şayet sana gelip Allah´tan bağışlama dileselerdi ve elçi de onlar için bağışlama dileseydi, elbette Allah´ı tevbeleri kabul eden, esirgeyen olarak bulurlardı. (4/64)

Bu site Şeyh hazretlerinin sevenlerince hazırlanmış olup, Haznevi cemaatının ve yüce üstadının resmi sitesi değildir.