Yaz?c? Sürümü
1. Dünya Savaşında Kadınlar
Tecrübeler tarihteki tüm savaşların masa başında başlayıp, yine masa başında bittiğini göstermiş, elbette ki o masada onlarca hesap dönmüştür. Ancak bir yönüyle bu kadar basit ifade edilebilen "savaş" olgusu diğer bir yönüyle oldukça trajiktir. Masa başında süren hararetli konuşmaların sonu barış anlaşmalarına varsa da, bu süreç yüz binlerce insanın ölümüne, toplumların mahvına neden olur. Mesela, Birinci Dünya Savaşı ve özellikle de açılan on cephenin en çetini olan Çanakkale Cephesi, Osmanlı Devleti´nin beşeri sermayesini büyük bir hızla tüketmiştir. Cephede çarpışanlar sadece askerler de olmamış, durumun vahametinin farkında olan halk, çocuğu, yaşlısı ve kadınıyla bir olup cephelere koşmuştur.

Bu gün yüz binlerle ifade edilebilen sayısal verileri bir tarafa bırakacak olsak bile, yitirilen insanların çoğunluğunun, toplumun okumuş, aydın (medreseli, daru´l fününlu) kesiminden oluşu, savaşın etkilerinin uzun yıllar hissedileceğinin kanıtıdır. Bu yüzden savaşlar gibi olağanüstü hal durumlarının daha çok sosyo-kültürel etkilerinden hareketle, hassasiyetle incelenmesi gerekir.

Bu noktada, sosyolojik bağlamda savaş olgusuna birçok pencere açılabilir. Ancak bu yazıda Birinci Dünya Savaşı´nda kadın varlığı işlenerek, kadınlarla ilgili pek çok konuda olduğu gibi burada da, meselenin spekülatif bir ünlem olmanın ötesine geçmesi sağlanmaya çalışılacaktır.

Birinci Dünya Savaşı´nda kadının yerini incelemek, öncelikle Osmanlı siyasal, sosyal, ekonomik yaşantısında kadın kimliğini ortaya koymayı gerekli kılıyor. Ancak bu konuda ayrıntılı bir analize girişrnek yazımızın sınırlarını aşacaktır. Kısa bir tanımlama yapacak olursak, incelenen Osmanlı kaynaklarına dayanarak Osmanlı kadınının işlevsiz bir yapıya sahip olmadığını söyleyebiliriz. 1 Zaten Osmanlı Devleti´nin Klasik Dönemine bugünden bakarak kadınların siyasi, ekonomik, askeri, kültürel haklarının olmadığını belirtmek doğru değildir. Osmanlı kadını Türk- İslam kültürünün temel taşlarının bugünlere taşınmasında önemli bir role sahiptir.

Savaşın ortasında kalan "kadın"

Savaş döneminde erkeklerin savaşa gitmesiyle kadınlar için hayat gittikçe zorlaşır. Şehirlerin dışında, tarımsal alanlarda üretimle meşgul oldukları ve zaten kendi akrabalarıyla birlikte oturdukları için, Anadolu´nun kırsal kesimlerinde yaşayan kadınların açlıkla karşı karşıya kalmaları söz konusu değildir. Ama Osmanlı İmparatorluğu´nun büyük şehirlerinde erkekler birbiri ardına cephelere koşmaya başlayınca, pek çok kadın zor durumda kalır. İstanbul´da erkeklerini cepheye uğurlamış olan Müslüman Osmanlı kadınlarının karşı karşıya kalmış oldukları geçim sıkıntısının farkında olan Harbiye Nezareti, birtakım toplumsal önlemler alma ihtiyacı hisseder. Alınan bu önlemlerden biri, Harbiye Nazırı Enver Paşa´nın idaresinde kurulmuş olan Kadınları Çalıştırma Cemiyet-i İslamiyesi´dir. Bu cemiyet Başkumandan Vekili ve Harbiye Nazırı Enver Paşa´nın başkanlığı ve karısı Naciye Sultan´ın himaye si altında 1916 yılının yaz aylarında kurulmuştur. Cemiyetin ilk yönetim kurulunu, Harbiye Nezareti´nin en önemli rütbeli subaylarından yedi kişilik bir erkekler grubu oluşturur ve cemiyet başından sonuna kadar erkekler tarafından yönetilir. 2

Savaşlar, yolunda giden olağan sürecin bozulmasıdır.

Normal yaşamın ortadan kalkması durumunda bireylere olduğundan fazla, hatta beklenmedik görevlerin düşmesi kaçınılmaz olur. Bu yüzden kadınlar da kendilerini daha önce pratikleri bulunmayan alanların içinde bulmuşlardır. Osmanlı kültürel/dini altyapısının sağladığı iç dinamiklerle hareket eden Müslüman kadınlar, aktif olarak çalışabilecekleri cemiyetlerde yer almış, savaş ortamının zorlu koşullarını göğüslemede büyük çaba sarf etmişlerdir. Kadınların yararlıklar gösterebilecekleri alanlarda istihdam edilmesi kendilerinin gönüllü katılımlarının yanı sıra devlet eliyle de olmuştur. 1. Dünya Savaşı başladığında bazı nezaretlerde kadın memur istihdamına başlandığı, Balkan Savaşı´nda ise kadın amele taburları teşkil edilerek kadınların kol işçiliğine çekildiği görülür)
Cepheye mermi taşıyan, askerin zaruri ihtiyaçlarını karşılamak için dikim evlerinde, kumaş fabrikalarında çalışan kadınlar, Osmanlı´nın son zamanlarında kurulan Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemiyeti´nde de büyük ölçüde yer almışlardır. Döneminin en önemli yardım derneği olan Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemiyeti bünyesinde 20 Mart 1912 tarihinde "Osmanlı Hilal-i Ahmer Hanımlar Merkezi" kurulmuştur. Bu teşkilatla kadınlar etkili bir şekilde Hilal-i Ahmer faaliyetlerine katılırlar. Hilal-i Ahmer Derneği yönetmeliğinin kırk üçüncü maddesine uygun olarak kurulan "Hiliil-i Ahmer Hanımlar Genel Merkez Heyeti" kuruluşundan itibaren cephede savaşan askerlere, yaralı ve hastalara, kimsesizlere, bakıma muhtaç olanlara, şehit ve asker ailelerine, göçmenlere, esirlere yardım etmiştir.

Hastaneler açarak hasta ve yaralıları tedavi etmiş, hastabakıcı ve sağlık personeli yetiştirmiştir. Faaliyetlerini, bağış kampanyalarının yanı sıra, aşhane, çayhane, hastane, dispanser, sanat evi, atölyeler, nekahethane, gibi kuruluşlar aracılığıyla da gerçekleştirmiştir. Ordunun ihtiyaç duyduğu sağlık malzemelerini üretecek atölyeler kurmuş, sargı bezi, zehirli gazlardan korunmaya yarayan ağızlık ve burunluk vs. birçok alanda malzeme üretmiştir. Yardım toplama baloları, çeşitli sergiler ve konferanslar aracılığıyla toplumsal dayanışma ve yardımlaşmada
etkili olmuş, düzenlediği toplantı ve konferanslarla toplumu eğiten bir kuruluş olma özelliğini de taşımıştır.4

Hilal-i Ahmer Hanımlar Merkezi´nin, 27 Eylül 1914 tarihinde kışlık hediye (giyecek, yiyecek)
hazırlanması için üyelerine yaptığı çağrı,lAralık 1914 tarihinde Osmanlı kadınlarını askere yün eldiven örmeye daveti, 25 Ocak 1915 tarihinde Hilal-i Ahmer menfaatine ilk defa müsamere düzenlemesi" ve benzeri kararları, merkezin faaliyetlerinin örneklerinden olduğu gibi, kadınların savaş döneminde etkisiz olmadıklarını da gözler önüne serer. Ayrıca, ev ev, mahalle mahalle dolaşarak para, yiyecek, giyecek ve çeşitli eşya ve malzeme toplayan Hilal-i Ahmer kadınları "çiçek günü" toplantılarıyla, "yardım toplama" günleri düzenleyerek faaliyetlerine halkın katılımını arttırmaya çalışmıştır. Hatta Hilal-i Ahmer Hanımlar Merkezi Başkanlığı, zaman zaman gazetelerde bütün kadınları muhatap alan ve onları vatan vazifesine çağıran ilanlar da yayınlamıştır.

27 Şubat 1915 tarihinde Tanin gazetesinde yer alan aşağıdaki ilan bunlardan biridir:5

"Osmanlı Hanımlarına"
Hilal-i Ahmer Dersaadet Hanımlar Merkezi´nden:
Memleketimiz hal-i harbde, her birimizin kardeşi, zevci, evladı ve yahut pederi silahlanmış, serhadlere koşmuş vatanı müdafaa için canını fedaya hazır bulunuyor. Anadolu köylerinde kimsesiz kalan kadınlar çocuklarını arkalarına yüklenmiş, kar yağmur altında tarla sürüyor, ekin ekiyor, milletin idame-i hayatını te´min için elzem olan nevaleyi yetiştirmeye çalışıyor. Böyle günlerde ağlamakla vakit geçirmek, kuru bir can kaydına düşerek yeis ve kedere kapılmak, vazijelerimizi unutmak caiz değildir.

"Ellerinizi kollarınızı mu´teıt6 kılmayınız" emri celilini savn u hürmetle hatırlamak, kalbimizde vatan aşkı, yurt sevgisiyle vüsatli ve kudretimiz nispetinde bir hizmete şitaban olmak, hemcinsimizin imdadına koşmak lazımdır. vatan yalnız silahla müdafaa olunmaz müdafaanın bir de manevi olan kısmı vardır. Harbe giden erkeklerin istirahat-i vicdaniyesini temin için arkada bıraktıkları evlad ü ıyale hüsn-ü muamele ve ibraz-ı muavenet etmek, sonra da sahne-i harbde mecruh düşen gazileri tedavi ve teselli eylemek kadınlara terettüb eden vazaiji vataniyenin en birincisidir.

İnsanın seviye-i irfanı, mevki-i ictimaiyesi ne derece yüksek ise, vatana millete karşı olan vazaiji de o nisbette artacak demektir. Bugün şehirlerde meskun olan hanımlardan beklenen himmet ve gayret Anadolu köylerinde nafaka-yı yevmiyesini bile tedarikten aciz kalan b i-çaregan-ı nisvanın ibraz edeceği hizmetle hem ayar olamaz. Hilal-i Ahmer bütün İstanbul hanımlarını iş başına davet ediyor.
Askere çamaşır yetiştirmek lazım; dikiş dikmek ve yahut diktirmek arzu edenler her gün sabahtan akşama kadar Hilal-i Ahmer Hanımlar Merkezi´ne müracaat edebilir. Çamaşır için lazım gelen Amerikan bezleri merkezde hazırdır. Bunları gayet cüzi bir ücret karşılığında dikmeğe hazır olan binlerce jukara-yı nisvan da ashab-ı hamiyetin lutf u himmetini bekliyor.

Kadınların Birinci Dünya Savaşı´nda çokça yer aldıkları alanlardan biri şüphesiz ki yaralı gazilerin bakımıdır. 1913-1914 yıllarında Üniversite konferans salonunda tertiplenen hemşireliklhasta bakıcılık kurslarına çok sayıda kadın katılmış, bu kursları bitiren Kerime Salahor, Safıye Hüseyin Elbi ve Münire İsmail; Çanakkale ve Balkan savaşında gönüllü hasta bakımı yapmışlar ve büyük fedakarlıklar göstermişlerdir. Ayrıca 1915 yılında Gelibolu yarımadasındaki savaşlarda yaralanan binlerce asker hastanelerin yetersiz kalması üzerine İstanbul´daki hastanelere götürülüyor, hastanelerdeki hastabakıcı ve hemşire sayısındaki eksiklik, yaralıların bakımını yetersiz kılıyordu.

Bakıcı bulmakta zorlanan yönetim, İstanbul´daki tüm Türk ailelerine çağrı yaparak hemşire ve hastabakKı aramaya başlamış, çağrının kısa sürede tüm İstanbul´da duyulmasının ardından binlerce gönüllü kadın, evlerinden getirdikleri yardım malzemeleriyle hastanelerde görevalmıştır.

Savaşın sonunda yöneticiler görevalan tüm kadınlara vefa borcunu ödemek ister. Ancak yapılan para teklifıni gönüllüler, "Biz vatanımız için canımızı feda etmeye hazırlanmıştık" diyerek kabul etmezler. Bunun üzerine yetkililer ordu depolarında kullanılmayan İngiliz tüfeklerinin namlularını keserek üzerinde "1332 (1916) Cihadiye" yazılı yüzükler imal eder. Bu yüzükler gönüllü kadınlara hediye olarak verilir."7

Asker Kadınlar

Birinci Dünya Savaşları´nda kadınların, lojistik destek sağlamanın, yaralıların tedavisinde görevalmanın yanında bizzat cephede silah başında bulunduğuna dair de kaynaklarda bilgiler yer almaktadır. Cephede silahıyla saatlerce ateş eden, vurulup şehit olan kadınların varlığına ilişkin özellikle yabancı kaynaklarda anlatılanlar oldukça dikkat çekicidir:

Örneğin Avustralyalı piyade er ]´C.Davies, annesine yazdığı mektupta kendilerine karşı çarpışan bir Türk kadın savaşçısıyla ilgili olarak şunları anlatır:8

"Benim de vurulduğum 18 Mayıs 1915 günü, keskin nişancı bir Türk kızı pusu da çarpışıyordu. Gizlendiği yerden gün boyunca ateş etti ve çok sayıda adamımızı vurdu. Ancak, gün batmadan, bir Avustralyalı tarafından vurulmasına gene de üzüldüm. Güzel, yapılı ve tahminen 19-21 yaşlarında genç bir kızdı. Ölü olarak ele geçirdiğimizde, yanında başka bir Türk´ün ölüsünü de bulduk. Genç kızın bedeninde tam 52 kurşun yarası vardı... Bu savaş korkutucu."

25 Nisan 1915 çıkarmasında yaralanan bir denizci asker, kıyıdaki küçük bir evde, çarpışmalar sonucu ele geçirilen keskin nişancı bir kadın savaşçıyla karşılaşır. Olayı şöyle anlatıyor:

" ... O, bir Türk kadın savaşçısıydı ve durmaksızın saklandığı evden ateş ediyor, evi boşaltıp teslim olmayı reddediyordu. Sonunda ele geçtiğinde, yanında yaşlı annesi ve çocuğu da vardı. Yakalanana kadar, bir pencereden ısrarla ve özellikle de subaylarımızı hedef alarak ateş etmişti. Sanıyorum öldürdüğü bazı kurbanlarını süngülemişti de. Üzerinde 16 askerimizin künyesiyle, oldukça yüklü miktarda yabancı para bulduk." (The Egyptian Gazete, 31 Temmuz 1915, s.4)

Mısır´da yayınlanan "The Egyptian Gazete" adlı gazetede yer alan ve bir askerin İskenderiye´den ailesine yazdığı mektupta da kadın savaşçılardan bahsediliyor. Mektubun ilgili bölümü aynen şöyle:
" ... 15 Ağustos 1915 Pazar günü savaşa katıldık ve büyük bir tepeyi ele geçirme görevi aldık. Bu arada çok can kaybı verdik. Şarapnel parçaları, makineli tüfek mermileri yanı sıra, pusuda ateş eden keskin nişancı kadın savaşçıların ateşi altında, adeta cehennemde ilerlemek gibi bir şeydi bizimkisi. Burada, pusuya yatıp çarpışan keskin nişancıların çoğu kadın veya kız. Kendilerini yeşile boyayıp ağaçlar ve bodur bitkilerle uyum sağlamışlar." (The Egyptian Gazete, 2 Ekim 1915, s.4)

Yeni Zelanda´dan gelen Otago Birliği´ne bağlı bir asker, savaştan sonra ülkesine döndüğünde, kendisiyle yapılan ses kayıtlı görüşme sırasında: " ... Bir keskin nişancı Türk savaşçısını yakalamak için operasyon düzenlediklerini ve bu nişancıyı sonunda ele geçirdiklerinde, şaşırarak kadın olduğunu gördüklerini" anlatıyor. (Wellington-Waiouru Müzesi Günlükler ve TV Programları, Otagu Birliği´nden Fred Tustin ile yapılan görüşme kaydı)

Kadınların Birinci Dünya Savaşı´nda cephede silah başında bulunmalarına ilişkin eldeki veriler sadece yabancı kaynaklarda olanlardan ibaret değiL. Türkçe kaynaklarda, özellikle gazete arşivlerinde konuyla ilgili bilgilere rastlayabiliyoruz. Zafer-i Milli gazetesinin 20 Mart 1926 tarihli nüshasında, Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı´na silahıyla bizzat iştirak eden Mücahide Hatice Hanım´la yapılmış bir röportaja yer verilmiştir. Mücahide Hatice Hanım bu gazeteye verdiği beyanatta şöyle der:

"İzmir´in Kemalpaşa (Nif) kazasının Ahmetli köyünden Hacı Halilzadelerdenim. Babam merhum Mehmet Efendidir. Çanakkale Anafartalar´da 56. Fırka´da silahımla muharebelere iştirak ettim. Adım Ahmet idi. Benim kadın olduğumu kimse bilmiyordu. Şarapnel ve kurşunlarla dokuz yerimden yaralandım. Milli muharebelerimize de gönüllü iştirak ettim. Fırka kumandanım İzmir´de kışlada bulunuyordu. Bu harp yapılmadan İzmir´in Yunanlılar tarafından işgalinden iki ay evvel memleketime gelmiştim. İzmir işgal altında iken İzmir´de idim. Mösyöler, Yunanlılar ile birlikte kışlamıza hücum ettiler.

Yaralanan askerlerimizi İzmir Gureba Hastanesi´ne yerleştiriyordum. Beraberimizde hastabakıcı hanımlar da vardı. Silahıyla savaşa iştirak eden kadınlardan biri de Çanakkale Savaşları´nda şehit düşen Zeynep Çavuş´tur. Kosova´nın Dragaş´a bağlı Brod köyünde yaşayan 53 yaşındaki İsmet Dırda, annesinin teyzesinin kızı Zeynep Mido Çavuş´un savaşa bekir olarak katıldığını ve savaşta şehit düştüğünü belirterek, baba ismi Mustafa olan Zeynep Çavuş´un İzmit´te bir heykelinin dikili olduğunu da ifade etmiştir. 9

Bütün bu anlatılanlar Birinci Dünya Savaşı´nda kadının cephedeki varlığını doğrular niteliktedir. Ancak asıl önemli olan bunun anormal bir durum olarak algılanmamasıdır. Osmanlı toplumunda kadınlar savaştan önce de işlevsiz değillerdir. Osmanlı toplumunda kadını iktisadi ve sosyal hayatta aktif olarak görmek mümkündür. Tarımın başlıca geçim kaynağı olmasından dolayı, ekim, dikim, hasat, satış konularında kadınlar da oldukça etkindir. Kırsal kesim kadını bu açıdan anaerkil yapıyı sürdürmekte, şehirlerde yaşayan kadınlar ise el emeklerini değerlendirerek iktisadi hayata katılmakta, dokumacılık, ip eğirme, örgücülük gibi işlerde çalışabilmektedirler.10 17.yy da dahi Anadolu kentlerinde Kadı Mahkemeleri kadınların haklarını ve özellikle de miras haklarını şeriata göre güvence altına alma konusunda etkindir. Bir kadının mahkeme önüne bizzat çıkması bir ar-namus meselesi olarak algılanmadığı gibi, birçok kadın bir erkek temsilcinin aracılığına başvurmadan, kendi işlerini kendileri halledebilmektedir.11

Sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın vakıflar yoluyla sağlandığı Osmanlı´da kadınların da en az erkekler kadar gayretli olduğu görülür. İmkan sahibi kadınlar, vakıflar yolu ile kurdukları cami, mescit, han, hamam, medrese, kütüphane, hastane, köprü ve sebillerin Anadolu´nun hemen hemen her köşesine nakşedilmesinde büyük rol oynamışlardır. Kadın eliyle kurulan vakıflar, yoksul kızlara çeyiz verilmesi ve düğün yapılması, okul çocuklarına gıda, elbise, yakacak yardımı, yoksullara yemek verilmesi, borçluların borçlarının ödenmesi, mahallelerden köylere kadar su ihtiyacının sağlanması gibi amaçlar üstlenmiştir. Böylece sadece aile kadınlarını değil yetim, yoksul ve mahkumları da içine alan kadınlara imkanlar sağlanmaktadır. 12 Muhtelif şekillerde sosyal hayatta yer alan Osmanlı kadınlarının savaş dönemlerinde de vatan müdafaasında bizzat bulunmaları şaşırtıcı olmasa gerektir. Babasını, eşini ya da oğlunu harp meydanına göndermiş kadınlar vatan aşkı ve vazife bilincine fazlasıyla sahiptirler. Şehit annesi Münire Hanım´ın oğlunun şahadet haberini bildiren kartın üzerine Başkumandan Vekili Enver Paşa´ya gönderdiği cevabi mektup bunun en açık delilidir:

(Bismi11ah ... ) (İnna fetehna .. .)
(Nasrun min Allahi ve fethün karib ... ) 13

Muzaffer Ordu-yu Osmani Başkumandan Vekil-i Mişani Enver Paşa Hazretlerine:
Devletlu efendim hazretleri
28 Temmuz sene 1331 tarihinde Çanakkale swne-i harbinde Seddülbahir Karılısırt isimli mevkiide şehadet mertebesine ulaşan (...) Alay´ın Birinci Tabur Dördüncü Bölüğü Kumandanı mahdumum Ali Haydar Efendi İbn-i Rıza Efendi hakkında gönderilen tebşirname-i asafaneleri 14 vas ıl-ı dest-i tazim 15 oldu. Bir şehit validesi olmamdan ve mahdumurnla beraber millet-i necibemizin intikamını alacak olan aile-i hakikisi şanlı ordumuzun tevMi-i muvaffakiyatından dolayı samim vicdanımla me srur ve müftehir olduğumu, arz ve tali´i vatan uğrunda, sm ve ikdamı cihanı hayrette bırakan, asker evlad ve kardaşlarımıza tezyid-i muvaffakiyat duasını yad ile bilcümle maiyet-i celileleri hakkındaki teveccühat-ı samime-i hazret-i kumandanilerine karşı borçlu bulunduğumuz saygı ve hürmetlerimi huzur-u s:imi-i cenub asafanelerine arz eylerim ferman.
Fi 9 Teşrinievvel sene 331
Merhum Ali Haydar Efendi´nin validesi Münire

Birinci Dünya Savaşı´nda kadın varlığını ortaya koyabilmek adına sıralanabilecek veriler bu kadarla sınırlı değildir. Bu konuyla ilgili müstakil bir çalışma olmamakla birlikte, kaynaklarda dağınık olarak yer alan bilgiler ciddi bir birikim oluşturmaktadır. Sonuç olarak; tarihin gizli kalmış sayfalarında, yukarıda anlatılanlar gibi daha birçok yürekli, fedakar kadın portresi açığa çıkarılmayı beklemektedir.

Dipnot:
1. Sevim Can, Osmanlı Toplumunda Kadın, Diyanet Aylık Dergi Şubat 1999, s.8
2.Yavuz Selim Karakışla, Osmanlı Ordusunda Kadın Askerler (Kadın İşçi Taburu) http://www.turkforumuz.biz/osmanILordusundCLkadiIL askerler- 95549t.html
3. İlber Ortaylı, İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, s.251, bkz. 29 numaralı dipnot
4. Tez; Hilal-i Ahmer Hanımlar Merkezi´nin Kuruluşu ve Faaliyetleri (1877-1923), Muzaffer TepekayaLeyla Kaplan •• http://www.sosyalbil.selcuk.edu.tr ••
5.Beyazıt Devlet Kütüphanesi, İstanbul (Tanin
Gazetesi 27 Şubat 1915 tarihli nüshası)
6.İlletli, hasta, sakat, aliL.
7.İsmail Bilgin, Çanakkale Destanı, Timaş Yay., s.73-74 8. Mete Tunçoku, Çanakkale 1915 Buzdağının Altı,
Türk Tarih Kurumu, s.110, 111, 112
9. Yrd. Doç. Dr. Ebubekir Sofuoğlu, Kosova´nın Çanakkale Kahramanları, Yarımada Yay.
10. Sevim Can, Osmanlı Toplumunda Kadın, Diyanet Aylık Dergi Şubat 1999, s.8
II Halil İnalcık, Donald Quartaert, Osmanlı İmparatorluğunun Ekonomik ve Sosyal Tarihi, Eren Yay., Cilt 2, s.721-722
12 Sevim Can, Osmanlı Toplumunda Kadın, Diyanet Aylık Dergi, Şubat 1999, s.8
13. Yardım Allah´tandır, fetih de yakındır (ayet-i kerime) Tebşirname-i asafane: ululara, vezirlere yakışan müjde yazısı.
14.Vasıl-ı de st-i tazim: ulaşan ululayıcı eL.
15.İkdam Gazetesinde Çanakkale Cephesi, Murat Çulcu, Denizler Kitabevi, 2Cilt, s. m






Di?er Yaz?lar? Okumak ?çin T?klay?n?z.

Evliya Çelebi´den Nasihatler
Hz. HÜSEYİN (r.a.)
İblis ve Azabını Beyan
Ramazan Ayı Duası İmam Zeynelabidin (k.s.)
İnsanlık Kurtuluşu Arıyor Seyh Muhammed Muta El-Haznevi (k.s)
Tasavvufun Diğer İslami İlimler Arasındaki Yeri
İbn Teymiyye ( ö. 728/1328 ) ve İbn Haldun´un ( ö. 808/1405 ) Tasavvufa Bakışları
Tasavvuf Kapıları Açmaktır Pr.Dr.Mahmut Erol Kılıç
Şeytanın Kalbe Giriş Yolları İmam Gazali
Tevbe - İmam Gazali
Ramazan-ı Şerifte Okunabilecek Dualar
İbadetleri Şuurlu Bir Şekilde Yapabilmek
Haklar (Hukuk) Risalesi - İmam Zeynelabidin (k.s.)
Tasavvufi Meselelere Fıkhi Bakış Prof. Dr. Orhan ÇEKER
Hz. Peygamber’in En Yakın Akrabalarını İslâm’a Davet Etmesi
Hz.Peygamberin (s.a.v.) Adaleti
Hz.Muhammed (s.a.v.) ve Soyu
Kur´ân-ı Kerim´de Hz. Muhammed (s.a.v.)
Bir Mücâhid, Bir Komutan Olarak Hz. Peygamber (s.a.v.)
Adem Su ile Toprak Arasında İken Ben Peygamberdim
1. Dünya Savaşında Kadınlar
Kuma Yazılan Destan-Hatıralarla Kanal ve Filistin Cephesi
1.Dünya Savaşında Irak Cephesi İrfan DAĞDELEN
Osmanlı - Alman İttifakı Muzaffer ALBAYRAK
Hace Ubeydullah-i Ahrar
Rabıta-Murabata-Ribat-Al-i İmran Suresi 200.Ayetten Yansıyanlar
Râbıta’nın Usûl-i Fıkıh Işığında Tahlîli
Rabıta-i Şerife Hakkında İtirazlar
Asya´nın Kurtuluşu İçin Osmanlı-Japon İttifakı-Esra Çifçi
Osmanlı Açe´nin İstediği Yardımı Neden Ulaştıramadı? (İsmail Çal)
Osmanlı Askeri Kudüs´ten Çıkarken Mescid-i Aksa´yı Düşündü İsmail Çal
Piri Mehmet Paşa - Raif Hatipoğlu
İngilizlerin Sadık Dostu Mustafa Reşid Paşa-Sedat Uyar
Redhouse ve Osmanlı Devleti
Plevne´de Olanlar
Doğu Türkistan Uygur Müslümanları ve Çin Zulmü
Endülüslülerin Sultan Bayezid’e Gönderdikleri Feryadnâme (1486-87)
Ramazan-ı Şerifte Her Gün Okunabilecek Dualar
Osmanlı İmparatorluğunda Çocuk Okulları
Prayers (Salat)
Osmanlı Matbaayı Neden Geç Getirtti ?
Arakan Müslümanları - Said Demir
Brezilya´da Bir Osmanlı Abdurrahman Efendi - Kübra Demiray
Çinli Müslüman Amiral Sadece Amerika’yı mı Keşfetti?
Batılılaşmaya İlk Tepki Osmanlı’nın Batısından
Ekber Şah ve İmam Rabbani
Kızılderililer Biyolojik Silahla Katledilmiş
Sultan Vahdettin Neden Hac Yapamadı ?
Ölüm Üzerine
Modern Dünyada İman-Amel Münasebeti
İstanbul´un Kayıp Camileri
Türkiye´nin Sekülerleşme Sürecinde Selanik Serdar Demirel
II. Abdülhamit´in Filistin Politikası Prof. Tufan Buzpınar
Gazâlî Karşıtlığının Anlamı Nedir? Dücane Cündioğlu
İbadetleri Hangi Ruh haliyle Yapmalı?
Gazze Günlükleri
İslam Medeniyet tarihinde İlim Yolculukları İhsan ŞENOCAK
Ücretle Kur´an Okumanın Dindeki Yeri Muhammed MAŞALI
Coğrafi Keşiflerin İçyüzü
Fikir ve İnanç Özgürlüğü Üzerine
Amerika´yı kim yönetiyor? Paul Craig Roberts
Meal Müslümanlığının Mahiyeti
Kelam İlmi ve İslam Akâidi Şerhul-Akâid İsimli Tercüme Üzerine
Tasavvuf Metinleri Ulu Orta Neşredilmemeli! Dücane Cündioğlu
Oryantalizmin Gayri Meşru Çocuğu : Modernizm
İngilizlerin Balonunu Patlatan Sadrazam Mustafa Armağan
İsrail Küstahlığının Kaynağı - Serdar Demirel
Abdülhamid Han Niye Tahtan İndirildi.?
Modern İnsan,Dine Mecburdur. Dr. Serdar Demirel
Batının İslam'ı Yok Etme Projesi Ahmet AÇIKGÖZ
Kur'an İle Aldatmak
Risaletin Büyük Şahidi Ümmîlik-İhsan ŞENOCAK
Hilal Gözetleme,Hesap ve Rüyet
Kadın,Cami ve Özgürlük Halit İSTANBULLU
Osmanlı İle İran Tek Devlet Olsun
İki Nehrin Hikayesi Recep Sarıhan
Yesi´den Sulucakaracahöyük´e Sadettin Ökten
Maveraünnehir´in Uzak Tarihi Ali Erdem
Maveraünnehir´in Fethi Turgay Enezli
Abdulhamit Döneminin Bilinmeyen Yönleri
Kimyasal Gazların Tarihçesi
Celaleddin Muhammed Ekber Şah ve Yeni Bir Din Denemesi
Mecelle´den Ölçüler Abdullah ÇELİKKANAT
İmâm-ı Rabbânî´nin(k.s.) Hayatı ve Davetçi Kişiliği Ömer Faruk Tokat
Kimyasal Gazların Tarihçesi
İmam-ı Azam´ın Talebesi Yusuf B.Halit Es-Semiti´ye Vasiyeti
Sultan Kılıç Arslan
Macellan ve Filipinler
Martin Luther King ve Ölümü
Enver Paşa´nın Türkistan Macerası
Mehmed Akif, bu milletin manevî mimarıdır! Hekimoğlu İsmail
Bizi Bölen Tefrika-Mehmet Akif Ersoy
Sultan Abdülhamid ve Kolera
´Soykırım´ İddialarının Arkasındaki Gerçek Prof. Dr. İlber ORTAYLI
Burma'da İslam ve Osmanlı'nın İzleri
Karaköy Camii Nereye Kayboldu. Can ALPGÜVENÇ
Burası Bir Mezarlık..... (Ekrem Şama)
Mezar Taşı Metinlerinde Ölüm- Prof. Dr. Nâmık Açıkgöz
İslam Coğrafyası: Açe H. Zehra Öztürk
Süleymaniye'nin İhtişamlı Kubbesi- Can Alpgüvenç
Osmanlı´nın Yarıda Kalmış Olan Hülyası: Hicaz Demiryolu
Ebussuud Tefsiri Üzerine Ergun Göze ile Sohbet Zeynep ULUANT
İstanbul´un Fethinde İman(Ahlak), İlim(Bilgi) ve Tekniğin(Aksiyon) Zaferi
Ali Ulvi Kurucu´nun Dilinden Mustafa Sabri Efendi
Bonaparte´dan Zağlul´a Mısır´da Masonluk
Siyah Aydınlık
Modern Tarihin Zulüm Sistemi:Sömürgecilik (İlmi Araştırma)
Endülüs´te Yüzbinlerce Müslüman Katledildi
Çanakkale´den Düşman Kaçıyor Ekrem Şama
Çanakkale´de Ağustos Savaşları Başlıyor Ekrem Şama
Çanakkale Kara Savaşları Başlıyor Ekrem Şama
Çanakkale Savaşlarına Giriş Ekrem Şama
Kültür Sohbetleri Dursun Gürlek
Çanakkale´de Almanların Niyeti Yrd.Doç.Dr. İsmet Görgülü
Abdulhamid Han´ı Anlamak


Alnımızı Koyacak Yer Bulamazdık
İbn Ömer (r.a.) şöyle anlattı:Hz. Peygamber (a.s.), Kur´an okurdu. Bazen içinde secde ayeti bulunan bir sureyi okurdu da hemen secde ederdi. Biz de ona uyarak secde ederdik. O kadar (kalabalık ve sıkışık bir halde secde ederdik) ki, bazılarımız alnını koymak için yer bulamazdı.
Sahih-i Müslim´deki hadis numarası: 900

Dağ Parçalanırdı
Şayet biz bu Kuran´ı bir dağın üzerine indirmiş olsaydık, andolsun onu Allah korkusundan saygı ile baş eğmiş, parça parça olmuş görürdün. İşte Biz, belki düşünürler diye, insanlara böyle örnekler veririz. (59/21)

Bu site Şeyh hazretlerinin sevenlerince hazırlanmış olup, Haznevi cemaatının ve yüce üstadının resmi sitesi değildir.