Yaz?c? Sürümü
Zinanın Cezası






Zinanın Çeşitleri


Zina eden kişi, ya şer´an zinayı caiz (mazur) kılıcı bir özür (şüphe) nedeniyle zina etmiştir veya nefsine uyarak ve bilerek zina etmiştir. Yine aynı kişi ya evlenmiştir veya bekârdır. Bu bakımdan zina ´nın dört çeşidi vardır^

1. Şer´an mazur görülecek bir özür nedeniyle zina etmek.

Zinayı, şer´an mazur kılan bir şüphe, bir özür nedeniyle zina etmeye şu şekilde örnek verilebilir. Meselâ kişi, zina ettiği kadının kendi hanımı olduğunu zanneder, sonra onun kendi karısı olmadığı açığa çıkar veya dul olduğunu söyleyen bir kadın ile evlenir, sonra kadının evli olduğu ortaya çıkar veya mahremi olduğunu bilmediği bir kadınla evlenir, sonra kadının süt kardeşi olduğu ortaya çıkar. İşte bu ve benzeri durumlar, zinayı şer´an mazur kılan özürlerdir.- Bu durumda olan kişiye zina haddi uygulanmaz ve bu kişi yaptığından ötürü günah işlemiş sayılmaz. Bu kişinin evli olup olmaması durumu değiştirmez. Çünkü burada şer´an mazur görülücek özürler vardır. Ancak bunun üzerine birtakım şer´î hüküm ve eserler terettüb eder ki yeri geldiğinde -Allah izin verirse-bunlar izah edilecektir.

Fakat bazı şüphe ve özürler vardır ki haddi gerektirmemekle birlikte günahkâr olmayı gerektirirler.

2. Nefsine uyarak ve isteyerek zina etmek.

Nefsine uyarak ve isteyerek zina eden kişi ise, ya evlilik geçirmiştir yahut bekârdır. Başından evlilik geçen kimsenin, evli sayılması için şu şartlara sahip olması gerekir:

a. Mükellef olmalıdır; yani âkil ve baliğ olmalıdır. Bu bakımdan çocuk, mümeyyiz olsa dahi ona evlilik sıfatı takılamaz. Deliye de evlilik sıfatı verilmez. Fakat delilik, bazen gidip bazen geliyorsa ve deliliğin gittiği zamanda zina etmişse, ancak o zaman teklifin çerçevesine girmiş olur.

b. Hür olmalıdır. Zina eden köle -evli dahi olsa- ona sopa cezasının yarısı uygulanır. İleride bundan bahsedilecektir.

c. Sahih bir nikahtan sonra cinsî münasebette bulunmuş olmalıdır. Sahih bir nikahtan ve cinsî münasebetten sonra, hanımının hayatta olup olmaması durumu etkilemez. Eğer kişi evlenmeden gayr-ı meşru bir ilişkide bulunursa muhsan sayılmaz.

Kişide bu üç özellik bulunduğu takdirde, kendisine muhsan kişilere uygulanan zina haddi tatbik edilir ve bu özellikler erkekler için olduğu gibi kadınlar için de geçerlidir.

Muhsan olmayan kimselere gelince, onlar bu özelliklerin kendile­rinde kamilen bulunmadığı kimselerdir. Yukarıda da zikredildiği üzere ya mükellef olmamışlardır veya cinsel birleşmeye sahih bir nikâh akdi bulunmasına rağmen teşebbüs etmiş değillerdir.



Zina Çeşitlerinin Herbirinin Hükmü


Şer´an mazur sayılacak bir özür nedeniyle zina eden kişiye, zina haddi uygulanmayacağını, bazen günahkar dahi olmayacağını, başından evlilik geçip geçmemesinin durumu değiştirmeyeceğini söylemiştik. Fakat nefsine uyarak ve isteyerek zina yapan kişi günahkâr olur ve kendisine hadd cezası uygulanır. Ancak bu hadd, başından evlilik geçip geçmemesine göre değişir.



Evli Olan Zâninin Haddi


Zina eden kişinin başından evlilik geçmişse, ona evli olduğu halde zina eden kişinin cezası uygulanır ki bu da recmedilmek (taşlanarak Öldürülmektir. Recm, Hz. Peygamber´den kavlen ve fiilen sabit olmuştur. Bu hükmün dayanağı, lafzı neshedildiği halde hükmü baki olan bir ayettir.

Abdullah b. Abbas şöyle rivayet ediyor: Ömer b. Hattab, Rasûlullah´m minberi üzerine çıkmış halde iken şöyle dedi: "Hiç şüphe yok ki Allah, Muhammed´i hak peygamber olarak gönderdi ve ona Kitab´ı indirdi. Ona indirilen bu Kitab´ın içinde recm ayeti de vardı. Biz bu ayeti okuduk, ezberledik ve onu anlayıp belledik ve Rasûlullah (s.a) recm etti, biz de ondan sonra recmettik. Böyle olduğu, halde insanlara zaman uzayıp da onlardan birinin ´Biz Allah´ın Kitabi´nda recmi bulamıyoruz´ demesi ve böylece Allah´ın indirmiş olduğu bir farizayı terk sureti ile dalâlete gitmelerinden korkarım. Hiç şüphesiz ki Allah´ın Kitabı´nda evli erkek ve kadınlardan olup da zina eden, zinasına da beyyine bulunan, yahut gebelik ve itiraf bulunmasıyla zinası sabit gö­rünen kimse üzerine recm bir haktır".[1]

Tilaveti neshedilen ayet şudur:

Evli erkek ve kadını zina ettikleri takdirde her ikisini de recmedin. Bu, Allah´tan gelen bir cezadm Muhakkak ki Allah azîz ve hakîm´dir!

Ebu Hüreyre şöyle anlatıyor: Rasûlullah (s.a) mescidde iken müslümanlardan bir kişi yanına geldi ve ona nida edip şöyle dedi:

- Ey Allah´ın Rasûlü! Ben zina ettim.

Hz. Peygamber ondan yüzünü çevirdi. Nihayet o zat bu itirafı kendi aleyhine dört kere tekrarladı. Bu şekilde kendi aleyhine dört defa şehadet edince, Rasûlullah (s.a) onu çağırıp şöyle sordu:

- Sende delilik var mı

- Hayır!

- Sen evli misin

- Evet!

- Bunu götürüp taşlayınız (recmediniz).[2]

İmran b. Husayn şöyle rivayet ediyor: Cüheyne kabilesinden bir kadın zinadan hamile olarak Allah´ın Rasûlü´ne geldi ve ´Ey Allah´ın Rasûlü! Ben hadd vurulmayı icab ettiren bir günah işledim, bu bakımdan bunun cezası olan haddi bana tatbik et´ dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber, kadının velîsini çağırıp ona ´Bu kadına iyi muamele et, ço­cuğunu doğurduğu zaman onu bana getir´ emrini verdi. Velîsi de bu emri yerine getirdi. Nihayet Hz. Peygamber kadınla ilgili emrini verdi; kadının elbiseleri vücuduna bağlandı. Sonra Hz. Peygamber emretti ve kadın recmedildi. Sonra da Peygamber (s.a) kadının cenaze namazını bizzat kendisi kıldırdı. Hz. Ömer şöyle dedi:

- Ey Allah´ın Rasûlü! Zina etmiş bir kadın olduğu halde sen onun cenaze namazını nasıl kılarsın

- Vallahi, o öyle bir tevbe etti ki Medine halkından yetmiş kişi arasında taksim edilmiş olsaydı, muhakkak onlara fazla gelirdi yâ Ömer! Sen, kendi canını Allah´a cömertçe feda eden bir kadının tevbesinden daha kıymetlisini bulabilir misin [3]

Evli Olmayan Zâninin Haddi

Daha önce belirttiğimiz anlamda evli olmayan kişi zina ederse, ona hadd tatbik edilir. Evli olmayan zâninin haddi ise yüz sopa ve bir yıl sürgündür. Kur´an-ı Kerim´de şöyle-buyurulmaktadır:

Zina eden kadın ve zina eden erkeğin herbirine yüz değnek vurun. Allah´a ve ahiret gününe iman etmişseniz, Allah´ın dini(ne göre cezayı tatbik) hususunda sizi o ikisine karşı acıma tutmasın. Onlara uygulanan cezaya mü´minlerden bir grup da şahit olsun. (Nü r/2,)

Bu ceza Hz. Peygamber´in -ileride nakledeceğimiz- hadîsleriyle de sabit olmuştur. Zina eden bekar´ın bir yıl sürgün edilmesi de hadîslerle sabit olmuştur.

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Benden alınız, benden alınız. Muhakkak ki Allah zina eden kadınlar için bir yol tayin etmiştir: Evlenmemiş olan, evlenmemiş olanla zina ederse bunların herbirine yüz değnek ve bir yıl sürgün cezası vardır. Evli veya dul olan, evli veya dul olanla zina ederse bunların herbi­rine de yüz değnek ile taşlama cezası vardır.[4]

Ebu Hüreyre ile Zeyd b. Halid el-Cühenî´den şöyle rivayet edilmek­tedir: ´Bedevilerden bir kişi Rasûlullah´a (s.a) gelerek şöyle dedi:

- Ey Allah´ın Rasûlü! Allah aşkına senden benim için ancak Allah´ın Kitabı ile hükmetmeni istiyorum.

Onun hasmı olan ve aynı zamanda ondan daha anlayışlı olan diğer şahıs da şöyle dedi:

- Evet, aramızda Allah´ın Kitabı ile hükmet ve konuşmak için de bana izin ver.

- Peki, konuş!

- Oğlum, hasmım olan şu zatın yanında hizmetçi olarak bulunu­yordu. Derken oğlum onun karısı ile zina etti. Bana da bu zinadan ötürü oğluma recm cezası lazım geldiği söylendi. Ben oğlum için 100 koyun ve bir cariye fidye verip oğlumu kurtardım. Müteakiben bu meseleyi ilim ehli olanlara sordum. Onlar ´Oğlunun cezası 100 değnek ile 1 yıl sürgündür. Öteki adamın zina eden karısına da recm lazım gelir´ dediler.

- Nefsim elinde olan (Allah)a yemin ederim ki ben sizin aranızda muhakkak Allah´ın Kitabı ile hükmedeceğim: Cariye ile koyunlar tekrar sana iade olunacaktır. Oğluna da 100 değnek ile 1 yıl insanlardan uzaklaştırma cezası verilecektir.

Bundan sonra da Rasûlullah (s.a) şöyle emir buyurdu:

- Ey Uneys! Haydi bu adamın karısının yanına git, eğer (zina ettiğini) itiraf ederse onu recm et.[5]

Sürgün cezası verilen kişileri Hz. Ömer Şam´a, Uz. Osman Mısır´a, Hz. Ali de Basra´ya gönderdi. Ashabdan hiç kimse sürgün cezasına itiraz etmemiştir. Bu bakımdan sürgün cezası hususunda ümmet icma etmiştir.

İbn Ömer şöyle rivayet etmektedir: ´Rasûlullah (s.a) hadd vurdu ve sürgün etti, Ebubekir hadd vurdu ve sürgün etti, Ömer de hadd vurdu ve sürgün etti´.[6]

Sürgün, ancak kadı´nın hükmüyle olur. Eğer kişi kendiliğinden -hâkimin hükmü olmadan- sürgüne giderse, bu yeterli olmaz. Kişinin, namazın kasredümeyeceği bir mesafeye sürgün edilmesi de yeterli ol­maz. Bir yıl sürgün cezası, evli olmadığı halde zina eden erkek ve ka­dınlar için vacibdir. Ancak kadın sürgüne gönderilirken yanında bir mahreminin bulunması şarttır. Eğer kadının yaniAda bir mahremi yoksa, onu sürgüne göndermek caiz olmaz. Çünkü kadın, ancak yanında mahremi bulunduğunda sefere çıkabilir.



Hadd Cezasını Uygulamanın Şartları


Zina eden -başından evlilik geçen ye geçmeyen- kişilere hadd ce­zasının uygulanması için şu şartların bulunması gerekir:

1. Mükellef olmalıdır.

Zina eden kişi ister evli, ister bekar olsun âkil ve baliğ olmalıdır. Mükellef (baliğ) olmayan çocuğa ve deliye hadd cezası tatbik edilmez. Zina eden sarhoşun durumuna gelince, eğer kendi isteğiyle içki içip sarhoş olmuş ve zina etmişse -diğer şartlar kendisinde bulunduğunda-ona zina haddi tatbik edilir. Fakat bilerek değil de kazaen sarhoş olup zina etmişse, meselâ su sanarak bir içkiyi içip sarhoş olmuşsa, hadd cezası uygulanmaz.

2. Zorlama olmamalıdır.

Erkek veya kadın zinaya zorlanırsa -meselâ zina etmediği takdirde ölümle tehdit edilirse- ona zina haddi tatbik edilmez. Çünkü Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Ümmetimden hataen, unutarak ve zorlanarak yaptıkları şeylerin günahı kaldırılmıştır.[7] ´

3. Şer´an mazur sayılacak bir özür bulunmamalıdır. Eğer şer´an mazur sayılacak bir özür bulunursa, zina haddi uygu­lanmaz. Buna şu şekilde bir örnek verebiliriz: Meselâ kişi, yatağında bir kadın görüp kendi hanımı olduğunu zannetse ve onunla cinsî ilişkide bulunsa, sonra onun kendi karısı olmadığı anlaşılsa, o kişiye zina haddi tatbik edilmez .veya kişi, bir kadınla şahitsiz olarak nikahlansa ve cinsî ilişkide bulunsa, ona zina haddi uygulanmaz. Çünkü âlimlerin bazıları nikahta şahit bulunmasının şart olmadığını söylemişlerdir. Dolayısıyla şahitsiz olarak nikahlanıp cinsî münasebette bulunan kişiye zina haddi tatbik edilmez. Bu mazeret, günahı gerektiren şüpheye örnektir, fakat haddi gerektirmez. Bunun günahı gerektirmesinin sebebi ise, dayanağı olmayan bir görüşe tâbi olmasından kaynaklanmaktadır; zira nikâh, akdinde şahitlerin bulunmasının şart olduğuna dair deliller vardır. Çünkü Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Nikâh ancak bir velî ve iki şahitle gerçekleşir.[8]

Şüphe nedeniyle hadlerin tatbik edilmeyeceğinin, makul bir özür olduğunda cezaların uygulanmaması gerektiğinin delili şu hadîstir:

Müslümanlardan, cezaları gücünüz yettiği kadar kaldırmaya çalışın. Şayet bir çıkış yolu varsa onu tahliye edin.[9]

4. Zina sabit olmalıdır.

.Zina ya ikrarla, ya da delille sabit olur. İkrarla sabit olursa, zina eden kişi açık ve kesin şekilde zina ettiğini itiraf etmelidir. Zina eden kişinin bir defa ikrar etmesi yeterlidir, ikrarı tekrarlamak şart değildir. Eğer kişi ikrarından vazgeçerse, ikrarı iptal olur; zina haddi tatbik edilmez.

Zina´nın ikrar ile sabit olduğunun delili şudur: Hz. Peygamber, Maiz´i ve Gamidiyeli kadını, ikrarları nedeniyle zina haddi cezasına çarptı rm ıştır.[10]

İkrar´dan dönen kişiye hadd cezasının uygulanmayacağının delili de Hz. Peygamber´in, Maiz´e ikrarından dönmesi için tarizde bulunmasıdır.

İmam (devlet başkanı), zina yaptığını itiraf eden kişiye ´Belki de sen kadına sadece dokunmuş veya onunla sadece sevişmiş olabilirsin´ diyebili

İbn Abbas şöyle rivayet ediyor: Maiz, Hz. Peygamber´e gelip zina ettiğini itiraf edince, Hz. Peygamber ona şöyle dedi:

- Belki de sen kadını sadece öptün veya onu sadece elledin veya ona baktın.

- Hayır, ey Allah´ın Rasülü! Ben öyle yapmadım; zina ettim.[11]

Eğer ikrardan dönmekle zina haddi düşmeseydi, Hz. Peygamber´in Maiz´e böyle söylemesinin ne anlamı olabilirdi

Zina hususundaki beyyineye (delile) gelince, bu, dört erkek şahidin zina olayına şahit olduklarını net bir şekilde söyleyerek, olay mahallini de belirtmeleridir. Dört şahidin tümü de bu hususta ittifak etmelidir. Eğer şahitler olay mahallini zikretmeseler veya olay mahalli hakkında ihtilaf etseler, delil yeterli olmaz. Şahitlere kazf (zina iftirası atma) cezası uygulanır. Bu husus ileride tekrar gelecektir.

Zina´nın sabit olmasında dört şahidin şart olduğunun delili şu ayet­lerdir:

Kadınlarınızdan fuhuş (zina) yapınlann aleyhinde aranızdan dört şahit tutun.

(Nisa/15)

Dört şahit getirmeli değiller miydi Madem şahitleri getiremediler, o

halde onlar Allah nezdinde yalancıların ta kendileridir. (Nûr/13)



Zina Eden Köle ve Cariyenin Cezası


Köle veya cariye zina ederse ve bu.da -ikrar veya delille- sabit olursa, hadd tatbik edilir. Köle ve cariyeye uygulanacak hadd cezası, elli değnek ve altı ay sürgündür. Köle ve cariyenin evli olup olmaması bu hükmü değiştirmez. Bunun delili şu ayet-i kerimedir:

(Cariyeler) evlendikten sonra fuhuş (zina) yaparlarsa, o takdirde hür kadınlar (bu işi yaptıklarında) üzerlerine lazım olan azabın (cezanın) yarısı cariyelere lazım gelir. (Nisa/25)

Bu hususta erkek köle de cariyeye kıyas edilmiştir; zira her ikisinin de ortak noktası köleliktir.



Zinaya Tabi Olan Lutilik ve Benzerlerinin Hükmü


Lutilik, arkadan cinsî ilişkide bulunmaktır. Bu fiilin kendisine tatbik edildiği kişinin erkek veya kadın olması durumu değiştirmez. mezhebinin sahih görüşü şudur: Fail´e -ikrar ederse veya delil ile sabit olursa- zina eden kişiye uygulanan ceza tatbik edilir. Kişi lutilik yaptığını itiraf ederse, evli olup olmadığına bakılır. Eğer evli ise recmedilir, evli değilse yüz değnek vurulup bir yıl sürgün edilir. Bu hükmün dayanağı, şu ayetin umumi hükmüdür:

Sakın zinaya yaklaşmayın. Çünkü o bir hayasızlıktır ve çok kötü bir yoldur.

(İsra/32)

Ayrıca Allah Teâlâ, Lut kavmi hakkında şöyle buyurmuştur:

Âlemlerden hiç kimsenin sizden önce yapmadığı o kötülüğü mü işliyorsunuz

(A´raf/80)

Bir hadîs-i şerifte, lutilik yapan kişiye zinakâristni verilmiştir.

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Erkekle erkek cinsî ilişkide bulunursa, ikisi de zinakâr sayılır.[12]

Meful´ün durumuna gelince, mePul kişinin karısı değilse, meful´e yüz değnek vurulur. MePul´ün başından evlilik geçmiş olsa bile bakire gibi bir yıl sürgün edilir. Mefulün kadın veya erkek olması hükmü değiştirmez; zira bu hal için iffet tasavvur edilemez.

Bazı âlimler ´Başından evlilik geçen kadın, arkadan cinsî ilişkiye izin verirse recmedilir´ demişlerdir.

İmam Şafii´nin de bir görüşünde ´Lutilik yapan kim olursa olsun öldürülür´ dediği varid olmuştur. İmam Şafii´nin bu görüşü şu hadîse dayanmaktadır:

Her kimi Lut kavminin fiilini yapar bulursanız, faili de mePul´ü de (yaptıranı da) öldürün.[13]

Bazı âlimler ise lutilik yapan kişinin yakılacağını söylemişlerdir. Bu görüşün kaynağı da şu rivayettir: ´Hz. Peygamber´in ashabı, lutilik yapan kişinin ateşte yakılması hususunda ittifak etmişlerdir´,[14]

Hafız el-Münzirî şöyle demiştir: ´Halifelerden dördü lutilik yapanları yakmıştır. Bu halifeler şunlardır: Hz. Ebubekir, Hz. Ali, Abdullah b. Zübeyr ve Hişam b. Abdulmelik´.[15]

Kendi karısını arkadan kullanan kişiye gelince, bu kişi haram ve büyük günah işlemiştir; zira bu fiili lanetleyen birçok hadîs vardır. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Hanımına arkasından yaklaşan erkeğe Allah (rahmet nazarı ile) bakmaz.[16]

Hay izli kadına yaklaşan veya bir kadına arkadan yaklaşan veya bir kahine başvuran kişi, Muhammed´e indirilene küfretmiş olur.[17]

Hanımını arkadan kullanan kişi mel´undur.[18]

Karısını arkadan kullanan kişiye, kadı, uygun gördüğü tâzir cezasını verir. Fakat bu ceza, şer´an tayin edilmiş olan cezaların en azını geçmemelidir. Bunun delili de şu hadîstir:

Her kim hadd olmayan bir konuda ceza vermede aşırıya kaçarsa, o kişi saldırganlardandır.[19]



Hayvanlarla Temasta Bulunmanın Hükmü


Herhangibir hayvanla temasta bulunan kişiye tâzir cezası verilir. Şafii mezhebinin en kuvvetli görüşüne göre hayvanla temasta bulunan kişiye hadd cezası uygulanmaz. Çünkü selim bir zevke sahip kişiler böyle bir fiili işlemezler, hatta ondan nefret ederler. Bu bakımdan hayvanla temasta bulunan kişiye, önleyici bir ceza vermeye gerek yoktur. Ceza, ancak nefislerin tab´an arzu ettiği ve caiz olmayan fiillere, meyletmekten insanları korumak için verilir. Fakat müslüman ve adil olan hâkim ona tâzir cezası verir. Bu fiili işleyen kişiye, onu bu fiilden alıkoyacağı düşünülen bir tâzir cezası-veril ir ki bu ceza; dövmek, sürgün etmek, hapsetmek, kınamak olabilir; zira o kişi bir haram, bir günah, bir suç işlemiştir, fakat Allah Teâlâ o fiil için bir ceza veya kefaret tayin etmemiştir. Şârî tarafından herhangibir hadd tayin edilmeyen hususlarda tâzir cezası hak olur.

İbn Abbas´ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: ´Hayvana temas eden kimseye hadd yoktur´.[20]



Hadd Cezası Kim Tarafından Tatbik Edilir


Hadd cezasını, imam (devlet başkanı) veya onun naibi tatbik eder, onlardan başkasının hadleri tatbik etme yetkisi yoktur. Ancak köle ve cariyelere, efendileri hadd tatbik edebilir. Bunun delili şu hadîstir:

Birinizin cariyesi zina eder de zina ettiği (beyyine yahut gebelik, yahut ikrar ile) tebeyyün ederse, efendisi o cariyeye layık olan kamçılama cezasını tatbik etsin, fakat sözle levm ve azarlamada bulunup onu ayıplamasın. Sonra yine zina ederse efendisi ona yine kamçılama cezası uygulasın, fakat ayıbını yüzüne vurup eza etmesin. Sonra bu cariye üçüncü defa zina eder ve zinası tebeyyün ederse, efendisi onu (ayıbını beyan ederek) kıldan yapılmış bir ip pahası ile de olsa satsın,[21]

Hz. Ali´nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: ´Ey insanlar! Evlenmiş olanlarından olsun, evlenmemiş olanlarından olsun bütün köle ve ca­riyeleriniz üzerinde haddi tatbik ediniz. Çünkü Rasûllah´ın zina etmiş bir cariyesi vardı da Rasûluliah ona celde vurmayı bana emretmişti´.[22]



Zayıf Kimseye Hadd Tatbik Etmek


Evli olan bir kişi zina ederse, zayıf da olsa, hasta da olsa, şiddetli bir sıcak veya soğuk da olsa, recm cezası tehir edilmez. Çünkü kişi, zayıf da olsa, güçlü de olsa recmin neticesinde ölecektir. Bu nedenle cezasının tehir edilmesine gerek yoktur.

Bekar olan bir kişi zina ederse, eğer zayıf veya hasta ise, şiddetli bir sıcak veya soğuk varsa, kuvveti en inceye veya iyileşinceye veya şiddetli sıcak veya soğuk geçinceye kadar hadd cezası tehir edilebilir. Fakat imam (devlet başkanı) ona bu durumda iken hadd tatbik etse o kişi de bundan ötürü ölse, imamın, tazminat ödemesi gerekmez. Çünkü o kişi, hak ettiği bir haddin uygulanması neticesinde ölmüştür.

Bekâr olduğu halde zina eden kişi, zayıf veya hasta ise, hurma dallarından meydana gelmiş yüz ince dal ile vurmak suretiyle hadd ce­zası tatbik edilir (edilebilir). Eğer dallar 50 tane ise onları bir araya getirip iki defa vurularak hadd cezası uygulanır veya papuçlarla, elbiselerle vurulmak suretiyle hadd cezası tatbik edilir,

Said b. Sa´d b. Ubâde şöyle rivayet ediyor: Evlerimiz arasında vücut yapısı noksan ve zayıf bir adam vardı. (Bir defa) babamın cariyelerinden birisiyle kötü vaziyette aniden yakalandı. Bunun üzerine (babam) Sa´d b. Ubâde onun durumunu Rasûlullah´a arzetti. Rasûl-i Ekrem şöyle buyurdu:

- Ona 100 sopa vurunuz.

- Ey Allah´ın Rasûlü! Adam bu dayağa dayanamayacak derecede zayıftır, ona 100 sopa vurursak ölür.

- Öyleyse 100 tane ince hurma dalı alıp onları biraraya getirin ve onunla bir defa vurun.[23]



Recm Cezası Nasıl Tatbik Edilir


Başından evlilik geçmiş olan bir kadın zina ederse, zinası da delille (dört şahit ile) sabit olursa, onun için bir çukur eşmek müstehabdır.

Başından evlilik geçmiş olan bir kadın zina eder, zina ettiği de kadının ikrarı ile sabit olursa -ikrarından döndüğü takdirde kaçabilmesi için- çukur eşilmez.

Başından evlilik geçmiş olan bir erkek zina eder, zina ettiği de delil veya ikrarla sabit olursa, onun için bir çukur açılır, taşlanarak recmedilir.

Bedeninin her yerine taş atmak caizdir, ancak yüzüne vurmamak daha iyidir. Çünkü bazı hadîsler, yüze vurulmasını yasaklamaktadır. Taş atan kişiler -attıkları taşların isabet etmesi için- recm cezasına çarptırılan kişiden fazla uzakta olmamalıdırlar, çok da yakın durmamalıdırlar. Çünkü çok yakından atılan taşlar, kişiyi daha fazla elemdar eder. Recm cezası uygulanırken orada hazır bulunanların, -beyyine ile (dört şahitle) sabit olmuşsa- recme katılmaları daha uygundur. Fakat zina ikrar ile sabit olmuşsa, recm cezası uygulanırken orada hazır bulunanların taşlamaya katılmamaları daha güzeldir. Recm cezası tatbik edilirken erkeğin avret mahallini, kadının da bütün bedenini kapatmak vacibdir. Suçlular bir yere bağlanmazlar. Recm, taşlaşmış toprakla da çamurdan taşlarla da normal taşlarla da tatbik edilebilir. Ancak atılan taşlar, avucu dolduracak kadar büyük olmalıdır. Küçük, taşlarla recm cezası uygulanmaz; zira bu durumda ceza çok fazla uzar. Recm, derhal ölüme yol açacak derecede büyük taşlarla da tatbik edilmez. Çünkü büyük bir kaya parçasını adamın üstüne bırakıp recm cezasını bu şekilde tatbik etmek, cezanın amacını ortadan kaldırır; zira cezadan maksat, tenkildir, yani onu normal taşlarla öldürmektir. Bir veya iki taş ile öldürmek ise buna ters düşer, Zina haddi tatbik edilirken, zinaya şahitlik edenlerin ve recm hükmünü veren imamın da hazır bulunması müstehabdır. Ayrıca mü si umanlardan bir cemaatin de recme şahit olmaları müstehabdır. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

Mü´minlerden bir grup da onlara yapılan azaba şahit olsun. (Nûr/2)

Eğer zina, ikrar ile sabit olmuşsa, Sünnet olan; önce imamın sonra da halkın taş atmasıdır. Zina dört şahitle (delille) sabit olmuşsa, önce şahitlerin sonra imamın, sonra da halkın taş atması sünnettir. Kendisine zina haddi tatbik edilecek kimseye, hadd uygulanmadan Önce tevbe teklif edilmelidir. Maverdi, recm cezası tatbik edilmeden önce tevbe teklif edilmesinin Sünnet olduğunu söylemiştir. Böylece o kişiye, ölüm anında tevbe nasib olması için fırsat verilmiş olur. Eğer namaz vakti girmişse ona namazı kılması emredilir, namaz vakti değilse iki rekat nafile namaz kılmasına müsade edilir. Eğer su içmek isterse, ona su verilir. Fakat yemek isterse, yemek verilmez. Çünkü su, daha önceki bir susamayı gidermek içindir. Yemek ise ilerisi içindir.







--------------------------------------------------------------------------------

[1] Buharî/6442, Müslim/l 691



[2] Buharî/6430, Müslim/1691

[3] Müslim/1696

[4] Müslim/1690, (Ubâde b. Sâmit´ten)

[5] Buharî/6467, Müslim/1697

[6] Tirmizî/1438



[7] İbn Mâce/2045, (İbn Abbas´tan)

[8] İbn Hibban/1247

[9] Tirmizî/1424

[10] Müslim/1695

[11] Buharî/6438



[12] Beyhakî, VIII/233, (Ebu Musa´dan)

[13] Tirmizî/1456, Ebu Dâvud/4462, İbn Mâce/256l

[14] Beyhakî, VIII/233

[15] Münzirî, et-Tcrgib ve´t-Terhib, 111/289

[16] Tirmizî/1176, (İbn Abbas´tan ve Ebu Hüreyre´den)

[17] Tirmizî/135, (Ebu Hüreyre´den)

[18] Ebu Dâvud/2162, (Ebu Hüreyre´den)

[19] Beyhakî, VIII/327, (Numan b. Beşir´den)



[20] Ebu Dâvud/4465, Tirmizî/1455

[21] Müslim/1703, Tirmizî/2045

[22] Müslim/1705, Tirmizî/1441 ´

[23] İbn Mâce/2574; Ebu DâvudM472; İmam Ahmed, Müsned, V/212 ve Neseî




Alnımızı Koyacak Yer Bulamazdık
İbn Ömer (r.a.) şöyle anlattı:Hz. Peygamber (a.s.), Kur´an okurdu. Bazen içinde secde ayeti bulunan bir sureyi okurdu da hemen secde ederdi. Biz de ona uyarak secde ederdik. O kadar (kalabalık ve sıkışık bir halde secde ederdik) ki, bazılarımız alnını koymak için yer bulamazdı.
Sahih-i Müslim´deki hadis numarası: 900

Dağ Parçalanırdı
Şayet biz bu Kuran´ı bir dağın üzerine indirmiş olsaydık, andolsun onu Allah korkusundan saygı ile baş eğmiş, parça parça olmuş görürdün. İşte Biz, belki düşünürler diye, insanlara böyle örnekler veririz. (59/21)

Bu site Şeyh hazretlerinin sevenlerince hazırlanmış olup, Haznevi cemaatının ve yüce üstadının resmi sitesi değildir.